31 Aralık 2013 Salı

Video: Dev Hizmet


Teşekkür seslerini duyar gibiyim :)

29 Aralık 2013 Pazar

Sezon Başlıyor!

Erkeklerde sezonun başlama alameti olan Mubadala turnuvası yapıldı ve kazanan Djokovic oldu.

Djokovic Tasonga'yı, Ferrer de Nadal'ı yenerek finale çıktı. Üçüncülük maçını Nadal aldı.

Federer daha büyük kafalı raketle ve Brisbane'de başlıyor sezona. Şartlat kupa kazanmaya oldukça uygun, en büyük ikinci seribaşı Nishikori. Ben raket değişikliğine rağmen iyi sonuç alır diyorum. Zemin sevdiği zemin, hazırlanma zamanı da buldu. Yazın bile sevmediği toprak zeminde hazırlanamamasına ve yorgun olmasına rağmen aşırı kötü sonuçlar almamıştı. Federer'in vatandaşı Wawrinka da Hindistan'a gitmiş. En önemli ikinci seribaşı Youzhny. Bu iki turnuva görece rahat turnuvalar, İsviçrelilerin şansı yüksek.

Asıl kıyamet yine Doha'da kopuyor. İlk 10'dan beş isim var burada, ilk 4'ten bir tek Djokovic gelmemiş. Ben burayı Murray alır diyorum; Pat Cash Nadal'ın sağlık durumunun çok da iyi olmadığını yazmış zaten. Ama Nadal'ın finale kadar önü de açık gibi. Hem teklerde hem çiftlerde ilk turda Rosol ile eşleşmesi komik bir tesadüf olmuş. Ben Nadal bu yıl Doha'yı atlatacak zannedip sevinmiştim, bence sezona turnuva oynayarak başlaması büyük hata. Bir iki gösteri maçından sonra ilk turda ritm yakalamayı denemeli bence. Ama sanırım Avustralya Açık'tan çok da beklentisi yok.

Bayanlarda Brisbane ve Shenzhen turnuvaları var. Birsbane'de 1-2 gün önce gösteri maçı yapan Serena ve Azarenka var. Kadınlarda Doha'nın muadili görevi gören bu turnuvaya iyileşmiş olan Sharapova da katılmış. İlk 10'dan beş isim var yine, Wozniacki omuz sakatlığı nedeni ile çekilmese altı olacaktı bu rakam. Shenzhen kurasında dikkatimi çeken tek şey Li-Zvonareva ilk tur eşleşmesi. Yapılır mı bu sakatlıktan dönen insana? Burada diğer ilk ondan olan isim Errani, sonra hop diye 35. sıradaki Zakopalova'ya atlıyor seribaşı listesi. Bir Brisbane değil yani...

28 Aralık 2013 Cumartesi

Foto: Short Shorts Are Short


Daha ne kadar kısaltacaklar merakla bekliyoruz. Kariyerinin başlarında kapri 
giyen adam jübilesini tanga ile yapacak bu gidişle..

Raketini Kapan Gelsin

Çalıştırıcı hareketliliklerini aktarırken pas geçtiğim bir detay vardı; Federer'in Edberg ile antrenman yapması. Geçici gözüktüğünden üzerinde durmamıştım ama önce Edberg'in "Federer ile çalışmak bir onur, çok isterim koçu olmak" yorumu geldi, sonrasında ise Federer ve Edberg'in 10 aylık işbirliği haberi.

Eski şampiyonlarla çalışmak her en kadar bir dönem modası da olsa ben bu modanın altında eski rekabetlerin canlanıyor olmasının da yattığını düşünüyorum. Raketini astığı yerden alan eski rakiplerinin karşısına çıkıyor. Ortada bir "Benim çocuğum senin çocuğunu döver" durumu mutlaka var bence. Kare as sayılan dörtlüden üçü şu an eski şampiyonlarla çalışıyor. İstisna tabi ki bebekliğinden beri çalıştırıcısını değiştirmeyen Nadal.

Ben bu durumun az da olsa olumsuz bir yanı olduğunu düşünüyorum. Çocuğunu yarıştıran ebeveyn kafasıyla baskı yaratırlarsa ve kendi egolarını öne geçirirlerse çalıştırıcı olarak da başarılı olamazlar bence.


24 Aralık 2013 Salı

23 Aralık 2013 Pazartesi

Tenis Para Kazandırmayan Bir Spordur...

...ve bu nedenle düşük seviyedeki oyuncularda doping ve şike olayları sıkça görülür.

Bunun son örneği İspanyol oyuncu Olaso oldu. Şikeden 5 yıl ceza almış, son 18 ayı uslu bir çocuk olursa affedilebilirmiş. Raketini assa da olur bence.

Stakovsky'nin bir röportajını çevirip yayınlamıştık burada. Orada kendisi uzun uzadıya anlatıyordu; ilk 100 dışındaki oyuncuların tenisten para kazanma şansı yok.

Türk oyunculara bakıp değerlendirme yapmamak lazım, bizim oyuncularımız yabancı oyuncuları kıskandırır şekilde devletten destek alıyorlar. Yol-konaklama bedelleri karşılanıyor, çalıştırıcı maaşları ödeniyor. Normalde tenisçiler çalıştırıcı maaşlarına kadar kendileri ödüyorlar ve elemelerde veya ilk turlarda elendiklerinde yol ve konaklama bedellerini bile karşılayamıyorlar aldıkları paralar ile. Bu durumda da şaşırtıcı olmayan bir şekilde alt sıralardaki tenisçilerin gelirlerini artırmak için "alternatif" yollara başvurduklarını görüyoruz.

Suçu önlemenin en kolay yolu suç işleme isteğini ortadan kaldırmaktır. Bu tenisçilerin pek çoğu geçimlerini sağlayabilecek kadar para kazanıyor olsalar bu tarz yollara başvurmazlar diye düşünüyorum. Para getirmeyen pek çok spor dalı var (bilardonun çeşitli dalları gibi) ancak tenisteki kadar adaletsiz bir para dağılımı başka sporlarda var mıdır bilemiyorum. Turnuva şampiyonuna verilen ödülün beşte biri elemlerden itibaren diğer katılımcılara dağıtılsa sporcular en azından para kazanmış olarak turnuvadan ayrılabilirler sanırım. Ki para kazanmaya da hakları var; elemelere gelen sporcular da turnuvanın izlenirliğine katkıda bulunuyorlar. Bu sporculara adete lütufta bulunulmuş gibi davranılıp hak ettikleri kazancın sağlanmaması bana anlaşılır gelmiyor.

Tensi para kazandırmayan bir spor, tenisçilik de para kazandırmayan bir meslek. Başka hangi meslekte olursanız olun, o meslekte dünyanın en iyi ilk 100'üne girdiğinizde para kazanmayı bırakın, zengin de olursunuz. Ama tenisten para kazanabilmek için dünyanın en iyi ilk 100'ünde olmak bile yetmiyor.

Wozniacki Tekrar Babolat'ta

Wozniacki bundan iki sene önce Babolat'ı bırakıp Yonex'e geçmişti. Kendisini de en son 2 yıl önce bir numarada görmüştük.

"Çalışıyorsa dokunma" demişler. Gerçi çalışıp çalışmadığı da tartışma konusuydu. Özellikle slam düzeyinde yetersiz kalması çokça eleştiriliyordu. ama bana kalırsa Wozniacki potansiyelini en iyi şekilde ortaya koyuyordu o dönemde. Belki tek yapabileceği değişiklik tur turnuvalarından enerji tasarrufu yaparak slamlere daha konsantre bir şekilde gitmesi yönünde olabilirdi ama ancak fiziği ve tarzına bakarak bir iki gömlek üst bir oyun beklemek de haksızlık olurdu bence.

Wozniacki Yonex'e geçtikten sonra net bir düşüş yaşadı. Kendisi de "daha fazla güç" istediğini ve bu nedenle Babolat'a geçtiğini söylemiş. Başka markaların söz konusu olmaması neyi istediğini bildiğini düşündürüyor; veya ikinci bir riski göze almıyor.

Bu arada bu yıl birazcık sansasyonel hareketlerde bulunan babası 2014'te de kendisini yakından takip edecekmiş. Patlamış mısırımı da aldım bekliyorum...

22 Aralık 2013 Pazar

Bir Kısım Çalıştırıcı Hareketleri

Erkeklerde de sezon sonu turnuvasının tamamlanması, Davis Cup'ı bir kez daha Çeklerin (ıyyyhhh) almasıyla tenis dünyası derin bir sessizliğe gömüldü (başka bir deyişle doktora çalışmalarım yoğunlaştı)...

Sezon sonu tatilinde tenisçilerin abuk subuk mayolu ve portre fotoğraflarının yayınlanması, Rafael Nadal "Eeeeh, başlarım sert zemin merakınıza, ben toprağa gidiyorum" demese yıldız tenisçileri göremeyecek Güney Amerika ülkelerinde düzenlenen gösteri maçları haricinde fazla hareketlilik olmuyor. Hep diyorum para biriktirelim burada da gösteri maçı yapsınlar diye ama dinleyen yok... İlla uyuşturucu işine mi girmemiz lazım??

Neyse efendim gösteri turnuvaları ve tatiller haricinde insanı en bir heyecanlandıran sezon sonu aktivitesi çalıştırıcı hareketlilikleri oluyor. Aslında her nevi transfer dönüyor bu bir aylık süreçte, çiftler oyuncuları yeni takımlar kuruyor, bazı oyuncular ülke bile değiştiriyor...

En çok dikkat çeken değişiklik Boris Becker'in Vajda'yı kenara iterek Djokovic'in çalıştırıcısı olması. Becker demiş ki, "Djokovic kendini Nadal ve Murray'in gerisinde hissediyordu.." Banttan yayınlanan maçı canlı zannedip maça 1 gün sonra tweet ile yorum yapan adamla kendini nasıl "ileride" hissedecek gerçekten merak ediyorum. Becker ile Djokovic'in tarzları da kesinlikle benzeşmiyor; biri file önü kuşu öteki geri çizgide esnedikçe esniyor. Hadi desek ki Becker Djokovic'e file önü oyunu konusunda yardım edecek; onun yaptığı şey yardım olmaz iteleme olur bence. Annacone Federer'i servis voleye zorladı ve bu ancak 2 yıl işe yaradı. Hatta bana sorarsanız hiç yaramadı. Patlamış mısırımı aldım bekliyorum, Avustralya Açık'ta çok şenlikli bir Djokovic görebiliriz.

