Amerika Açık 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika Açık 2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2011 Çarşamba

Amerika Açık Şampiyonları: Stosur ve Djokovic

Sessiz sedasız geldi ve şampiyonluğu aldı Sam Stosur kadınlarda. Final yolunda Serena'ya göre çok daha fazla zorlandı. Yarı finalde Kerber'e bile set bıraktı ve "acaba?" dedirtti. Finale de açık ara favori çıkan Serena'ydı. Lakin kortta maçın başından sonuna kadar belirgin bir üstünlüğü vardı Stosur'un. En iyi silahları olan servis ve forehand'i maksimum seviyede etkili kullandı ve Serena'nın kötü servis performansı sayesinde return oyunlarının hepsinde bir şeyler üretmeyi başardı. Ortaya da kaçınılmaz şekilde galibiyet çıktı ama Stosur ne kadar iyi, Serena ne kadar kötü olursa olsun Serena'nın bu finali sadece 5 oyun kazanarak kaybetmesi mantık ilkelerine sığmıyor.

Tartışma konusu tabii Serena'nın Asderaki ile didişmesiydi. Puan bitmeden bağırınca servis kırma puanında servisini kırdırmış oldu ve o sinirle gidip Asderaki ve Lengzell'i karıştırdı. 2009'daki Clijsters maçına atıfta bulunarak "2 yıl önce de beni mahveden sendin." mealinde konuştu. Seneye de Mariana Alves'in yönettiği maçta bir vukuat olsun, yine aynı laf gelir Serena'dan. Neticede bütün sarışınları aynı sanıyor.

Maçtan sonra aldığı ceza komik ama zaten böyle olaylarda gelen ceza bundan fazla olmuyor. Bana göre yaptırım daha fazla olmalı kesinlikle ama piyangonun Serena'ya vurmamasına sevindim.

Erkekler finalini anlatmaya kelimeler yetmez. Skora baktığında bu seneki Wimbledon maçından ne farkı var diye düşünebilirsin ey futbol izleyicisi. Ama işin aslı hiç de öyle değil. Djokovic setlerde 2-0 öne geçtiği maçta 3. sette 6-5 önde ve şampiyonluk için servis atarken servisini kırdırmamış ve bu maç 4. sete gitmemiş bile olsa "epic" bir maç olacaktı. Hatta muhtemelen grand slam tarihine adını 3-0 bitmiş en güzel maç olarak geçirecek ve o tahtı da kolay kolay kaybetmeyecekti. Sanki farklı bir şey oldu... 3-1 bitti ve aynısını ona da uyarlayabiliriz.

Ben ileri gidip 2008 Wimbledon finaliyle de karşılaştırdım bu maçı ve vardığım sonuç şu: Bu maçta tenis seviyesinin o maça göre çok daha yukarı çıktığı anlar oldu ama o (Wimbledon) maçta iki tenisçi de maçın başından sonuna kadar ayakta kalmayı başardı ve çok daha heyecanlı, her anı çok daha dengeli geçen bir efsanevi maç izledik. Burada ise 3. seti Nadal alana kadar, her ne kadar iki taraf da çok iyi tenis oynuyor olsa da, Djokovic'in bu maçı kesin kazanacağı izlenimini alıyorduk. O 3. setin sonu itibariyle aldığımız acaba hissi de 4. sette Nadal'ın feci duraksamasıyla birlikte çabuk söndü zaten. 2008 Wimbledon finalini bir adım öne koymamda en önemli etken de maçın 4. setinin gerçekten çok yavan geçmiş olması.

Maça dair gördüğüm en güzel güzellemeyi ise şuradan okuyabilirsiniz. Muhtemelen okumuşsunuzdur da zaten... Bitirmeden önce eklemek istediğim son bir şey daha var ayrıca. Bir Rafa fanı olarak ben ilk kez bir maç öncesinde yenilgiyi kabullenmiş olarak televizyon karşısına geçtim. Nereden baksanız 2008'den beri hemen hemen hiçbir Rafa maçını kaçırmamışımdır ve 2009'da Rafa çok kötü oynarken bile karşısındaki rakip kim olursa olsun "bu maçı kazanamaz" diye izlemeye koyulmamıştım. Djokovic bende o psikolojiye sebebiyet verdi. Ama şunu söylemeliyim ki, bu maç öncesi ne kadar umutsuzsam, 2012'de Rafa'nın Djokovic'e karşı tekrar üstünlük sağlayacağına, en azından durumu dengeleyeceğine dair bir o kadar umutluyum.

Tebrikler Stosur, bravo Djokovic!

12 Eylül 2011 Pazartesi

Yaptıkları Yanına Kar Kalanlar

Serena Williams’ın dün yaptıklarını görmeyen bilmeyen yok. Kort içinde cezasını çekti, kort dışında da çekecek. Çeksin de. Tartışılacak tarafı yok zaten.

Ama ben bu postu yaptıkları görülmeyen(!) ve duyulmayan, hem kort içinde ceza görmeyen hem kort dışında hakettikleri cezayı görmeyecek olan, “yaptıkları yanına kar kalanlar” grubuna ayırdım.


Videoda görüldüğü üzere Petzschner büyük bir rahatlıkla yalanını söylüyor, Fyrstenberg ve Matkovski belki de maçı çevirebilecekleri bir noktada servis kırdırıyor ve devamında oyun da alamıyorlar.

Gerçek birer çiftler emekçisi olan, reklam geliri ve turnuva ödülü namına pek bir şey göremeyen Polonyalı ikilinin hakkı bir güzel yeniyor. Maçla ilgili haberlerde biz bu yalanı değil Melzer ve Petzschner’in ne kadar başarılı olduklarını okuyoruz. Kortta yapılan kortta kalıyor, Melzer ve Petzschner “şampiyon” oluyorlar.

Ne güzel değil mi? İnsanlar kortta yalan söyleyerek şampiyon olmaya devam ediyor ve bu herkesçe görüldükten sonra bile şampiyon sıfatıyla gezinebiliyorlar. Umarım Petzschner emekli olduktan, bir başka deyişle iş işten geçtikten ve yapılacak bir şey kalmadıktan sonra itirafta bulunmaz diğerleri gibi. Yapanın güya vicdanını temizlemekten başka bir işe yaramayan bir itiraf daha duymak istemiyorum.

11 Eylül 2011 Pazar

Bir Serinin Sonu

Federer 2003 yılında başladığı her sezonda bir slam kazanma serisine dün itibarı ile noktayı koydu.

2003-2010 yılları arasında her sezonda en az 1 slam kazandı Federer. Bu üst üste 8 yıl demek. Yapılmasının ne kadar zor olduğunu söylemeye gerek bile yok ama yine de kafada canlandırabilmek için Murray'ın bir slam kazanmak için her yıl ne kadar çaba gösterdiğini ve bunu başarsa üzerinden ne kadar büyük yük kalkacağını düşünmek yeterli.

Yakın gelecekte bir başkası bu başarıyı tekrar edebilir mi orası meçhul. Kazandığı slam sayısında dönem dönem rekabetteki boşlukların da etkisi olabilir ama 8 yıl üst üste slam kazanabilecek durumda olması, neredeyse 2 tenis nesli eskitip hala bunu yapabilmesi başka bir şeyleri ifade ediyor.

Sevip sevmemek ayrı mesele ama bence tenis tarihindeki en dikkat çeken serilerden birinin bitişine şahit olduk. Darısı diğer tenisçilerin başına diyelim, yapmaları gereken çok iş var...

Video: Yarı Finallerden Anlar


"Bir an hiç bitmeyecek sandım!"



"Beni... Beni... Beni beni!... Novak'ınızı..."



