Benim finansal durumum pek iyi değil. Bana hangi maçlara "kesinlikle alt" oynamam gerektiğini söyleyebilir misin?
(Histerik bir şekilde gülüyor) "Kesinlikle alt" ne ki? Hiç anlamıyorum. Ama tabi ki bahislere karışan tenisçileri duydum.
Bu çirkin birşey mi, yoksa herkese göre değişir mi?
Herkes kendi adına karar verir ama bence çirkin birşey. Ama istisnalar var. Neredeyse ilk 100'de olan ve böyle bir maç ile tensiteki geleceğini garantileyenler için durum farklı. Ama bahisler asıl kazanç kaynağı olursa tabi ki onaylamam.
Başka bir nokta da, eğer bir turnuvaya çalıştırıcısız gidiyorsanız maçı gözden çıkarttığınız düşünülür. Ve çalıştırıcıların maaşları son dönemde epeyce arttı. Bazı "ekstremitler" yanlarında diyetisyenlerini bile getiriyorlar.
Erkek kardeşin Leonard, ki kimilerine göre senden daha büyük bir yetenek, aktif performansına bir ara verdi. Onun gelişimini destekleyecek gücün yok mu?
Amerika'da koleje başladı. Kolejden sonra tekrar başlayabilir; Isner gibi, Blake gibi, Benjamin Becker gibi. Ve ben onun babası değilim, erkek kardeşiyim. Onu her zaman destekledim. Ama böylesinin daha iyi olacağına karar veren ebeveynlerimiz var. Bu arada çocuklarım olsa asla tenis oynamaya göndermem. Çünkü benim yaşadıklarımı yaşamak... Gerçeği söylemek gerekirse ben şanslıydım; Zagreb olmasa (kazandığı ilk turnuva) ben de olmazdım. 10 yılımı bu işe harcamış ve karşılık alamamış olurdum. Etik değerleri hariç.
İlk 100'e girmeseydim, sonra ne olurdu? Yani tenis hocası olurdum ve bu nasıl bir hayat olurdu? Sabah 8'den akşam 8'e kadar kortta amatörlerle olurdum; tamam maddi olarak tatmin edici olabilirdi ama çok fazla iş.
Aslında Leonard bu yolu kendi seçti. İyi bir üniversite, iyi bir fakülte, petrol mühendisi olacak, orada iyi bir tenis okulu da var; Roddick'in erkek kardeşi orada çalıştırıcı.
Ve belli bir miktar antrenman yapması da gerekir. Onu takip edecekler. Eğer antrenman yapmazsa bursunu alacaklar. ABD'deki spor bursları bizdeki benzer bursların toplamından fazla. Ve onlar için mezunlarının sporda başarılı olması bir prestij.
Alexandr Dolgopolov bu yıl çılgın bir tenis oynuyor.
O hep öyle oynadı. Onunla oynarken sonucun büyük bir bölümünde erkiniz olmaz. Evet veya hayır; ama hep ona bağlıdır. İlk 10'da olup Sasha ile oynayan tenisçiler bile maçın kendilerine bağlı olduğundan emin olamazlar. Eh, belki Federer hariç. Dolgopolov "iki vyuruşluk" oynar; o zamana kadar ralli bitmemişse rakibin bir şansı vardır.
Federer ile iletişime geçer misin?
Sıkça geçerim.
Ve o nasıl biri?
İyi ama bana göre biraz fazla nötr. Çok İsviçreli. Her türlü kötü hikayeyi kendinden uzakta tutmayı çok istiyor. Oyuncular bir şey değiştirmek istediklerinde çok pasif kalıyor, çünkü imajı zedelenebilir.
Bu konuda Nadal'a daha fazla saygı duyuyorum, çünkü açık olarak oyuncuların haklarını korumaya çalışıyor.
Peki neden oyuncular Federer'den konsey başkanlığını almıyorlar?
Federer de aynı şeyi söylüyor ama diğer bütün oyuncuların önünde değil. Bazı şeyleri kamu önünde tartışmak istemiyor. Çünkü Slamlerde boykot gibi bir skandal olursa kendi ismine bağlanabilir.
Aslında Nadal Federer yüzünden bırakmadı, ve konsey de çoğu zaman çoğu şeye karar vermiyor. O bir danışma kurulu. Ama oyuncuları ATP'de temsil eden üç kişi var. Ve Rafa bunların oyuncuların haklarını gerektiği kadar korumadıklarını düşündü. Ve bazı konularda da onunla hemfikir olmaya hazırım.
İlginç bir oyun tarzın var.
Bazı şeyler icat etmek istiyorum ama bazen aşırıya kaçıyorum. Kendimi kontrol etmeli ve aşırı hayal kurmamalıyım.
Sonrasında Ukrayna'ya dönmek zor değil mi?
Aslında kolay. Ukrayna'yı seviyorum, Kiev'de doğdum; benim şehrim. Mutu olarak dönüyorum çünkü arkadaşlarım, tanıdıklarım burada. Bu ülkede olan biten herşeyi algılamak daha zor, evet...
-SON-
Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Nisan 2012 Salı
12 Nisan 2012 Perşembe
Stakhovsky Ropörtajı: Bölüm 2
Miami'deki Murray Djokovic maçının ikinci setinde neredeyse uyuyakaldım...
Sistematik yüzde tenisinin bir örneği; hatasız bir oyun. Djokovic, aslında bir duvar gibi oynuyor.
Ne, squash gibi mi?
Hayır. Geri çizgiye çok yakın oynuyor, mükemmel hareket ediyor, iyi geçiyor ve hata yapmıyor. Onunla Dubai'de oynadığım zaman bana deli bir ritm vermedi veya büyük bir çeşitlilik. Evet, oyunu kısaltabiliyor.
Belki ama bunu çok sık yapmıyor. Giderek daha ilkel oynuyor.
Kortta onu kazandıracak neyse sadece onu yapıyor. Daha güzel bir oyun oynayarak daha çok kazanamazsınız.
Ama Şeyhler seni Dubai'ye davet edebilirler. Sana "Adamım, senin oyununu izlemek; büyük bir keyif" diyebilirler.
Yok öyle bir şey.
Federer aslında oynamaya niyetinin olmadığı Dubai'ye geldi; öylece olabiliyor mu?
Federer, Nadal, Djokovic, Murray; bu sadece başka bir dünya. Bu dördünün kazandıkları diğerleriyle kıyaslanamaz. Biz onlarla kaşılaştırmada yokuz.
İlk 20'de oynayanların ödül parası dışında parası yoktur. Kontratlar, elbiseler, bunlar sadece ilk 5 veya 10 için var. Ben büyük markaların sadece üst sıradakilere para ödemeleri gerektiğini anladığı dönemi yakaladım; diğer oyuncular bedava.
Nadal'ın Federer'e saldırısı hakkında...
O Federer'in ona saldırdığını hissetmedi aslında. O, tura faydalı olduğu düşüncelerinin duyulmamasından ötürü hayal kırıklığı yaşadı. Diğerlerinin yanında 2 yıllık sıralama sistemi de buna dahil. Ama bu tartışılmaya başlanırsa her oyuncunun oy kullanması gerekir ve bu tam olarak doğru değil. Bakın; bugün tenis oyuncularının emeklerine karşılık ödenenlere bakınca ben bu yeni değişikliği savunuyorum. Bu benim sıralamamı korur. Bir çok tenis oyuncusunun geliri gerçekten gülünç.
Ama rakamlara bakınca bir maç kazansan araba alacak kadar kazanmış oluyorsun.
Rakamlara bakarsan ben milyonerim. Ama sana zaten harcamalarımdan bahsettim.
Peki ya business değil de ucuz uçuşları tercih edersen?
Dubai'ye ucuz uçuş mu?! Bu yıl ekonomide uçuyorum. Londra'dan Dubai'ye gidiş ve dönüş 1200€ tuttu. Biletleri de önceden alamıyoruz. Ayrıca ucuz biletleri geri veremezsin. Genellikler biletleri uçuştan bir gün önce alırız. Ve tabi ki rakamlar bambaşka olur.
Bir yılda 170.000€ "oyun masrafları" kategorisine harcadım. Geçen sene sadece biletler 85.000€'a mal oldu. 428.000 kazandım. Bundan ortalama %30 vergiyi düşebilirsiniz.
Ama para seni şımartmıyor.
Evet ama hayatımı bu spora veriyorum. Çalışmalarımı, arkadaşlarımı özlüyorum, bir ailem var. Diyelim ki 32 yaşımda emekli oldum. Ve o zamana kadar 500.000 kazandım. Ama hayatımın geri kalanını bu para ile idare etmek durumundayım. Ve "Stakhovsky" ismi bu ülkede işime yaramaz, buna eminim.
Nadal'a geri dönersek: Grand Slam turnuvaları; bildiğimiz üzere, oyunculara kazançlarıunın çok küçük bir bölümünü ödüyorlar. Mesela US Open karının %4-6 kadarını ödül parası olarak koyuyor. ATP turnuvaları ise %30 kadarını. 2004'ten beri turnuvaların ödül paraları enflasyından az arttı.
İlk 100'e girmek için nedeniniz kalmıyor. Çalıştırıcı ile seyahat ederseniz yılda 20.000$-30.000$ gibi küçük bir "artı" paranız olur. Be bu insanlar bu sporu bu dünyada en iyi yapan 100 kişi. Eğer 100. en iyi futbolcuyu, 100. golfçüyü, TV'de olan herhangi bir sporu ele alırsanız onların maaşı çok daha fazla olacaktır. Sadece Ukrayna'daki 100. futbolcu bile daha çok kazanıyor.
Slamler herşeyi kendilerine saklıyorlar, eğer karlarını paylaşmaya başlarlarsa, evet, ilk 100'e girmek mantıklı olabilir. Ever, ilk turda kaybeden oyuncunun 50-100 bin dolar kazanması hoyratça gelebilir ama o noktaya gelebilmek için kendilerine ne kadar yatırım yaptıklarını düşünmek lazım. Avustralya'ya uçabilmek bile başarı zaten. 24 saat sürüyor. Sadece uçuşun ekonomi yönünden bahsetmiyorum; bu çok gerçek dışı.
