WTA Tour etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
WTA Tour etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2015 Perşembe

2015 Sezon Sonu True Grand Slam Ödülleri

Geleneksel "True Grand Slam Ödül Töreni" şölenine hoşgeldiniz sevgili okurlar!

Hem erkekler hem de kadınlar tarafında 1 numaraların çok ağır dominasyonuyla geçen bir yıl olsa da, sezon sonu ödüllerinde yine de bazı kategorilerde çekişmeler vardı. Ayrıca, sadece 2015 ödüllerini dağıtmakla kalmayacağız, ödüllerin sonunda 2016 için sizin de katılımını beklediğimiz anketimizi sunacağız.

Yılın en iyi erkek oyuncusu: Novak Djokovic

Şüphesiz yılın kralı Novak Djokovic, sadece 2015'i domine etmekle kalmadı; aynı zamanda tarihin en iyi sezonlarından birini tamamladı. En son bu çizgide bir sezonu 2011 yılında yine kendisi geçirmişti, ki oyun anlamında iki yıl arasında karşılaştırmalar belki büyük tartışmalara yol açabilecek olsa da, sonuç anlamında Djokovic'in 2015 yılı daha etkileyici bir yıl olarak kayıtlara geçti.

2011 yılındaki gibi sezona tarihi bir galibiyet serisiyle başlayamasa da, Avustralya Açık başta olmak üzere Indian Wells, Miami, Monte Carlo ve Roma gibi bütün önemli turnuvaları kazandı. Madrid'i pas geçti ve Roland Garros'a favori olarak geldi. Buradaki 'nemesis'i Rafael Nadal'ı çeyrek finalde ezici bir oyunla 3 sette geçtikten sonra ya fazla rahatlaması ya da daha büyük bir stres altına girmesi sonucu finalde Stan Wawrinka'ya şok bir şekilde mağlup oldu. Tabii, bu sadece Djokovic ile alakalı değildi. Wawrinka da kariyer tenisini oynayarak Sırp raketin yoluna taş koydu.

Roland Garros finalinden sonra psikolojik olarak dağılacağı, Wimbledon'da çim sezonunu iyi geçiren Federer'in kazanacağı düşünülse de, finalde İsviçreli'ye karşı mental ve fiziksel anlamda büyük bir savaş verdi ve üstün çıkan taraf oldu.

Üst üste kaybedilen Cincinnati ve Toronto finalleri (en büyük rakipleri Federer ve Murray'e karşı) Amerika Açık'ı kazanmasına yine engel olmadı. İşin 2011'den farklı olmasını sağlayan taraf ise, bundan sonrası oldu. O yıl Amerika Açık sonrası düşüşe geçen Djokovic, bu sene Pekin, Şangay, Paris ve Londra'da şampiyon olarak 'kusursuz' rekora ulaştı. Tek mağlubiyeti Federer'e karşı gelse de, gruplarda aldığı bu yenilgi şampiyonluğuna engel olmadı.

Yılın en iyi kadın oyuncusu: Serena Williams

Tamam, Serena Williams'ın 34 yaşında turu elinde oynatması artık alıştığımız için çok şaşırtmıyor ama Amerika Açık'a gelindiğinde masanın üzerinde takvim slam ihtimalinin olması işin saçmalık boyutuna geldiğinin bir kanıtı gibiydi. Turnuva boyunca çok iyi oynamayan Serena, kendi kendisini bitirince bu tarihi sezonu taçlandıramamış oldu.

Serena, Amerika Açık'tan sonra bilhassa zihinsel olarak dinlenmek istediğini belirterek tek bir maça çıkmamasına rağmen bu onun sezonu 1 numarada ve yılın oyuncusu olarak -hem de açık ara- bitirmesine hiçbir şekilde engel olmadı.

Yılın en çok geliştirme gösteren erkek oyuncusu: Benoit Paire

Çıkışını yaptığı 2011 yılından bu yana, inişli çıkışlı bir grafik sergileyen Benoit Paire, mental olarak da turun en sıkıntılı oyuncularından biri olarak kötü bir şöhrete kavuşmuştu. Geçirdiği sakatlık sonrası sıralamada da yerini kaybetti ve bırakın challenger'ları, kendine güveninin gelmesi için futures turnuvaları oynayarak dönmeyi tercih etti. Ama ne dönmek! Yine bilindik iniş çıkışları olsa da, çok daha stabil kaldı ve göze hoş gelen atak oyununu büyük galibiyetlerle de süsledi. Özellikle Amerika Açık ilk turunda son finalist Kei Nishikori'yi maç puanından dönerek yenmesi özgüveni açısından ona büyük bir artı yazdı. 26 yaşındaki Fransız, yılı da kariyerinin en yüksek noktası olan 19 numarada kapattı. Oyununa birkaç ufak ekleme ve istikrarını devam ettirmesi, onu ilk 10'a yaklaştıracaktır.

