20 Mart 2010 Cumartesi

Sunrise'da Simon Yeniden Doğdu

Bu tarz klişeleşmiş başlıkları hep Türk medyası atacak değil ya, bir kere de biz atalım, dimi? :)

Eylül 2009'da Bangkok'da kazandığı şampiyonluğun ardından düşüşe geçmişti Simon. Ekim ayına kadar ilk 10'daki yerini muhafaza etmesine rağmen, art arda oynadığı turnuvalarda pek tatmin edici sonuçlar alamayınca yılı ilk 10'un dışında kapatmıştı. Bu seneye de sakatlık sorunlarıyla başladı. Hatta, Avustralya Açık'tan sakatlığı sebebiyle son anda çekilip Marsel İlhan'ın da yolunu açan oydu. 2010'a Marsilya'da oynadığı turnuvayla giriş yaptı ama Olivier Rochus'e karşı oynadığı maçta set alamadan kaybetti. Ardından Dubai'de de Baghdatis'e kaybetti ilk turda yine set alamadan. Geçtiğimiz hafta ilk turunu bye geçtiği Indian Wells'te elemelerden gelen Brian Dabul karşısında da set alamadan elendi. Tabii tüm bunlar olurken, sıralamada da 21. basamağa kadar geriledi Fransız. Burada konuyu kesip, başka bir yere atlayalım.

Indian Wells ve Miami Masters turnuvaları mart ayında arka arkaya oynanan 2 turnuva. İkisi de iki hafta sürüyor. Indian Wells'te ikinci haftayı göremeyen tenisçiler içinse, alternatif bir challenger turnuvası yaratılmış durumda: Sunrise Challenger. 125.000 dolar ödüllü bu turnuva, bir challenger turnuvasının sahip olabileceği en yüksek para ödülü miktarına sahip. Puan açısından da 250'lik bir ATP turnuvasına yakın sayılır. Sunrise Challenger, California'ya birkaç saatlik mesafede olan Florida'da oynanıyor. Indian Wells'te ilk turlarda elenen oyuncular da buraya katılıyor haliyle, Miami Masters'a kadar maç pratiğini koruyabilmek adına. Indian Wells'in ilk turlarında, her turnuvada olduğu gibi sürpriz şekilde erken elenen önemli isimler oluyor tabii. Bunlar Sunrise Challenger'a katılıyor ve bu turnuva, bir challenger turnuvasından çok, 250 puanlık bir ATP turnuvasına benziyor. Bu sene Stepanek, Simon, Chardy, Mayer ve Gasquet gibi isimler bu turnuvada mücadele ediyor. Stepanek, ikinci turda genç yetenek Leonardo Mayer'e mağlup oldu; ancak yazının başlığına konu olan Gilles Simon yoluna devam ediyor...

Uzun süreden bu yana oynadığı maçlarda, bırakın galibiyeti, set bile alamayan Simon için, yeniden doğuş turnuvası oldu, bu challenger turnuvası. 2 numaralı seribaşı olduğu turnuvanın ilk turunda Richard Gasquet'i -evet, bir challenger'da Simon-Gasquet maçı oluyor ilk turda, yanlış görmediniz, yanlış duymadınız- geçti 6-4 6-4 ile. İkinci turda da iyi bir sert kort oyuncusu olan Starace'yi 1 set geriden gelip mağlup etmeyi başardı. Çeyrek final maçında Jan Hajek ile karşılaşan Simon, ilk setini 6-3 aldığı maçı, rakibinin çekilmesiyle kazandı. Yarı finalde Giraldo ile oynayacak Simon. Finalde de Leo Mayer-Flo Mayer galibiyle. Turnuvayı kazanması zor gibi görünmüyor. Geçen sene Miami'de 4. tur oynayan Simon'un oradaki puanlarını koruması ve hatta geliştirmesi adına, önemli bir moral ve özgüven depolayabilir bu şampiyonluk ona...

Del Potro Miami'de de Yok

Sağ el bileğindeki tendinit sebebiyle Avustralya Açık'tan bu yana korta çıkamayan Juan Martin Del Potro, Miami'de geri döneceğini deklare etmişti. Lakin, Miami Masters'ın başlamasına sayılı günler kala buradan da çekildiğini açıkladı Del Potro, Arjantin'in Ole gazetesine göre. Henüz hazır değilmiş. Arjantinli en son Avustralya Açık'ta Marin Cilic'e karşı 5 setlik bir maç oynamıştı. Sakatlığı sebebiyle Davis Cup ve Indian Wells'i kaçıran Del Potro, bundan sonra toprak kort sezonu için kendini hazırlayacak. Monte Carlo Masters'a da katılmayacağını önceden açıklamıştı Del Potro. Barcelona'da geri dönebilir.

Turnuvada Nikolay Davydenko, Maria Sharapova ve Dinara Safina da sakatlıkları sebebiyle mücadele edemeyecek diğer ünlü raketler olarak öne çıkıyorlar.

Indian Wells'te Finale Doğru

Epeydir yazmadık turnuva üzerine, takipte olmamıza rağmen. Turnuvada son 2 güne girilmişken bir özetin faydası olacağını düşündük.

Erkeklerde dün oynanan çeyrek final maçlarında Roddick ve Soderling; rakipleri Robredo ve Murray'i set vermeden geçti. Roddick, bir türlü geçen sezon Wimbledon'da yakaladığı havayı bir daha yakalayamadı. Turnuvalarda yine belli noktalara çok rahat geliyor tabii ama top oyunculara karşı büyük sıkıntılar yaşadığı muhakkak. Burada da yarı finale gelene kadar çok zorlu bir rakiple karşılaşmaması onun avantajına oldu. De Bakker, Melzer ve son olarak da Robredo'yu mağlup etti. Yarı finaldeki rakibi olan Soderling çok daha zor bir rakip olacak onun için. İsveçli dün gece oynanan çeyrek final maçında harika oynayarak Murray'i yendi 6-1 7-6(4)'lık setlerle. Maçı baştan sona üstün götürdü ve kontrolü hiç elinden kaybetmedi. Puanları sürekli forehand'iyle domine etti, az basit hata yaptı ve Murray'nin kalkanını çok zorlanmadan kırdı. 5-4'te maç için servis atarken 30-0'ı da yakalamıştı aslında Soderling, ancak arkasından 1 çift hata, 2 de kolay smacı değerlendiremeyince servis kırarak geri döndü İskoç. Tiebreak'te yetemedi ama.

Erkeklerde diğer çeyrek final maçları önceki gün tamamlanmıştı zaten. Diğer yarı final eşleşmesinde Nadal ile Ljubicic karşılaşacak. Nadal, turnuvada şu ana kadar Soderling ile birlikte en etkili görünen isim. Nadal ve Soderling ikilisi arasındaki husumeti - her ne kadar o husumetten pek bir eser kalmamış olsa da, aralarının iyi olduğu pek söylenemez - hatırlayabiliriz bu turnuvada tekrar. Finalde karşı karşıya gelmeleri muhtemel görünüyor. Nadal ayrıca çiftlerde Marc Lopez ile birlikte finale yükseldi. Finalde dünya 1 numarası olan Nestor/Zimonjic çiftiyle oynayacaklar. 2 gün sonra California'dan Miami'ye 2 kupayla da geçebilir Nadal, kupasız da.