Slamler tavizde bulunacaksa 2 yıllık sıralama sistemine karşıyım. Çünkü pek çok oyuncunun ilk 100'e girmesi yıllarını alacak. Ve şu an insanlar bunun üzerinde çalışıyor. Şimdi 70 veya 200 numarada olmak aynı.
Sistematik yüzde tenisinin bir örneği; hatasız bir oyun. Djokovic, aslında bir duvar gibi oynuyor.
Ne, squash gibi mi?
Hayır. Geri çizgiye çok yakın oynuyor, mükemmel hareket ediyor, iyi geçiyor ve hata yapmıyor. Onunla Dubai'de oynadığım zaman bana deli bir ritm vermedi veya büyük bir çeşitlilik. Evet, oyunu kısaltabiliyor.
Belki ama bunu çok sık yapmıyor. Giderek daha ilkel oynuyor.
Kortta onu kazandıracak neyse sadece onu yapıyor. Daha güzel bir oyun oynayarak daha çok kazanamazsınız.
Ama Şeyhler seni Dubai'ye davet edebilirler. Sana "Adamım, senin oyununu izlemek; büyük bir keyif" diyebilirler.
Yok öyle bir şey.
Federer aslında oynamaya niyetinin olmadığı Dubai'ye geldi; öylece olabiliyor mu?
Federer, Nadal, Djokovic, Murray; bu sadece başka bir dünya. Bu dördünün kazandıkları diğerleriyle kıyaslanamaz. Biz onlarla kaşılaştırmada yokuz.
İlk 20'de oynayanların ödül parası dışında parası yoktur. Kontratlar, elbiseler, bunlar sadece ilk 5 veya 10 için var. Ben büyük markaların sadece üst sıradakilere para ödemeleri gerektiğini anladığı dönemi yakaladım; diğer oyuncular bedava.
Nadal'ın Federer'e saldırısı hakkında...
O Federer'in ona saldırdığını hissetmedi aslında. O, tura faydalı olduğu düşüncelerinin duyulmamasından ötürü hayal kırıklığı yaşadı. Diğerlerinin yanında 2 yıllık sıralama sistemi de buna dahil. Ama bu tartışılmaya başlanırsa her oyuncunun oy kullanması gerekir ve bu tam olarak doğru değil. Bakın; bugün tenis oyuncularının emeklerine karşılık ödenenlere bakınca ben bu yeni değişikliği savunuyorum. Bu benim sıralamamı korur. Bir çok tenis oyuncusunun geliri gerçekten gülünç.
Ama rakamlara bakınca bir maç kazansan araba alacak kadar kazanmış oluyorsun.
Rakamlara bakarsan ben milyonerim. Ama sana zaten harcamalarımdan bahsettim.
Peki ya business değil de ucuz uçuşları tercih edersen?
Dubai'ye ucuz uçuş mu?! Bu yıl ekonomide uçuyorum. Londra'dan Dubai'ye gidiş ve dönüş 1200€ tuttu. Biletleri de önceden alamıyoruz. Ayrıca ucuz biletleri geri veremezsin. Genellikler biletleri uçuştan bir gün önce alırız. Ve tabi ki rakamlar bambaşka olur.
Bir yılda 170.000€ "oyun masrafları" kategorisine harcadım. Geçen sene sadece biletler 85.000€'a mal oldu. 428.000 kazandım. Bundan ortalama %30 vergiyi düşebilirsiniz.
Ama para seni şımartmıyor.
Evet ama hayatımı bu spora veriyorum. Çalışmalarımı, arkadaşlarımı özlüyorum, bir ailem var. Diyelim ki 32 yaşımda emekli oldum. Ve o zamana kadar 500.000 kazandım. Ama hayatımın geri kalanını bu para ile idare etmek durumundayım. Ve "Stakhovsky" ismi bu ülkede işime yaramaz, buna eminim.
Nadal'a geri dönersek: Grand Slam turnuvaları; bildiğimiz üzere, oyunculara kazançlarıunın çok küçük bir bölümünü ödüyorlar. Mesela US Open karının %4-6 kadarını ödül parası olarak koyuyor. ATP turnuvaları ise %30 kadarını. 2004'ten beri turnuvaların ödül paraları enflasyından az arttı.
İlk 100'e girmek için nedeniniz kalmıyor. Çalıştırıcı ile seyahat ederseniz yılda 20.000$-30.000$ gibi küçük bir "artı" paranız olur. Be bu insanlar bu sporu bu dünyada en iyi yapan 100 kişi. Eğer 100. en iyi futbolcuyu, 100. golfçüyü, TV'de olan herhangi bir sporu ele alırsanız onların maaşı çok daha fazla olacaktır. Sadece Ukrayna'daki 100. futbolcu bile daha çok kazanıyor.
Slamler herşeyi kendilerine saklıyorlar, eğer karlarını paylaşmaya başlarlarsa, evet, ilk 100'e girmek mantıklı olabilir. Ever, ilk turda kaybeden oyuncunun 50-100 bin dolar kazanması hoyratça gelebilir ama o noktaya gelebilmek için kendilerine ne kadar yatırım yaptıklarını düşünmek lazım. Avustralya'ya uçabilmek bile başarı zaten. 24 saat sürüyor. Sadece uçuşun ekonomi yönünden bahsetmiyorum; bu çok gerçek dışı.
Slamler tavizde bulunacaksa 2 yıllık sıralama sistemine karşıyım. Çünkü pek çok oyuncunun ilk 100'e girmesi yıllarını alacak. Ve şu an insanlar bunun üzerinde çalışıyor. Şimdi 70 veya 200 numarada olmak aynı.
10 Nisan 2012 Salı
Stakhovsky Ropörtajı: Bölüm 1
(İngilizce'ye çevirisi için)
Sergiy, sence de tur, şey... yaşlanmamış olsa bile biraz "büyüdü" mü?
Kısa bir süre önce bir istatistik yayınladılar; ilk 100'deki oyuncuların ortalama yaşı 27 olmuş. 2003'te bu ortalama 23 olmasına rağmen. Bu rekabet. Sadece belli bazı özelliklere sahip olmak değil, tecrübe sahibi olmak da gerekiyor.
Ama tenis giderek daha atletik oldu ve teoride yaşı daha büyük oyuncuların turun temposu ile başedememesi gerekir. Aynısı senin 4 yıl önce hayran olduğunu söylediğin 33 yaşındaki Stepanek için de geçerli.
Aslında tenis daha akıllıca oynanır oldu. Üst sıralardaki tenisçiler her ihtiyaçlarını karşılayabilirler; bir çalıştırıcı, bir fitness antrenörü, bir fizyoterapist. Ama ilk 100'e girmeye çalışan pek çok oyuncu bu olanaklara sahip değil.
Ve sen nasıl bir oyuncusun?
Ben kendi kazancını yaratanlardanım, kendimi idare ediyorum ve son yıllarda olumlu bir bilanço tutturabildim.
E tabi ki, sonuçta olumsuz bir bilançoyu tutturmak zor.
Öyle mi düşünüyorsun? Bence öyle değil.
Yani Davydenko Indian Wells'de ilk tur maçı yapmanın kazandırdığı paranın yol ve kalma giderlerini karşılamadığını söylerken haklıydı?
Kesinlikle karşılamıyor. Ben Indian Wells ve Miami sonrasında zarardayım. Beş bin kadar. Ve bu Indian Wells'te ikinci tura geçmeme rağmen böyle.
Peki ABD'de tenisçilerin az bir para ile ihtiyaçları olan her şeyi karşılayabildiklerine dair söylentilere ne diyorsun?
Bazı yerler için bu doğru. Ama aynı Indian Wells'te ucuz otel yok. En ucuz otel günde 144
Çalıştırıcın tam zamanlı mı?
Evet. Ve benimle birlikte olan bir de fitness çalıştırıcım vardı. Ayrıca menejerlik şirketimin bir de fizyoterapisti var, bir kaç oyuncu ile birlikte seyahat ediyor.
26 yaşında bir 72 numara olarak kendini rahat hissediyor musun?
Kariyerim oluşmuş durumda, bazen biraz ileri gidiyorum, sonra yine geri, yine ileri, yine geri...
Bir adım ileri, iki adım... geri?
Yo, daha ziyade üç adım ileri, iki adım geri. Benim için bu her günün hikayesi. O yüzden gerçekten umutsuz değilim. Bu sporda henüz söylemediğim çok şey var ve önümde de çok zaman var, o nedenle bu önemsiz düşüşü düşünmüyorum.
Ama 22 yaşındayken tabi ki bu mücadeleye, yolculuklara falan dayanmak kolay. Fiziksel olarak şu an maçlardan sonra aynı hissediyorum, ama uçuşlar ve koşullara adapte olmak zorlaştı.
O dönemde uçuş korkusu geliştirmedin mi?
Hayır, ama inişten korkmaya başladım.
Mardy Fish kısa bir süre önce neredeyse hiç hızlı zemin turnuvası kalmadığından yakındı.
Gerçeği söyledi, kalmadı. Bu yıl en hızlı kortlar Dubai'deydi. Indian Wells'e kortların en azından geçen yılki gibi olması ümidi ile geldik. Ama yeni bir yüzey uygulamışlar ve yüksek seken toplarla oldukça yavaş bir zemin olmuş. Miami'de de durum aynı ve nem yüzünden topalr daha çok tüyleniyor.
Organizatörler bunu neden yaptı?
Aslında kortlar çok hızlıydı ve oyun daha renkli olsun diye yavaşlattılar. Ama aşırıya kaçtılar. Ve Avustralya'daki 6 saat süren finali gerçekte kimse sevmedi.
Eh, ilk defa olduğu için olabilir.
Ama bu bir eğilim olursa, insanlar anlamaz. Yani ya skorlamayı değiştirmeniz gerekir ya da kortları hızlandırmanız. Çünkü, şey, başka yolu yok. En hızlı kort Bercy'deydi. Ama geçen yıl diğer zamanlara göre 3 kat daha yavaştı. Ve şimdi Wimbledon'da da çim yanlış çekilde büyüyor, oyunu yavaşlatacak şekilde.