"İiiiiii! :)"



"Dükkanlarım??"

9 Eylül 2011 Cuma

Amerika Açık: Erkeklerde Çeyrek ve Yarı Finaller

Bugün erkeklerde hem 4. tur maçları vardı hem de çeyrek final maçları. Sürpriz olmadı. Tabii eğer Tsonga'nın Federer'i bu sene 3. defa mağlup edeceğine inanmışsanız orası ayrı...

Nadal dünden kalan ve ilk setinde 0-3 geri düştüğü maçta Muller karşısında bu senenin en iyi maçlarından birini çıkardı kendisi adına. İlk sette 5-6 geriye düştükten sonra arka arkaya 7 oyun kazanarak 7-6/5-0 öne geçti. Son sette de 0-2'den gelip üst üste 6 oyun kazanmayı başardı. Servis performansı Muller'in kötü return'leri ile birlikte daha da iyi gözüktü. Return'de Muller'in sert servislerini iyi öldürdü ve hepsinden fazla dikkat çekeni de ona maçı getiren passing shot vuruşlarıydı. Sağdan, soldan, ortadan, havadan, kısacası her taraftan geçti filede Muller'i. Baseline'da da az hata yaptı ve forehand'ini son zamanlardakinin aksine daha etkili kullandı. Bu şampiyonluğu korumak istiyorsa daha iyi oynamak zorunda ama en azından umut verici bir maç oldu kendisi adına.

Young'un 60 tane basit hata yaptığı maçta Murray maçı 3 sette bitirmek için fazla beklemedi. Rakibi ise Simon'u 4 saate yakın maçta 4 sette 3 tiebreak kazanarak geçen Isner oldu. Isner oynadığı son 12 tiebreak'in hepsini kazandı. Eğer bu maç 1 gün arayla oynansa Murray'e karşı şansı az da olsa var derdim ama fiziksel anlamda tabloda kalan oyuncular arasında en sıkıntılı isim Isner ve bugün en uzun maçı oynayan da oydu. Tiebreak'lere taşırsa mutlaka şansı olacak ama Murray'nin iyi returnleriyle ona izin vermemesi olası.

Nadal'ın rakibi ise Ferrer'i 4 sette yenen Roddick oldu. Bu maç 2 gün önce Arthur Ashe'te akşam seansında oynanacaktı. Daha sonra Louis Armstrong'a atıldı. Orada kort şişince de 13 numaralı korta atıldı. Attan inip eşeğe binmiş oldular bir anlamda. 25 bin kişilik korttan 500 kişilik korta ve şahin gözünün bile olmadığı bir korta... Roddick bu duruma daha fazla sinirlenen oyuncu olsa da daha iyi reaksiyon gösteren de o oldu. Ferrer 4. sette servis kırma avantajı da yakalamıştı gerçi ve maçı son sete taşıyabilse Roddick'i baskı altına alabilirdi ama Roddick'in hakkını vermek lazım. Bu senenin en iyi maçını oynadı ve uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar agresifti. Forehand'i ile özellikle vuruşlarına gitmeye çalıştı ve servisi de çok etkiliydi. Nadal'a karşı daha fazlasına gereksinim duyacak. İşi zor ama 2010'da Miami'de oynadıkları maçtan esinlenmeyi başarabilirse Nadal'a büyük sıkıntı yaratabilir.

Erkekler çeyrek finallerinde Djokovic, Tipsarevic'i; Federer, Tsonga'yı geçti. Djokovic-Tipsarevic maçının ilk iki seti de tiebreak'e gitti, setler paylaşıldı ve 3. set başladığında süre 2.5 saati geçmişti. Maç aynı şekilde devam ettiği takdirde Djokovic'in elenmese bile çoook yorulacağı kesin gibiydi ama Tipsarevic sakatlanınca bu ihtimaller ortadan kalkmış oldu. Üst üste 9 oyun kazandı Djokovic ve Tipsarevic 4. sette 0-3 gerideyken daha fazla zorlamak istemedi kendini ve bıraktı.

Bu maçtan sonra yattım ve Federer-Tsonga maçını izleyemedim ama bu maçı yağmur vurmuş. Ara verme falan derken epey geç bitmiş ama Federer yine hızlıymış. Özet görüntülerde Federer'in sağlam tek el backhand'leri ve iyi ayak hareketleri dikkat çekiyor ki, uzun zamandır en büyük sıkıntısı bu iki konuydu.

Djokovic ve Federer 5. sene üst üste oynayacaklar Amerika Açık'ta böylece. Açık dönemde bir rekor. Hiçbir rekabette böyle bir şey söz konusu olmamış. 2007'de finalde oynamışlardı. Sonraki 3 senede yarı finalde... Şimdi de bir yarı final eşleşmesi. İlk 3'ünü Federer kazandı, sonuncusunu maç puanlarını kurtaran Djokovic. Ama şartlar çok değişti ve bu maçın favorisi kağıt üstünde Djokovic. Ben turnuva öncesinde Federer'in Djokovic'i mağlup edeceği tahmininde bulunmuştum (daha sonra da finalde Murray'e yenileceği tahmini var) ve o tahminde ısrarcıyım. Yağmur izin verirse sonucu cumartesi akşamı göreceğiz...

Amerika Açık: Kadınlar Yarı Finalleri

Program o kadar sıkışıktı ki kadınlar maçlarını izleme fırsatımız neredeyse hiç olmadı. Serena-Pavlyuchenkova ve Stosur-Zvonareva maçlarından tek puan bile izleyemedim şahsım adıma konuşmam gerekirse. Wozniacki-Petkovic ve Kerber-Pennetta maçından ise belli bölümleri izleme imkanı buldum.

Serena-Pavlyuchenkova maçı skorboard'dan takip ettiğimiz kadarıyla çok ilginç gelişti. İlk 6 oyun arka arkaya servis kırıldı ve 3-3 ile girildi 7. oyuna. Ondan sonra iki oyuncu da 5-5'e kadar servisine tutundular. 6-5'te sette kalmak için servis atan Pavlyuchenkova bu servisi kırdırdıktan sonra koptu ve ikinci sette breadstick'ini de yiyip elendi.

Diğer maçta Stosur, Zvonareva karşısında baştan sona üstün götürdüğü maçta sadece 6 oyun bıraktı.

Sakat sakat buraya kadar gelmesi bile büyük iş olan Petkovic, daha fazla direnemedi. İlk seti 6-1 ile kaybettikten sonra ikinci setteki direnci çok daha iyiydi. Hatta 5-3'geri gelip servislerini set için de attı 6-5'te. Tiebreak'te 6-3'ten 6-5'e getirdi durumu ve 6-6'ya getirip maçı başka bir boyuta da taşıyabilirdi ama olmadı. Her topu çeviren klasik Wozniacki'ye karşı biraz fazla basit hata yaptı. Küçük kortta oynamak da Woz'a ayrıca yaradı.

Çeyrek final eşleşmelerinin en zayıf halkası oyun kalitesi olarak da zayıftı ama heyecan yoktu diyemeyiz. Önce Kerber 6-4/4-2 öne fırladı ve maçı bitirmeye yakındı. Pennetta oradan dönüp 4-6/6-4/2-0 öne geçti. Bu aşamalarda Pennetta'ya göre çok daha tecrübesiz olan Kerber buradan dönemez derken bir dönüş daha yaptı ve üst üste oynanan 7 oyundan 6'sını kazanarak kariyerinin ilk yarı finaline yükseldi. Ayrıca Amerika Açık'ta Steffi Graf'tan sonra yarı final gören ilk Alman oldu. Büyük sürpriz, kesinlikle bu slam'in en büyük sürprizi...