Kadınlarda final Wozniacki ile Jankovic arasında oynanacak. Wozniacki, yarı finalde çocukluk arkadaşı Radwanska'yı 2 sette geçti. Danimarkalı bu galibiyetle birlikte şu an 4. basamağında bulunduğu WTA klasmanında önümüzdeki hafta açıklanacak sıralamada 2. sıraya yükselmeyi de garantiledi. Jankovic, uzun zamandan beri ortalarda pek gözükmüyordu. Bu turnuva onu kendine getirebilir belki. Yarı finalde ilk 10'un yeni ismi Sam Stosur'u mağlup etti Jelena. Wozniacki bu turnuvada pek tatmin edici bir tenis oynamasa da final maçında favorim.

Cumartesi programı;

Nadal-Ljubicic (tsi 21.00)
Roddick-Soderling (arkasından)
Kadınlar çiftler finali (00.30'dan önce değil)
Erkekler çiftler finali (03.00'dan önce değil)

17 Mart 2010 Çarşamba

Gündemden #1

Geçtiğimiz hafta sonu Haiti için düzenlenen yardım gecesinden ve yaşananlardan herkesin haberi vardır. Bilmeyenler için özetleyelim. 90'ların en önemli tenis figürlerinden Agassi ve Sampras, bu yardım organizasyonunda karşı takımlarda oynadılar. Maçın bir safhasında, Sampras servis atmadan önce ortada geyik dönerken, Agassi'nin yürüyüş şeklini taklit etti. Agassi, bunun üstüne Sampras'ın cimriliğine gönderme yaparak - tabii kendisine göre, şu ünlü kitabında da yazmış Sampras'ın cimriliği üzerine - ortamı biraz gerdi. Ardından, Sampras, çok hızlı bir şekilde olmasa da servisi kortun ters tarafında duran Agassi'nin üzerine vurdu. Tabii, bir gösteri maçı olduğundan ortamın gerginliği belli bile olsa, gülümsemeler vardı. Kort içinde de geçiştirdiler bu olayı anında. Maçtan sonraki gün Agassi, ESPN'e konuşmuş ve yaptığının yanlış olduğunu, Sampras'tan özür dilediğini de söylemiş. Agassi'nin kötü bir niyetle söylediğini sanmıyorum onu; ortam şen şakrak iken, arada pek düşünmeden söylenmiş bir söz olarak algıladım ben, ki kendisi de işin tadını kaçırdığını, biraz abarttığını belirten cümleler kurmuş. Tatlıya bağlanmış olması güzel.

Nikolay Davydenko, California'daki ilk maçında Gulbis'i yendikten sonra, 3. turda Troicki ile oynayacağı maça çıkmayacağını açıklamıştı, sol el bileğindeki kırık sebebiyle. Sakatlığın, geçtiğimiz ay Rotterdam'da oynanan turnuvada, Soderling ile karşılaştığı yarı final maçında meydana geldiği açıklandı. MR çekilmiş ve Davydenko'nun söylediğine göre, toprak kort sezonunu kaçırması gibi bir ihtimal bile varmış. 1 ay kaçıracağı zaten kesin şu an. Bence, daha fazlası muhtemel gözüküyor.

2009 Amerika Açık'ta şampiyonluk kazandıktan sonra iyi sonuçlar alamayan Kim Clijsters, Indian Wells'te de 3. turda kaybetti (Avustralya Açık'ta kaybettiği Petrova'ya). Clijsters maç sonrasında, oynamayı planladığı turnuva sayısını arttırmayı düşünmediğini söylemiş. Bunu yapması gerekse bile yapamayacağını belirtmiş, ailesi üzerindeki yükümlülükleri sebebiyle. Geri dönüşünün sebebinin de zaten bir şey ispatlamak olmadığını, tenisi sadece kendisi istediği için oynadığını söylemiş. Basın toplantısını bitiriş şekli de ironik. Clijsters, basın toplantılarını genelde uzun tutan biri olarak, bu yaptığı basın toplantısını "Jada'nın saat 7-8 gibi uyuması lazım. Şu an orada saat kaç bilmiyorum. Belki de cevaplarımı kısa tutmalı ve Jada'ya bakmaya gitmeliyim." diye esprili bir yaklaşımla sonlandırmış.

Vaidisova Bırakmış

Tennis.com'dan Matthew Cronin'in haberi. 20 yaşındaki Çek oyuncu Nicole Vaidisova, tenis kariyerine nokta koymuş. Vaidisova, bundan 2-3 yıl önce ilk 10'un içinde yer alan, grand slamlerin tozunu atan bir raketti; ancak sonrasında sakatlıklardan ve formsuzluktan sonra tenisten tamamiyle kopmuştu. Geçtiğimiz sene çok az maç oynamıştı ve sıralamada da pek iç açıcı bir pozisyonda değildi. Bu sene de birkaç maç oynadı, ama artık bırakma kararı almış. Yenilmekten bıktığını söylüyormuş. Ha bir de, Radek Stepanek ile evlenecekmiş. Stepanek, bu seneye en facia giriş yapan oyunculardan biri erkekler turunda, bu kadar yüksek sıralamada olup da... Vaidisova, virüsü bulaştırdı mı acaba Radek'e, ne dersiniz?

14 Mart 2010 Pazar

Szavay, Wozniacki ve Chakvetadze





Indian Wells - Erkeklerde 2. Turdan Sonra

Erkeklerde, kadınlarda olduğu gibi ilk 2 tur maçları tamamlanamadı henüz. Tablonun alt tarafında 2. tur maçları tamamlandı; üst tarafta ise 2. tur maçları bu akşam oynanacak. Tablonun alt tarafında dün oynanan maçların üstünden geçelim önce, sonra üst taraftaki kurayı yorumlarız.