Yılın en çok geliştirme gösteren kadın oyuncusu: Timea Bacsinszky

Bu alanda Garbine Muguruza ve Belinda Bencic de seçilebilirdi ama onlar zaten 1 numara potansiyellerini junior kariyerlerinden bu yana gösterdikleri için "gelişme gösterdiklerini" değil de, potansiyellerini yansıttıklarını söyleyebiliriz. Bacsinszky, bu ödülün anlamı açısından çok daha iyi oturan bir isim.

2009 yılında 20 yaşındayken geldiği İstanbul Cup'tan hatırlıyorum. Gayet iyi tenis oynuyordu ve bir slam kazanma potansiyeline sahip gözükmese de, yıllar boyunca turdan ekmek yiyecek bir oyuncu olduğunu belli ediyordu. Ama yaşadığı sakatlıklar, verdiği ara derken tenisten uzun süre koptu. Geri dönüşünü yaptığı geçen seneden sonra bu sene inanılmaz işler çıkardı. Sezona çok iyi girdikten sonra ufak bir düşüş yaşasa da çıkışının tesadüfi ya da küçük oyunculara karşı olmadığını Roland Garros yarı finali ve Wimbledon çeyrek finaliyle gösterdi. Kariyerinde ilk kez ilk 10'a girdiği sezonu ise 12 numarada tamamladı.

Yılın en iyi grand slam turnuvası: Wimbledon

Kadınlar tarafında belki büyük bir çekişmeye ve efsane maçlara sahne olmadı ama erkekler tarafında özellikle iyi bir turnuvaydı. Erken turlarda çekişmeli maçlar ve sonda da gayet iyi bir finiş oldu. Ama bu sene genel olarak çok öne çıkan bir slam olmadığını söylemek lazım.

Yılın en iyi erkekler maçı: Wimbledon Finali

Sezona zaten Federer-Djokovic finalleri damga vurdu. Tenis açısından en kalitelisi, 4.setteki düşüşe rağmen Wimbledon'daki maç oldu.

Yılın en iyi kadınlar maçı: US Open 2.tur Wozniacki-Cetkovska

Baya skandal bir karar olarak görebilirsiniz ama bu sene slam yarı finalleri ve finalleri hiç beklediğimi veremedi kadınlarda. Evet, Vinci-Serena yarı finali sansasyoneldi ama tenis açısından en keyif aldığım maç 2.turdaki sıradan olarak görülebilecek bu maç oldu. Petra Cetkovska'nın maçın sonundaki oyunu erkekler tarafı da dahil olmak üzere, bu sene gördüğüm en iyi clutch performanstı.

Yılın en iyi erkek çiftler takımı: Jean-Julien Roger/Horia Tecau

Bryan kardeşleri tahtlarından edip sezonu 1 numarada bitirmeleri bu ödülü almaları için yeterli.

Yılın en iyi kadın çiftler takımı: Sania Mirza/Martina Hingis

Girdikleri hemen hemen her turnuvayı neredeyse hiç zorlanmadan kazandılar. Kadın çiftlerde Williams kardeşlerden sonra bu kadar istediği zaman rahat kazanan bir çifti hatırlamıyorum. İşin etkileyici tarafı bunu Williams kardeşler gibi servislerde çok etkili olmadan "soft" oyunlarıyla başarmaları. Zaten bu kadar açık ara yapmasalar bile, Hingis'in dönüşü hatrına bu ödül bu çifte giderdi.

Yılın en centilmen erkekler oyuncusu: Tim Smyczek

Avustralya Açık 2.tur maçında Nadal'a karşı maçı kazanabilecek noktada yaptığı hareketle bu ödülü hak etti. Şöyle buyrun: https://www.youtube.com/watch?v=ahrOBadEYcY

Yılın en centilmen kadınlar oyuncusu: Petra Kvitova

Bu kategorinin daimi kazananı. Özel bir hareketi yok ama zirvede bu kadar rekabetçi olup herhangi bir çirkeflik yapmadan, maç bittiği anda maçın bittiğini bilip "devam eden" Kvitova, bu ödülü WTA'nın dağıttığı resmi ödüllerde de 3.kez üst üste olmak üzere 4.kez kazandı zaten.

Yılın olayı: Vinci'nin Serena'yı yenip takvim slam'i engellemesi.