Yarı final eşleşmeleri dengesiz oldu: Serena-Wozniacki ve Stosur-Kerber. İlk yarı final eşleşmesi final gibi eşleşme. Favorileri söylemeye gerek yok tabii. Büyük bir sürpriz olmazsa Serena-Stosur finali izleyeceğiz ve Stosur koleksiyonuna bir tabak daha koyacak gibi...

8 Eylül 2011 Perşembe

7 Eylül 2011 Çarşamba

Derdiniz Nedir Sizin?

Bildiğiniz gibi US Open'da hiç kapalı kort yok. Hiç ışıklandırmalı kortu olmayan RG'den sonra en yetersiz turnuva yani. Ama bu postta bu konuya bile değinmeyeceğim. Hadi diyelim kortları kapatamıyorlar. Varsayalım ki çatı desteklerinin saplanması gereken yerde yatır var...

Bugün olanlara bakalım. Nadal maçını izleyecektim o nedenle gözlemlerimi genel olarak o çerçeveden anlatacağım. Önce Muller geldi korta, Nadal ortada yok. O arada hala bazı gazeteciler "Bir ahmak ıslatan yağıyor ama..." tivitleri atıyorlar. Dedim ne oluyor? Derken Nadal geldi ve "Geç kalmam biraz da benim hatam ama maçın tam olarak ne zaman başlayacağı bize önceden söylenmedi" dedi. Yahu bu adam zaten her yere geç kalan, 50 tane maç öncesi hazırlığı biri olduğu gibi, her tarafı ayrı döküldüğünden bandajlanması gereken uzuv miktarı da epey fazla. Nitekim ayak bandajları yüzünden 7 dakika geç kaldı korta ve Muller'den özür diledi. 15 dakika ısınma faslından sonra maç başladı, Nadal servisini kırdırdı, 3-0 geriye düştü ve kendi servisindeki ikinci puanda Nadal hakeme "Hocam bu kort kayıyor" dedi. Yetkililer "Ay ne yapsak acaba???" derken diğer kortlarda hareketlilik bitmişti bile. Maçın durması kesinleşirken o arada Nadal "Hep aynı hikaye, tek düşündüğünüz şey para" diyerek tribini atıp korttan ayrıldı.

Ne bu şimdi? Topu topu 15 dakika tenis oynandı. Bu 15 dakika tenis için oyuncular o saate kadar hazır beklediler. Yemek yiyecekleri saat belli değildi. Sürekli kendilerini hazır tutmaya çalıştılar. Kendilerini ısıttılar ve 15 dakika sonra da soğudular. Tam olarak yağmur dinmemiş bir kortta, nemli zeminde maç yaptılar. Murray zaten "Kort, toplar, file, her şey ıslaktı" demiş. Nadal basın toplantısında bu kadar paraya rağmen oyuncuların korunmadığını söylemiş. Murray, Nadal ve Roddick maç sonunda hakemlerle kapalı kapılar ardında konuşmuşlar.

Bu oyuncular düşebilir, sakatlanabilir, onlardan sonra oynaması beklenen oyuncular yemek masasından kaldırılıp kalan 5 dakika için korta sürüklenebilir... En fazla yarım saat maç yapılabilecekken oyuncuları korta çıkartmanın zararları. Peki para ile ilgisi ne bunun?

Çünkü bir maç bile başlasa (ve 90 dakika oynansa) bile bilet paraları geri verilmiyor. Ama bu buz dağının görünen kısmı bile değil. Zaten izleyebilenler kortlardaki sayılabilir miktardaki seyirciyi fark etmişlerdir. 15 dakika maç yayını olunca televizyonlar reklamlarını yayınlıyorlar, paralarını alıyorlar. Oh. Mis.

Bütün bu buhran içinde Nadal "Biraz daha bir arada dursak da kendimizi kollasak." mesajı verdi.

Günün tek komik hadisesi ile Serena Williams kaynaklıydı. Tek tivitle yıktı ortalığı...


Serena Williams

6 Eylül 2011 Salı

3 Eylül 2011 Cumartesi

Amerika Açık: 5. Günün Kısa Özeti

Maçlar üzerinden gidelim.

Murray-Haase maçı. İzlemedim, başka maça bakıyordum. Ama anlatılardan bu maçı izleyenler benim Cincinnati'de yaşadığıma benzer bir ızdırap hissi aldılar sanıyorum. Yine bitirmekten aciz iki oyuncu ve dengesiz bir maç olmuş. Bir ara Haase sakatlık molası aldı, hatta bazı izleyenler "Resmen acı çekiyor, çekilsin artık" falan bile dedi ama on küsür oyunu üst süte kaybeden Haase final setinde 4-0'dan 4-4'e getirdi durumu. Dedim bu maçı da kaybederse artık Murray'in kariyeri biter, yok böyle rezillik. İlk maç puanında bir an maç bitti sanıldı ama aynen Cincinnati'deki Fish maçındakine benzer şekilde challenge oldu ve geri dönüldü. Haase break point falan da kaçırdı ve Murray 2. maç puanında bitirdi çok şükür.

Sharapova'nın fazla ilerleyemeyeceği ilk tur maçından belli olmuştu. Elendi de nitekim. Pennetta'nın onu 3 sette elemesi iki oyuncunun 3. set kaderlerinin de değişmesi gibi bir şeydi. Sharapova bol bol basit hatanın yanı sıra maçta kalmaya çalıştığı oyunda 2 de çift hata yaptı. Böylelikle her zamanki gibi kadınlarda heyecan yaratabileceği söylenen bir oyuncu daha erkenden veda ederken, bizler yeni muammalara sürüklendik.

Kısaca değineceğim maçlardan biri Nadal-Mahut maçı. Mahut'un maçı bırakması kötü oldu, maça iyi servis atarak başlamıştı. Ortada çekişme yoktu maç zevksizdi. Mahut kendini kasıp maçı bitirse bile fazla bir şey elde etmeyecektik. Nadal biraz daha toparlanmış görünse de yine her iki setin başındaki ilk servis oyunlarında servis kırma puanı vererek izleyenleri germeyi başardı. Zırt pırt sakatlanan Blake kortta zıp zıp zıplayan Ferrer'e fazla direnemedi, Wawrinka yılın mağlubiyet rekoru kıran adamına yenilme başarısını burada da pekiştirerek Young'a elendi. "Bu kadar istikrar bana fazla" diyen Gulbis elenip alemlere akarken, Nalbandian turlayarak sevenlerini sevindirdi. Kadınlarda da 27 nolu Safarova tam anlamıyla ezildi. WTA bildiğiniz gibi yani.

2 Eylül 2011 Cuma

Video: Fan Kavramını Tam Anlayamayanlar

Baştaki teyzeleri hariç tutuyorum. Onlar bilinçli tüketici.



Video: Ferrer'in "Horikan" ile İmtihanı

Amerika Açık: 4. Gün Sonu

2 sene önce burada Marsel'in yazdığı hikayenin bir benzeri bu sene Tunuslu Malek Jaziri için yazıldı. 27 yaşındaki Jaziri, bu yıla kadar kariyerinde önemli bir başarı elde edememişti. Zaten 2007'den 2009'a kadar dizindeki sakatlıklar sebebiyle pek tenis oynayamamıştı. Bu yılın başında Tunus'taki çıkan isyan sonucu kendisini huzursuz hissedip başka bir yere gidip antrenmanlarını devam ettirmek isteyen Jaziri, yine kendisi gibi Tunuslu olan antrenörüyle birlikte Kolombiya'ya geçti ve bu yılki iyi sonuçları arka arkaya gelmeye başladı.