Nikolay Davydenko'nun çeyreğinden başlayalım. Sakat dendi, hazır değil dendi, ilk maçında Gulbis sürprizine kurban gider dendi; ama olmadı. Geçtiğimiz hafta Memphis'te ilk tur şampiyonluğunu kazanan Gulbis karşısında 6-4'lük iki setle galip geldi Davydenko. Maça hızlı başlayan taraf Gulbis'ti aslında; ama ilk 3-4 oyundan sonra Davydenko açıldı, servisleri rayına soktu. Agresif oynayan Gulbis de kendi ortalamasının bile çok üzerinde basit hata yapınca, iyi servis attığı bir günde bile 3 kez servisini kırdırdı Davydenko'ya. Maçın sonlarında geri dönmek için ufak bir şansı olsa da, Davydenko soğukkkanlığını koruyarak buna izin vermedi. Davydenko'nun 3. turdaki rakibi olan Troicki, ilk maçını Cuevas karşısında 1-0'la kazandı. Yanlış duymadınız, 1-0'la. Cuevas, sakatlığı sebebiyle maçı 2. oyunun ilk puanından sonra bıraktı ve Troicki sadece 4 dakika kortta kalarak bir üst tura geçti. Dün Gulbis karşısında medical time-out kullanarak turnuva öncesinde çıkan sakatlık haberlerini bir anlamda doğrulayan Davydenko karşısına dinlenmiş olarak çıkmak Troicki'ye bir şans yaratabilir belki. Bu çeyrekteki diğer 3. tur eşleşmesi Berdych ile Verdasco arasında oynanacak. Berdych, Serra'yı 3 sette; Verdasco, elemelerden gelen Ramon Delgado'yu 2 sette geçti. Verdasco'yu ben yine hiç beğenmedim ama. Ben Verdasco'yu aylardır beğenmiyorum ya, neyse.

Bir alt çeyrekte geçtiğimiz hafta Amerika Davis Kupası takımı için birlikte mücadele eden Isner ile Querrey karşılaşacak. İki oyuncu da set bırakmadı maçlarında ve iki oyuncu da çok formda. Ama Isner'in form grafiği, Querrey'in bir adım daha önünde. Isner'in kazanacağını düşünüyorum. Altta ise Ancic ile Nadal oynayacak. Bu turnuvayla birlikte geri dönen iki oyuncu diyebiliriz. Aslında, Nadal'ınki tam geri dönüş sayılmaz; sadece 1.5 aylık bir ara verdi ama Ancic 1 yıllık aranın ardından kortlara geri döndü bu sezon. İlk birkaç ay, 2-3 future ve challenger turnuvasında oynayıp pek iyi sonuçlar alamamıştı. Buraya da PR kullanarak geldi. İlk iki turu geçip Nadal'ın karşısına dikilmesini hiç beklemiyordum. İlk turda Reynolds, ikinci turda Benneteau'yu ilk seti kaybettiği maçlarda yenmeyi başardı. Sakatlığın ardından ilk kez kortlara çıkan Rafa hakkında konuşmak için çok erken. Dünkü maçta inanılmaz bir rüzgar vardı ve kortta iki oyuncu iyi oynamaktan çok, topu sağ salim bir şekilde karşı kortun içerisine düşürmeye, servislerini ne şekilde olursa olsun oyuna sokmaya çalıştılar. Nadal 6-4 6-4 ile kazandı. İlk sette 5-1'den sonra üst üste 3 oyun kaybettiği periyotta feciydi; onun dışında maçı kazanmasına yetecek kadar oynadı. Ama bazı puanlarda hareketlerinin ve reflekslerinin yetersizliği görüldü. Bu maça mahsus bir durumdur belki de, ilerleyen maçlarda açılabilir. Bekleyip göreceğiz. Ancic ve Querrey/Isner maçları hareketliliğini, hızını test için güzel fırsatlar. 3 oyuncu da agresif, sert oynamayı seviyorlar ve muhtemelen normalden fazla koşmak zorunda kalacak olan Nadal'ın buna nasıl bir reaksiyon vereceğini göreceğiz.

Erkeklerde turnuvanın ilk sürprizi ise, Guillermo Garcia-Lopez'den geldi. 3 hafta önce Marsel'in 2 sette çok rahat geçtiği Garcia-Lopez, bu sezona harika giren Cilic'i 7-6 6-0 ile geçerek büyük sükse yarattı. Nadal'ın maçı başlayana kadar ilk seti izlemiştim ve Garcia-Lopez gerçekten iyi oynuyordu. İlk sette servis kırarak öne geçti 6-5 ile Cilic ama 30-30'da inanılmaz bir voleyi kaçırdı, arkasından servis kırdırdı, arkasından tiebreak'i kaybetti. İzleyemediğim ikinci sette de bu travmanın ardından performansı bir hayli düşmüş olsa gerek, bagellenerek Indian Wells'e veda etti. Kıssadan hisse; Marsel, Cilic'i yenebilir... Garcia-Lopez'in rakibi, Brezilyalı Thomaz Bellucci. Bellucci, aslında bir toprak kort spesyalisti, ama sertte de çok kötü değildir; üstelik ilk maçını da oynamadan kazandı Moya karşısında. Moya, ayağındaki sakatlığı sebebiyle maça çıkamayacağını bildirdi yetkililere. Bir altta, Ferrero-Monaco eşleşmesi görülüyor. Bu ikili bu sezon toprak kortta iki kez oynadı ikisinde de galip çıkan Ferrero'ydu. Üstelik Ferrero, toprak kort dışında çim ve sert kortta da gayet iyi oynarken, Monaco'nun toprak dışındaki performansı pek iç açıcı değil. Ferrero ve Bellucci sevdiğim, desteklediğim oyunculardır. Hem mantığım, hem gönlüm ikisinin 4. turda karşı karşıya geleceklerini söylüyor. Çeyrek final tahminim ise Ferrero.

Djokovic'in çeyreğinde de ilginç işler oldu. Djokovic, dün gece Mardy Fish ile oynadı. Çok geç olduğu için izleyemedim ama sabah kalkıp skoru gördüğümde birkaç saniye duraksadım. Djokovic maçı kazanmış ama ikinci seti 6-0'la kaybetmiş. Tabii, kazandığı iki setin skorunun 6-1 ve 6-2 olduğunu da belirtmek lazım. Kadınlarda olur böyle skorlar çok da, erkeklerde pek alışık değiliz. Djokovic, 2 numara olduğundan beri kötü oynuyor; ama ona rağmen bu seneki grafiği kağıt üstünde ortalama devam ediyor. Kendini toparlamazsa işi zor ama, bunun farkına varması gerek. 3. turda Kohlschreiber ile oynayacak, ki Kohlschreiber, Djokovic'e sürpriz yapmayı sever. Geçen sezon Roland Garros'da 3 sette yenmişti Djokovic'i Alman. Bu çeyreğin diğer ucunda Gilles Simon, elemelerden gelen Arjantinli Brian Dabul'a kaybetti. Simon bu sene oynadığı maçlarda henüz set kazanmayı başaramadı. Sezonu da geç açmıştı zaten sakatlığı sebebiyle, sanırım hala tam anlamıyla hazır değil. Dabul'un rakibi, 2. turda 17'lik Ryan Harrison'ı iki sette geçen 32'lik Ljubicic olacak.