Yılın coach'u: Magnus Norman

Wawrinka, ilk slam finalinde Nadal'ı yendikten sonra 2. slam finalinde de (üstelik bu sefer sakatlık vs. durumunun da olmadığı bir finalde) yılın oyuncusu Djokovic'i ezerek yeniyorsa, mental anlamda burada bir artı da Norman'a yazılır.

Yılın Davis Cup oyuncusu: Andy Murray

Sir Andrew Murray. Nokta.

Yılın Fed Cup oyuncusu: Maria Sharapova

Çeyrek finalde Polonya'da Radwanska kardeşleri yenmesi normal sayılabilir ama uzun sakatlık sonrası dönüşünde Çek Cumhuriyeti karşısında finalde, üstelik deplasmanda, Kvitova ve Pliskova'yı yenmesi müthiş işti. Rusya diğer 3 maçı kaybedince şampiyon Çekler olsa da, bu ödülü hak eden Sharapova'ydı.

------------------------------------------------------------------------------------

2016 YILI ÖN ANKETİ:

Avustralya Açık şampiyonluğunu erkekler ve kadınlarda kim alır?
Erkekler ve kadınlarda 2016'yı kim 1 numarada bitirir?
Rafael Nadal ve Roger Federer, bu yılı boş geçtikten sonra 2016'da slam kazanır mı?
Serena Williams seneye yine 3+ slam kazanarak turu domine eder mi?
Erkekler ve kadınlarda sürpriz slam finalist/kazanan adaylarınız?
Erkekler ve kadınlarda ilk 10'daki yerini kaybedeceğini düşündükleriniz?

4 Aralık 2015 Cuma

Haber Turu #2

- Bu seneyi beklentiler altında geçiren ve bir kez daha hayal kırıklığı yaratan Grigor Dimitrov, 2016 için del Potro'nun eski antrenörü Franco Davin ile çalışıyor. Dimitrov aynı zamanda verdiği röportajda yeni sezon için motive olduğunu ve tekrar kendini bulduğunu belirtmiş. Biz bu hikayeyi çok duyduk ama yine de hayırlısı olsun diyelim.

- Eski dünya 9 numarası Nicolas Massu, Djokovic'in gelmiş geçmiş en iyi sezonu geçirdiğini belirtmiş. Massu aynı zamanda seneye Djokovic'in Roland Garros ve Olimpiyatları kazanmasını bekliyormuş. Hatta Olimpiyatları çiftlerde de kazanır demiş. Tamam şimdi Djokovic'e hakkını herkes veriyor da, Massu sanki biraz fazla uçmuş.

- Rafael Nadal, 5. sene üst üste İspanya'da en çok tanınan sporcu olma özelliğini elde etmiş. Anketlere göre İspanya'da yaşayanların %98'i Rafael Nadal deyince kim olduğunu biliyor. Bu alanda Gasol biraderleri, Marc Marquez'i, Andres Iniesta'yı geride bırakmış.

- Emekli WTA oyuncusu Anne Keothovang, Britanyalı gençlere yardımcı olma isteğinin LTA (Britanya Tenis Federasyonu) tarafından reddedilmesini ilginç bulmuş.

- 2015'i berbat geçiren ve Amerika Açık'ta toparlayan Bouchard, buz banyosunda düşüp kafayı kırınca turnuvadan çekilmiş, seneyi de kapatmak zorunda kalmıştı. Bouchard, olay sonrası işi biraz da şaklabanlığa vurup çekilmek zorunda kaldığı turnuvaların zararını tanzim etmek için avukatı aracılığıyla Amerika Açık'a dava açmıştı. Bu hareketiyle baya bir antipati toplayan Kanadalı, 2016 sezonuna Hobart'ta oynayacağı turnuvayla başlayacağını açıklamış.

10 Temmuz 2015 Cuma

Wimbledon: Kadınlarda güç tenisi kazandı

Kadınlar turunda güç tenisinin giderek etkili olduğu ortada. Serena Williams zaten bu akımın bir numaralı temsilcisi ama kendisi kategori dışı sayılabilir. Onun dışında ona 15 yıldır rekabet eden isimler arasında hep değişik türde oyuncular var olmuştu. Hingis gibi, Henin gibi. Ondan önce 90'larda Arantxa Sanchez efsanesi var. Yavaş kortlarda Steffi Graf gibi bir deve karşı kafa kafaya oynamış ve hatta kimi zaman üstünlük kurmayı da başarmıştı.