Jaziri'nin Amerika Açık'taki ilk deneyemiydi bu. Hayatında ilk kez New York'a gelişiydi ayrıca. Eski bir tenisçi olan antrenörü daha önce Toronto'da yaşayıp az buçuk New York'u da bildiğinden daha az sıkıntı yaşamış beklediğinden. Ayrıca elemelerden gelip ilk tur maçını De Bakker'e karşı kazandıktan sonra ülkenin spor bakanından da tebrik telefonu almış. 2009'da Marsel'in yaptığı gibi o da ülkesi adına tarihteki ilk grand slam ana tablo maçını kazandı. (açık dönem için geçerli)

Bugün Fish karşısında 3 sette kaybetmesine rağmen Louis Armstrong kortundan mutlu ayrıldığı kesin. Bu sonuçla birlikte ilk 150'ye de girmiş olacak. Bu yaştan sonra çok iyi bir kariyere sahip olması pek mümkün gözükmüyor ama birkaç grand slam'de daha ana tablo oynayıp o heyecanı yaşaması pekala mümkün.

Günün en iyi maçı - hatta belki de turnuvanın - Monfils ile Ferrero arasındaydı. 4 saat 50 dakika sonunda gülen 31 yaşındaki Ferrero oldu ve Monfils'e doğum gününde kötü bir hediye verdi. Özellikle 3. seti tiebreak ile kaybettikten sonra fazla umudum kalmamıştı. Maç içerisinde birkaç kez aldığı sağlık molaları - her ne kadar ciddi sakatlıklardan ötürü olmasalar da - kıllandırmıştı zaten. Ama ona rağmen son iki set çok iyi savaşarak ve maçtan kopmayarak geçen senenin çeyrek finalistini elemeyi başardı. İlk turda 5 setlik maç oynadıktan sonra bunu yapması, bu başarısını daha da kıymetli hale getiriyor. 3. turda Granollers ile oynayacak. Normal şartlar altında yenmesi gereken bir oyuncu ama 2 tane üst üste böyle yorucu maçtan sonra bana göre ne yazık ki kaybedecek. (Ama Granollers de iyidir, severiz)

Erkeklerde çekişmeli geçmesi beklenen maçta Cilic, Tomic'e sadece 3 oyun bıraktı. Maç sırasında sakatlık molası almış Tomic, göremedim. Millet de maçtan sonra sakattı, ondan yenildi muhabbetine girmiş doğal olarak. Ama o da nesi? Tomic maçtan sonra basın toplantısında sakatlığı falan olmadığını, sadece momentumu değiştirmek için o molayı aldığını söylemiş. Babayı da almış ama... Cilic, Federer ile oynuyor 3. turda. Federer çok rahattı bugün Sela karşısında, Cilic biraz zorlayabilir en azından, keyifli bir eşleşme olarak gözüküyor.

Bir başka saçma maç Fognini ile Berdych arasındaydı. İlk seti 7-5 kaybeden Fognini, 2 ve 3. sette bagel yedi. Boşuna demiyoruz bu adamın kafası güzel diye. Hemen buradan bir yere bağlayalım. Bugün Groth, Vania King'e karşı sadece 2 oyun alarak elendikten sonra twitter hesabı üzerinden çok ağır hakaretlere uğradı (google'dan hemen bulabilirsiniz twitter adresini ufak bir arama sonucunda) ve hesabını kapatacağını söyledi. Fognini gibi fenafillaha ermiş bir adam, hele şöyle bir maçtan ve gösterdiği - ya da göstermediği - efordan sonra twitter hesabı olsa nasıl küfürler yerdi, belli değil. Özet geç diyenlere: Zeki ama çalışmıyor.

Wozniacki inceden inceden geliyor. Tamam, ilk iki tur rakibi tırttı ama sanki diğer favorilerin rakipleri çok zordu? Bugün Rus'a sadece 2 oyun bıraktı. Bence bu oyunuyla yarı finale kadar gelmesi hiç sürpriz olmaz. Toronto ve Cincinnati'deki erken yenilgileri onu biraz daha arka plana itti ama kim bilir, onun için böylesi belki daha iyi olacak.

Kadınlardaki genç Amerikalı kızların sürpriz yapma furyası bugün de devam etti. King'in Groth'u haşat etmesinden yukarıda bahsetmiştik. 18 yaşındaki Sloane Stephens de Peer'i iki sette geçip 3. tura yükseldi. McHale ve Falconi diğer yükselenlerdi bildiğiniz gibi. King ve Falconi bence tamamen "fluke" bir turnuva geçiriyorlar ama Keys, McHale ve Stephens iyi oyuncular olacaktır. Keys'in güçlü oyunu (95 doğumlu, onu hatırlatalım), McHale'in zekası ve soğukkanlılığı ile Stephens'in komple oyunu umut verici.

Djokovic azmış şekilde devam ediyor. Akşam seansına para ödeyenleri mağdur etti Berlocq'a sadece 2 oyun kaybederek. 6-0/6-0/2-0'dan sonra biraz da geyiğe sardı ve arka arkaya iki kere servisini kırdırdı ama return oyunlarının hepsini kazanmayı başardı. Berlocq toprak kort challenger'larında topladığı şampiyonluklarla ilk 100'de kendine yer bulan bir oyuncu ve Amerika Açık'ın sert kortlarında böyle bir Djokovic karşısında bundan fazlası da beklenemezdi. Fotoğrafta görüldüğü gibi maçın son oyununda bir de başarılı tweener geldi Nole'den. Winner olmadı ama Berlocq dönen topu volede fileye takınca puan geldi en azından.

Son bir dikkat çeken sonuçla bitirelim yazıyı. Dolgopolov, Cipolla'ya karşı 2-0'dan tehlikeye soktuğu maçı son düzlükte yaptığı çıkışla zar zor kazanabildi. Maçı çok rahat götürürken kendini son sette 1-4 geride buldu. O anda Cipolla'nın hala o geri dönüşü nasıl yaptığını ben çözemezken, üst üste 5 oyun kazanan bizim dengesiz Ukraynalı maçı kazanmayı başardı. Ama böyle bir oyuncuya karşı bu kadar zorlanması iyi sinyal değil. 3. turda Karlovic'e kaybeder diyorum, hayırlısı.

Bir de Marsel kaybetti ki ona hiç girmeyelim...

1 Eylül 2011 Perşembe

Amerika Açık: 3. Gün

Günün en şaşırtıcı gelişmesi Venus'un Lisicki maçından çekilmesiydi. Belirlenemeyen hastalık denince Gregory House çağırılsın dedim. Derken otoimmün olduğu fakat Lupus olmadığı ortaya çıktı. Sjögren Sendromu imiş meğersem. Bunca yıllık House M.D. izleyicisiyim, otoimmün ise steroid alması gerekir. Steroid ile de oynayamaz turnuvada. 31 yaşından sonra zor bir durum diyeceğim ama Venus bu. Ara verip 30 küsür yaşından sonra dönüp slamleri değilse bile küçük çaplı turnuvaları sallayadabilir. Çabuk iyileşsin herşeyden önce.

Sonra Söderling de çekildi. Ben biliyordum bu adamın çekileceğini. Hatta Russell ile minik kuşumun 1 sıra ile seri başı olmayı kaçırdığını konuşurken "Söderling çekilir ama" bile demiştim. Çekildi ama neden sonra? Kuralar çekildikten sonra. Gıcık adam her yerde gıcık işte...