Sadece ilk tur maçlarının oynandığı tablonun üst tarafına da şöyle bir göz atalım. En fazla dikkatimi çeken şey, Soderling'in zor kurası. 2. turda Korolev ile oynuyor; 3. ve 4. turda sırasıyla Feli Lopez ve Tsonga muhtemel rakipleri. Tsonga da Soderling de çok güvenilir adamlar değil. Bu çeyrekten kim gelirse gelsin şaşırmamak lazım. Murray'nin kurası da çok kolay değil. Çeyrek finale kadar; Seppi, Andreev, Karlovic, Ferrer ve Blake gibi raketlerle oynama ihtimali bulunuyor. Ama, Avustralya Açık sonrası oynadığı tek turnuva olan Dubai'de ikinci turda kaybeden Murray'nin işi sıkı tutup burada bir sürprize mahal vermeyeceğini tahmin ediyorum. Üstelik geçen sene burada final oynamış ve koruması gereken 600 puanı varken (bunun hemen ardından başlayan Miami Masters'ı da geçen yıl şampiyon bitirmişti ve oradan da 1000 puanı korumaya çalışacak, iyi hazırlanarak geldiğini tahmin ediyorum Amerika'ya bu sebeple).

Federer'in bir altındaki çeyrek ziyadesiyle karışık. Monfils, Nalbandian, Melzer, Tipsarevic, De Bakker ve Roddick. Hepsi iyi oyuncular. Nalbandian ve Roddick en öne çıkan ikili ama Tipsarevic ve Monfils'in de ciddi anlamda çeyrek şansları var. Melzer ve De Bakker de favori raketlerin önüne taş koyabilecek kapasiteye sahipler. Federer'in çeyreği ortalama zorlukta. İlk maçında Hanescu ile karşılaşacak bu gece Federer. 3. turda muhtemelen Baghdatis; 4. turda da Robredo/Stepanek'ten biriyle oynayacak. Federer, Avustralya Açık'tan beri ilk kez korta çıkıyor bu turnuvayla birlikte. Ne kendi çeyreğinde Baghdatis, Stepanek'e; ne de bir alt çeyrekten gelecek Nalbandian, Roddick'e falan kaybedeceğini düşünmüyorum. Mesela, tablonun alt tarafında Djokovic-Nadal yarı finali oluşması bana göre zor bir ihtimalken; tablonun üst tarafında Federer-Murray yarı finali olmazsa, benim için sürpriz olacak. Şampiyonluk favorim de Federer şu an için.

Indian Wells - Kadınlarda 3. Turdan Sonra

Indian Wells'de elemeler ve ilk tur maçları tamamlandıktan sonra, dün itibariyle 2. tur maçları başladı. 2. tura kadar kortlardan yayın olmadığı için maçları izleyemedim(k). Bundan ötürü, bir yazı yazmak için turnuvanın gerçekten başladığı ilk günündeki maçları beklemek istedim. Zira, birinci tur maçları, elemelerin devamı niteliğinde oluyor daha çok.

Geçen sene buraya erken veda eden turnuvanın 1 numaralı seribaşı Svetlana Kuznetsova, ikinci tur maçında İspanyol kız Carla Suarez Navarro'ya 3 sette kaybetti. Navarro, performansının ne kadar dengesiz olduğunu bu turnuvada net biçimde ortaya koyuyor. Bu galibiyet en çok Clijsters'ın işine geldi tabii. 2. turda yalnızca 3 oyun bırakan Belçikalı'nın çeyrek final yolu açıldı tablonun ilk 1/8'inde. Bir alt kısımda Pennetta, Peer, Errani ve Jankovic, bir sürpriz olmazsa çeyrek finale çıkacak olan Clijsters'ın karşısına dikilmek için mücadele edecekler. Pennetta-Peer maçı çekişmeli ve yoğun geçmesi muhtemel bir maç. Eğer o maçın galibi aşırı yorulmazsa diğer maçtan gelecek galibi de yenecektir diye düşünüyorum.

Bir altta, Azarenka ve Wickmayer zorlanmadan devam ediyorlar yollarına. Muhtemelen 4. turda karşı karşıya gelecekler çeyrek finale çıkmak için. Disko disko partizani modunda yaşamını sürdürmeye devam eden Ivanovic, burada da ilk maçında kaybetti Sevastova'ya. Geçtiğimiz hafta Monterrey'de yarı final oynayan genç Litvanyalı Sevastova'nın 3. turdaki rakibi Zvonareva. Altta da Stosur-Pavlyuchenkova eşleşmesi var. Kim bilir, belki de Monterrey yarı finalinin bir tekrarını izleriz (Sevastova-Pavlyuchenkova).

Avustralya Açık finalisti Justine Henin'i mağlup ederek turnuvanın şu ana kadarki en büyük sürprizine imza atan Gisela Dulko, 3. turda Agnieszka Radwanska karşısına çıkacak. Buradan gelecek oyuncu 4. turda Bartoli'yle oynayacak muhtemelen. Henin'i deviren Dulko için çeyrek final yolu açık bence. Bir alt çeyrekte en öne çıkan isim Dementieva. İlk maçında Govortsova karşısında set bıraktı Elena ama 3. turda Flipkens karşısında zorlanacağını sanmıyorum. Bu çeyrekteki diğer eşleşme ise Rezai ile Schiavone arasında.

Avustralya Açık yarı finalisti Na Li, ilk maçında Britanyalı Elena Baltacha'ya final tiebreak'ı sonrasında kaybetti. İstikrarsız Çinli için bu sonuç pek sürpriz sayılmaz aslında. Baltacha da bu sezona iyi bir giriş yaptı zaten. Bu çeyrek asıl Sharapova için gittikçe güzelleşmeye başlıyor. İlk maçında Dushevina karşısında zorlanmıştı Rus. İkinci turda da rakibi zorlu aslında, bir diğer Aussie çeyrek finalisti Jie Zheng ile oynayacak. Ama onun karşısında kaza yaşamazsa 4. turdaki muhtemel rakibi Molik veya Baltacha ki, bu da çeyrek final bileti anlamına geliyor bir bakıma. Son çeyrekte 3 seribaşı yoluna devam ediyor. İlk maçında bir hayli zorlanan Nadia Petrova, 3. tur maçında Peng ile oynuyor. Turnuvanın 2 numaralı seribaşı olan Caroline Wozniacki'nin rakibi ise, bu sene Avustralya'da çeyrek final oynayan Maria Kirilenko. Bu maç günün son maçı olarak merkez korta konmuş. Organizatörler seyircinin ne istediğini çok iyi biliyorlar!

10 Mart 2010 Çarşamba

Marsel?

Dünya sıralamasında 122. sırada bulunan Marsel İlhan, bu hafta Bosna Hersek'teki challenger turnuvasına 2 numaralı seribaşı olarak katıldı. İlk turda geçtiğimiz hafta sonu Davis Cup'ta çok ağır şekilde kaybettiği İrlandalı Conor Niland ile eşleşti. Marsel, Niland'a geçtiğimiz eylül ayında Türkiye'deki bir future turnuvasında da 3 set sonunda kaybetmişti.