Ne kadar kaba. Şimdi Federer neden orada sürekli kaybetmeye başladı anlıyorum.
Beş ile yedi yıl önce oyuncular fileye doğru bir yol yaparlardı ve orada çim çiğnemiş olurdu. Ama şimdi kel alanlar geri çizgide, çünkü hız ve topun sekişi geri çizgi oyunu oynamaya izin veriyor.
Ve pek çok oyuncu, İspanyollar, diğer toprak kort oyuncuları bundan şikayetçi değil. Bu durum şartları eşitliyor. Belki bu yüzden tur yaşlanmıştır, oyun daha kompakt, herkes her yerde oynuyor.
Federer ve Nadal arasında bir çekişme...
Federer daha az fiziksel bir tenis oynuyor; birinin daha fazla tanrı vergisi yeteneği var, öbürünün başka şeyleri. Bence Nadal disiplin ve çok çalışma anlamında daha yetenekli. Bunun sayesinde bir dönemin 1 numaralı oyuncusu oldu. Ama Federer, tanrıdan gelen bir tenis oyuncusu, "kendi spor alanını" bulan bir yetenek. Biri sıkı çalışarak başarı kazandı, öbürü daha az çalışarak daha fazlasını aldı.
Ama Nadal eski bir zanaatkar, aynı Federer'den öğrenerek usta oldu.
Herkes Federer'den öğreniyor. 2006-2008 yılları arasında Federer tenisi bambaşka bir yere yönlendirdi. O kadar hızlı oynuyordu ki herkes onu takip etti. Ama daha sonra kortların yavaşlaması başladı.
Sergiy, sence de tur, şey... yaşlanmamış olsa bile biraz "büyüdü" mü?
Kısa bir süre önce bir istatistik yayınladılar; ilk 100'deki oyuncuların ortalama yaşı 27 olmuş. 2003'te bu ortalama 23 olmasına rağmen. Bu rekabet. Sadece belli bazı özelliklere sahip olmak değil, tecrübe sahibi olmak da gerekiyor.
Ama tenis giderek daha atletik oldu ve teoride yaşı daha büyük oyuncuların turun temposu ile başedememesi gerekir. Aynısı senin 4 yıl önce hayran olduğunu söylediğin 33 yaşındaki Stepanek için de geçerli.
Aslında tenis daha akıllıca oynanır oldu. Üst sıralardaki tenisçiler her ihtiyaçlarını karşılayabilirler; bir çalıştırıcı, bir fitness antrenörü, bir fizyoterapist. Ama ilk 100'e girmeye çalışan pek çok oyuncu bu olanaklara sahip değil.
Ve sen nasıl bir oyuncusun?
Ben kendi kazancını yaratanlardanım, kendimi idare ediyorum ve son yıllarda olumlu bir bilanço tutturabildim.
E tabi ki, sonuçta olumsuz bir bilançoyu tutturmak zor.
Öyle mi düşünüyorsun? Bence öyle değil.
Yani Davydenko Indian Wells'de ilk tur maçı yapmanın kazandırdığı paranın yol ve kalma giderlerini karşılamadığını söylerken haklıydı?
Kesinlikle karşılamıyor. Ben Indian Wells ve Miami sonrasında zarardayım. Beş bin kadar. Ve bu Indian Wells'te ikinci tura geçmeme rağmen böyle.
Peki ABD'de tenisçilerin az bir para ile ihtiyaçları olan her şeyi karşılayabildiklerine dair söylentilere ne diyorsun?
Bazı yerler için bu doğru. Ama aynı Indian Wells'te ucuz otel yok. En ucuz otel günde 144
Çalıştırıcın tam zamanlı mı?
Evet. Ve benimle birlikte olan bir de fitness çalıştırıcım vardı. Ayrıca menejerlik şirketimin bir de fizyoterapisti var, bir kaç oyuncu ile birlikte seyahat ediyor.
26 yaşında bir 72 numara olarak kendini rahat hissediyor musun?
Kariyerim oluşmuş durumda, bazen biraz ileri gidiyorum, sonra yine geri, yine ileri, yine geri...
Bir adım ileri, iki adım... geri?
Yo, daha ziyade üç adım ileri, iki adım geri. Benim için bu her günün hikayesi. O yüzden gerçekten umutsuz değilim. Bu sporda henüz söylemediğim çok şey var ve önümde de çok zaman var, o nedenle bu önemsiz düşüşü düşünmüyorum.
Ama 22 yaşındayken tabi ki bu mücadeleye, yolculuklara falan dayanmak kolay. Fiziksel olarak şu an maçlardan sonra aynı hissediyorum, ama uçuşlar ve koşullara adapte olmak zorlaştı.
O dönemde uçuş korkusu geliştirmedin mi?
Hayır, ama inişten korkmaya başladım.
Mardy Fish kısa bir süre önce neredeyse hiç hızlı zemin turnuvası kalmadığından yakındı.
Gerçeği söyledi, kalmadı. Bu yıl en hızlı kortlar Dubai'deydi. Indian Wells'e kortların en azından geçen yılki gibi olması ümidi ile geldik. Ama yeni bir yüzey uygulamışlar ve yüksek seken toplarla oldukça yavaş bir zemin olmuş. Miami'de de durum aynı ve nem yüzünden topalr daha çok tüyleniyor.
Organizatörler bunu neden yaptı?
Aslında kortlar çok hızlıydı ve oyun daha renkli olsun diye yavaşlattılar. Ama aşırıya kaçtılar. Ve Avustralya'daki 6 saat süren finali gerçekte kimse sevmedi.
Eh, ilk defa olduğu için olabilir.
Ama bu bir eğilim olursa, insanlar anlamaz. Yani ya skorlamayı değiştirmeniz gerekir ya da kortları hızlandırmanız. Çünkü, şey, başka yolu yok. En hızlı kort Bercy'deydi. Ama geçen yıl diğer zamanlara göre 3 kat daha yavaştı. Ve şimdi Wimbledon'da da çim yanlış çekilde büyüyor, oyunu yavaşlatacak şekilde.
Ne kadar kaba. Şimdi Federer neden orada sürekli kaybetmeye başladı anlıyorum.
Beş ile yedi yıl önce oyuncular fileye doğru bir yol yaparlardı ve orada çim çiğnemiş olurdu. Ama şimdi kel alanlar geri çizgide, çünkü hız ve topun sekişi geri çizgi oyunu oynamaya izin veriyor.
Ve pek çok oyuncu, İspanyollar, diğer toprak kort oyuncuları bundan şikayetçi değil. Bu durum şartları eşitliyor. Belki bu yüzden tur yaşlanmıştır, oyun daha kompakt, herkes her yerde oynuyor.
Federer ve Nadal arasında bir çekişme...
Federer daha az fiziksel bir tenis oynuyor; birinin daha fazla tanrı vergisi yeteneği var, öbürünün başka şeyleri. Bence Nadal disiplin ve çok çalışma anlamında daha yetenekli. Bunun sayesinde bir dönemin 1 numaralı oyuncusu oldu. Ama Federer, tanrıdan gelen bir tenis oyuncusu, "kendi spor alanını" bulan bir yetenek. Biri sıkı çalışarak başarı kazandı, öbürü daha az çalışarak daha fazlasını aldı.
Ama Nadal eski bir zanaatkar, aynı Federer'den öğrenerek usta oldu.
Herkes Federer'den öğreniyor. 2006-2008 yılları arasında Federer tenisi bambaşka bir yere yönlendirdi. O kadar hızlı oynuyordu ki herkes onu takip etti. Ama daha sonra kortların yavaşlaması başladı.
28 Ağustos 2011 Pazar
Jimmy Connors Röportajı
http://tennis.com/articles/templates/features.aspx?articleid=13877&zoneid=9
Tennis.com editörü Tom Perotta güzel bir Connors röportajı yapmış tam Amerika Açık öncesi. Haliyle çokça Connors'un 1991'de 39 yaşındayken yaptığı Amerika Açık yarı finalinden bahsediliyor. Özellikle 38 yaşında bileğinden ciddi bir operasyon geçip aylar sonra kortlara dönen Connors'un dirayetinin ne kadar büyük olduğunu kendi söylediklerinden anlayabiliyoruz.
Not: Türkçe'ye çevirebilecek alçakgönüllü, iyi niyetli, güzel insan, cici insan varsa kapımız açık tabii. Yorum bölümüne atarsanız kopyala yapıştır diyerekten buraya koyabilirim. Yapan çıkmazsa ben bir ara üşenmezsem yapabilirim. Bilemiyorum.
21 Kasım 2010 Pazar
Federer'in Bild Röportajı
Alman gazetesi Bild'in bugün yayınlanacak sayısında bir Roger Federer röportajı bulunuyor. İnternet sitelerine bu röportajı birkaç saat önce koymuşlar, bir başka sitede bu röportajın İngilizce çevirisini buldum. Ben de oradan Türkçe'ye çeviriyorum...
Q: Bay Federer, neden 5 kilometre kuzeyde doğup büyümediniz?
A: Ben mi? Neden?
Q: Çünkü o zaman Alman olacaktınız. Alman bölgesi olan Riehen'de büyüyecektiniz. Doğduğunuz yer Almanya'ya yakın ama yine de İsviçre'de...
A: Bir gün sen de İsviçreli olup çıkacaksın (gülüşmeler)... Almanlar her zaman büyük atletlere sahip oldular. Bunun yanında, Almanya'da oynamayı seviyorum ve Almanya'ya bağlı hissediyorum çünkü sporu çok seviyorlar. Bu kadarı senin için yeterli mi?
Q: Dünya starı bir tenisçiye sahip olmak harika olabilirdi. Ama bunun yerine Alman tenisi bir kriz içinde. Sen hiç gelen bir yetenek görebiliyor musun Almanya için?