Tamamlanan maçlara baktığımızda Roddick'in Russell'ı 4 sette geçtiğini ve bunun bazı otoriteler tarafından "sağlam galibiyet" olarak tanımlandığını görüyoruz. Nerden nereye Roddick... Murray ilk sette zorlanarak, Isner 1 sette iyi servis atmayarak, Del Potro ise 5 oyun bırakarak turlamışlar. 5 setlik maçlarda da Garcia-Lopez ve yılın süprizi Bogomolov turlayan isimler. İspanyolların seri başı isimlerinden Lopez çok rahat turlarken Almagro şaşkını Bennetteau'ya elendi. 10 numaralı seri başıydı bir de.

Sharapova ikinci tur maçında kendini bulmuş gibi görünüyor. Ama ben hala umutlu değilim kendisinden. Turnuvaya veda eden seri başı isimler Wickmayer, Radwanska, Cibulkova ve Bartoli. Zekanın yetersiz olduğu bir çağda yaşıyoruz malesef... Zaten bakıyorum da turlayanların çoğu sarışın. Dünya nereye gidiyor... İngiliz'lerin Watson'dan daha fazla ön planda tuttuğu, ama içimden bir sesin ondan daha başarısız olacağını söylediği Laura Robson, 2010'da Hopman Cup'ta süpriz bir biçimde yendiği Anabel Medina'ya bu sefer 5 oyun alarak elenmiş. Bir başka genç Medison Keys Safrova'yı epeyce sallarken, Zvonareva da Bondarenko'ya set kaybetmiş.

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Amerika Açık: 2. Gün Sonu

Merkez kortun sabah programını görünce "çok çabuk biter bu ya, piiii" demiştim. O kadar çabuk bitti ki, organizatörler Ivanovic maçını da Arthur Ashe'e taşıdılar ilk 3 maçın ardından ve onun ardından bile 2 saate yakın boşluk kaldı akşam seansına kadar. Merkez korta ilk korta çıkanlar Azarenka ve Wozniacki'ydi. İkisi de rahat kazandı. Wozniacki maçını biraz izleme fırsatım oldu. İyi göründü ama rakibi 1.55 boyunda, servis atamayan, oyunu domine edemeyen, Wozniacki'nin gücünü Serena gibi gösteren bir veterandı. Cincinnati ve Toronto'dan sonra bir toparlanma var, onu kabul edelim ama.

Daha sonra son finalist Djokovic çıktı korta ve Conor Niland karşısında 6-0 ve 5-1'lik setlerle öndeyken Niland'ın çekilmesiyle ikinci tura adını yazdırdı. Sadece 45 dakika kortta kaldı Nole. Ayrıca bu maçla birlikte bu sezon maç sırasında ya da öncesinde Nole'ye karşı çekilen rakip sayısı 8'e yükselmiş oldu. Niland maçtan sonra 2 gün önce besin zehirlenmesi yaşadığını ve etkilerinin hala sürdüğünü söyledi. Maç sırasında sürekli midesini falan tutunca "çok yoruldu"ya yormuştuk halbuse, öyle değilmiş.

Ivanovic ve Serena diğer rahat kazananlar oldular Arthur Ashe'te. Özellikle Serena hiç de fena olmayan bir rakibe - Jovanovski - karşı çok dominanttı. Sadece 2 oyun kaybetti ve çok net biçimde turnuvadan önce favori gösterilmeyi hak ettiğini kanıtladı. Arthur Ashe'te tek sıkıntı Rafa'daydı. Maçı izlemeyen birisi skora baksa - 6-3/7-6/7-5 - "eh, birazcık zorlanmış gibi ama Golubev yetenekli adam, iyi oynamış demek" diye geçiştirir. Ama işin aslı öyle mi? 2. sette 5-2 önde olan Golubev kendi servisinde 40-0 iken set puanları kaçırdı. Toplamda da 7 set puanı kaçırdığı seti 1-7'lik tiebreak ile verdi. Üçüncü sette double break ile 5-2 öne geçti ve iki kere set için servis atarken servis kırdırdı. Üst üste 5 oyun kaybederek bu seti de kaybetmeyi başardı.

Rafa açıkçası hiç iyi gözükmüyor. Aslında RG'deki Andujar maçına çok benziyordu bu maç. Süre olarak uzun olmasına rağmen 3-0 bitti. O maçta da Andujar bir sette (sanırım son sette) 8-9 set puanı kaçırıp seti kaybetmişti, Rafa çok ama çok terlemişti. Ama bir fark var ki, burası Rafa için "safe zone" değil. Sert kortlarda iyi oynamadığı bir maçın ardından oyununu yükseltmesi toprak korta göre çok ama çok daha zor onun için. Ben açıkçası 1 haftalık arada biraz daha iyi olmasını bekliyordum ama pek bir yol kat etmiş gibi durmadı bu gece. Geçen sene turnuva boyunca 5 kez servisini kırdıran adam bugün 6 kez servisini kırdırdı.

Louis Armstrong'da Ferrer açılış maçında Andreev'e açılış setini 6-2 gibi şok bir skorla verdi ama sonra Andreev biraz normale dönünce Ferrer de maçın içine girdi ve yavaş yavaş hakimiyeti eline aldı. Maçı da 4 sette kazanarak Blake'in rakibi oldu. Aynı Blake, aynı kortun kapanış maçında elemelerden gelen Jesse Huta Galung'u 4 sette geçti. Fena gözükmedi Blake. Ferrer-Blake maçı kesinlikle zevkli olacak. İzlenesi.

Kadınlarda korta çıkan Li Na, Simona Halep'e 2 sette kaybetti. 125 puanda 54 basit hata yaptı. Burada Mert Aydın'ın "10 maç!" loop'una girerdim ama sabah sabah uğraşmaya gerek yok, siz kafanızda girin loop'a "125 puan, 54 basit hata!" diye. Böylece Wimbledon şampiyonu Kvitova'dan sonra RG şampiyonu da dışarıda. Tarihte bir ilk bu. Bundan önce buna benzer durum 1971'de olmuş ama orada RG ve Wimbledon şampiyonları Amerika Açık'a katılmamışlar bile. Ayrıca tarihte ilk kez yılın 3 slam şampiyonundan hiçbiri Amerika Açık'ta 2. tura adını yazdıramamış oldu böylece. (Aussie Açık şampiyonu Kim Clijsters, turnuvadan çekilmişti)

Kadınlardaki favorilerden Schiavone, Toronto'daki sürpriz isim Voskoboeva karşısında 3 sette zar zor kazanırken diğer favoriler Lisicki ve Jankovic çok rahattı. Schiavone-Voskoboeva maçının son 2 oyunu şaka gibiydi. 5-3 önde olan Schiavone maç için servis atarken 4 çift hata yaparak servis kırdırdı, ki oyuna sokabildiği tek servisinde puanı kazanmıştı. Yazdık twitter'da "alalım ablayı dışarı" diye; hoop, 0'a karşı servis kırdırdı Voskoboeva ve maç bitti. Ben anlamıyor siz kadınlar neden böyle...