Bugünkü maçı livestream bulup izleyebildim. Biraz önce sona eren maçta Niland, Marsel'i 4-6 6-3 7-6(4) ile yenerek, James Ward'dan sonra ikinci bela oldu başa. Yazının ilerleyen bölümünde Marsel'i biraz eleştireceğim, ama önden rakibine haksızlık etmek istemem. Niland, dünya sıralamasında ilk 200'de yer almıyor belki ama gerçekten iyi tenis oynuyor. En azından kendi sıralamasının üstünde bir tenis oynuyor, ki bugün de Marsel ile kafa kafaya oynamayı başardı (veya Marsel, Niland ile kafa kafaya oynamayı başardı mı demeli? Ne de olsa 3 gün önce ikilinin maçında ezilen taraf Marsel'di).

Maçın tamamı benzer ralliler, tempo ve oyunla geçti. Yani, oyuncuların maç içinde performanslarında büyük iniş çıkışlar yaşanmadı. İlk sette Marsel, 3-3'te servisi kırdı. 5-3'te Niland'ın servisinde 3 set puanı kaçırdı. Sonrasında kendi servis oyununu kazanarak 6-4 ile seti bitirse de, 6-3 ile kazanılacak ilk set, ikinci sete servisle başlama avantajını da getirecekti. İkinci sette de servis kırma şansları yakaladı ama bunları kullanamadı Marsel. Niland 3-2 öndeyken, Marsel'in servis oyununda yakaladığı ilk servis kırma şansını değerlendirdi ve bu avantajını setin sonuna kadar sürdürerek seti 6-3 ile aldı ve maçı final setine uzatmayı başardı. Marsel'in 5-3'te, Niland set için servis atarken servis kırma puanını kullanamadığını da ekleyelim. Orada kırılacak bir servis, maçı tersine çevirebilirdi.

Final setinde iki oyuncu da servisinde çok sağlam durdu. Sadece Niland, set 2-2 iken 1 servis kırma şansını kullanamadı. Onun dışında iki oyuncu da set boyunca servis kırma şansı bulamadı, ama... Aması şu; Marsel 6-5 önde, Niland maçta kalmak için servis atarken harika iki puan oynayıp 0-30'ı yakaladı Marsel. Ardından oynanan puanda da rallinin kontrolünü eline aldı Marsel, ama acele bir backhand winner'a gitmek isteyince basit hata yaptı. Niland üst üste puanlar kazanarak 40-30'ı buldu, Marsel 40-40'a getirdi durumu. 40-40'tan sonra yine ortada geçen iki puanı alamadı Marsel, ki bu oyunda sürekli ikinci servise kalan bir Niland vardı. Tie-break'e gidildi sonuç olarak. Tie-break'in başında mini-break'i buldu Marsel ve 2-1 öne geçti. Yine bu anda maçın kader anlarından biri yaşandı. Çok iyi servisle oyuna giren Marsel, Niland'ın return'inde havadan kortun ortasına süzülen topun yeri inmesini beklemeden hayatımda gördüğüm en kötü smaçlardan birini vurdu ve puanı kaybetti. Halbuki topun sekmesine müsaade edip, forehand ile winner'a gitmeyi denese, çok büyük ihtimalle puanı bitirecekti. Zira dediğim gibi, top winner vuruş yapmak için çok müsait bir yere sekecekti. O puanın ardından yine iyi bir servisle 3-2 öne geçti Marsel, ki kaybedilen maçın ardından 2-1'deki o puana üzülmemek mümkün değil. Orada biraz dikkatli olunarak 4-1 yakalanabilir, sonrasında maç da rahatlıkla bitirilebilirdi. Niland 3-3'te servisi kullanırken inanılmaz kolay bir voleyi rezalet vurdu Marsel, arkasından backhand'ini fileye taktı ve 5-3 öne geçti Niland. Maçta ilk kez avantaj yakaladı Niland bununla birlikte. Defalarca fırsatları kullanamayan Marsel'in aksine cömert davranmadı tecrübeli İrlandalı. Kendi servislerini alıp 7-4 ile bitirdi tie-break'i.

İki oyuncu da iyi maç çıkardı. Açıkçası, turnuvanın 2 numaralı seribaşı olarak böyle bir kura çekmek talihsizlik ama henüz 3-4 gün önce ezildiğiniz bir oyuncuya karşı çok daha iyi konsantre olmalısınız. Marsel'in sürekli mental gücünü, konsantrasyonunu övüyoruz ama bu sene, bu konuda çok iyi olduğunu söylemek mümkün değil. Zagreb'de, James Ward'a karşı final setinde tie-break'te kaybetti. Şimdi Niland'a karşı, beni monitör karşısında kahreden bir maç kaybetti. Dubai elemelerinde Dlouhy'e 3 sette kaybettiği bir maç var. Hafta sonu Türkiye için çok önemli olan bir Davis Cup maçında ezilişi var. Var oğlu var... Marsel, bugün kesinlikle kötü oynamadı. Karşısında çok çok az daha kötü olan bir rakip olsa, kazanırdı muhtemelen. Niland da Marsel de çok zor basit hata yaptı, ki Davis Cup'ta oynanan maça dair okuduğum bir raporda Niland'ın inanılmaz bir vuruş yüzdesiyle oynadığı ve neredeyse hiç basit hata yapmadığı yazıyordu. Off-season'ı iyi geçirmiş olsa gerek... Ama, Marsel'in şu an bulunduğu sıralamanın hak ettiğinden fazla olduğunu düşünmüyor değilim. 122. sırada - muhtemelen Indian Wells sonrası açıklanacak sıralamada 130-135 arasında bir yerde olacak - olan bir tenisçiden şu tarz maçlardan bazılarını kafasına vura vura kazanmasını beklerim ben. Bu sene Marsel'in Rotterdam performansı dışında gösterdiği hiçbir turnuva performansından çok memnun değilim. Avustralya Açık da iyi sayılabilir tabii, ama onda şansının büyük yardımı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Orada elemelerdeki ilk iki turda set vermemişti. Biraz önce bahsettiğim, 120'lerde gezinen bir tenisçinin 200'lerdeki bir tenisçiye karşı zaman zaman eze eze kazanması gerektiği olayını orada, ilk turda Peter Polansky karşısında yapmıştı 6-1 6-2 ile. Ama, orada da elemelerin 3. turundan sonra, bu sezonki genel gidişatına benzer oynadı. Kindlmann'a karşı yine korkunç bir maç kaybetti. Biraz önce saydığım Dlouhy, Ward ve Niland maçlarının yanına ekleyebilirim o maçı. Fırsatları cömertçe harcadığı bir maçtı. İlk turda oynadığı Grosjean, kabul etmek gerek ki, vasat bir rakipti. Bu sezon Grosjean'ın oynadığı maçlar da, Grosjean'ın nasıl bir oyuncu olduğunu - tabii 10 sene öncesini kast etmiyorum, şimdiyi kast ediyorum sadece - çok net gösteriyor. Wild-card alıp, sürekli ilk maçlarda kaybediyor Marsel kalibresinde rakiplere...