A: Şu aralar ilk 100'e girmek gerçekten çok zor. İlk 100'de 22 yaşından genç oyuncu yok. Bunun yetenek yokluğuyla alakası olup olmadığını bilmiyorum. Junior seviyeden profesyonel seviyeye gelmek çok fazla sabır gerektiriyor. Bu birçok ülke için geçerli. Bunların dışında Almanya Steffi Gras, Boris Becker, Michael Stich ve Anke Huber ile çok başarılı oldu. Bir Alman'ın tekrar zirveye ulamasını dilerim.
Q: Diğer sporlarda başarılıyız. Sevdiğin Alman atletler var mı?
A: Tabii ki, Sebastian Vettel'i takip ettim ve kazandığı şampiyonluktan ötürü onun için çok mutluyum. Genç bir sporcunun bu başarıyı elde etmesi ve yarış sonrası duyguları beni etkiledi. Eskiden Michael Schumacher'in her yarışını izlerdim. Boris, Steffi ve Franzi van Almsick harika sporculardı. Şimdi sana bir şey ifşa edeceğim...
Q: Evet, bekliyorum!
A: 1990 Dünya Kupası'nda Almanya'yı destekliyordum. O zaman İtalya'daydım ve finalden sonra çok mutlu oldum.
Q: Ayrıca, 2010 Dünya Kupası'nda İsviçre elendikten sonra Almanya'yı destekledin mi?
A: Hayır, Güney Afrika'yı destekledim (annesi Güney Afrikalı). Tabii İsviçre'yi de... Bu takımların elenmesinden sonra sadece iyi futbol izlemeye odaklandım.
Q: İkiz babası olmak hayatında neleri değiştirdi?
A: İkizlerden önce tenise ayırdığım vakitle ikizlerden sonra tenise ayırdığım vakit aynı. Baba olma aşamasında iyi bir geçiş dönemi yaşadım. Çok eğlenceli... Geceleri ufaklıklar çığlık attığında uyanıyorum. Benimle birlikte turda oldukları için şanslıyım. Beni motive ediyor. Onların 16 aylık hayatlarının sadece 2 haftasını kaçırdım. Hala yapmayı en çok sevdiğim şey olan tenisi normalde oynadığım kadar oynayabiliyorum. Bunun üstüne iki tane harika kızın babası ve Mirka'nın kocasıyım. Çok çok mutluyum.
Q: Sabah kalkınca ilk ne düşünüyorsun?
A: 2 saat daha uyumak istediğimi...
Q: Kusursuz bir star olarak gözüktün hep. Başarılı, aile hayatı düzenli, skandalı olmayan birisiydin... Bu senin için bile fazla sıkıcı değil mi?
A: Başlarda insanlar harika biri olarak zirveye ulaşamayacağımı söylerlerdi. Onları yanıltmak oldukça hoş! Beni bilen sporda ne kadar savaştığımı ve acımasız olabildiğimi biliyor. Ama asıl önemli olan saygıyı ve fair play'i hiçbir zaman kaybetmedim. Söylediklerin için teşekkür ederim, çok naziksin ama ben ve sıkıcı olmak? Bu abartı! Kamera önünde ve kortta zaman zaman böyle gözükebilirim ama bunun dışında gerçekten çok komik ve eğlenceliyim.
Q: Mishit olan bir vuruşun ardından raketini yere vurmak istemiyor musun?
A: Tabii ki, evet! Ama ilk yıllarımda bunu hep yaptım, artık ihtiyacım yok. Antrenmanlarda bazen yapıyorum...
Q: En büyük rakibin Nadal... Onunla özel olarak ne kadar görüşüyorsunuz?
A: Neredeyse her hafta bunu yapmamız gerekiyor. Ben oyuncular konseyi başkanıyım, o da yardımcım. Bunun dışında turnuvalarda da görüşüyoruz sıkça. O bana çok fazla saygı gösteriyor çünkü ben 5 yaş daha büyüğüm. Bu bir dokundurma değil...
Q: Kort içinde en büyük hedeflerin?
A: Tekrar 1 numarayı geri almak ve kazanabildiğim kadar turnuva kazanmak istiyorum. Bunun yanında 2012 Londra Olimpiyatları'nı kazanmak büyük bir hedef.
Q: Tenis sonrası kariyerini nasıl planlıyorsun?
A: Hayat size her zaman güzel sürprizler sunar. Kim Steffi Graf'ın kariyerinin ardından Las Vegas'a taşınacağını düşünürdü? Ben İsviçre'de yaşamak istiyorum. Burada sponsorlarıma yakın kaynaklarım var. İşlerle çok ilgiliyim. Ayrıca Afrika'da hayır kurumumla daha çok uğraşmak istiyorum. Tenis kariyerinden tenis sonrası kariyere geçmek kolay olmayabilir ama ben bunu yapmak için sabırsızlıkla bekliyorum.
Q: Federer ailesi Christmas'ı nasıl kutlayacak?
A: Tercihen İsviçre'de. Geçmişte bazen evde geçiremedim çünkü turnuvalara hazırlanmak için dünyanın herhangi başka bir yerindeydim. Ama artık çocuklar olduğundan mümkün olduğu kadar fazla İsviçre'de ailemizle geçirmek istiyoruz.
Q: Lüks senin için ne ifade ediyor?
A: Zaman. Bir araba ve bir ev de lüksü ifade eder ama ben zamana sahip olduğum zaman mutlu oluyorum.
Q: Ne kadar paran olduğunu biliyor musun?
A: Her gün banka hesabıma bakmıyorum ama kabaca biliyorum. Bu genç yaşımda bu kadar para kazanabildiğim için mutluyum ama para her şey değil. Para bazen problemler yaratabilir...
Q: Bu yıl 45.8 milyon euro kazandın. En çok kazanan sporculardan birisin. Son olarak da bir İsviçre şirketinin çikolata markasının tanıtımını yaptın. Bununla bağlantılı olarak çikolata senin için ne ifade ediyor?
A: Geçmişte abartı şekilde fazla yiyordum. Ne zaman duracağımı bilmeden... Şimdi benim için bu konu daha kolay. Çikolata hayatımın bir parçası ve kendimi şımartmak istediğim zaman yiyorum...
15 Kasım 2010 Pazartesi
Can Üner Röportajı
Can Üner ile dün TR Eurosport sitesi için röportaj yapma imkanını yakaladım. Daha fazla şey sorabilirdim ama Can hoca sağolsun, sorduğum bir sorunun üzerinden gidip uzun uzun konuşunca çok da gerek kalmadı. Umarım beğenirsiniz:
(Aslında buraya direk copy-paste yapacaktım ama dil olarak bloga abes kaçacağını düşündüğümden aynı Moya haberi gibi bunu da linkle vermeyi tercih ettim)
24 Eylül 2010 Cuma
İnsafsız Toni
Bu aralar populer makale konusu Nadal tabi. Bol bol gerekli - gereksiz haber görüyoruz haliyle. Ama Toni Nadal ile ilgili şu soru - cevap alıntısını görünce çok güldüm. :)
"Is it true that when he was a kid, you made your nephew believe that you had magical powers?
Toni: Yes (smiles). Rafa was the little boy in the family and everybody always had so much fun with him. As a joke, I made him believe all sorts of things: that I was a star at AC Milan, that I had won the Tour de France five times with a moped (laughs)…Indeed, I also told him that I had magical powers. One day, he must have been about 7 or 8, we lacked a player in the 12-year group to compete in a team event. I took him along with us and to reassure him, I told him that he didn’t need to worry if the match went badly because I have the ability to make it rain. It was winter. So, when the match got tight at the start, it started to rain and then, Rafa turned to me and said: “It’s alright, you can make it stop now, I’m going to win!” Another time, we were watching a match of Ivan Lendl on tv. It was a replay of an older match during which Lendl retired. Rafa didn’t know that. So, at the exact moment when Lendl retired, I told him: “Alright, I’m going to make Lendl lose.” He couldn’t believe his eyes. I have a lot of examples like that."
"Rafa küçükken onu sihirli güçlerinizin olduğuna inandırdığınız doğru mu?
Toni: Evet. Rafa ailedeki küçük çocuktu ve herkes onunla çok eğlenirdi. Onu her şeye inandırırdım; AC Milan'da bir yıldız olduğuma, Fransa bisiklet turunu moped ile 5 kez kazandığıma...Hatta ona sihirli güçlerimin olduğunu bile söylemiştim. Bir gün, o 7 veya 8 yaşındayken bir turnuvada 12 yaş takımında bir oyuncumuz eksikti ve Rafa'yı aldık. Ona korkmamasını, maç kötü giderse sihirli güçlerimle yağmur yağdırabileceğimi söyledim. Mevsim kıştı. Maç çekişmeli bir biçimde başlamıştı ve hemen yağmur yağmaya başladı. Rafa bana dönüp "Tamam sorun yok, yağmuru kesebilirsin, ben kazanacağım!" dedi. Bir kere de televizyonda Ivan Lendl maçını izliyorduk. Maçın tekrar gösterimiydi ve Lendl maçtan çekilmişti. Rafa bunu bilmiyordu. Tam Lendl çekilecekken "Şimdi Lendl'ı kaybettireceğim" dedim. Gözlerine inanamadı. Daha böyle çok örnek var."
Ben de Toni'nin anlatıklarına ek olarak Rafa'nın üzerine bir örtü örtüp kaldırarak görünmez olduğuna inandırdıklarını biliyorum. :)
Rafa; safsın, saftiriksin.
Toni sen de yapmışsın, anlatma bari...
(Kaynak: Tennis Magazine (Fr), n°413, Octobre 2010)
"Is it true that when he was a kid, you made your nephew believe that you had magical powers?
Toni: Yes (smiles). Rafa was the little boy in the family and everybody always had so much fun with him. As a joke, I made him believe all sorts of things: that I was a star at AC Milan, that I had won the Tour de France five times with a moped (laughs)…Indeed, I also told him that I had magical powers. One day, he must have been about 7 or 8, we lacked a player in the 12-year group to compete in a team event. I took him along with us and to reassure him, I told him that he didn’t need to worry if the match went badly because I have the ability to make it rain. It was winter. So, when the match got tight at the start, it started to rain and then, Rafa turned to me and said: “It’s alright, you can make it stop now, I’m going to win!” Another time, we were watching a match of Ivan Lendl on tv. It was a replay of an older match during which Lendl retired. Rafa didn’t know that. So, at the exact moment when Lendl retired, I told him: “Alright, I’m going to make Lendl lose.” He couldn’t believe his eyes. I have a lot of examples like that."