Bugün duyduğum ve beni derinden sarsan bir ayrılık ise Ferrer-Piles ayrılığı... Her ikisini de ayrı ayrı seviyorum, sanırım taktiksel değil zorunlu bir ayrılık olmuş bu... Piles yakın zamanda babasını kaybetti, aile ile ilgili bir vicdan muhasebesi yapıp çoluk-çocuğa daha fazla zaman ayırmak istemiş olabilir. Bari Ferrer'i iyi birine emanet etse.. Francisco Roig uygundur mesela.

Değişiklik olmasa da bir "mola" Serena'dan geldi. Tatilde Patrick yerine babası ile çalışmış. Sezon başında Patrick yine Serena'nın yanına döner. Ben bu değişikliği Serena'nın çok yoğun bir sezon geçirmiş olmasına ve evinde dinlenmek istemesine bağlıyorum.

Sharapova da Sven Groeneveld ile anlaşmış. Seles'in boombastic yıllarındaki çalıştırıcısı oluyor kendisi. Sharapova da gösteri maçları ile kortlara dönmüş, biraz kaslanmış gördük kendisini. Olumlu bir ivme verir bence bu çalıştırıcı değişikliği ancak kariyerinde bir dönüm noktası olmaz diyorum.

Federer de raket denemelerine geri dönmüş. Önce bu saatten sonra ne değişikliği dedim ama sonra düşününce mantıklı geldi. Daha büyük kafa bir raketin oyununu nasıl etkileyeceğini görmesi için bence gayet uygun bir zaman. Zaten yazın da iyi sonuçlar alamasa da aşırı abuk subuk sonuçlar da almamıştı; takip etmekte fayda var.

2 Aralık 2013 Pazartesi

15 Kasım 2013 Cuma

WTF Şampiyonu Djokovic!

(Edit yazısı yazmam gerekmeyince paslandım tabi...)

Beklenen oldu ve şampiyon Djokovic oldu. Böylelikle US Open sonrası maç da kaybetmemiş oldu.

Djokovic için sezonun geneline baktığımız zaman kritik anlarda eksik kaldığını görüyoruz. Kritik anlar Avustralya Açık geri kalan tüm slamlerdeki elenişleri. Özellikle de Wimbledon finalinde nasıl o kadar silik oynadığını anlayamadım.

Sezon sonunda çok parlak bir görüntü çizse de sezon sonu tablsunda Federer'in 2013'e yayılan gel-gitleri, Nadal'ın klasik sonbahar formsuzluğu ve hiç ortada olmayan bir Andy Murray var. Djokovic'in sezon sonu performansı takdire şayan da olsa dört slamin ikisinde "yok" sayabileceğimiz Nadal'ın hala sezonu önde kapaması oldukça ilginç. Hatta bu satırları yazarken tekrar bir hesap da yaptım ve Djokovic'in nasıl iki numara olduğunu hala tam anlayamıyorum.Tenis çok enteresan, betonlar falan...

Nadal muhtemelen çok da beklentisi olmadan geldiği turnuvadan yanılmıyorsam 1000 puan daha alıp evinin yolunu tuttu. Hep Nadal'ın sezon sonunu kazanmak için en iyi şansı olduğu söyleniyor US Open şampiyonu olduğu yıllarda yapılan turnuvalarda ama bence Nadal emekliliğe yaklaşınca bir yıl yemeyip içmeyip buna konsantre olacak bence. Veya US Open'dan tamamen ümidini kestiği bir yıl. Şu an hala enerjisi varken slamleri ön planda tutuyor gibi bir hali var.

Sonuç olarak aslında her iki tarafın da istediğini aldığı bir turnuva oldu. Djokovic AO'daki en önemli potansiyel rakiplerinin tamamını yendi bu turnuvada. Müthiş bir ivme ve özgüven yakaladı. Nadal neredeyse Roland Garros'a kadar bir numarada kalmayı garantiledi gibi; ki onun için ilk 2'de kalmak bile oldukça yeterli kura avantajı açısından. Sezonun yoğun puan topladığı bölümünde kayıplar yaşasa bile sonbahar performansının yardımı ile Wimbledon'a kadar iki numaradan da aşağı inmez herhalde.

Önümüzdeki sezon başında da Murray devreye girene kadar Nadal-Djokovic çekişmesi olacak gibi. Burada önemli olan hangi Nadal'ı izleyeceğimiz; US Open'dak konsantrasyonuna ulaşabilmesi için önümüzdeki 2 ay yeterli olacak mı, en büyük soru bu...

10 Kasım 2013 Pazar

Final: Nadal-Djokovic...

...ve Verdasco/Marrero ile Bryanlar arasında. Kim derdi ki Verdasco WTF'da final görecek??

Daha Djokovic-Wawrinak maçı oynanmadı ama olur da Wawrinka finale çıkarsa "Yüzyılın Editi" diye ayrı bir başlık açıp seve seve kendimi düzeltirim.

Gruplardan çıkanlar çok şaşırtıcı olmadı. Sadece Djokovic grubunda Delpo-Federer çekişmesi vardı ki Federer tecrübesini koyup aldı. Del Potro'da bri şeyler eksik, 72354563. kez söylüyorum ama USO şampiyonluğunda şans ona çok yardım etti. Djokovic aşırı baskın olmamakla birlikte gerekeni yaparak puan kayıpsız yarı finali gördü. Burada Wawrinka zorlamaz diye düşünüyorum. Öte yandan bu yıl slamlerde hep önde geçtiği 5 setlik maçları verdi Djokovic'e. Sorunu nefesinin yetmemesi mi yoksa güveninin yetmemesi mi göreceğiz. Bence ikincisi.

Rafa da görece kolay grubundan kayıpsız çıktı. En fazla zorlayacak isim kağıt üzerinde Ferrer idi ama çokoprens üst üste 7 hafta tenis oynayamadı ve kırıldı. Berdych bile ondan iyi görüntü çizdi ki Rafa'dan tek set alan o oldu. Ama bunda az da olsa Nadal'ın kendi parmağını kesmiş olmasının payı vardır. Düne kadar sol elindeki bir parmağı sarılıymış, ekmek keserken kesmiş zeki. Bugün de maç sonunda yayın kablolarına dolanmış; biri bu çocuğu kendisinden korusun artık.

Final bence yakın geçer, ibre tabi Djokovic'tan yana ama anahtar etken Nadal'ın motivasyonu olur diyorum.

7 Kasım 2013 Perşembe

3 Kasım 2013 Pazar

WTF? Londra...

Bu hafta son masters turnuvası da oynandı ve kazanan Djokovic oldu.

Böylece Djokovic US Open sonrası girdiği her turnuvayı kazanarak epeyce bir birikim yaptı. Shanghai ve Paris'te yarı finale çıkan Nadal, finale çıkmasına alışanları şaşırtsa da bu benim için pek geçerli değil. Aynen Serena'daki gibi bir bitmişlik vardır diye düşünüyorum. Londra'ya da çok ışık saçarak gitmiyor zaten.

Londra grupları Nadal-Ferrer-Berdych-Warinka ve Djokovic-Del Potro-Federer-Gasquet şeklinde. İkinci gruptaki her isim geri kalan üçlüden en az birine bakıp "Üfff yaa, bu niye benim grubumda?" diyordur. Nadal'ın grubu da adeta ona 1 numarayı altın tepside sunuyor ama Nadal alabilir mi göreceğiz. Nadal'ın kazandığı ve Djokovic'in kaybettiği grup maçları toplamı 2 ettiğinde Nadal vazosunu alıyor.

Ben gruplarda Nadal, Ferrer, Djokovic ve Federer'e şans veriyorum. Federer iyi bir ivme yakaladı, Del Potro'yu yeni yendi, Wawrinka zaten fazla sorun olmaz. Ferrer ve Djokovic taze iki finalist ve Ferrer şapşalın teki olmasa bugün kupayı bile alabilirdi. Nadal ner ne kadar Ferrer maçında kilitlenip kaldıysa da en azından Berdych ve Gasquet maçlarında sürpriz yapmaz diyorum.

WTA'nın kırmızı grubunda faci çöküş yaşadığım için burada da Djokovic grubunun maçları hakkında atıp tutmayacağım. Bekleyelim görelim...

WTA İstanbul Hakkında Görüşler

-Beklediğim gibi sönük bir organizasyon değildi, geçen yıldan çok daha iyiydi, özellikle sponsor katılımı.
-Seyirci katılımı daha azdı, seyirci Serena odaklıydı. Bunu tenise yoğun ilgi duyan daha genç kitlenin parayı denkleştirip tüm günlere bilet alamamasına bağlıyorum.
-Kırmızı grupta dağ fare doğurdu. Hiç zevkli maç yoktu neredeyse, bir tek Kerber-Kivi maçı belki biraz...
-İlk defa İstanbul'da gruplarda çekilen olmadı.
-Errani'yi canlı izleyince Ferrer'i canlı izlemiş kadar oluyorum; servis atarken girdiği şekiller bile aynı.
-Li kaybederken çok ters oluyor.
-Serena ben maçları 1. kategoriden izlediğimde iyi oynayamıyor.
-Serena yarı final ve final maçlarında geçen seneki Li maçındaki gibiydi, özellikle de Jankovic maçında. Ama finalde durumunu kabullenmiş gibiydi, yine bitikti ama kafaca daha rahattı.
-Basın tarafına kimin oturtulacağını iyi seçmeleri gerekirdi. Flaşı sürekli açık tutan densizler vardı. Oraya şu veya bu şekilde seçilerek oturtulan kişilerin en basit kuralları da bilmesi gerekir.
-Seyirci yine muhteşemdi, izleyen pek çok tenisseverin hislerine tercüman olacak tepkiler verdi.
-Geçen yılki "bakan şov" yerine bu yıl yapılan eğlenceli organizasyon çok daha iyiydi. Belki de olimpiyatları bu yüzden alamamışızdır?
-Hak eden kazandı.