Bu yazıda, Conor Niland maçının herhangi bir etkisi olmadığına da emin olabilirsiniz. Onun sıcaklığıyla bulduğum yerden vurma gibi bir durum yok yani. Ben bunları, bu maçtan önce de, Davis Cup'tan önce de düşünüyordum. Marsel'in kendine bir silah geliştirmesi bir mecburiyet. İyi sayılabilecek bir forehand'i var ama tam olarak silahı sayılmaz. Onu silahı haline getirip, zaten iyi attığı servisleri, iyi bir çalışmayla daha iyi bir seviyeye getirebilir. Ha, bir de smaçlar tabii. Marsel'i izlediğim her maçta saçma sapan smaç vuruşlarını görüyorum. Top 100'de olmak isteyen bir oyuncunun çok fazla smaç kaçırma lüksü yok. Bugünkü maçın kader puanında da o smaç vuruşu vardı. Ayrıca, kritik puanlarda da son zamanlarda kötü bir Marsel görüyorum. Geçen sene Amerika Açık'ta büyük bir mental güç gösterisi yapmıştı, Christophe Rochus karşısında. Final setinde 5-4 30-0 geriden gelip kazanmıştı. Ne var ki, bu kez aynısını kendisi yaşadı. Ward, Dlouhy ve Kindlmann maçlarında da benzer şeyler yaşandı. Marsel'in bu sene kafa kafaya oynayıp da kazanabildiği maç olmadığını da ayrıca belirteyim. Tabii, 3 setlik maçlarda aldığı galibiyetleri var ama bu aldığı galibiyetleri de son setler zaten ortada geçmemiş, hep 6-3 6-2 gibi skorlarla almış o son setleri Marsel. Son setlerde kaybettiği iki tie-break artı 9-11'lik kaybettiği bir set var. Önemli noktalar bunlar.

Marsel, bir dahaki hafta Miami elemelerine katılacak. Indian Wells sonrası açıklanacak yeni sıralamada, geçen seneden kalan 14 puanı silinecek ve muhtemelen 5-10 sıralık bir iniş yaşayacak. Miami'de mutlaka ama mutlaka ana tabloya kalıp, mümkünse ilk 64'e de kalması lazım. Zira nisan başında 27 puanı daha silinecek.

Şu maça üzülmemek mümkün değil gerçekten. İkinci turda Tobias Kamke, çeyrek finalde Stefano Galvani, Niland'dan daha kötü rakiplerdi ve yarı final yolu gerçekten hiç de zor değildi. Yine de teşekkürü borç biliyoruz Marsel'e...

7 Mart 2010 Pazar

Mucizeydi, Olmadı


İlk gün iki tekler maçının ağır sonuçlarla kaybının ardından - özellikle Marsel'in mağlubiyeti çok ağırdı - bugün çiftlerde Haluk ve Marsel, İrlanda'nın King/McGee çiftine karşı varlık gösteremedi ve İrlandalı çift maçı 6-3 6-1 6-3'lük setlerle kazanarak son günün prestij günü olduğunu ilan etti.

Yukarıdaki video, İrlanda Davis Kupası takımının aralık-ocak ayında sezon öncesi çalışmalardan alınmış kesitlerden oluşuyor. İrlanda Tenis Federasyonu tarafından hazırlanmış. Bir gün Türkiye'de de böyle şeyler görebilecek miyiz, merak ediyorum. Tenis hakkında yurt içi kaynak yok denecek kadar az maalesef. Bunun için çalışmalar yapılmamasını da eleştiremiyor insan. İlginin çok az olduğu bir spora kim proje üretsin, emek harcasın? Tabii, İrlanda'da da tenise müthiş bir ilgi olmadığını söylemek gerek. Ona rağmen şöyle bir şey çıkabiliyor...

5 Mart 2010 Cuma

Mucizelere Kaldı

Avrupa/Afrika 2. grup ilk tur maçının ilk gününde bugün İrlanda-Türkiye serisinin 2 maçı tamamlandı. İrlanda'nın 1 numaralı oyuncusu, aynı zamanda İrlanda Davis Kupası takımı kaptanının oğlu olan Louk Sorensen, sanırım sakatlığı sebebiyle - sanırım, çünkü henüz bir bilgi yok neden çekildiğiyle alakalı olarak - kadrodan çıkartıldı. Onun oynayacağı 2 tekler maçına dünya sıralamasında 500. sıralarda bulunan James McGee yazıldı. Böylelikle, Louk Sorensen ile Haluk Akkoyun arasında oynanacak olan serinin ilk maçının adı James McGee-Haluk Akkoyun olarak değişti.

22 yaşındaki McGee karşısında 6-2 6-2 6-4'lük setlerle kaybetti 28 yaşındaki Haluk. Ardından korta Conor Niland ile Marsel İlhan çıktı, ki bu serinin en önemli 2 maçından biri olarak gözüküyordu bu maç, çiftler maçıyla birlikte. Marsel'in iki maçını da kazanacağını düşünüyordum açıkçası ama kaybetti Niland'a. Ortada geçen bir maç sonrası kaybetmiş olsa, yine çok fazla şaşırmazdım ama 6-3 6-2 6-1 gibi feci bir skorla yenilince Marsel, "nasıl bir maç olmuş yahu?" diye durup düşünmedim değil.

Maçların oynanacağı kortta 3 gün için de satışa sunulan biletlerin hepsinin tükendiğini ifade etmişti İrlandalı yetkililer. Seyirci desteği İrlanda'yı olumlu, bizimkileri olumsuz etkilemiş olsa gerek. Yoksa bu skorların, özellikle Marsel'in skorunun açıklamasını yapmak kolay değil.

Gerçekçi olursak, bu seriyi bundan sonra kazanma şansımız yok denecek kadar az. Yarın çiftler maçında Marsel/Haluk ikilisi King/McGee ikilisine karşı oynayacaklar. Ortada bir maç olarak gözüküyor ama bugünkü tablodan sonra İrlanda'nın yarın işi bitireceğini düşünüyorum. Diyelim ki, o maçı kazandık. Ama, yetmiyor. Pazar günü 2 tekler maçı daha oynanacak ve ikisini de kazanmamız gerekecek. Günün ilk maçında Marsel, McGee'yi yener, orada bir sorun yok; ama Haluk'un Niland'ı yenme ihtimalinin çok ama çok az oluşu, bu serinin neden mucizelere kalmış olduğunun en önemli açıklayıcısı...

Davis Cup İlk Tur Maçları

İspanya-İsviçre: İlk gün Wawrinka-Almagro ve Ferrer-Chiudinelli maçları var. Almagro, bu sene Avustralya Açık'ta iyi performans gösterdi; toprak kort oyunu da, sert kort oyunundan daha iyi ve bu seri, toprak kortta olacak. Ferrer, son 2 haftada üst üste 2 final oynadı ve birini kazanmayı başardı. İspanya'nın gerçekten çok geniş bir kadrosu var. Nadal, Verdasco, Ferrero gibi isimler yokken bile, böylesine iyi bir kadroyu çıkartıp masanın üstüne koyuyorlar. İsviçre'de Wawrinka elinden geleni yapmaya çalışacaktır tabii ama İspanya'nın kazanmasını engelleyebileceğini düşünmüyorum.