"Rafa küçükken onu sihirli güçlerinizin olduğuna inandırdığınız doğru mu?
Toni: Evet. Rafa ailedeki küçük çocuktu ve herkes onunla çok eğlenirdi. Onu her şeye inandırırdım; AC Milan'da bir yıldız olduğuma, Fransa bisiklet turunu moped ile 5 kez kazandığıma...Hatta ona sihirli güçlerimin olduğunu bile söylemiştim. Bir gün, o 7 veya 8 yaşındayken bir turnuvada 12 yaş takımında bir oyuncumuz eksikti ve Rafa'yı aldık. Ona korkmamasını, maç kötü giderse sihirli güçlerimle yağmur yağdırabileceğimi söyledim. Mevsim kıştı. Maç çekişmeli bir biçimde başlamıştı ve hemen yağmur yağmaya başladı. Rafa bana dönüp "Tamam sorun yok, yağmuru kesebilirsin, ben kazanacağım!" dedi. Bir kere de televizyonda Ivan Lendl maçını izliyorduk. Maçın tekrar gösterimiydi ve Lendl maçtan çekilmişti. Rafa bunu bilmiyordu. Tam Lendl çekilecekken "Şimdi Lendl'ı kaybettireceğim" dedim. Gözlerine inanamadı. Daha böyle çok örnek var."
Ben de Toni'nin anlatıklarına ek olarak Rafa'nın üzerine bir örtü örtüp kaldırarak görünmez olduğuna inandırdıklarını biliyorum. :)
Rafa; safsın, saftiriksin.
Toni sen de yapmışsın, anlatma bari...
(Kaynak: Tennis Magazine (Fr), n°413, Octobre 2010)
14 Eylül 2010 Salı
Toni Nadal ile Roportaj
Toni Nadal US Open esnasinda Rafa'nin kullandigi raket ve bundan sonra yapmayi planladiklari duzenlemeler ile ilgili bilgiler vermis.
Toni Nadal, Rafa icin raket secerken grip kismi kucuk olan ve aslinda kadinlar icin tasarlanmis olan raketleri sectigini soylemis. Nadal'in Sampras gibi isimlerin kullandiklarina gore cok daha hafif raketlerle oynadigi belirtilmis. Hatta su an kullandigi raketin cercevesi Wozniacki'nin kullandigi cerceve ile ayni, sadece Woz'un raketi birazcik daha hafif. Grip ise Caroline'in kullandigindan bir numara daha kucuk; 4-1/4 (bu grip benim cocukken kullandigim grip olcusu ve okudugumda cok sasirdim). Bu tercihinin sebebi olarak da raketi rahat hareket ettirebilmesinin top spin uretme konusunda kendisine avantaj saglayacak olmasini gostermis. Ayni yazida benzer tipte raketleri Moya'nin da kullandigi bilgisi veriliyor. Ayrica Rafa'nin raket seciminde Toni Nadal'in eski bir masa tenisi sampiyonu olmasinin da etkisi olmus; zaten forehand vurusu da masa tenisindekileri andiriyor.
Toni Nadal, Rafa'nin gucunun her yil biraz daha azaldigini ve bunun da gayet normal oldugunu soylemis. Gecen senenin sonunda 10 yildir kullandigi kordaji degistiren ve bazi spor yazarlarina gore nihayet cagi yakalayip rakipleri ile ayni teknolojik seviyeye gelen Nadal icin bu senenin sonunda da bazi degisiklikler dusunmus Toni Amca. Raketin kafasina biraz daha agirlik ekleyerek vuruslarinin gucunu artirmayi dusunuyorlarmis, boylelikle Nadal'in servisleri daha guclu olacakmis.
Ayni yazida "sag el- sol el" kararinin verilmesi ile ilgili biraz daha fazla detay verilmis. Toni Nadal Rafa'nin her iki eliyle de servis atmayi denemesini istediginde aslinda her ikisi ile de iyi servis atamadigini gormus. Sol el kararini vermesindeki onemli bir etken, Nadal'in ayaklarini bir solak gibi hareket ettirmesi olmus. Bunu okudugumda sasirmadim, zira Nadal'in 12 yasina kadar suren futbol kariyerinde de topa sol ayakla vurdugu biliniyor.
Toni Nadal, Rafa icin raket secerken grip kismi kucuk olan ve aslinda kadinlar icin tasarlanmis olan raketleri sectigini soylemis. Nadal'in Sampras gibi isimlerin kullandiklarina gore cok daha hafif raketlerle oynadigi belirtilmis. Hatta su an kullandigi raketin cercevesi Wozniacki'nin kullandigi cerceve ile ayni, sadece Woz'un raketi birazcik daha hafif. Grip ise Caroline'in kullandigindan bir numara daha kucuk; 4-1/4 (bu grip benim cocukken kullandigim grip olcusu ve okudugumda cok sasirdim). Bu tercihinin sebebi olarak da raketi rahat hareket ettirebilmesinin top spin uretme konusunda kendisine avantaj saglayacak olmasini gostermis. Ayni yazida benzer tipte raketleri Moya'nin da kullandigi bilgisi veriliyor. Ayrica Rafa'nin raket seciminde Toni Nadal'in eski bir masa tenisi sampiyonu olmasinin da etkisi olmus; zaten forehand vurusu da masa tenisindekileri andiriyor.
Toni Nadal, Rafa'nin gucunun her yil biraz daha azaldigini ve bunun da gayet normal oldugunu soylemis. Gecen senenin sonunda 10 yildir kullandigi kordaji degistiren ve bazi spor yazarlarina gore nihayet cagi yakalayip rakipleri ile ayni teknolojik seviyeye gelen Nadal icin bu senenin sonunda da bazi degisiklikler dusunmus Toni Amca. Raketin kafasina biraz daha agirlik ekleyerek vuruslarinin gucunu artirmayi dusunuyorlarmis, boylelikle Nadal'in servisleri daha guclu olacakmis.
Ayni yazida "sag el- sol el" kararinin verilmesi ile ilgili biraz daha fazla detay verilmis. Toni Nadal Rafa'nin her iki eliyle de servis atmayi denemesini istediginde aslinda her ikisi ile de iyi servis atamadigini gormus. Sol el kararini vermesindeki onemli bir etken, Nadal'in ayaklarini bir solak gibi hareket ettirmesi olmus. Bunu okudugumda sasirmadim, zira Nadal'in 12 yasina kadar suren futbol kariyerinde de topa sol ayakla vurdugu biliniyor.
9 Eylül 2010 Perşembe
Biyografi: Robin Soderling

Durumu: Şu an Amerika Açık'ta 5 numaralı seribaşı. 5 tur şampiyonluğu kazandı.
Doğum Yeri/Tarihi: 14 Ağustos 1984, Tibro, İsveç.
Tenis İlahı: Gençken tenis izlemeyi çok severdim. Çok fazla maç izledim. Ama gerçek bir kahramanım olmadı. Tabii, İsveçlileri seviyordum. Ama sanırım oyunu daha çok seviyordum.
Hobileri: Televizyonda spor müsabakaları izlemeyi seviyorum. Özellikle babamın da oynadığı masa tenisini izlemeyi... Eğlenceli bir spor. Ayrıca buz hokeyi ve futbol.
Takma adları: Hayır, bildiğim kadarıyla yok (gülüyor). (Sanal alemde Soderking, Soda ve Sod olarak geçebiliyor).
En beğendiği filmler: Gladiator ve Scarface.
En beğendiği TV şovları: Yok. Çok fazla seyahat ediyorum. Çok fazla TV şovu izleyemiyorum dolayısıyla. Gençken ve İsveç'teyken TV şovları izlemeyi severdim...
Müzik beğenisi: Çok fazla tür müziği seviyorum. Neredeyse her türü. Müzik dinlemeyi seviyorum ve dediğim gibi neredeyse hepsini dinliyorum.
İlk tenis anısı: İlk aklıma gelen tenis anım, İsveç'teyken - sanırım Göteburg'a gitmiştim - Amerika ile İsveç arasındaki Davis Kupası eşleşmesini seyretmiştim. Belki de tenisteki ilk anım. Ve de oldukça eğlenceliydi, çok eğlenmiştim. Kimin oynadığını bile hatırlamıyorum ama çok eğlenceliydi. Büyük bir arena, kalabalık bir topluluk ve her yere koşturarak fotoğraf çekiyordum. Yani harika bir anıydı. Sanırım Edberg ve Larsson'un fotoğraflarını çekmiştim. Ayrıca sanırım bir de Sampras fotoğrafım vardı...
Maç öncesi hisleri: Genelde biraz gergin olurum. Çünkü iyi performans sergilemeniz için biraz gergin olmak gerektiğini düşünürüm. Ama buna alıştım. Çok fazla maç oynuyorsunuz... Birkaç yıl önceye kadar kaybettiğim maçlardan sonra çok sinirli ve üzgün olurdum. Ama şimdi kaybettiğim maçtan belki de 1 saat sonra önümdeki turnuvaya konsantre olmaya başlıyorum. Yapmanız gereken de budur.
Favori yemeği: Spagetti ve köfte.
Favori dondurma çeşidi: Çikolatalı.
Kullandığı araba: BMW (silver)
En harika spor anısı: İlk kazandığım ATP tur şampiyonluğu benim için... (2004 Lyon, Xavier Malisse'ye karşı) Ve de 11 yaşında junior kategorisinde İsveç şampiyonu oluşum. Harika bir histi. Sanırım finali 6-4 6-4 ile kazanmıştım. Ve maçtan sonra çok mutluydum. O benim ulusal şampiyonada oynadığım ilk yıldı ve kazandığımdan dolayı çok mutluydum.
En acı verici anısı: 2003 Stokholm finalinde Mardy Fish'e son set tiebreak'i ile kaybetmem...