Son olarak bir kısmını izleyebildiğim Gulbis-Youzhny maçı var. 2009 Wimbledon'dan beri slam maçı kazanamayan, hatta set bile alamayan Letonyalı sonunda güldü. 3 sette rahat kazandı 14 ace atıp %77 ile ilk servisinden puan çıkardığı maçı. Geçen senenin yarı finalisti sıfatıyla turnuvaya giren Youzhny ise bu sonuçla ilk 30'un dışında kalmış olacak. Gulbis'in doğum günüydü ayrıca maç günü ve maçtan sonra nasıl kutlayacağı sorulunca "yeteri kadar kutlama yaptım, kutlama falan yok, yatıp uyuyacağım" demiş. Böyle şebelek bir kişilikten böyle bir cevap nasıl çıkmış? Kulaklarımla duysam inanmam. Her neyse. Canas'ı falan baya övmüş. Amerika Açık öncesi 3 hafta Miami'de sıkı çalıştıklarını, Canas'ın çok iyi bir sisteme ve aynı zamanda çok basit sisteme sahip olduğunu söylemiş. Ayrıca şimdiye kadar yapılabilecek bütün hataları yaptığını ve bunlardan ders aldığını da ifade etmiş. Aaa, ne kadar aklı başında konuşuyor dimi? Bu kadar akıl Gulbis'e fazla gelmiş olacak ki geçen yıl Stockholm'deki şu meşhur olaydan sonra hapishanede geçirdiği geceyi "çok eğlenceliydi, bence herkes hapishanede bir gece kalmalı, neler var neler orada" demiş. İsveç'teki hapishanelerden getirtin, ben de gireyim vallahi bir geceliğine. Burada şişliyorlar, hiç affetmiyorlar Gulbis, sen bilmiyorsun bunları...

Daha bir sürü maç vardı tabii ama izleyebildiğim maçları yazdım sadece. Zaten skorlara ulaşmak iki tık uzakta, tek tek onları yazma gereği duymadım. Öyle işte...

30 Ağustos 2011 Salı

2. Gün Programından Tavsiyeler

Çekişmeli olabilcek maçlara bir bakalım.

Günü Louis Armstrong'daki Ferrer-Andreev maçı ile açmakta fayda var. Andreev sakatlıktan sonra yeni yeni toparlanıyor, Ferrer ise elini kıralı çok olmadı. Her iki taraf da asılacaktır, çekişmeli olabilir. Bayanlarda ise alternatif açılış maçı Date-Krumm ile Soler-Espinoza arasında oynanacak. Çekişmeli geçmezse bile en azından 90'lardan bir esinti yakalamış olursunuz. Bu maç mutlu etmezse Pennetta-Rezai maçına geçilebilir. Yayın kortlarındaki diğer açılış maçlarından çekişme çıkmaz bence.

2. maçlarda yine ilk tercih Louis Armstrong kortu olmalı. Geçen haftaların süpriz isimlerinden Voskoboeva ile Schiavone'nin maçı var. Sürprizli olabilir. Marsel'in yendiği Lacko LL olarak Young ile eşleşmiş. Ama izlemeye değmez bence.

3. maçlarda ise Marsel'in rakibini belirleyecek Nieminen-Verdasco maçına bakmakta fayda var. Mannarino-Mayer maçı da iyi bir alternatif olabilir.

4. maçlarda Benesova-Gajdosova iyi bir tercih gibi. Sonrası akşam seansı zaten. Akşam 19'dan sonra önce Rafa, sonra Serena korta çıkacak. Biri Golubev öbürü Jovanovski ile oynuyor. İki maçtan da çekişme çıkmaz ama sırf bu ikisinin durumunu görmek için bakılabilir.

bugün oldukça çekişmesiz maçlar oynanacak yine. Zaten bu turnuvada seri başı isimlerin şansından bahsedilir hep. İlla yıldız isimleri izlemek istiyorsanız Djokovic, Wozniacki ve Na Li'nin maçlarına da bakabilirsiniz. Na Li maçından süpriz çıkabilir. Ama diğerlerinde çekişme olmaz, maçlar da adet yerini bulsun havasında oyanır diyorum.

Amerika Açık: İlk Günden Notlar

Kadınlardan başlayalım.

Kimse sevmiyor diye Kvitova'yı desteklemiştim son slamde. O zamanlar mutlu gibiydim ama bugün niye WTA'ya ısınamadığımı bir kez daha anladım. İlk turda elendi Kvitova. Set bile alamadı. Wimbledon laneti Sharapova'yı da vuracaktı ama Heather Watson'ın gençliği ve tecrübesizliği oldukça işine yaradı. Son anda kurtuldu elenmekten. İzleyebildiğim kadarı ile Sharapova'dan bu turnuvada bir şey beklememek lazım. Venus aylardan sonra rahat denebilecek bir galibiyet aldı Dolonts karşısında. Ama yine de ilk 3 turda elenme ihtimali kuvvetli bana göre. Zvonareva'da Foretz Gacon'u rahat geçmiş. Bir haller olan Japonlardan Doi ve Morita bayanlar tarafında maçlarından çekilen isimler. Kadınlarda elenen Kvitova'dan başka seri başı yok. Çok şaşırtıcı.

Erkeklerde de hareketsiz bir gün yaşandı. Elenen tek seri başı Troicki, yeni bir ilk tur süprizi yapan Falla'ya elendi 5 sette. 1 yıl önce süpriz sayılabilecek, şimdi ise hiç şaşırmadığımız Tunuslu Jaziri'nin De Bakker'i 4 sette elemesi var dikkat çeken. Haas ise bu sefer ilk turdaki iyi kurasını değerlendirip Fransız De Veighy'i eledi. Saçını uzatıp kilo da verince gençleşmiş adam. İstatistikleri çok kötü değil, her ne kadar topa çok güçlü vuramasa da çok kötü de değil. En kötü istatistiği 9 çifta hata yapmış olması. Basit hataları da fazla ama olur o kadar. Dönüşünden sonra kazandığı ilk maç bu. Wimbledon'da 3. tura gidip gözlerimi yaşartan Gonzo bu sefer Karlovic engeline takıldı. Sağlık olsun. Zibidi gençlerden Harrison ve Dimitrov olması gerektiği gibi elenirken, bir sinek kadar uyuz olan Tomic malesef kazandı 3 sette. Harrison Cilic ile oynadığı maçta tam bir velet gibi oynadı. Saçma sapan hatalar, servis kırdıktan sonra savunmaya çekilmeyi abartıp servis kırdırmalar falan. Cilic özellikle file önünü iyi kullandı. Evlatlığımızın raket kırma, iyi bir servis attıktan sonra abartılı şükretme pozları gibi seyirciyi ifrit eden hareketleri yine sahnedeydi. 2. setin sonlarında yuhalayıp, 3. set başlamadan kortu epeyce boşalttı seyirciler zaten. Hayır insan muhtemelen 5 yaşından beri saç kesimini değiştirmeyen birinin daha uysal ve saf olmasını bekliyor. Ama olmayınca olmuyor demek ki. İlk 10'dan Monfils, Berdych ve Fish set bırakmazken, Federer de oldukça rahat bir galibiyet aldı toprakçı Giraldo karşısında. Ama günün en farklı galibiyeti sempatiğim, minik kuşum Anderson'dan geldi. 4 oyun bırakarak geçti Soeda'yı. Soeda günün maçtan çekilmeyen tek Japonuydu ama o da çekilse şaşırmazmışız. Hep birlikte yemek yiyip zehirlendiler mi nedir anlamadım. Russell'ın en sevdiği isim Ferrero da vatandaşı Andujar'ı 5 sette geçti. Azim işte.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Amerika Açık: Kadınlar Kurası

Kadınlarda ilk 4 erkeklerdeki ilk 4'ün çeyreği kadar bir dominasyon yaratamadıklarından ve zaten sürekli değişen bir ilk 4 olduğundan erkeklerdeki gibi isimlerle değil, rakamlarla başlıkları atacağız burada.

1. çeyrek: Dünya 1 numarası Wozniacki oldukça iyi bir kura çekti. 3. turda Gajdasova, 4. turda Kuznetsova çeyrek finale gelene kadar ona zorluk çıkartabilecek en olası rakipler olarak gözüküyorlar. Cincinnati ve Toronto'da erken elense de New Haven'ı 4. kez üst üste kazanarak biraz olsun moral bulabildi. Burada da görünen ki en azından çeyrek finale kadar gelecek.