Tahmin: 4. maçta İspanya

Fransa-Almanya: Serinin salon sert kortta oynanacak olması önemli avantaj Fransızlar için. Fransa'nın kadrosu da son derece iyi durumda. Tsonga ve Monfils zaten üst seviye oyuncular. Takımı tamamlayan Llodra ve Benneteau da 2 hafta önce salon sert kortta oynanan Marsilya turnuvasında final oynadılar karşılıklı ve çiftleri de birlikte kazandılar. Almanya'da Kohlschreiber'ın sağı solu hiç belli olmuyor. Monfils'in de bir sakatlık sıkıntısı bulunuyor ayrıca; tam performansını vermekte zorlanabilir. Ama Tsonga ve Benneteau/Llodra çiftinin Almanya'ya izin vermeyeceğini düşünüyorum kendi evlerinde.

Tahmin: 4. maçta Fransa

Rusya-Hindistan: Rusya'da Nikolay Davydenko dün akşam kadrodan çıkartıldı; yerine Andreev kadroya dahil edildi. Hindistan'ın tekler kadrosu Devvarman ve Bopanna'dan oluşuyor. Bu ikisinin Youzhny ve Andreev'e karşı maç kazanması gerçekten çok çok zor. Çiftlerde Leander/Paes galibiyet getirecektir Hintlilere.

Tahmin: 4. maçta Rusya

İsveç-Arjantin: İsveç kadrosunun yıldızı Robin Soderling tabii. Onu, eski toprak Joachim Johansson destekleyecek. Arjantin'de önemli eksiklikler olduğunu söylemiştik Del Potro, Monaco, Nalbandian gibi. Ancak dün akşam gelen haberlere göre - ki resimler de düştü zaten - Nalbandian, İsveç'e geldi oynamak için. Bugünkü maç programında gözükmüyor ama Arjantin son güne 3-0 geride girmezse mutlaka sahne alacağını düşünüyorum Soderling'e karşı. Çiftlerde Mayer/Zeballos çiftiyle Arjantin'i favori olarak görüyorum. Salon sert kortta Soderling, her ne kadar son zamanlarda çok yoğun tempoda mücadele vermiş olsa da, maç bırakmaz bence Zeballos, Mayer, Schwank gibi isimlere. Tabii, sakatlıktan arınmış bir Nalbandian ile pazar günü oynamak durumunda kalırsa, o zaman işler değişebilir. Bu seri, bence ilk turun en çekişmeli serisi olacak ve Johansson'un çıkaracağı sürpriz bir galibiyetle seriyi İsveç tarafına çekeceğini öngörüyorum.

Tahmin: 5. maçta İsveç

Hırvatistan-Ekvador: Salon sert kortta Karlovic ve Cilic, Lapentti kardeşlere maç bırakmaz. Ekvador, Dodig/Veic ikilisine karşı çiftler maçını kazansa bile son güne son derece yıpranmış şekilde çıkacak; zira Ekvador'da diğer iki oyuncunun oynaması beklenmiyor. Hırvatistan, çiftler maçını kaybedebilir dediğim gibi ama seriyi çok zorlanmadan kazanırlar.

Tahmin: 3. maçta Hırvatistan

Sırbistan-ABD: Bu seri de, güzel tenis ve çekişme vadeden serilerden biri. ABD kadrosu her ne kadar toprağa uygun olmasa da, Davis Kupası'nın havası her zaman farklı oluyor ve bu bir etki yaratacaktır şüphesiz. İlk gün Djokovic ile Querrey'nin oynayacağı maç belirleyici olacak diye düşünüyorum. Çiftlerde Bryan kardeşler favori bence, her ne kadar Sırbistan'da dünyanın 1 numarası Nenad Zimonjic bulunsa da. ABD'nin büyük servisçileri toprakta ne kadar iyi oynayacak, bu serinin belirleyici noktası bu...

Tahmin: 5. maçta Sırbistan

Belçika-Çek Cumhuriyeti: Belçika takımı formsuz oyunculardan oluşuyor. Rochus kardeşler, Malisse ve Darcis... Çek Cumhuriyeti, geçen senenin finalisti ve geçen seneki kadrolarını aynı şekilde koruyorlar. Maçların Belçika'da olacak olması bir avantaj olacak tabii Belçikalılar adına. Stepanek bu sene çok formsuz ama takımın diğer tekler silahı Berdych, hiç fena sayılmaz. Çiftlerde de Lukas Dlouhy gibi bir kozları var. Rahat bir eşleşme olmayacaktır Çekler için, ama yine de bir şekilde kazanacaklardır diye düşünüyorum.

Tahmin: 4. maçta Çek Cumhuriyeti

Şili-İsrail: Şili'de geçtiğimiz hafta sonu yaşanan üzücü depremden sonra, bu serinin akıbeti belli değildi. Önce seri daha ileri bir tarihe ertelendi dendi, ama bu ertelenen tarih pek uzak olmadı. Diğer 7 seri bugün başlayacak iken, bu seri de sadece 1 gün sonra, cumartesi başlayacak. Şili'de Gonzalez ve Massu; İsrail'de Sela ve Levy. Toprak kortta Gonzalez'in maç bırakacağını sanmıyorum. Çiftlerde Erlich/Ram ikilisi sebebiyle, favorim İsrail. Şili'nin diğer oyuncusu Nicolas Massu, aslında Sela ve Levy'e karşı toprakta en azından 1 galibiyet çıkaracak kapasiteye sahip; ama o da geçen seneden bu yana berbat bir form düzeyinde seyrediyor. Yaşlılığın etkileri olsa gerek... Ama öte yandan Sela ve Levy de çok iyi oyuncular değiller ve istikrarsızlıklarıyla tanınıyorlar. Geçen sene Davis Cup'ta önemli sürprizlere imza atmışlardı; ama bu kez zor gibi...

Tahmin: 5. maçta Şili

3 Mart 2010 Çarşamba

Kısa Bir Kim Röportajı

Kim Clijsters, geçtiğimiz hafta sonu Madison Square Garden'da düzenlenen 1.2 milyon dolar ödüllü hazırlık turnuvasında raket sallamıştı. İlk maçında Svetlana Kuznetsova'yı yenen Clijsters, final maçında Venus Williams'a mağlup oldu. Tabii, hepsinden önemlisi 300 bin doları cebe indirdi. Bu turnuva sırasında tennis.com yazarı Bill Gray, Clijsters'ı yakalamış ve ufak bir röportaj yapmış, daha çok Kim'in özel yaşamına dönük olarak...

- Ne zamandır New Jersey'da yaşıyorsun?