Yakın ATP Tur arkadaşları: İsveçli oyuncular. Bütün İsveçli oyuncularla iyi arkadaşım. Beraber takılmayı seviyoruz ve hepsi harika insanlar.
Karşılaştığı en eğlenceli oyuncu: Hmm, zor... Safin. O komikti. Her zaman rahattı ve fazla ciddiye almıyordu. Gerçekten çok komik bir adamdı.
Zorlu rakipleri: Herkes... Srichaphan ile iki defa oynadım ve ikisinde de beni öldürdü. Sakatlanmadan önce gerçekten çok iyi bir oyuncuydu.
-
Yazı thebiofile.com adresinden çevrilmiştir...
9 Ağustos 2010 Pazartesi
Fernando Gonzalez ile Chat
Fernando Gonzalez bu aksam turnuva sitesindeki chat bolumune gelip yarim saat kadar sohbet etti insanlarla. Yagmur arasinda beklemekten sikilanlar icin iyi bir eglencelikti. Sohbet insanlarin chat ekranina yazilarini yazmasi ve gorevlinin bilgisayar ekranindan sorulari iclerinden rastgele bazilarini secerek oyuncuya okumasi ve oyuncunun sozlu olarak yanitlamasi seklinde geciyor. Yani chat ekranina soru yazip, web cam ekranindan cevabini aliyorsunuz. Aslinda yazili cevap alinsa daha samimi olur gibi geldi bana.
Tipik sorular vardi yine. Ben depremle ilgili bir soru soracaktim ama baskasi sorunca sadece dinlemeyi tercih ettim. Depremle ilgili olarak olayin zamanla dunya basininda onemini kaybettigini ve insanlarin da bu nedenle haber alamadiklarini soyledikten sonra Sili'nin bugunku durumundan bahsetti biraz. Ulke epeyce toparlanmis, panik havasi bitmis ve agirlikli olarak yapi isleri kalmis geriye. Sorulan sorulardan biri tabi ki sakatligi ile ilgiliydi. Beklendigi uzere dizindeki sakatliginin ara ara geri geldigini ama bunun normal oldugunu ve elinden geldigince iyi durumda olmaya calistigini soyledi. ATP'de yukselmeye calisan genc teniscilere tavsiyesi de ilgincti; "cok calisin, az dusunun" :). Az dusununden kastettigi yenilgilere fazla takilmayin. Yani diyor ki "ayagini sicak tut basini serin, kendine bir is bul dusunme derin".
Anket tipi sorulara verilen cevaplar ise;
En sevdigi ATP oyunculari; Acassuso, Arjantinli ve Ispanyol oyuncular
En sevdigi muzik tarzi; 80'ler
Karisik ciftler oynamak isteyecegi isimler; Serena, Venus, Safina, Wozniacki ("bunlarin hepsi guclu kuvvetli" diye de ekledi :))
Adaya alinacak 3 sey; "bir baskasi", kopegi, cep telefonu (baz istasyonu da alsaydi)
Her soruyu aklimda tutamadim tabi. Mesela birisi "Maclarda mental gucunu ve konsantrasyonunu korumak icin ne yapiyorsun?" diye sordugunda gulmekten cevabi duyamadim. Adam kibarligindan sakin sakin yanitladi ama mental guc ne arar Gonzo'da? Konsantrasyon ne arar?
Sempatik bir chat organizasyonuydu, Gonzo'da gayet kibar bir bicimde yanitladi sorulari. Gazeteci degil soru soranlar tabi o nedenle US Open 2009'da yaptigi gibi "Ilk basin toplantimi izlemedin mi?" diye azarlamadi kimseyi.:)
Dun Gasquet varmis, onu kacirdik. Yarin birisi olacak mi belli degil. Aslinda chat basin toplantilari gibi geciyor ama biraz daha samimi oldugunu soyleyebilirim.
Tipik sorular vardi yine. Ben depremle ilgili bir soru soracaktim ama baskasi sorunca sadece dinlemeyi tercih ettim. Depremle ilgili olarak olayin zamanla dunya basininda onemini kaybettigini ve insanlarin da bu nedenle haber alamadiklarini soyledikten sonra Sili'nin bugunku durumundan bahsetti biraz. Ulke epeyce toparlanmis, panik havasi bitmis ve agirlikli olarak yapi isleri kalmis geriye. Sorulan sorulardan biri tabi ki sakatligi ile ilgiliydi. Beklendigi uzere dizindeki sakatliginin ara ara geri geldigini ama bunun normal oldugunu ve elinden geldigince iyi durumda olmaya calistigini soyledi. ATP'de yukselmeye calisan genc teniscilere tavsiyesi de ilgincti; "cok calisin, az dusunun" :). Az dusununden kastettigi yenilgilere fazla takilmayin. Yani diyor ki "ayagini sicak tut basini serin, kendine bir is bul dusunme derin".
Anket tipi sorulara verilen cevaplar ise;
En sevdigi ATP oyunculari; Acassuso, Arjantinli ve Ispanyol oyuncular
En sevdigi muzik tarzi; 80'ler
Karisik ciftler oynamak isteyecegi isimler; Serena, Venus, Safina, Wozniacki ("bunlarin hepsi guclu kuvvetli" diye de ekledi :))
Adaya alinacak 3 sey; "bir baskasi", kopegi, cep telefonu (baz istasyonu da alsaydi)
Her soruyu aklimda tutamadim tabi. Mesela birisi "Maclarda mental gucunu ve konsantrasyonunu korumak icin ne yapiyorsun?" diye sordugunda gulmekten cevabi duyamadim. Adam kibarligindan sakin sakin yanitladi ama mental guc ne arar Gonzo'da? Konsantrasyon ne arar?
Sempatik bir chat organizasyonuydu, Gonzo'da gayet kibar bir bicimde yanitladi sorulari. Gazeteci degil soru soranlar tabi o nedenle US Open 2009'da yaptigi gibi "Ilk basin toplantimi izlemedin mi?" diye azarlamadi kimseyi.:)
Dun Gasquet varmis, onu kacirdik. Yarin birisi olacak mi belli degil. Aslinda chat basin toplantilari gibi geciyor ama biraz daha samimi oldugunu soyleyebilirim.
30 Haziran 2010 Çarşamba
Kvitova ve Serena'dan İlginç Röportajlar
"Q. Do you think you can win the tournament here? Do you think you can be Wimbledon champion?
PETRA KVITOVA: No, I don't think. I don't think so, no (laughter.)
Q. Why not?
PETRA KVITOVA: So maybe it's two matches. But, yeah, maybe I can lose in the Serena. I don't know what I can tell. I don't think so, yeah.
---------------------------
Q. How do you feel about your next opponent, Kvitova?
SERENA WILLIAMS: She's a good player. I mean, I've actually thought she would get through in the early rounds. I'm not surprised that I'm playing her.
She is lefty. She's really, really good.
Q. What made you think she'd get through?
SERENA WILLIAMS: Yeah, early in the tournament, I saw her playing a couple rounds and I was like, Wow, she's doing really well. She was just hitting the ball so clean.
Obviously, when she beat Wozniacki I wasn't surprised, because I just saw how well she was doing and how well she was playing.
She's a really tough player, especially on grass.
Q. Similar question: Why do you think there aren't more young American women coming up?
SERENA WILLIAMS: I think there are a lot of young American women coming up. I just think it's getting the opportunity to break through. We saw the young girl at the US Open break through. She's doing well. There's a lot of other players. The Fed Cup are in the finals. Venus and I weren't even able to play this year. So it's consistent two years."
Kısaca söylemek gerekirse, Kvitova turnuvayı kazanabileceğini düşünmüyor; Serena da US Open'da çeyrek final yapan Oudin'in ismini hatırlamayıp "young girl" diyor ve Kvitova'nın Wozniacki karşısındaki galibiyetini tahmin edilebilir olarak görüyor... Kvitova'nın, Wozniacki karşısındaki galibiyetini olağan karşılamasını anlarım da, Oudin'in ismini nasıl hatırlamıyor, orasını anlamam işte...
PETRA KVITOVA: No, I don't think. I don't think so, no (laughter.)
Q. Why not?
PETRA KVITOVA: So maybe it's two matches. But, yeah, maybe I can lose in the Serena. I don't know what I can tell. I don't think so, yeah.
---------------------------
Q. How do you feel about your next opponent, Kvitova?
SERENA WILLIAMS: She's a good player. I mean, I've actually thought she would get through in the early rounds. I'm not surprised that I'm playing her.
She is lefty. She's really, really good.
Q. What made you think she'd get through?
SERENA WILLIAMS: Yeah, early in the tournament, I saw her playing a couple rounds and I was like, Wow, she's doing really well. She was just hitting the ball so clean.
Obviously, when she beat Wozniacki I wasn't surprised, because I just saw how well she was doing and how well she was playing.
She's a really tough player, especially on grass.
Q. Similar question: Why do you think there aren't more young American women coming up?
SERENA WILLIAMS: I think there are a lot of young American women coming up. I just think it's getting the opportunity to break through. We saw the young girl at the US Open break through. She's doing well. There's a lot of other players. The Fed Cup are in the finals. Venus and I weren't even able to play this year. So it's consistent two years."
Kısaca söylemek gerekirse, Kvitova turnuvayı kazanabileceğini düşünmüyor; Serena da US Open'da çeyrek final yapan Oudin'in ismini hatırlamayıp "young girl" diyor ve Kvitova'nın Wozniacki karşısındaki galibiyetini tahmin edilebilir olarak görüyor... Kvitova'nın, Wozniacki karşısındaki galibiyetini olağan karşılamasını anlarım da, Oudin'in ismini nasıl hatırlamıyor, orasını anlamam işte...
4 Nisan 2010 Pazar
Mert Ertunga Röportajı (2. Bölüm)
İlk bölüm için şuraya bakabilirsiniz.