Olası çeyrek final rakipleri arasında en fazla dikkat çeken iki ism Li ve Petkovic. Bu ikilinin olası bir 4. tur eşleşmesi bulunuyor. Petkovic ve Li'nin de kuraları 4. tura kadar açık ama Li'nin Roland Garros formunu biraz kaybettiğini düşünürsek Kanepi onun için 3. turda ciddi bir tehdit sayılabilir. Seribaşı olan 3-4 oyuncu hariç zayıf bir çeyrek.

Favori: Petkovic
Plase: Wozniacki
İzlenesi ilk tur maçları: Benesova v Gajdasova, Begu v Vinci, Halep v Li

2. çeyrek: Burada 4 numaralı seribaşı Victoria Azarenka var ama en ön plana çıkan Serena tabii. Azarenka ile Serena'nın 3. turda karşılaşma ihtimali bulunuyor. Serena ondan da önce ilk turda Bojana Jovanovski ile başa çıkmak zorunda. Eğer Azarenka'yı atlatabilirse Serena'nın önü fazlasıyla açık. 4. turda Ivanovic gelebilir ama onun kurası biraz sürprize müsait ve son zamanlarda Ana'nın grand slam'lerde yarattığı hayal kırıklıklarını hatırlayınca erken elenme ihtimali hiç de az değil. Pervak, Cetkovska, Mirza ve Peer gibi isimlere yenilebilir 4. tura gelemeden.

Çeyreğin alt tarafı çok daha zayıf. Schiavone, Jankovic ve Pavlyuchenkova en iyi oyuncular burada. Pavlyuchenkova New Haven'da yaşadığı sakatlıkla geliyor. Jankovic ile olası bir 3. tur eşleşmesi var ama Jankovic sapıtmadıkça ve Cincinnati'deki formunu devam ettirdiği sürece onu aşabileceğini sanmıyorum. Schiavone'yi sert kort sezonunda hiç izleyemedim. Turnuvayı son zamanların gözdesi Voskoboeva ile açacak. Kazak raket Toronto'da elemelerden gelip çeyrek finale çıkmıştı ve arada Sharapova ve adını şimdi hatırlayamadığım birkaç önemli ismi daha elemişti. Çok da iyi tenis oynamıştı. Burada elemelerden geldi. Schiavone grand slam'lerde kolay kolay erken kaybetmiyor, sürpriz ihtimali bu sefer fazla değil bana göre. Eğer ki burada bir sürpriz olmazsa 4. turda güzel bir Jankovic-Schiavone maçı gelir. Cincinnati'de 3 setlik bir maç oynamışlar ve Jankovic kazanmıştı.

Favori: Serena
Plase: Jankovic
İzlenesi ilk tur maçları: Azarenka v Larsson, Jovanovski v Serena, Peer v Mirza, Voskoboeva v Schiavone

3. çeyrek: Burada 3 numaralı seribaşı son zamanların formda ismi Sharapova ve 5 numaralı seribaşı son Wimbledon şampiyonu Kvitova başı çekiyorlar. Sharapova bugün Heather Watson ile turnuvayı açacak. 3. turda Pennetta ile oynayabilir ama Pennetta eski günlerinden çok uzak. 4. turda da kağıt üstünde zor gözüken bir Goerges eşleşmesi var ama Goerges de son zamanlarında formsuz. Kısacası burada Sharapova'ya ciddi bir tehdit yaratabilecek bir oyuncu göremiyorum çeyreğe kadar. Kendisi klasik berbat maçlarından birini oynayıp da maçı kendi elleriyle vermediği sürece erken elenmesi pek olasılıklar dahilinde değil.

Çeyreğin üst tarafındaki Kvitova da Wimbledon'dan sonra iyi sonuçlar alamadı ve ufak tefek sakatlıklarla uğraştı. 3. turda Berdych'ten ayrıldıktan sonra biraz daha iyi sonuçlar olan Safarova (aynısı Berdych için de geçerli) ile olası bir eşleşmesi var. 4. turda da Wimbledon sonrası gayet iyi oynayan Agnieszka Radwanska... Radwanska demişken, ilk turda elemelerden gelen kardeşi Urszula ile ilk turda oynayacağını hatırlatalım. Şanssız eşleşme kardeşler için ama hangisi için daha şanssız diye sorarsanız Urszula için daha şanssız olduğu kesin.

Favori: Sharapova
Plase: Radwanska
İzlenesi ilk tur maçları: Rybarikova v Safarova, Wickmayer v Cirstea, Radwanska v Radwanska, Pennetta v Rezai, Watson v Sharapova

4. çeyrek: İşte sürprize en açık çeyreğe geldik. Sırayla seribaşı isimleri yazıyorum. Zvonareva, Bartoli, Stosur, Cibulkova, Lisicki, Petrova, Kirilenko ve Garrigues. Arada da seribaşı olmayan Venus Williams! Garrigues'in yarı final şansı falan yok tabii. Petrova ve Kirilenko'nun da şansı hayli az sayılır ama kalan 5 oyuncunun hangisi yarı finale çıksa şaşırmazsın. Güç dengeleri birbirine çok yakın.

Bartoli ve Stosur'un başı çektiği çeyreğin üst tarafı alt tarafına göre nispeten daha kolay. Bu ikilinin 4. turda karşılaşmasını engelleyebilecek pek fazla isim yok ama bunların kalitesine yakın, eğer Bartoli ve Stosur biraz kötü oynarsa aradan sıyrılabilecek isimler çok. McHale, Wozniak, Sevastova, Makarova, Dushevina, Kirilenko, Petrova, Hercog, Mattek-Sands... Hep tehlikeli oyuncular.

Alt tarafta seribaşı olmayan oyuncular daha zayıf. Zvonareva'nın 4. tura kadar kurası kolay. Öte yanda Cibulkova 3. turda Venus ya da Lisicki ile karşılaşabilir. Venus ile Lisicki ise 2. turda karşılaşabilir. Çok garip ve karmaşık bir çeyrek. Erkekler kurası da dahil turnuvanın en merakla beklediğim çeyreği. Tahmin yürütmesi de en zor olanı kuşkusuz olarak...

Favori: Stosur
Plase: Lisicki
İzlenesi ilk tur maçları: McHale v Wozniak, Makarova v Kirilenko, Bondarenko v Lisicki

Yarı final tahminleri: Serena d. Petkovic, Sharapova d. Stosur

Final tahmini: Serena d. Sharapova

Amerika Açık: Erkekler Kurası

Irene kasırgası geldi geçti ama New York'u beklendiği kadar etkilemedi. Gün içinde durum hakkında güncellemeler yapan Amerika Açık yönetimi kasırgayı minimum zararla atlattıklarını ve pazartesi maçlara hemen hemen planlandığı gibi başlayacaklarını duyurdu. Yarın maç oynanacak 13 korttan 9'u, en başta planlandığı gibi yerel saatle 11.00'da başlangıcı yapacak. 2 tane kort yerel saatle 12.00'da başlayacak. Diğer 2 kort ise 13.00'da başlangıcı yapacak, ki bu kortlardan biri de merkez kort olan Arthur Ashe kortu. Arthur Ashe'te 2 saatlik bir sarkma söz konusu olacağı için orada açılış maçı olan Kvitova-Dulgheru maçı da planlandığı gibi 11.00'da maçlara başlayacak olan Louis Armstrong (2 numaralı kort) kortuna aktarıldı. Gelişmeler böyle. Şimdi erkekler kurası değerlendirmesine geçelim.