21 Ekim 2013 Pazartesi

WTA Sezon Sonu Kuraları

Kırmızı Grup: Williams, Radwanska, Kvitova, Kerber
Beyaz Grup: Azarenka, Li, Errani, Jankovic

Şimdi sırayla bir kırmızı gruptan, bir de beyaz gruptan tenisçi alalım... Aldık mı? Şimdi bunları eşleştirelim... Eşleştirdik mi? Kazananlara bakalım.... Li-Radwanska hariç geri kalanları kırmızıdakiler alır diyebiliriz, ki Li eşleşmesi için de %60 Radwanska alır derim ben.

Böyle de dengesiz bir dağılım olmuş. İyi haber Kerber-Serena-Kvitova eşleşmeleri süper olacak, en az 3 iyi maç çıkar kırmızı gruptan bence. Beyaz grup çok çok sönük kalacak bence. Bu yıl parasızlıktan finaller hariç sadece Cuma'ya bilet alabildim, bu üçlüden ikisini maç yaparken görmezsem ağlarım sanırım. Şansıma da Cuma günü iki beyaz grup maçı olma ihtimali yüksek, çünkü Salı günü programı Azarenka-Errani, Serena-Kerber, Kvitova-Radwanska şeklinde.

Cuma gününe kırmızı gruptan ölü maç yerine "çeyrek final" maçı çıkma şansı yüksek, umarım öyle olur...

20 Ekim 2013 Pazar

Video: Videorenka


RedFoo'nun yeni klibi. Azarenka'yı görme uğruna katlanır mısınız bilmem.

7 Ekim 2013 Pazartesi

Video: FeZerer


Şirin! (Vol-2)

6 Ekim 2013 Pazar

Şampiyon Djoko!

Pekin’de düzenlenen ATP 500 turnuvasının finalinde gülen taraf Rafael Nadal’ı mağlup eden Novak Djokovic oldu. Djokovic, bu galibiyete rağmen dünya 1 numarasını Nadal’a kaybetmekten kurtulamadı.
Maça servisle başlayan Djokovic, 2. oyunda bulduğu ilk fırsatta Nadal’ın servisini kırarak 2-0 öne geçti. Setin geri kalanında her iki taraf da servislerine rahatça tutununca, setin skoru 6-3 ile Djokovic lehine oldu. İkinci sette de tablo değişmedi. Nadal’ın ilk servis oyununda 3 tane oyun puanını karşılayan Sırp raket, yakaladığı ilk servis kırma fırsatını değerlendirerek sette 1-0′lık üstünlüğü yakaladı. 2-0′da, bir kez daha servis kırmak için yakaladığı fırsatlardan yararlanamasa da, Djokovic setin geri kalanında sıkıntı yaşamayarak, bu seti de 6-4 aldı ve maça noktayı koydu.
Maç boyunca kendi servis oyunlarında 6 oyununu tek bir puan dahi vermeden “love game” ile alan Djokovic, maçın toplamında servisinde sadece 6 puan kaybetti. Nadal hiçbir Djokovic servisinde 40′ı göremedi ve baştan sona özellikle kendi servis oyunlarında üstün bir oyun ortaya koyan bugünün 1, yarının dünya 2 numarası Djokovic, haklı bir galibiyete imzasını atarak Pekin’deki üst üste 4. şampiyonluğunu kazandı.
Nadal’ın ise bu sene sert kortlardaki yenilmezlik serisi böyle sona ermiş oldu. Nadal’ın geçtiğimiz seneki Miami turnuvası da dahil olmak üzere 29 maçlık sert kort yenilmezlik serisi bulunuyordu.
Yarın başlayacak Şangay Masters turnuvasında Nadal dünya 1 numarası, Djokovic dünya 2 numarası olarak boy gösterecek olsa da, kuralar dün çekildiği için Djokovic bu turnuvada olduğu gibi 1 numaralı seribaşı olarak boy gösterecek. Djokovic, geçtiğimiz sene Şangay finalinde Murray’i yenerek şampiyonluğa ulaşırken, Nadal ise sakatlığı sebebiyle turnuvaya katılamamıştı.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Rafa 1 Numara

Berdych bugün ilk sette 2-4 gerideyken çekilince Nadal "yine" finale çıkmış ve böylelikle 1 numara olmuş oldu.

Nadal şu dakikadan sonra kontağı kapatsa bile Djokovic'in 1 numarayı alabilmesi için Paris'i kazanması ve tabi ki geçen sene kazandığı herşeyi (ki bu geri kalan herşey oluyor) yine kazanması lazım. Bunun olmadığı durumda Nadal Mart'a kadar bir numara.

"Neden?" derseniz, bunun iki sebebi var. En önemlisi tabi ki Nadal'ın koruyacak puanının olmaması. İyice sermezse AO'dan falan mutlaka biraz puan çıkartıp arayı açacaktır. Ama açmasa bile Djokovic'in mucizeye ihtiyacı var. Zaten biz de o nedenle "En az Mart'a kadar" diyoruz. Bir başka neden de daha ufak bir ayrıntı; Nadal'ın Vina Del Mar puanları şu an sayılmıyor. Sayılmamasının nedeni abartı sayıda küçük turnuvada oynamış olması. Yani Nadal seneye Vina Del Mar'ı atlasa da koşup duruma bakmaya gerek yok. Hem zaten onları oynamasa da gider Miami'yi oynar, oradan biraz puan alır falan filan.

Yani Mart'a kadar bir numarayı biliyor gibiyiz. Uzun süredir ilk defa böyle ön ödemeli kampanyayla bir numara olan birini görüyoruz, değişik oldu.

3 Ekim 2013 Perşembe

Video: Yakın Plan Potro


Şirin!

Video: Roddick'ten Djokovic Üzerine


Ben bunlar arasında taraf olmam. Yesinler birbirlerini.

1 Ekim 2013 Salı

Malisse ve Nalbandian Bırakıyor

Nalbandian omzu ameliyata iyi cevap vermediğinden, Malisse ise muhtemelen yaşı kemale erdiğinden tenisi bırakıyorlar.

Nalbandian özellikle gençliğinde oldukça potansiyelli görünmesine rağmen kağıt üstünde beklendiği kadar başarılı bir isim olamamıştı. En belirgin özellikleri (bana göre) tertemiz çalışan ve müthiş açılar yakaladığı çift el backhandi ve Davis Cup aşkı. Son yıllarda bir sakat, bir sağlıklı şeklinde gidip gelerek oynuyordu zaten. Geçen sezonda da başarılarından ziyade siniri dikkat çekmişti; sağa sola savurduğu raket ve tekmelerle kort kenarındakileri yaralama riskine maruz bırakıp puan cezası aldığı, hatta diskalifiye edildiği olmuştu.

Malisse deyince de aklıma bir video altında gördüğüm "Bir de beyni olsa..." yorumu geliyor. Yine fiziksel olarak potansiyeli var gibi görünen ancak bunu korta yansıtamayan bir isim. Zaten sıralamada da epeyce iner çıkardı kendisi; kah iyi bir seri yakalar, kah yerlerde sürünürdü. 2009'da dopingle ilgili takip kuralına uymadığından 1 yıl ceza alması gündeme gelmiş ve "Bu yaştan sonra bir yıl bırakırsam tekrar dönemem ki?" diye ağlamıştı. Gerek cezanın fazlalığı konusundaki genel kanı, gerek de bazı oyuncuların verdiği desteklerin yardımı ile bu ceza uygulanmayınca dört yıl daha tenis oynayabildi. Kendisinin bir de Dolgo ile birlikte aldığı bir Indian Wells çiftler şampiyonluğu vardır ki, kariyerini bu alanda yönlendirse sanırım daha başarılı olurdu.

Yolları açık olsun.

29 Eylül 2013 Pazar

Malezya'da şampiyon Sousa!

Portekizli Joao Sousa büyük sürprize imza attı ve Kuala Lumpur'da kariyerinin ilk finalinde ilk şampiyonluğuna uzandı. Finalde mağlup ettiği rakibi Benneteau idi. Dün burada Benneteau bir aksilik olmazsa artık kazanır dedik ama daha önce oynadığı 8 finali kaybetmiş birinin aksilik yaşamaması biraz zor bir ihtimalmiş, onu anlamış olduk.

İlk seti rahatça 6-2 aldıktan sonra lanet kırılıyor mu dedik... İkinci sette de 5-4 öndeyken Sousa servisinde maç puanı buldu Fransız. Çok güzel bir vuruşla filenin önüne geldi ama Sousa'nın forehand passing shot'u çivi gibi çizgiye oturunca Benneteau kaderine güldü. Arkadan servise tutunup hemen servis kıran Sousa, Benneteau'nun 10-15 dakikalık o sersemliğini hiç affetmedi, ki son sete de hemen servis kırarak girdi. Daha sonra yaptığı tek şey kendi servisine tutunmak oldu ve 6-4 ile seti alarak maçı bitirdi.

Bu sene zaten Ağustos ayında yükselişe geçti Sousa. Ülkesinde bir challenger aldı, sonra US Open'da 3. tur gördü. Geçen hafta Rusya'da yarı final derken burada da şampiyonluk geldi. İşin ilginç yanı hiç potansiyelli gözükmezken ve 24 yaşına geldikten sonra ATP'ye böylesine sert ve hızlı bir şekilde girmiş olması bence. Bu sonuçla Sousa ilk 60'a girmeyi garantiledi. İlk 50 ihtimali de var.

Benneteau ise ATP tarihinde en çok maç kazanıp da turnuva kazanamayan oyuncu klasmanında 2. sıradaki yerini, zirveye taşımak için kararlı bir adım daha atmış oldu.

28 Eylül 2013 Cumartesi

Siz olsanız.....?

Her sene bu dönemlerde ortaya çıkan muhabbettir... "Asya sezonu çekilmiyor, canım, izlenmiyor.", "Saat farkı var bir kere.", "Oyuncular da yorgun oluyor pek sallamıyor.", "Bu Paris turnuvasında yine mi Nadal yokmuş, Djokovic 2. turda mı elenmiş, Federer yine kazanacak desene..." gibi klasik klişeleri dinler dururuz...