- Dünyanın en iyi tenisçisi kim? Neden? (hem erkeklerde, hem kadınlarda)
- Erkeklerde Roger Federer hem şu anda, hem de tarihin en iyi oyuncusu. 16 slam rakamı hep ön plana çıkıyor ancak Federer'in üstünlüğünü sadece bu rakama indirmek biraz haksızlık. 12 veya 13'te kalsaydı bile bunu derdim. Pete Sampras, toprak kortta hiçbir zaman üstünlük sağlayamadığı gibi, kariyerinin önemli bir bölümünde 'orta ayar' bir oyuncu olmaktan öteye gidemedi. Tüm kariyerinde sadece 3 toprak kort zaferi var ve Roland Garros'ta sadece 1 yarı finali bulunuyor (ATP turnuvalarının üçte biri toprakta oynanıyor, hasır altı edemeyiz bu istatistiği).
Her zeminde üstünlük sağlayabilen, 22 slam arka arkaya yarı final oynayan (bir sonraki 10 kere bile başaramadı arka arkaya), 5 Wimbledon ve 5 US Open arka arkaya kazanan, sayması zor birçok rekoru elinde bulunduran bir oyuncunun üstünlüğü tartışılmamalı. Gelmiş geçmiş en büyük toprak kort oyuncusu Rafael Nadal ile aynı zamanda oynamamış olsa, bir de 3-4 tane daha Roland Garros kazanmış olurdu.
Bayanlarda gelmiş geçmiş en iyi oyuncu Steffi Graf diyorum ancak Federer kadar net bir üstünlüğü yok. Margaret Court ve Martina Navratilova gibi isimler için iyi argümanlar verilebilir. Şu anda ise, en iyi oyuncu Serena Williams. Fiziki üstünlüğü ön plana çıkıyor ama aslında onu büyük şampiyon yapan, savaşçı mentalitesi. Maçtaki skor ne olursa olsun kazanabileceğine inanıyor ve her puan için savaşıyor. Zaten bu yüzden çoğu oyuncunun gitmiş sayabileceği maçları sayısız kez çevirmesini bildi. Üstelik tüm başarıları tenisi hayatının tek parçası yapmadan yakalamayı başardı. Takdir etmek lazım.
- Roger Federer, bundan sonra kariyerinde neler yaşayabilir? Aynısını Rafael Nadal için de soruyorum.
- Federer daha çok başarılara imza atabilir, çünkü oyun stili itibariyle birçok planı olan bir oyuncu. Fazla efor gerektirmeyen bir oyuna sahip. 20 slam'e erişmesi, çok da gerçek dışı olmaz. Fizik kondüsyon açısından Federer'in inanılmaz performansı pek konu olmuyor. Halbuki en çok konuşulması gereken konu bu. Kariyerinde çok ciddi bir sakatlık hiçbir zaman yaşamadı ve yorgunluktan ve sakatlıktan maç bıraktığını, en azından ben hiç hatırlamıyorum. Düşünsenize, 22 slam arka arkaya yarı final oynayabilmesi için ilk önce hepsine katılması lazım. Bir incelemeden geçirsek görürüz ki, hemen hemen her oyuncu bu kadar uzun bir periyotta, illa ki sakatlıktan turnuva kaçırmak zorunda kalıyor. Birkaç sene daha Federer tenis dünyasının belalısı olacaktır kanımca.
Nadal, bu konuda değişik tipte bir oyuncu. Fizik kuvvetine dayalı bir oyunu var. Bir hayli antrenman gerektiren bir oyun stili var formunun zirvesinde devamlı kalabilmesi için. Bu sebepleri toplarsak, karşımıza şu anda yaşadığı problemi çıkıyor. Nadal için en büyük soru, vücudu bu tempoyu daha ne kadar kaldırabilecek? Bu tipte geriden koşarak kondüsyon ve fizik gücüyle oynayan tenisçiler ya kariyerlerini erken noktalandırıyorlar (Bjorn Borg), ya da sakatlıktan mecburen bırakıyorlar (Ivan Lendl). Yani çok uzun kariyerlere sahip değiller. Ama Nadal sakatlıklardan kurtulursa ve normal formuna geri dönerse, kariyerini noktaladığında Sampras, Borg ve Federer'in bulunduğu elit gruba kesinlikle dahil olacaktır. Ancak fizik durumu soru işareti şu anda.
Tenisin geleceği açısından Federer ve Nadal'ın daha uzun seneler oynamaları çok iyi olur. İkisi de centilmen ve gençlere örnek olacak oyuncular. Yepyeni bir jenerasyon o ikisini örnek alarak yetişiyor ki, bu dünya tenisi adına çok heyecan verici bir durum.
- Andy Murray hala grand slam kazanamadı ve bu onun üzerinde büyük bir baskı yaratıyor. Onun kariyerinin gidişatını nasıl görebiliriz?
- Andy Murray'nin bir gün kesinlikle grand slam kazanacağını düşünüyorum. Federer ve Nadal ile aynı dönemde olması onun slam almasını geciktiriyor. Şimdi ise yeni bir problemi var. Federer ve Nadal'ın rakipleri çoğaldı. 1.5 sene kadar Murray, bu ikiliye rakip olacak tek kişi olarak gözüktü. Ancak şimdi Djokovic tekrar formunu bulabilir. Bir yandan Roddick ve Del Potro form grafiklerini yüksek tutarlarsa, Murray'nin slam kazanması bir süre daha gecikebilir. Ama unutmayalım ki, Agassi ve Federer gibi raketler de birkaç sene beklemek ve birkaç hayal kırıklığı yaşamak zorunda kaldılar tepeye yerleşmeden evvel.
- Kadınlarda Serena'nın hakimiyeti ne zaman kırılabilir?
- Serena'nın hakimiyeti zaten eskisi gibi değil. Hala bir numara ama 2000'li senelerin ortasına kadar olan hakimiyetinden eser kalmadı. Zaten sonuçlar da bunu gösteriyor. Mesela bir Federer'in hakimiyetiyle paralel değil. Federer'in şu anki hakimiyeti de 2004-2006 arası kadar değil ancak o hiçbir zaman tepeden kopmadı. Serena'nın ciddi inişli çıkışlı grafikleri oldu. Dolayısıyla, Serena'nın bir noktaya kadar 1 numara kalıp, sonra yavaş yavaş düşüşe geçeceği görüşünde değilim. Bir bakarız bu sene silip süpürür; sonra önümüzdeki sene 10 numaraya düşer. Bir bakarız bu sene artık turnuva kazanamaz; ama önümüzdeki sene slam'lerde 4'te 3 yapar. Hepsi olabilir. Ancak bir gerçek var ki, Serena iyi haliyle (en iyi hali demiyorum) dünyanın en iyi oyuncusu ve tepede kalması kanımca tamamen, kendisini tenise daha ne kadar vereceğine bağlı.
- Kadınlar tenisindeki geri dönüşler hakkında düşüncelerin nelerdir? Clijsters Amerika Açık'ı kazandı. Bundan sonrası onun için nasıl gelişir? Henin, Wimbledon'ı kazanıp koleksiyonu tamamlayabilir mi?
- Kadınlar tenisindeki geri dönüşler (Clijsters ve Henin) ciddi anlamda renk kattı WTA'ye. Üstelik bayanlar tenisi monotonluğa tam yüz tutmuşken... Bu sebeple çok iyi. Clijsters mesela hemen US Open'ı kazandı. Ancak unutmayalım, 90'ların ortasında Monica Seles de uzun dönüşten sonra hemen Avustralya Açık'ı kazanmıştı ama ondan sonra bir daha slam kazanamamıştı. Bu iki tenisçi için, bu seneki slam'lerdeki performanslarına göre önümüzdeki senelerin görüntüsü meydana çıkar.
Psikolojik açıdan geri dönüş kararları beni şaşırtmadı. Bu insanlar hayatlarında tenisten başka bir şey bilmediler. Ve hayatlarının önemli bir kısmını, bir taht üzerinde ve herkesin onlara yaranmak için etrafında döndükleri bir ortamda yaşadılar. Her turnuva kazandıklarında tribünlerden gürlemeler çıkıyor, binlerce kişi onları alkışlıyor. İster istemez bu bir nevi müptelalık yaratıyor. Tenisi bırakınca bir anda o zamana kadar normal gibi karşıladıkları bu nosyonlar, yok oluyor hayatlarından. Çok büyük bir psikolojik boşluk doğuyor hayatlarında. Bunu normal bir hayatla dolduramıyorlar. Yani bir çoğunun "tenisi bırakıyorum, normal bir hayat sürmek istiyorum" lafları tamamen düşünülmeden edilmiş laflar. Onlar normal büyümedi ki, normal yaşam istesinler (en yüksek seviyede başarı yapanlardan bahsediyorum). Ve o yüzden geri dönüyorlar. Parayla alakası olmadığı kesin. Zaten bir çoğu da o dikkate müptela bir saplantıda kaldıkları için tenisi bıraktıktan sonra da kamera önünde bir kariyer bulmaya çalışıyor.
Röportajın 3. ve son bölümünü de kısa bir zaman içerisinde sizlerle paylaşacağız...
28 Mart 2010 Pazar
Mert Ertunga Röportajı (1. Bölüm)
Türkiye Davis Kupası takımında maçlar oynamış, bir dönem Davis Kupası takımının kaptanlığını yapmış, şu sıralar Amerika'da yaşayan Türk tenisinin değerli isimlerinden Mert Ertunga ile uzun bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisine verdiği uzun ve bilgilendirici cevaplar için çok teşekkür ediyorum. Cevaplar uzun olunca da haliyle röportajı bölmek zorunda kaldım. 3 bölüm halinde yayınlayacağız blogda. Zevkle okumanız dileğiyle...
- Öncelikle kendini tanıtabilir misin?
- 1967 İstanbul doğumluyum. Ferdi lisans ile birkaç sene oynadıktan sonra 80'li senelerin ortalarında TED kulübü oyuncusu oldum. Gençlerde her yaş grubunda Türkiye şampiyonluklarım var. 1988'de Türkiye büyükler şampiyonu oldum. 1990'da tekrar Türkiye'de hem teklerde hem çiftlerde (partnerim Alaaddin Karagöz ile) Türkiye birincisiydim. 1990 ve 1991'de Davis Cup takımında oynadım. 1992'de aktif tenis hayatımı noktaladıktan sonra, 1993'te Davis Cup kaptanı da olarak, Türkiye çapında hemen hemen her rüyamı gerçekleştirdim diyebilirim.