Djokovic Çeyreği: Djokovic açılışı salı günü yapacak. İlk turdaki rakibi İrlandalı Conor Niland. Elemelerden gelen Niland'ı Marsel'in belalısı olarak da tanıyoruz. Ama Djokovic için çok kolay bir rakip tabii. Arkasından Berlocq-Riba galibi geliyor ki, ikisi de has toprakçıdır. 3. tur için en olası rakipleri Dodig ve Davydenko olarak görülüyor. Bu ikili ilk tur maçını oynayacaklar. Kazanan oyuncu 2. tur maçını da kazanarak Nole'nin karşısına çıkar diye düşünüyorum. 4. turdaki en olası rakipleri ise Dolgopolov ve Gasquet.

Djokovic'in çeyreğinde en yüksek numaralı seribaşılar ise Monfils ve Berdych. İkisinin olası bir 4. tur eşleşmesi var alt tarafta. Berdych'in ilk iki tur kurası kolay ama 3. turda Tipsarevic onu zorlayabilir. Öte yanda Monfils, Dimitrov ile açacak turnuvayı. Ferrero ve Malisse gibi eski topraklar da önünü kesmeye çalışacak diğer isimler olabilirler.

Djokovic özellikle ilk 3 maçında bence hiç zorlanmaz. Duruma göre 4. tur ve çeyrek finalde daha iyi rakipler karşısında belki sıkıntı yaşayabilir ama kurası gerçekten kolay ve yarı finale gelememesi büyük bir sürpriz olur.

Favori: Djokovic
Plase: Berdych
İzlenesi ilk tur maçları: Monfils v Dimitrov, Andujar v Ferrero, Granollers v Malisse, Stakhovsky v Gasquet, Karlovic v Gonzalez

Federer'in çeyreği: Federer'in çeyreği dedik ama bizim için daha çok Marsel'in çeyreği olacak bu çeyrek. İlk turda kendisi gibi elemelerden gelen Dancevic ile oynayacak Marsel. Kazanması halinde Nieminen-Verdasco galibi. En fazla 3. tura kadar gelebilir zira oraya çıkması halinde karşısında Tsonga olacak ki ona karşı pek şansı yok. Maç maç bakalım ama. Kazanılan her maç önemli. İlk turda elenmek hayal kırıklığı olur. İkinci tur normal sonuç olur. Üçüncü tur şükela (naber ekşiciler?) olur.

Çeyreğin assolisti Federer'e gelelim. Djokovic gibi onun da kurası zor sayılmaz. Çeyrek finaldeki olası rakipleri biraz daha zor, o kadar. Giraldo ile açacak turnuvayı. Arkasından Bellucci-Sela maçının galibi geliyor. 3. turda Cilic, Harrison ve Tomic gelebilir. Orası biraz açık. 4. turda ise Troicki, Stepanek, Kohlschreiber en olası rakipleri. Marsel'in de kaldığı çeyreğin alt tarafında Fish ve Tsonga en iyi oyuncular ve olası 4. tur eşleşmeleri var. İkisinin de ilk iki turu oldukça kolay. Fish'in 3. turda Llodra, Tsonga'nın Verdasco eşleşmeleri var ama bunlara da takılmazlar bence. Fish-Tsonga galibini tahmin etmek güç ama buradan gelecek oyuncunun Federer'e sıkıntı yaratacağı kesin.

Favori: Federer
Plase: Tsonga
İzlenesi ilk tur maçları: Nieminen v Verdasco, Ilhan v Dancevic, Stepanek v Kohlschreiber, Harrison v Cilic, Sela v Bellucci

Murray'nin çeyreği: Murray'nin kurası en kolay kura seribaşılar arasında. Aslında bu turnuva son zamanların en dengeli kuralarından birine sahne oldu. En azından ilk 4'ün kuraları arasında uçurum yok ama en zor kura seçeceksek Federer, en kolay kura seçeceksek Murray'ninki idi.

İlk turda Devvarman ile oynuyor. Yenerse bu sene ilk şampiyonluğunu almış Haase gelecek büyük olasılıkla. 3. turda Feli'nin gelmesi büyük olasılık. Annesi ile yine kavga edecek, yazık çocuğa. Aslında Feli, ikinci turda Kanadalı genç Vasek Pospisil'e karşı bir sürpriz yaşayarak elenebilir de. Bu sene genel olarak istikrarlıydı ama genelde sağı solu belli olmayan bir oyuncudur biliyoruz. 4. turda ise geçen sene Murray'i burada 3. turda eleyen Wawrinka gelebilir ama Wawrinka gerçekten şu aralar çok formsuz.

Murray'nin kurası en kolay derken daha çok çeyrek final rakiplerini baz almıştım. Djokovic'in tarafında Berdych ve Monfils; Federer'in tarafında Fish ve Tsonga varken Murray'de Soderling ve Simon var. Soderling sakat sakat geliyor, erken elenmesi yüksek ihtimal. Simon'un da ne kadar büyük tehdit olduğu tartışılır. Murray çeyreğinin üst tarafında en yüksek seribaşı oyuncular diye Soderling ve Simon yazdım ama Isner ve Del Potro gibi isimler var onları ekarte edebilecek. Del Potro pek formda değil ama burada bir başka oynayabilir. (nedenini biliyorsunuz) Isner ise çok formda. Son birkaç ay içinde 2 şampiyonluk aldı, 1 final kaybetti. İlk turda Baghdatis ile oynuyor. Her ne kadar Baghdatis son aylarda facia olsa da, ilk tur için ters rakip. Del Potro'nun kurası çok kolay. İlk 2 turda set bile vermemesi lazım, challenger oyuncularının arasına düşmüş resmen. 3. turda Simon var ama onu da geçebilir. Burası biraz karışık ama Murray çok ön plana çıkıyor tabii sonuç olarak.

Favori: Murray
Plase: Del Potro
İzlenesi ilk tur maçları: Tursunov v Darcis, Baghdatis v Isner, Soderling v Sorensen

Nadal'ın çeyreği: Nadal'ın kurası orta şeker bir kura olmuş. İlk turda bu sene meşhur bir kaybetme serisi yapmış olan Golubev (nihayet o seriyi sonlandırdı), ikinci turda Farah-Mahut galibi. 3. turda ise Ljubicic ya da Nalbandian. Çok zorlanmadan geçmesi lazım buraları. 4. turdaki ihtimaller çok. Youzhny, Gulbis, Muller ve Melzer en çok öne çıkan isimler. Muller Wimbledon'da bu sene epey terletmişti Nadal'ı, ki 2005 yılında Wimbledon'da yenmişliği de var. Ayrıca 2008 yılında Amerika Açık'ta elemelerden gelerek çeyrek finale çıkmıştı Lüksemburglu.

Nadal'ın çeyreğinin üst tarafı ABD'liler ile dolu. Blake, Roddick, Russell, Sock ve Sweeting var orada. En yüksek numaralı seribaşı ise David Ferrer. Ferrer'in kurası çok zor. İlk turda Andreev, sonra Blake, sonra Florian Mayer. 4. turda ise Roddick. Almagro ve Benneteau'yu da atlamayalım. Açıkçası çok zorlu ve bir o kadar da izlemesi zevkli bir ufak bölüm oluşmuş orada. Çok sürpriz bir isim bile gelebilir oradan.

Favori: Nadal
Plase: Roddick
İzlenesi ilk tur maçları: Youzhny v Gulbis, Benneteau v Almagro, Roddick v Russell, Blake v Huta Galung, Ferrer v Andreev

Yarı final tahminleri: Federer d. Djokovic, Murray d. Nadal

Final tahmini: Murray d. Federer