Genel olarak sorun aslında bana kalırsa ne saat sorunudur ne de yorgunluktur... Avustralya Açık'ın saatleri daha ters? Senenin eeeen sonunda olan Davis Kupası'nda oyuncular kendilerini yırtıyorlar? Yani bunlardan çok US Open sonrası top oyuncuların bence motivasyonunu kaybetmesidir esas olan... Ama yine de bu konuda çeşitli önlemler alınıp, çeşitl düzenlemeler de yapılabilir. Takvim zaten her sene bu aralar tartışma konusu olur. 2 sene önceye kadar Aralık'ta biten sezon mesela, Kasım'a çekildi artık.

Şimdi başlıktaki soruya gelelim... Siz olsanız nasıl bir takvim yapardınız? Sezonun kilit noktaları olan grand slam ve masters'ları nasıl düzenlerdiniz? Eylül'den sonra ortaya çıkan "sezon sonu sendromunu" engellemenin bir yolu var mıdır az da olsa? Fikirlerini bekliyoruz yorum bölümüne efendim. :)

Bangkok ve Kuala Lumpur'da Final Zamanı

Bangkok ve Kuala Lumpur'da bu hafta 2 tane ATP 250 turnuvası oynanıyor. Asya sezonunun açılışını yapmış olduk bu turnuvalarla.

Bangkok'da aslında Andy Murray oynayacaktı ama ameliyattan sonra çekildi. Hatta sezon sonu finallerinden de çekilmesi söz konusu. Bu zaten bir süredir dillendirilen bir ihtimal... Onun yerine Berdych, Tayland'da turnuvanın başını çeken isim oldu.

Yarı final karşılaşmalarında top 4 seribaşı karşılaştı. Sürprizsiz bir turnuvaydı Malezya'nın aksine. Yarı finaller ise epey çekişmeli geçti. Berdych, geçen hafta Metz'i Tsonga'yı yenerek kazanan Simon'a karşı ilk seti tiebreak'te kaybettikten sonra, kendini toparladı ve maçı son sette 7-5 ile aldı. Diğer yarı final maçında Raonic de aynı şekilde Gasquet'e karşı ilk seti verdikten sonra geri döndü. Raonic maçında ilginç olan olay Gasquet'nin ikinci ve üçüncü set toplamında 10'dan fazla servisinde puan kaybetmemesine rağmen, sette kalma servislerinde aniden 0-40'a düşmesi oldu. İki sette de 2 kere arka arkaya lovegame yaptığı servis oyunlarının ardından servisini patır patır kırdırdı. Tecrübesiz de değil ki, neyin heyecanıysa artık... Final yarın Berdych ile Raonic arasında olacak. Berdych bir aksilik olmazsa kazanacaktır.

Malezya'da ise daha zayıf bir turnuva ve sürprizler vardı bolca. Bu yazın sürpriz Portekizli Joao Sousa, bayrağı Federico Gil ve Rui Machado'dan almış gibi görünüyor. Amerika Açık'ta elemelerden gelip 3. tura kadar yükseldikten sonra geçen hafta da St. Petersburg'da yarı final oynamıştı. Bu hafta da turnuvanın belki de tek dikkat çeken ismi David Ferrer'i, ki kendisi şu aralar çok formsuz, çeyrek finalde 6-2/7-6 ile geçti. Bugün de yarı finalde Jürgen Melzer'i 3 sette geçerek kariyerinin ilk ATP finaline ulaştı. Rakibi, daha önce oynadığı 7 finalin hepsini kaybeden Julien Benneteau olacak. Benneteau da Wawrinka gibi kaliteli bir ismi set vermeden eledi yarı finalde. Final için tecrübeli ve oyun olarak üstün olan Benny bence favori olan taraf. 32 yaşında artık bu fırsatı bir daha kolay kolay da bulamayabilir, o yüzden yarın desteğim de onundur. Ama eğer korta çıkınca aklına kaybettiği o finaller gelirse Sousa tecrübesiz mecrübesiz affetmeyip, o fırsatı değerlendirir ve üzer bizim Fransız'ı.

Djokovic-Wawrinka?

Pekin'in çiftler ana tablosu. Tablonun en alt tarafında sürpriz iki isim bizi bekliyor: Wawrinka ve Djokovic. Bu sene büyük rekabet içine giren bu ikilinin çiftler oynama kararını tam çözemedim. Yakın arkadaş desen değil, aynı ülke vatandaşı desen değil. Geçen sene sponsorluk dalgası sebebiyle Çin'de Federer, Zhang ile oynamıştı çiftlerde birlikte. Öyle bir şey de demek zor bence. İstek kimden kime gitti merak etmiyor değilim vallahi.

Yalnız kurada baya şanssızlarmış ayrıca, o da dikkatten kaçmasın. Bhupathi-Lindstedt 2 numaralı seribaşı ve Djokovic ile Wawrinka (özellikle Djokovic) iyi bir çiftler oyuncusu olmadığı için bu turu geçmeleri pek kolay olmayacak. Neyse belki smaç vurmayı öğrenir Djoker. (fanları kızmasın ama bu espriyi yapmak için daha uygun bir haber olamazdı eheh)

Tokyo: Şampiyon Kivi!

http://www.youtube.com/watch?v=rcszlH56J2A

Maçın geniş özeti burada. Dengesizlik de son nokta olmuş maç. İlk seti rahat alan Kvitova, sonra bagel yapan Kerber, sonra son sette 4-0 öne geçen Kvitova falan derken maçı zar zor bitirebilmiş Kivican.

Bu sonuçla sene sonunda İstanbul'a gelmek için baya önemli bir avantaj yakaladı Kvitova. Zaten 2011 şampiyonu olarak da İstanbul'un son senesinde olmasa bence olmazdı. Ve Stephens falan filan yerine en azından Azarenka, Serena gibi isimlere karşı biraz olsun karşı koyma şansının her zaman daha fazla olduğunu düşünüyorum olağanüstü dengesizliğine rağmen. 2012'nin başında kariyer zirvesi yaptıktan sonra bu yılı böyle geçirmesi üzdü ama bu yıl böyle eriyip gitti. Umarım seneye o 2011 formuna geri döner de seneye çılgın bir yıl izleyebiliriz kadınlarda. Umut fakirin ekmeği...

Marsel, Nadal ile oynayabilir!

Marsel, bugün Pekin elemelerinde Kubot'u 3-6/6-3/7-6(4) ile geçmiş. Maçı takip edemedim ama söylenene göre son set tiebreak'inde mini-break dezavantajıyla 3-4 gerideyken üst üste 4 puan almayı başarmış. Geçen sene de Marsel aynı turda Kubot'u aynı turnuvada yenmeyi başarmıştı. Güzel bir tesadüf oldu.

Yarın Marsel, ana tablo için elemelerin 1 numarası Yen Hsun Lu ile oynayacak. Rakip oldukça zorlu ve formda. Turnuva Asya'da olduğu için bir nevi evinde de sayılabilir Tayvanlı oyuncu ama yine de Marsel'in şansı yok değil.

İşin en alengirli tarafı ise, Marsel'in kazanması halinde Nadal ile karşılaşmak için %25 şansının olması! Ana tabloya 4 tane elemelerden gelen oyuncu kalacak ve ilk turda Nadal, elemelerden gelen biriyle karşılaşıyor. Yarın Marsel kazanırsa, Türk tenisi için tarihi bir maça tanıklık etme şansımız matematiksel olarak %25. Tabii Marsel'in yarınki maçı kazanma ihtimalini de hesaba katarsak o ihtimal %10'lara falan da düşüyor. Ama şimdilik orasını karıştırmayın. :)

22 Eylül 2013 Pazar

Hafta Şampiyonları

Bu haftanın şampiyonları Simon, Zhang, Radwanska vee Gulbis!

Zhang görece zayıf tablolu Guangzhou turnuvasını kazandı. Burada Cirstea bir, Cornet iki nolu seri başı isimlerdi. Haftanın sürprizi elemelerden finale kadar gelen, çiftlerde eski dünya bir numaralarından Vania King oldu.

Seul ise Radwanska ve Kirilenko'lu kadrosuyla daha göz doldurucuydu. Burada dikkat çekenler Us Oepn'da feleğin sillesini ilk turda yeyip burada yarı final gören Schiavone, çeyreğe giden Kimiko ve 92'li İspanyol Arruabarrena oldu. Arruabarrena'nın şu anki sıralaması düşük ama ileride ilk 50'de salınan bir oyuncu olabilir gibi.

Fransa'da US Open'ı pas geçen Tsonga ve Gilles Simon ağır konuklardı. Bu iki isme rağmen sönük ve Fransız ağırlıklı tablodan sürpriz çıkmadı ve ağır konukların finalinden Simon galibiyetle ayrıldı. bir parlayıp çabuk sönen Kamke de burada çeyrek gördü bu arada. Tsonga'yı da çeyrekte epeyce zorlamış.

Haftanın en şenlikli turnuvası St Petersburg'daydı. Gulbis'in viykleyen ayakkabıalrı ve Fognini'nin tripleri haftaya damga vurdu. Fognini'nin maç oyununda maçı bırakması, Gulbis'in Agut maçında ayakkabılarının sesi ile zaman zaman kasten rakibi sinir etmesi falan derken bu rengarenk turnuvanın galibi finalde Garcia-Lopez'i yenen Gulbis oldu. GGL geçen hafta İstanbul'daydı ama istediğini alamadı, Kukushkin şampiyon oldu hatırlarsanız.


14 Eylül 2013 Cumartesi

12 Eylül 2013 Perşembe

US Open: Rafa & Serena Reloaded

En çok kazanmasını istediğim iki kişinin kazandığı bir başka slam oldu...

Serena-Azarenka finali de, Rafa-Novak finali de önce beni mutlu etti, sonra saç baş yoldurdu, sonra tekrar mutlu etti.