- 2009 Amerika Açık'tan önce geldim. Kızım Jada'nın farklı dünyalardan akrabaları olduğunu bilmesi gerektiği hissine kapıldık (Kim Clijsters'ın eşi olan Brian Lynch New Jersey'li ve New Jersey'da yaşıyor normalde). Ve, birlikte New Jersey'nin güneyinden ilk evimizi - 3 banyolu, geniş bahçeli - aldık. Brian'ın zaten burada çok güzel bir evi var. Güzel, çünkü Jersey plajlarına çok yakın. Fakat, o evin bahçesi gerçekten çok küçük. Sonuçta, Jada'nın oynayabilmesi için başka bir yerden daha büyük bahçeli bir evi tercih ettik.

- New Jersey, senin yeni evin olacak diyebilir miyiz?

- Şimdilik evet. Birkaç hafta daha buradayım. Avrupa'daki turnuvalar için hala ev olarak Belçika'yı kullanıyorum, kullanacağım. Ama, buraya da sert kort sezonu için, yılın belli kesimlerinde döneceğim elbette. Mart'ta Miami için, Ağustos'ta Cincinnati için ve tabii Eylül'de Amerika Açık için...

- Jada'ya, senin Amerika Açık zaferinden sonra tasarlanan Kim Clijsters barbi oyuncağından alındı mı doğum gününde? (27 Şubat Jada'nın doğum günüydü)

- Hayır, zaten vardı. Ama annem ona sıradan bir barbie oyuncağı aldı doğum gününde. Brian ve ben de ona resim yapması, boyaması için bir şeyler aldık. Zira şimdiden yaratıcı olmaya başladı.

- Senin için tasarlanmış bir barbie oyuncağı mı (ki zaten bu yapıldı), yoksa bu yıl Laureus Spor Ödülleri'nde "yılın geri dönüşü" ödülünü kazanmak mı? (bu dalda Lance Armstrong ve Brett Favre de yarışıyor)

- Gerçekten, karar vermek çok zor. Laureus, spor ödüllerinin oscarı gibi... Ama, bir tercih yapmam gerekirse barbiyi seçerdim, çünkü Jada şimdi onlarla oynuyor ve büyüdüğünde bunun ne kadar özel bir şey olduğunu anlayabilecek.

- Amerika Açık zaferinden sonra ailelere yönelik ürünlerden sana bir sponsorluk benzeri teklif geldi mi? Mesela Volvo ürünü için sen çok doğal ve uygun bir aday olarak görünüyorsun.

- 2009 Amerika Açık zaferinden sonra sponsorların ilgisi, 2005'teki Amerika Açık şampiyonluğum sonrasından daha fazlaydı. Ama aileye yönelik şeyler değildi bunlar. Volvo veya başka biri değildi... En azından bizim bir iletişimimiz olmadı onlarla.

- Serena'nın MSG'deki hazırlık turnuvasından sakatlığı sebebiyle çekilmesi hakkında ne düşünüyorsun?
- Üzücü. Onunla yardım için yaptığımız harika maçlar vardı. Onu çok seviyorum. Çok eğlenceli bir kız...

5 dakikada bunlar çıkmış sadece. Olsun, hiç fena sayılmaz...

2 Mart 2010 Salı

Tommy Haas 6 Ay Yok

Erkekler tenisinin her zaman en önemli renk ve yeteneklerinden biri olan Alman Tommy Haas'ın sakatlık haberi düştü son dakika olarak Alman haber ajanslarına. Kalçasından önemli bir problemi bulunan Haas, gireceği ameliyatın ardından 6 ay kortlardan uzak kalacak, ki bu da Roland Garros ve Wimbledon'ı kaçırması anlamına geliyor. Amerika Açık'a yetişmesi bile şüpheli.

Birkaç hafta önce burada Nalbandian acaba bitiyor mu diyorduk; o Nalbandian sakatlığı atlattı ve Indian Wells ile Miami'de wild-card sayesinde mücadele edecek. Bu sefer aynı şeyi Tommy Haas için düşünüyorum. 32 tenis için zaten fazla olan bir yaş, üstüne bu 6 aylık aradan sonra, zaten geçen yıl Wimbledon'dan bu yana formu giderek düşen Haas için gelecek çok parlak değil. 2012 Londra'ya kadar oynamasını umuyorum en azından...

Biraz İstatistik

ATP bilgi ve istatistikleri gurusu Greg Sharko, ATP'nin resmi sitesine yazdığı yazıda güzel istatistikler çıkartmış. Sadece WTA'de 1 turnuvayla geçilen bu haftada yazacak pek bir şey bulamadığımdan, burada paylaşmak istedim o istatistikleri.

Roger Federer, Indian Wells ve Miami'yi aynı yılda kazanmayı başaran tek aktif tenisçi. Üstelik bunu 2005 ve 2006 yıllarında, üst üste yapma başarısını göstermiş. Andy Murray ve Novak Djokovic ise, bu iki turnuvada aynı yılda bir şampiyonluk ve bir final görebilen diğer aktif oyuncular. 1985'ten bu yana bu turnuvaları aynı yıl içerisinde kazanabilmiş diğer isimler; Andre Agassi, Marcelo Rios, Pete Sampras, Michael Chang, Jim Courier.

Şu anda dünyanın 3 ve 4 numaralı çiftler oyuncuları olan Bryan kardeşler, geçtiğimiz hafta Delray Beach'te zafere ulaşırken, çift olarak kariyerlerinde 600. galibiyetlerini alarak büyük bir işe imza koydular. Aktif oyuncular arasında çiftlerde en az 500 maç kazanmış oyuncular; Daniel Nestor, Mark Knowles, Mike Bryan, Bob Bryan, Mahesh Bhupathi, Martin Damm ve Leander Paes.

2010 sezonunun ilk 2 ayı geride kalırken en çok maç kazanan oyuncu 17 rakamıyla Hırvat Marin Cilic. 2. sırada 15 galibiyetle Andy Roddick, 3. sırada ise 14 galibiyetle İspanyol Juan Carlos Ferrero bulunuyor.

Santiago, Costa do Sauipe, Buenos Aires ve Acapulco turnuvalarından oluşan 1 aylık Latin Amerika toprak kort sezonunda Ferrero 14-1'lik maç kazanma/kaybetme oranına ulaşırken, bu alanda da rekoru ele aldı. Santiago'ya katılmayan Ferrero, Costa do Sauipe ve Buenos Aires'i üst üste kazanırken, Acapulco'da da final oynama başarısını gösterdi. 2001'den yana bu 4 turnuva bu tertip içerisinde düzenleniyor ve o tarihten bu yana bu 4 turnuvadan 2 şampiyonluk artı 1 final çıkartan başka tenisçi yok. 2001'de Gustavo Kuerten, 2005'te Gaston Gaudio, 2008'de Nicolas Almagro ve 2009'da Tommy Robredo bu 4 turnuvalık mini toprak kort sezonundan 2 şampiyonluk çıkartmayı başarmışlar.