- Tenise başlangıcın nerede, nasıl oldu?
- Tenise 9 yaşında iken Taçspor kulübünde başladım. O zaman ağabeyim başlamıştı. Hep onun yaptıklarını yapmak istiyordum ve ben de o şekilde başladım.
- Tenisi profesyonel bir meslek edinme fikri ne zaman ortaya çıktı?
- 1988'de Türkiye şampiyonu olduğum zaman ciddi olarak profesyonelliği denemeye karar vermiştim. Ama önce üniversiteyi bitirmeyi kafaya koymuştum. 1989 yazında üniversiteden mezun olduktan sonra 2 sene kadar satellite ve challenger turnuvalarında oynadım.
- Genel olarak baktığın zaman tenis kariyerini nasıl değerlendiriyorsun?
- Oyunculuk kariyerimden son derece memnunum. Her zaman ilk rüyam Türkiye şampiyonu olmak ve Davis Kupası'nda ülkemi temsil etmekti (her tenisçinin en büyük hedeflerinden biri Davis Kupası'nda oynamaktır). İkisini de başardım. Tabii ki, bir sonraki rüya ATP çapında bir yere gelebilmekti. 2 sene boyunca denedim. İlk başladığımda hedefim ilk 200'e girebilmekti. 2 seneye yakın bir süre sonra hedeflerime yaklaşamadığımı görünce gerçekçi olup, üniversiteye dönüp master yapmaya karar verdim. Ama tenisi bırakamadım...
- Tenis antrenörü olarak Amerika'da pek çok ödülün var, kolej tenisinde. Bunlardan, nasıl tenis antrenörü olduğundan bahsedebilir misin?
- Şansımın yaver gitmesiyle kısa sürede NCAA Division 1 seviyesindeki bir takımın antrenörlüğüne geldim ve bir yandan tenis hocalığı da yapmaya başladım. Hocalık yaparak finansal yönden kazançlı çıktım. Üniversite takımının coach'luğu ise manevi yönden çok doyurucu oldu. Genç insanların hayatına pozitif yönde katkı yapmak duyguların en güzeli. Yıllar sonra bazen eski oyuncularımdan mektuplar alıyorum ve öğrendikleri için teşekkür ettiklerini görüyorum. İşte o zaman çok mutlu oluyorum...
Nihayet 2008 yazında aktif tenis hayatıma son verdim ve uzun süredir hedeflediğim akademik kariyere kendimi verdim. Ancak tenis yazıları yazmaya ve tenis dünyasını yakından izlemeye devam ediyorum. Zaten tenis böyle bir şeydir. Tenis ile olan aşk, hayat boyu devam eder.
- Türkiye'den daha çok profesyonel tenisçi çıkması için gerekli olanlar nedir? Ve, bu hayali olan çocuklara, gençlere neler önerirsin?
- Türkiye'de çok geride olduğumuz en önemli sorun profesyonellik. Hem sponsorluk açısından profesyonellik, hem antrenör kadrosunun bu konuda yetersizliği, hem de oyuncuların ve kulüplerin genel olarak dünya çapında başarılı bir tenisçi olmak için nelerden fedakarlık etmeleri gerektiğinin tam olarak farkına varamamaları, veya varınca da o fedakarlığa katlanmayı göze alamamaları.
Örnek olarak herhangi bir başarılı ülke programını veya başarılı bir grup oyuncunun kişisel planlarını büyüteç altına alıp incelemek yeterli. Birçok kulübün tenisçi yetiştirme kavramına zaten değişik baktığını görebilirsiniz. Çoğu tenisçi yetiştirmekten ziyade, para kazanmaya bakıyor. Tabii ki bu bir kabahat değil ancak o anda mevcut olan genç yeteneklerden birkaç tanesini erken tespit edip, onlara ağırlık verip, erken yaştan tenisi bir hayat olarak seçmelerini onlara gösterebilecek erdem görüşlü antrenörlere veya kulüp büyüklerine ihtiyaç var ve maalesef bu konuda feci yetersiziz. Kulüplerin, antrenörlerin yaklaşımı tam ciddiyet ve profesyonellik içinde olmadığı için nice yetenekli gençler, hiçbir potansiyellerini öğrenmeden tenis ile yollarını ayırıyorlar. Çalışkanlığı benimsemiyorlar veya kendi görebildikleri kadarıyla (daha iyisi gösterilmediği için) tenisin onlara uymadığına inanıyorlar ve sonucunda hayatın diğer yönleri daha çekici gelmeye başlıyor. Yavaş yavaş tenisten uzaklaşıyorlar.
Günde 5-6 saat ciddi ve programlı antrenman yapan yetenekli genç tenisçi çok az bulursunuz Türkiye'de. Gerekenlerden birinin bu olduğunun bile farkına varmayanlar, varanlardan çok daha fazla. Burada gençlere düşen en büyük görev kendilerini iyi eğitmeleri, tenis dünyası hakkında bilgilenmeleri ve öğrendikleri doğrultusunda düzenli bir programı olan bir tenis akademisi veya kulübü bulmaları. Aslında onlara yol gösterenlerin yapmaları gereken şeyler bunlar, ancak 70 milyon kadar nüfusu olan bir ülkeden teklerde henüz ilk 100'e giren tenisçi çıkaramadıysak, demek ki genç yeteneklere yol gösterenler sınıfta kalmışlardır. Bundan dolayı, maalesef, gençlerin dizginleri kendi ellerine alma zamanı ve daha çalışkan, daha hedefçi olmalarının zamanı gelmiştir.
Not: Röportajı ikiye bölerek de yayınlayabilirdik ama çok uzun ve sıkıcı gelmemesi adına 3 kısa bölüm halinde daha iyi olacağını düşündük. 2. bölümde 5 soru (hepsi uzun cevaplar) olacak. Son bölümde cevapları nispeten daha kısa olan 8 soruyla röportajı tamamlayacağız...
25 Mart 2010 Perşembe
Marin Cilic ile Soru-Cevap
S - Eğer tenis oyuncusu olmasaydın ne olurdun?C - Futbolcu.
- iPOD'unda ne tür müzikler var?
- Çok fazla dinlemiyorum açıkçası. Her türden müzik var ama en çok hip-hop ve rock diyebilirim.
- En sevdiğin kahvaltı yiyeceği?
- Tereyağı ve reçelli ekmek. (Türk'sün dimi?)
- En sevdiğin film?
- Troy, Lord of the Rings ve Braveheart. (Şüphelerim artmaya başladı...)
- Tenis dışında ne yapıyorsun genellikle?
- Uyuyorum. (Budur!)
- İnternette ne tür sitelere giriyorsun, hangi siteleri sürekli olarak takip ediyorsun?
- Maillerimi kontrol ediyorum ve Hırvat gazetelerinin sitelerine bakıyorum.
- En çok kimle yemeğe çıkmak isterdin? Canlı veya ölü?
- Kolay soru. Jessica Biel!
24 Mart 2010 Çarşamba
Gonzalez ile Deprem Uzerine
Gonzalez'i en cok evsiz kalan insanlar etkilemis. Bu nedenle Miami turnuvasinda teniscilerin esyalarinin satildigi muzayede gibi bir organizasyon duzenlenecekmis. Yanilmiyorsam Madrid veya Barcelona'da da bir gosteri maci duzenlenmesi planlaniyor.
Bana Gonzalez Miami'de tenis oynama konusunda biraz isteksiz olacak gibi gorunuyor. Aklini tenise vermeyi basarabilecek mi ilerleyen gunlerde gorecegiz.
30 Temmuz 2009 Perşembe
Melis Sezer ve Pemra Özgen Röportajları
sporstüdyosu.com, geçmişi 1 yıl bile olmayan bir site. ancak gösterdikleri özveri, güncelliklerini korumaları ve istisnasız bütün spor dallarına dair yazıları bünyelerinde barındırmalarıyla çok büyük bir övgüyü hak ediyor bu ekip. curling'ten tutun bisiklete, kriketten tutun tenise, voleyboldan tutun buz hokeyine, her türlü spora gereken yeri ayırıyorlar. bana göre sitenin en güzel yanıysa yaptıkları röportajlar. türkiye'de ilgi gösterilmeyen sporların gelişmesi için çabalayan duayen kişilerle ve gelecek vaat eden genç türk sporcularla yaptıkları röportajlar, eminim ki fotomaç-fotospor-fanatik-fotogol gazetelerinin 1 yılda yaptıkları onlarca sallama röportajdan daha yararlıdır, gerçek spor severler için.teniste pek iyi değiliz malumunuz. erkeklerde yetiştirmiş olduğumuz doğru düzgün bir tenisçi yok maalesef, ithal ettiğimiz marsel ilhan'ı saymazsak. kızlar/bayanlarda durum biraz daha farklı. ipek şenoğlu'yla başlayan furya pemra özgen, çağla büyükakçay, başak eraydın ve melis sezer gibi isimlerle devam ediyor. sporstüdyosu.com; başlıktan da anlayabileceğiniz üzere melis ve pemra ile çok güzel röportajlar gerçekleştirmişler. biliyorsunuz, pemra geçtiğimiz günlerde istanbul cup'un ilk turunda arantxa rus'u geçerek, wta tour'da ikinci turu gören ilk türk tenisçi oldu. melis sezer ise pemra'dan 7 yaş daha ufak, henüz 16 yaşında, çok yolu var. junior klasmanında dünyada 140. sırada, ki fena sayılmayacak bir sıralama bu. yeter ki bunu sadece junior klasmanıyla bırakmasın, daha üstlere de taşısın... daha fazla uzatmadan iki röportajın da linkini vereyim:
pemra özgen röportajı; http://www.sporstudyosu.com/pemra-ozgen-roportaji/
melis sezer röportajı; http://www.sporstudyosu.com/melis-sezer-roportaji/
çağla ve başak röportajlarını da bekliyoruz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)