Serena aslında zaten çok rahat başlamamıştı. Rüzgar servis oyunlarını epeyce bozdu, break alsa bile hemen geri veriyordu. İlk seti zor da olsa kapattıktan sonra ikinci sette iki kez maç için servis atarken servis kırdırınca bir "Eeh" dedim, sonra seti de verince isyan edip uyumaya gittim. Ama uyuyamadım tabi. İkinci sete hiçbir şey olmamış gibi başladı Serena ve break break üstüne derken 6-1 ile şampiyon oldu. Şampiyon olduktan sonra bile hemen gerginliğini atamadı, maç boyunca rüzgara söylendi zaten. Turnuva performansının altında kaldı finale, Azarenka ise beklenenden iyi oynadı. Güzel maç oldu.

Erkekler finalinin seyri de neredeyse aynı gelişti. Tek fark Rafa'nın rahat başlamasıydı. İlk seti rahat rahat aldı 6-2 ile. Maçta Novak aynen 2010 finalindeki "Ya hep ya hiç" taktiği ile oynadı. Bu taktiğin getirisi götürüsü belli; tuttuğunda kortta efsaneye dönüşüp rakibe nefes aldırmıyorsunuz. Tutmadığında da abuk subuk hatalarla rezil oluyorsunuz. Maçı kazanmak için taktiğin setlerin hangi anlarında tuttuğu çok önemli; bir de rakibin moralinin çöküp çökmeyeceği. Rafa bu tarz rüzgarların dinmesini bekleyecek kadar sabırlı olduğundan maçı koparttı. İkinci sette hem Novak daha az hata yaptı, hem de Nadal biraz düştü. Üçüncü set hemen break ile başlayınca ben yine uyumaya gittim ve yine uyuyamadım. Nadal bu sette yılın muammasına imza atarak seti çevirdikten sonra son set de aynen Serena'nın maçındaki gibi 6-1 bitti.

Erkekler finali ile ilgili bir not: Nadal fiziksel olarak iyi değildi. Hatta resmen acı çekiyordu. Bunu topa vururkenki bağırmalarından anlayabilirsiniz; iyi olduğunda sesi fazla çıkmıyor, kötü olduğunda kolu-bacağı kopuyor gibi bağırıyor. Madrid'de yine Djokovic ile oynadığı yarı finaldeki gibi yani. Djokovic bunu farketse ve sadece biraz dirense maçın gidişi değişebilirdi bence.

8 Eylül 2013 Pazar

"Finallere Bir İki!"

O kadar sürprizdi, şoktu derken yine finallere 1 ve 2 numaralar geldi.

Tahmin yapmadan analiz yapmaya çalışayım.

Serena daha bir maçta beşten fazla oyun kaybetmedi. Yani en çok zorlandığı maçta kaybettiği oyun sayısı, set kaybetmesine yetmiyor. Son yıllarda en az zorlandığı turnuva olabilir bu. Azarenka ise aynı ivmeyle gitmese de görece kolay bir yarı final geçirdi.

Rafael Nadal'ın tarafındaki önemli seri başları kendi kendini imha edince yolu görece kolaylaştı, en azından oluşan intiba bu yönde. Robredo hariç gelen isimler bence potansiyel diğer isimlerden daha kolay değillerdi ama. Kohli zaten set aldı, Gasquet de Ferrer'den daha fazla direnç gösterdi; hatta servis bile kırdı.

Djokovic aynen Azarenka gibi aşırı rahat olamadan ilerledi. Murray'i eleyen Wawrinka ile oynadı yarı finali. Murray de ayrı bir cins demek istiyorum; ama o tarafta ne Djokovic'in ne de Murray'in formu, rakipler arasındaki orantısız seviye farkı nedeniyle anlaşılamıyordu.

Çiftlerde Bryan'ların takvim slami yapamaması heyecanı bitirdi gibi. Finale Stepanek uyuzu ve Paes gıcığından oluşan çiftle, son yıllardaki partner hareketliliğini iyi değerlendirip aradan sıyrılan Peya/Soares çifti oynayacak.

Kadınlarda da Williams çifti elendi malesef. Onları eleyen Hradecka/Hlavackova çifti şampiyon oldu.

Tahminim yok. İyi oynayan kazansın.


4 Eylül 2013 Çarşamba

3 Eylül 2013 Salı

US Open: "Vay Arkadaş..."

Ne tahminde bulunduysam tersi çıktı. Tutan tek tahminim Federer'in çeyrek finale doğru dökülmeye başılıyor oluşu ile ilgililiydi ki kendisi dördüncü turda patladı. Bakalım neleri tutturmadım...

-Yarıya gidebilir dediğim Halep elendi.
-Serena tarafı Radwanska ve Kerber'in patlamasıyla az da olsa açıldı.
-Robredo Federer'i yendi. Ona da aynen Navarro örneğindeki gibi şans vermiyordum, fena yanılttı.
-Nadal'ın kurası açılmış oldu. Ama en azından Kohli beni yanıltmayıp parazitini yaptı.

Şu dakikadan sonra "Bekleyelim görelim" moduna geçiyorum. Anlaşılıyor ki teniste bir geçiş evresindeyiz, jenerasyonlar arası kayma var ve dengeler değişiyor.

Bu arada Ferrer bu yıl slamlerde Federer'den çok daha iyi performans gösterdi. İkisi de Avustralya Açık'ı yarı finalde tamamlarken, RG'da Ferrer final, Federer çeyrek, Wimbledon'da Ferrer çeyrek Federer ikinci tur, burada ise Ferrer en az çeyrek ve Federer dördüncü tur yaptı.

Hayır tamam kare astan Federer'i çıkarıp yerine Ferrer'i koyalım demiyorum ama bu adamcağız niye hala yan kortta oynuyor???

1 Eylül 2013 Pazar

US Open: İkinci Haftaya Doğru

Hemen duruma bir bakalım...

Çokoprensese nazar değdirdim. Baskıyı kaldıramadı ve ikinci turda elendi. Bir daha üzerinde baskı kurmayacağıma dair kendisine söz veriyorum. Aslında bakıyorum da çiftlerde dünya bir numarası, top oyuncu olmaya alışması lazım artık.

Kvitova'da mikroplandığı için elendi ve dördüncu turu göremedi. Roland Garros'tan sonra ivme bulan Halep, Kirilenko'yu dağıtmak suretiyle Venus ve Kuznetsova'yı eleyen Pennetta'nın rakibi oldu. Halep'in RG sonrası 4 mağlubiyeti var ancak hepsi de önemli turnuvalarda. En büyük sıkıntısı da bu. Çeyreğindeki tüm önemli seri başlarının elenmesi yarı final yolunu epeyce açtı.

Azarenka'nın çeyreği zaten zayıftı, iyice boşaldı. Ancak Azarenka'da bir ivme kaybı görünüyor, yine de buradan finale gelemezse yazıklar olsun. Önündeki en tehlikeli isim Halep olarak görünüyor. Serena'da ise bir sarsıntı yok şimdilik ama yoluna önce Stephens, sonra muhtemelen Kerber ve sonra Li-Radwanska galibi çıkacak finalden önce. Hepsi zor rakipler. İlk 3 turun içinde de Schiavone ve Shvedova ile karşılaştı, düşünün kuranın zorluğunu. Bulunduğu dilimdeki seri başları tam gaz gidiyor, hiç önemli fire yok desek abartmış olmayız.

Erkeklerde kare as formalite maçlarına devam ediyor. Zorlanan yok içlerinde. Nadal'ın kurası Isner'in dün elenmesiyle biraz hafifledi; ancak Verdasco yerine gelen Dodig ve Isner yerine gelen Kohlschreiber sürprizli isimler. Dikkat etmezse sorun çıkabilir. Federer de üçüncü turda Mannarino ile oynadıktan sonra 4. turda çabasına saygı ve hayranlık duyduğum ancak hiç şans vermediğim Robredo ile oynayacak. Bu çeyrek Fedal çeyrek finali için geri sayıyor.

Ferrer'in çeyreği ise kolaydı; son durumda olabilecek en zor şekilde devam ediyor. Sırasıyla Tipsarevic ve sonrasında Raonic-Gasquet galibi ile oynayacak. Şu an bana buradaki en tehlikeli isim Raonic gibi görünüyor açıkçası. Ferrer bu sefer yarıya iyice zorlanarak gelebilir, belki gelemeyedebilir.

Murray için de çeyrek finale kadar hava açık görünüyor. Berdych şu ana dek 5 numaranın hakkını veriyor, çeyreğe de gelmesi için önündeki en büyük engel Wawrinka.

Djokovic ise tablonun en kolay çeyreğinde sefa sürüyor. Del Potro da elendi ve bu çeyrekte adam kalmadı. Haas var bir tek ama onu da yarı finalist olarak hayal edemiyorum artık. Murray ve Djokovic'in kurası gerçekten kolay. Şu ana dek rahat ilerliyorlar ama ben yine de bu ikisinin tutukluk yapma olasılığını yüksek görüyorum.

Sanırım turnuvanın en izlemeye değmez yarı finali Murray-Djokovic olacak. Zaten ikisinin sert zemin maçları bayık geçiyor; bir de bunlar yarı finale kadar vites artırmaya da gerek görmeyecekler, artık yarı finalde ikisi de kontra atak oyununa yatar, 150 vuruşluk ralli izleriz. Ya da izlemeyiz, şahsen benim zamanım kıymetli. 5 sete mi gider, 7 saatte mi biter bilemem. Tablonun altından gelecek olan isim iyi ritm tutturur, fazla da yıpranmazsa finalde buradan gelecek olanı silindir gibi ezebilir. Gerçi turnuvanın ne getireceği belli olmaz ama şu anki manzara böyle gibi.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Video: Tarih ve de Tekerrür


2010'da söylenenler


2013'teki benzerleri..


29 Ağustos 2013 Perşembe

Video: Beats by Serena



İstedikleri kadar erkek, kalas vs desinler, şu reklam Serena'dan başka kimseyle olmazdı

Video: Özgür Sincap

28 Ağustos 2013 Çarşamba

US Open: Başladı!

İlk tur maçlarının yarıya yakını oynandı ve çıkan manzaraya bir göz atalım şimdi.

Erkeklerde turnuvaya en ivmeli gelen isim tabi ki Nadal. ancak turnuva öncesi ivmenin tunuva için bir şey ifade etmeyebileceğini önceki yıllardan biliyoruz. Nadal Federer ile aynı çeyrekte. Çeyrekte Federer'in dilimi zayıftı zaten, Nishikori elendi ve Tomic de çok zayıf başladı. En tehlikeli isim Querrrey gibi görünüyor. Evans gibi süper sürprizli bir isim çıkmazsa Federer'in çeyrekte olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü burada Stakovsky gibi günü gelince patlayabilecek bir isim de göremiyorum ben.

Nadal'ın kurası zordu, ama ilk turdan sonra biraz yatıştı gibi. Yavaş başladığı için ilk turlarda tehlikeli olabilecek isimler vardı ama bunların çoğu elendi. İlk turda Harrison fena da oynamamasına rağmen servis kıramadan elendi. İkinci turda ise Pospisil sürprizi yerine 5 setlik maçtan çıkıp gelen Dutra-Silva var. Nadal'ın ilk tur maçındaki oyununu referans alarak rahat geçebileceğini düşünüyorum. Nadal'ın 3. tur rakibi ise Davydenko-Dodig galibi ki her ikisinin de terslik yapma ihtimali var. Ama 5 set üzerinden oynanacağından ibre yine Nadal'dan yana. Olası 4. tur rakibi ise Isner. ISner ikinci turu çok iyi başlayan Monfils ile oynayacak ama geçer diyorum ben. Cincinnati finali bıçak sırtında geçmişti. Nadal'ın 3. ve 4. tur maçları çeyrek maçından zor geçebilir.

Djokovic de iyi başlangıç yaptı. Çeyrek finale kadar formalite maçları yapacak gibi; o kadar boş bir kurası var. Çeyrekte ise muhtemelen Del Potro gelir diyorum, fakat Del Potro'nun kurası çok sıkı. Bu bölüm Haas, Baker, Hewitt, Dolgopolov gibi "Aslında sağlıklı olsa..." denilen isimlerle dolu; bunlara Del Potro da dahil tabi. Djokovic'in işi 4. turdan sonra birden zorlaşacak; yarıdaki rakip adayı da Murray çünkü.

Murray'in diliminde sürpriz aday adayları olsa da buradan çıkacaktır diye tahmin ediyorum. Olası çeyrek final rakibi yine açık bir kurası var gibi görünen Berdych. Murray ve Djokovic'in kaderleri aynı gidiyor, ama US Open ortamında ben avantajı Murray'e veriyorum açıkçası.

"Herkesi saydık ama bir çeyrek eksik" dediğinizi duyar gibiyim. Çokoprensin çeyreği duruyor daha. Kendisi bir görev adamı olarak yarıya kadar gelecek gibi duruyor bu kura ile. Zaten ilk 4'e girmesi onun için ilk 4'te kalması adına müthiş bir gelişme oldu; adam kendinden zayıflara elenmiyor genelde son 1-2 yıldır.

Kadınlarda ise Azarenka-Serena eşleşmesine koşuyor gibi görünüyoruz. Her ikisi de oldukça kararlı başladılar. Yolu daha zor olan ise Serena. Kendi tarafında Stephens, Radwanska ve Li gibi sıkıntı çıkartma potansiyeli olan isimler var. Azarenka'nın önünde ise ciddi bir engel göremiyorum ben. Sharapova'nın çekilmesinden faydalanan o olmuş oldu. Yarıdaki potansiyel rakibi benim "çokoprenses" dediğim ve her anlamda Ferrer'in kadın versiyonu olduğunu düşündüğüm Errani. Hafif kambur duruşundan oyun tarzına, slamlerde kendinden güçsüzleri yenip kendinden güçlü biri ile karşılaştığında pestil olmasına kadar tam bir çokoprenses kendisi.

Kadınalrda ilk tur tamamlandı ve önemli seri başı kaybı olarak Stosur ve Cibulkova var. 18-19 yaşındaki Duval ve Svitolina'ya elenmişler. Rakipler genç olunca sürpriz faktöründe düşüş oluyor biraz ve "Belki geleceğin yıldızıdır" deniliyor. Her ne kadar Oudin örneğindeki gibi her zaman öyle olmasa da.

Bir diğer seri başı kaybı ise 12 numaralı seribaşı Flipkens'in elenmesi oldu; ama onu eleyenin Venus Williams olması ve maçta da iyi performans göstermesi devreye girince hoş sürpriz oldu diyebiliriz.




13 Ağustos 2013 Salı

Video: Fognini Style


Bir tenis kortunda yapılmaması gereken hemen hemen herşey...

Fognini ile ilgili yorumları size bırakırken çok kısaca geçen haftanın Rogers Cup turnuvalarını değerlendirmek istiyorum.

Erkeklerde Federer katılmamıştı. Ferrer ve Murray Kanada geleneğini bozmayıp formsuz göründüler ve ilk maçlarında patladılar. Djokovic iyi, Nadal ise beklediğimden çok çok iyiydi. Nadal aradan sonra geri dönme işini çözmüş; şu noktadan sonra kendini zorlamaz, sakatlandıktan sonra tam iyileşene kadar yatar diyorum ben. En merak edilen maç tabi ki Nadal-Djokovic idi. Yakın geçti ve Nadal aldı. Maçın en kritik yönü bana göre Djokovic'in Nadal'ıns ervislerini karşılayamaması oldu. 2011'de ikili arasındaki en büyük farkı yaratan ve Nadal'ın adeta bug'ı olan şey servisleriydi çünkü. Düşünün ki Nadal kare asın en kötü servisçisi, Djokovic de en iyi returncülerinden biri bilinir.

Kadınlarda ise Azarenka sakatlıktan tam çıkamamış göründü. Aynen erkeklerdeki gibi tablonun bir tarafı vasat kaldı ve oradan Cirstea geldi finale. Serena görece zor bir yol izlese de set vermeden şampiyon oldu. Serena-Nadal ikilisi kazanınca seviniyorum ben. Bu ikisi toprak sezonunda da böyle combo yapmışardı, sonra RG şampiyonu oldular. Hadi inşallah diyorum.

Bu hafta Cincinnati'de Federer-Murray ikilisine dikkat ederim ben. Nadal ve Djokovic'in performansları pek bir şey ifade etmez US Open için. Aynısı kadınlarda Serena için geçerli. Cincinnati şampiyonları genel olarak US Open için ipucu vermiyor zaten bir kaç senedir...

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Video: Kılık - Kıyafet


Kıyafetlerin ne olduğu öenemli değil, giyerlerken görelim de...

Nadal'ın Sakatlığı - Son Durum

Ben zaten bu adamın kollarına bir şey olmamasına şaşardım hep. Diye diye nazar değdirdim; Nadal'ın hem dizinde hem dirseğinde tendinit varmış.

Sorunları Avrupa'daki toprak sezonunda başlamış. Zaten bu yıl oynadığı turnuvalara baktığımızda bana göre en iyi performansını Indian Wells'de gösterdi. 7 aylık aradan sonra akıllı işi bir takvimle dönmedi bence. Bu kumarın sonunda Roland Garros'u kazandı gerçi ama Wimbledon sürecini de feda etti. Belki de "1 slam, hiç slamden iyidir" dedi, kim bilir...

Hal böyle olunca yazı boş geçmesi de daha fala anlam kazanmış oldu. Nadal Montreal'de oynayacak ve duruma göre Cincinnati'de oynayıp oynamamaya karar verecekmiş. Bu tarz bir hazırlık US Open için garanticiliği çağrıştırdığından bu sefer geçen seneki gibi Nadal'sız bir US Open görmeyiz gibi geliyor bana...

Ekleme: Haber Marca'da çıkmış.

28 Temmuz 2013 Pazar

Bir Başka Ceza Vakası: Marin Cilic

Marin Cilic ile ilgili de ceza durumu söz konusu.

Cilic'in glikoz seviyesi düştüğünden eczaneden alınıp verilen bir ilaçta yasaklı madde varmış.Bu nedenle Cilic'in ceza alması söz konusu. Cilic test pozitif çıkınca ilacını da alıp yetkililere gitmiş ve "Böyleyken böyle, ne gerekiyorsa yapalım" demiş.Yetkililerle iş birliği yaptığı ve hemen teslim olduğundan 3 ay ceza alır ve US Open'a katılır deniyor.

Bir atlttaki Troicki haberi ile kıyaslayınca ortaya şöyle bir mantıksızlık çıkıyor; madde çıkan ama bunu söyleyen 3 ay alırken, madde bulunmayan neden 18 ay alsın?

Cilic daha fazla ceza almalı demiyorum; açıkçası ben de hep düşünmüşümdür ya farkında olmadan ilaç yoluyla yasaklı madde alınırsa diye. Cilic'in durumunda, aynen Troicki'deki gibi sağlık sorunu yaşadığı ve erken elendiği bir turnuva söz konusu. Doping alıp da avantaj sağlamaya niyetli gibi bir hali yok. Kasten bunu yapması veya devamlı yapması da söz konusu değil, 3 ay o nedenle uygun gibi geldi bana. Ama Troicki için verilen 18 ay saçma. Birinde oyuncunun bilinçli olarak kaçması gibi bir durum olsa da sonuçta yasaklı madde bulunamamış çünkü...

26 Temmuz 2013 Cuma

Troicki'ye 18 Ay Ceza

Troicki Monte Carlo'da kan vermediği için 18 ay ceza aldı. Cezaya itiraz edecekmiş.

Olayı en başından anlatalım. Troicki Mnte Carlo'da ilk tur maçında Nieminen'e 6-1 ve 6-2 ile yeniliyor. Sonra kendisine piyango olarak idrar ve kan testi çıktığını öğreniyor. İdrar örneğini verdikten sonra görevli doktora "Çok hastayım, kan verirken kendimi ekstra güçsüz hissediyorum, kan vermeyi ve beni hasta ediyor, yarın kan versem olmaz mı?" diyor. Yine de ben olayın daha ziyade aşağıdaki gibi geliştiğini varsayıyorum...

(Kaldırdım gitti..)



Troicki'nin iddiasına göre görevli kendisine ITF'ye mektup yazıp durumu açıklarsa sorun olmayacağını söyleyerek kanı ertesi gün almış. Görevli ise Troicki'ye sorun olmayacağına dair bir garanti vermediğini söylüyormuş.

Doping kuralları ile ilgili uygulama hataları kaynaklı olarak daha önce Wickmayer ve Malisse sıkıntı yaşamışlar, ancak onların cezaları iptal edilmişti.

Trociki'nin durumuna gelince; öncelikle ben olay günü kendisinin gerçekten söylediği gibi hasta olduğuna inanıyorum. En azından dopingli diyemeyiz; hem aldığı skor, hem de doping görevlisinin Troicki'nin hasta göründüğünü söylediğini yalanlamaması bunu gösterir nitelikte. Asıl mesele Troicki'nin gerçekten de hasta olduğundan kan testinden kaçmak isteyip istemediği. 

Bana göre doping yok; ancak en kötü ihtimalle Troicki hastalığı için almaması gereken bir ilaç almış ve bu yüzden beklemek istemiş olabilir. Yine de kandaki maddeler ertesi gün tamamen temizlenmiş olur mu, bunu bir doktora sormak lazım.

Eğer olaylar dediği gibi gelişmişse Troicki'ye söyleyecek tek sözüm şudur; başka tarafa bak, birazdan geçecek...

25 Temmuz 2013 Perşembe

What The Federer?

Son haftaların en çok konuşulan konusu Federer oldu. Öncelikle Wimbledon sonrası için toprak kort turnuvalarını eklediği garip bir program yaptı, sonra da raket kafasını 8 inç-kare büyüttü.

Son iki haftadır oynadığı turnuvalardan ise iyi sonuçlar gelmiyor. Geçen hafta ilk 100 dışındaki Delbonis'e (kendisini "takibe alınacaklar" postumuzdan hatırlarsınız) kaybettikten sonra az önce de 55. sıradaki Brands'e kaybetti. Federer Brands'i geçen hafta 3 sette geçebilmişti.

Federer bu iki hafta denediği raketle US Open2a katılmayacağını açıklamış. Rogers Cup ile eski raketine döner diye düşünüyorum; aldığı sonuçlar da alıştığımız seviyelere gelir. Bence yeni raket denemesi olumlu, şu haftaarda aldığı sonuçlar ise çok önemli değil. Önemli olan tek şey, var olduğu ima edilen belindeki sıkıntılar. Sakatlıkla şaka olmaz; sonbahar, özellikle kapalı sert zemin turnuvaları ile Federer'in bolca puan topladığı bir dönem. Sakatlığının üstüne gitmese iyi olur. Yoksa bu turnuvalara katılmasında sorun yok; kocaman ineği de oldu ne güzel hem...

O değil de bir Wimbledon sonrası toprak kort sezonunda Ferrer'in değil Federer'in oynaması size de sanki harf hatası yapılmış izlenimi vermiyor mu? Kıyamet alameti gibi resmen... "5 numara olan gelsin.." mi diyorlar nedir?


11 Temmuz 2013 Perşembe

8 Temmuz 2013 Pazartesi

:)

DAVID FERRER

© Getty Images
Ferrer
  • Pronounced:fuh-RER
  • Age:31 (02.04.1982)
  • Birthplace:Javea, Spain
  • Residence:Valencia, Spain
  • Height:5'9" (175 cm)
  • Weight:160 lbs (73 kg)
  • Plays:Right-handed
  • Turned Pro:2000
  • Coach:Javier Piles
  • Website:http://www.davidferrer.com
3Singles Ranking
Spain

Ayakkabı Meseleleri

Bu yıl Wimbledon ayakkabı yasakları 1-2 kez gündeme geldi.

Öncelikle Federer'in ayakkabısının tabanına laf edildi. Taban tamamen turuncuydu ve renk kullanımı kurallarına uymuyordu. Burada aslında tamamen gelenekselci yaklaşımın çıkardığı bir sorun var denilebilir; bence sadece uyarıp "seneye olmasın" denilip geçiştirilebilecek bir durumdu. Adamı turnuva ortasında taban rengi ile uğraştırmak ne kadar mantıklı bilemedim.

Bir diğer ayakkabı sorunu da yarı finaller öncesi Djokovic ile yaşandı. Djokovic'in ayakkabılarının burun ve yan kısımların kurallara aykırı bazı çıkıntılar vardı. Bu yan yana dizilmiş küçük şirin çıkıntılar, pürüzlü bir yüzey yaratarak Djokovic'in kayma hareketlerinde korta daha iyi tutunmasını sağlıyormuş. Djokovic çeyrek finalde bu ayakkabıları giydikten sonra, yarı finalden önce ayakkabısının yanlarını törpülemesi istenmiş. Finale de farklı ayakkabılarla çıktı sanıyorum.

Şimdi burada açık bir kural ihlali ve haksız avantaj sağlama durumu var. Djokovic'in ayakkabılarını Adidas sağlıyor. Diyelim ki Adidas bu kuralı unuttu ve "Novak'ım, süper ayakkabı yaptık, al bunları giy" dedi. E Adidas'ın aynı şeyi diğer sporcuları, hele ki en büyük yıldızları Andy Murray'e söylemesi gerekmez miydi? Bu ayakkabıda tutunmayı artırıcı önlemler varken, bu durumun kurallara aykırı olduğu da bilinmiyorsa ayakkabının Djokovic'ten önce Murray'e verilmesi gerekirdi. Velakin ne Murray ve ne de Adidas'ın kıyafet sponsorluğu yaptığı diğer isimlerde böyle bir sorun çıkmadı. Tahminim Djokovic'in bir grup ayakkabı içinden uyarılara rağmen bunu seçip "Bir şey olmaz yeaaaa..." demiş olduğu yönünde.

İşte ben bu adamı bu yüzden sevemiyorum...

Wimbledon Şampiyonlar: Bartoli ve Murray

Wimbeldon şampiyonları mantıksızlıklar içindeki mantığı temsil etti bu sene.

Kadınlarda yarı finallerde bir tane bile eski şampiyon yoktu. Kalan son eski şampiyon Kvitova da çekişmeli maç sonunda Flipkens'e elendi çeyrek finalde. Geriye iki eski finalist kaldı; Radwanska ve Bartoli. Bunlardan Radwanska da yarı finalde Lisicki'ye elenince finalde Bartoli-Lisicki eşleşmesi çıktı. Maç gayet ortada gibi duruyordu. Lisicki genç yetenenek kontenjanından alabilir gibi dursa da gereğinden fazla kırılgan yapısı nedeni ile stresi kaldıramayacak gibiydi. Bartoli'nin ie onca insanın önünde abuk subuk antrenmanlar yapa yapa topluluk önünde heyecanlanmama alışkanlığı kazandığı tahmin edilebilirdi. Ayrıca eski bir Wimbledon finalisti olmasına ve bu zeminde görece iyi sonuçlar aldığına bakılarak kazanabileceği söylenebilirdi ancak o da bu yıl üst üste 3'ten fazla maç kazanma mevhumu ile Wimbledon'da tanışmıştı. Neticede Bartoli finalde turnuva boyunca tekrar ettirdiği performansı sürdürüp Lisicki de her zamanki sinir zayıflıklarından örnekler sununca Bartoli oldukça rahat bir şekilde şampiyon oldu.

Bir diğer finalde de son 4 slamin 3'ünde gördüğümüz Murray-Djokovic eşleşmesi oldu, ki o 3 eşlemenin olduğu turnuvada Rafa oynayamadı bile (ühüüüüü :(..). Murray Djokovic karşısında durumu 2-1 e getirerek Wimbledon şampiyonu oldu. Açıkçası bu ikisinin izleyebildiğim slam finalleri içerisinde en eğlenceli geçen sanırım bu maçtı. Hem işim olduğundan hem de açıkçası maçın yine zevksiz geçeceğini düşündüğümden (ki kısmen de olsa haklıyım yine) maçı parça parça izledim. İkisinin de kontraatakta inat ettiği anlar yine sıkıcıydı ama çim zemin neyse ki bu tarz bir oyunun uzun süre devam etmesine müsaade etmiyor. Murray maçı çok rahat kazandı; 3-0. Hatta son iki setin birinde 1-4'ten, ötekinde de 2-4'ten geri geldi, rahatlığı siz düşünün artık. Djokovic belki en güçlü halinde değildi ama en önemli sorunu o eski mental gücünden eser olmamasıydı. Sanırım RG'daki Rafa maçı ondan bir şeyler götürmüş biraz. Mental gücünü en son o maçta gördük; Maç için servis karşılarken servis kırıp, son sette bir break de öne geçti. Ama oradan bile maçı vermesi, mental olarak yıprattığını düşündüğü rakibinin ondan daha güçlü olması sanırım her şeyin onun elinde olmadığını net bir şekilde hissettirmiştir. Bu maçta da aynen öyle oldu; her ne kadar setlerde servis kırıp öne fırlasa da Murray seti aldı.

Murray'in şampiyonluğu bana göre sürpriz veya yılın en önemli olayı falan değil. Geçen yılın finalisti ve olimpik şampiyonu, ayrıca ne Nadal ne de Federer kalmış bir kurada şampiyon olması gayet normal. Djokovic görece kolay kurayı değerlendiremedi denilebilir; ama sonuç olarak Murray'in final yolu Djokovic'ten daha kolaydı. Gidip de Verdasco maçının ilk 2 setini vermesi sadece bu yılın garipliklerinden biri olarak düşünülebilir.

4 Temmuz 2013 Perşembe

2 Temmuz 2013 Salı

... Federer, Tsonga, Sharapova, Azarenka, Serena da Elendi.

Nadal'ın elenmesinin yarattığı şok 2 gün sürdü. Geçen Çarşamba Federer, Sharapova ve Azarenka da aynı gün içinde turnuvaya veda edince turnuva reset atılacak kıvama geldi.

Federer 4 sette Stakovsky'e elendi. Darcis Nadal'ı elediği maçta sakatlanıp bir sonraki maçından çekilmişti, Stakovsky de verdiği röportajlardan yorgun düşüp Melzer'e elendi. Melzer "Ben Federer miyim canım?" şeklinde bir beyanatla kalitesinin altını çizerken, Melzer'in bir Federer olmadığını zaten herkes biliyordu...

Azarenka sakatlanıp çekildi, Shrapova da "Kort bozuk!! (Kol bozuk)" diye diye de Brito'ya elendi. Bence desibeli kaldıramıyor. Zaten Azarenka'ya karşı da zorlanıyor.

Sharapova'nın beyanatları ve aynı gün içinde bol miktarda düşüp sakatlanma vakasının olması çimle ilgili kuşkuları haklı gibi çıkartırken, Wimbledon yönetimi "Farklı bir şey yapılmadı, ilk hafta diye böyle bu" diyordu. Her ne kadar çim bakıcısının yenilenmesi soru işaretleri yarattıysa da, ikinci haftaya doğru işler normale dönüyor, kort kelleştikçe düşme vakaları azalıyordu.

Federer ve Nadal'ın yokluğunda o bölgede bir boşluk oluştu. Mannarino 4. tur gördü. Cilic'in sakatlık nedeniyle çekilmesi ve Monaco'nun çim alerjisi de De Schepper diye bugüne dek adını duymadığım bir Fransız'ın 4. tur görmesine neden oldu. Şu ana dek set vermeyen 4 çeyrek finalist var; Djokovic, Murray, Del Potro... Veeeeeee, tek set vererek gelen bir isim.... Verdasco! "Yok artık daha neler" dediğinizi duyar gibiyim. Verdasco Murray ile oynayacak ve açıkçası şans tanımıyorum ama Verdasco Bennetteau, Malisse, Gulbis gibi isimleri yenmiş, saygı duymak lazım. Diğer çeyrek eşleşmeleri Djokovic - Berdych, Kubot-Janowicz (bilin bakalım hangi çeyrek) ve taze dünya 3 numarası Ferrer ve Del Potro arasında oynanacak. Ferrer Del Potro'nun kriptoniti ama fiziksel olarak çok iyi durumda değil gibi. Del Potro-Djokovic ve Janowicz-Murray yarıları çıkar bence. Ama yarı finalde bir çokoprense de hayır demem.

Kadınlarda ise Serena'nın da sahneden inmesi ile eski şampiyonlardan bir tek Kvitova kaldı. Pironvoka yine kendine düşeni yapıp 4. tura kadar geldi ve Radwanska'ya elendi. Carla Suarez de beni mahçup etmeyip 4. tura kadar geldi. Bir başka beni yanıltmayan isim de Kanepi, kendisi şu an çeyrek finalde. Set vermeyen isimler ise Bartoli ve Flipkens. Özellikle Flipkens biraz sürpriz oldu bu zeminde. Eşleşmeler Kvitova-Flipkens, Bartoli-Stephens, Radwanska-Li ve Lisicki-Kanepi şeklinde. bu maçların hiç biri için "Favori şudur" demek zor bence. Ama Kvitova slamlerdeki görece istikrarını sürdürür ve yarıyı görür bence. Radwanska'da da geçen yılki puanlarını koruma potansiyelini görüyorum.

Hayırlısı neyse o olsun...

24 Haziran 2013 Pazartesi

Rafa Elendi


Haziran sonu gözlük şenliklerine hoş geldiniz..

Maçı bölüm bölüm izledim. Arada totem yaptım falan. Ama nafile. 3 sette elendi Rafa.

Darcis iyi oynadı ama açıkçası bunu söylemek bile adama hakaret gibi. Darcis dünya 113 numarası. Dünyanın en iyi tenis oynayan ilk 120 adamından birinin yapması gerektiği gibi ortamını bulunca gayet iyi oynadı. Bunu ondan beklemezdik demek haksızlık olur.

Rafa ise kötüydü. Zaten çimde sadece 1 hazırlık maçlı yapması bile soru işaretiydi. Fiziksel sorunu yoksa ilk turlarda yavaş başlar sonra açılır demiştim ama bu maçta hareket bile edemedi. Bunun iki sebebi olabilir; ya 2 haftalık aradan sonra yaptığı tek hazırlık maçında sakatlandı, ya da eski sakatlığı alevlendi.

Eğer birincisiyse bu duruma planlama hatası olarak bakabiliriz. Çimde oyuncular toprak korttaki oyunlara nazaran yere daha fazla eğilirler ve bu nedenle geçiş sürecinde hafif sakatlıklar yaşayanlar olur. Nadal Nishikori ile yaptığı maçta böyle bir sorun yaşadıysa bundan etkilenmiş olabilir.

İkincisi söz konusu ise o zaman 2012 sezonunun tekrarını izliyoruz demektir. Şaka gibi ama Nadal sadece 4 ay oynayarak kendini ilk 5'te tutacak kadar puanı topladı. Bundan sonra bizi bir 7 ay daha bekletmez diye ummaktan başka yapacak bir şey yok.

Nadal'da bir sorun olduğunu düşündüren şey sürekli backhand tarafından kaçıp topu forehande alma isteğiydi. Bir kaç post önce bununla ilgili bir video atmıştım. Aşırı hamlıktan olduğunu zannetmiyorum bu isteğinin. Nitekim karşısındaki adam Darcis. Backhannde kötü bile başlasa oynaya oynaya açılabilirdi.

Geçen sene 2. turda elendiğinde "sakat olmasındansa erken elenmesini tercih ederim" demiştim ve nasıl bir şom ağızlıysam artık adam 7 ay tenis oynayamadı. Şimdi kendimi sağlama alıyor ve acil şifalar diliyorum...

23 Haziran 2013 Pazar

Wimbledon Kuraları

Yine sağa sola bakmaktan doğru düzgün izleyemeyeceğimiz bir slamle daha karşı karşıyayız sevgili okurlar. Yıllardır ilk defa bu sene ödev, tez vb sıkıntılarım olmadan slam izleyecektim, onda da ülke karıştı. Hayır yani, izlememi istemiyorlarsa izlemem, ülke niye karışıyor ki?

Djokovic olabilecek en güzel kurayı çekti. Zorlayabilecek isimler, Kavcic, Haas ve Berdych derim. Berdych burada ivmeyi artırır artık RG sürprizinden sonra. Diğer çeyrekte de Ferrer var.

Şimdi burada topa tutulma pahasına Ferrer de güzel kura çekti diyeceğim. 4. tura kadar çok sıkıntı yok, toprakçılar doluşmuş. 4'te Raonic ve Kohli gelecek. Raonic gelir diyorum ve Ferrer onun oyununu çözer. Çeyreğin diğer tarafından Dimitrov veya Del Potro gelir bence. Bu turnuvada sanki Djokovic erken elenecek gibi geliyor bana ama mantıklı bir sebebi yok. Eğer öyle olursa çokoprens finale bile gidebilir.

5 nolu seribaşı Rafael Nadal bombası Federer'in başında patladı. Federer bana göre Nadal için Ferrer'den sonra en kolay kura. Federer'in oyunu tutmuyor bir kere. Murray bile onca sakatlık ve verdiği araya rağmen daha tehlikeli gibi. Federer'in yolu zor; tek slamlik kahraman olma potansiyeli olan Stakhovsky, Janowicz benzeri adamlar onun dilimine doluşmuş. Rosol'u saymıyorum, o sürpriz hakkını geçen sene doldurdu, bu sene yatar artık. "Çalışsa olur" denebilecek Stepanek, Fognini ve Almagro gibi adamlar da var. Aslında çeyreğe kadar çok zor görünmese bile sürpriz olasılığı olan bir dilim. Nadal'ın çeyreğindeki Hewitt-Wawrinka eşleşmesi her iki oyuncunun da pilini ilk turda bitirecek cinsten. Nadal'ı 2. turda Kubot, 4. turda Isner silkeler diyorum.

Murray ise ev sahibi avantajını iyi kullanamamış. Bir tek slamlik sürpriz adayı Becker ile ilk turda eşleşmiş, ikinci tura da bir kaç yıl öncesinin sürpriz çeyrek finalisti, çimci Lu var. 3'e Mahut ya da sürekli tekrar dirilip seri başı olan Robredo, 4'e ise sürpriz bir isim gelir diyorum ben. O dilimden Youzhny ve illa ki sakatlanacak olan Tipsarevic yerine, Haase hatta Pospisil bile çıkabilir. Çeyreğe Tsonga çıkar gibi geliyor ama Gulbis 2. turda pes etmezse belki sıkıntı çıkar. Ama Gulbis çeyreğe çıkacak dirayeti de gösteremez, o nedenle ya Tsonga ya da Gulbis olmayan bir başkası olur bence.

Serena'nın çeyreğine Kerber çıkmış. Serena'nın önünde çeyreğe kadar problem yok, Kerber ise ikinci turda olası bir Kanepi maçında sıkıntı yaşayabilir. Stosur form yakalarsa 4. turda Serena'yı uğraştırabilir ama çok güvenilir bir isim olduğunu söyleyemeyiz.

Aynen RG'deki gibi Serena yarıda Radwanska'yı görecek, tabi Radwanska geçen yılki performansını tekrar ederse. Çimci Pironkova Radwanska'nın sekizde birlik diliminde, burada dikkat etmek lazım. Na Li'nin önünde ciddi bir engel yok ama Hantuchova çok düşük bir ihtimalle sıkıntı yaratabilir.

Sharapova, Errani iele aynı çeyreği paylaşıyor; tahminim bu çeyrekten çıkabileceği yönünde. Errani'nin sekizde birlik diliminde Stephens, Hampton, Petkovic ve Wozniacki sıkışması olmuş, bu bölümden eğlenceli maçlar çıkar.

Azarenka'nın payına Kvitova çıkmış. Kivi'ye kefil olamıyorum artık. İyi oynarsa efsane bir Kivi-Serena finali izleriz ama bilemiyorum.. Azarenka sekizde birlik dilimde Jankovic'i bulmuş. Buradan iyi bir 4. tur maçı çıkabilir. Petra ise Ivanovic ile aynı dilimde. Bu bölümde her şey Petra'ya bağlı. Hazır üzerindeki baskı da iyice kalkmışken bir patlama yapsa bari.