Bu dönemin top raketlerde o tarz oyuncuları ise beklenen başarıyı veremediler. Wozniacki zaten çok düz bir oyuncu ama Radwanska ve Jankovic gibi tarzları farklı olsa da çeşitlilik yaratan tenis oynayan ve kortta zarif duran raketler (buna yeni çıkan Halep'i de ekleyebiliriz) her ne kadar oyunlarını bir yere kadar getirseler de henüz hiçbiri slam kazanabilmiş değiller. Ancak güç tenisini temsil eden genç raketler çıkışlarını çok hızlı yaptılar. Bouachard henüz 20 yaşında geçtiğimiz sene Wimbledon'da finale yükseldi. Madison Keys 20 yaşında yine slam'lerde tepeye oynuyor. Dün de Muguruza uzun süredir sinyalini verdiği başarıyı yakalayıp adını kariyerinin ilk slam finaline yazdırdı.

Radwanska karşısında iyi bir maç oynadı. Özellikle ilk setten sonra ikinci sette de erken break gelince Radwanska'nın tarumar olduğu bir maç portresine doğru ilerliyorduk. Ama Radwanska, neden bir sürü zaafına ve tenisindeki güç eksikliğine rağmen 2 numaraya kadar yükseldiğini ve senelerdir zirvede olduğunu gösterdi. Bir şekilde maçın içinde kaldı, işi sinir savaşına çevirdi, rallileri uzattı, rakibinin aklına girdi derken seti aldı. Hatta final setine de iyi başlayan taraf oldu. Ancak Muguruza da yeni nesil arasında psikolojik olarak en sağlam birkaç oyuncudan biri diyebiliriz herhalde. Radwanska'nın dönüşü karşısında dağılmadı ve sağlam durdu. Son sette Radwanska'nın kötü oynadığı servis oyununda hemen gözünü açıp break'i buldu. İyi servisleriyle hata yapmayan İspanyol, 15 yıl sonra kadınlarda İspanya'ya slam finali getirdi. Ayrıca 2011'den bu yana Nadal tarafından yaşadıkları hayal kırıklıklarıyla Wimbledon'da beklediğini bulamayan İspanyollar'a güzel de bir sürpriz yaşattı Venezuela asıllı...

Serena-Masha maçına dair yazmak boş. İlk seti izledikten sonra işlerimden ötürü bırakmak zorunda kaldım ama onun da farklı bir görüntüsü var gibi durmuyor. Gerçekten teknik taktik falan konuşmaya gerek yok artık. Serena büyük bir konsantrasyon kaybı yaşamadığı sürece Masha'yı her yerde her türlü yeneceğini yine ispatladı. Eğer Serena birkaç sene daha devam ederse işler Masha için çok daha utanç verici bir hal alabilir zira Nadal'ın Federer'i en çok domine ettiği dönemde dahi Federer araya galibiyet sıkıştırıyor, hiç olmazsa bazı maçlarda çok zorluyordu. Sharapova 3 senedir falan set alamıyor Serena'dan!

Finalde güç tenisi var. Biri eski jenerasyon, diğeri yine... Geçen sene RG'de Muguruza ezmişti. Bu sene Avustralya'da 3 sette Serena kazanmıştı. Zor bir maç olacak ama şu var, Serena genelde kendi canını yakan birini unutmaz ve ciddiye alır. Geçen seneki RG maçı olmasa Serena konsantrasyon sıkıntısı yaşayabilirdi ama o hezimet kesinlikle aklının kenarında ve inanılmaz aç olacak. Sonuç ise ne olursa olsun güzel olacak. Muguruza alırsa bu güzel tenisinin mükafatını alarak 21 yaşında slam şampiyonluğuna ulaşacak. Serena alırsa da tenisseverler olarak US Open'a büyük bir heyecanla gideceğiz zira 1988'de Steffi Graf'ın yaptığı takvim slam'ini göremeyen yeni nesil olarak 2015 Serena'nın yaptığı takvim slam'i diye ballandıra ballandıra anlatma fırsatına bir adım daha yaklaşacağız.

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Wimbledon 2015: Kadınlar Çeyrek Finalleri

Dün kadınlarda çeyrek final karşılaşmaları tamamlandı. Favoriler kazansa da güzel maçlar oldu ve iyi tenis izledik. Yarı final eşleşmeleri kağıt üstünde çok heyecan veriyor ayrıca çıkan sonuçlar neticesinde.

Sharapova, merkez kortun ilk maçında Amerikalı CoCo Vandeweghe karşısında epey zorlanmasına rağmen kazanmayı başardı. Sharapova oynadığı son 19 slam çeyrek finalinin 18'ini kazanmış. Ayrıca oynadığı son 10 slam çeyrek finali maçının da hepsini kazanmış. Bu açıdan gerçekten istikrarlı bir tablo çiziyor. Bugün en iyi tenisini oynamasa da, yine inatçılığı ve istikrarıyla bir yerden sonra (burada üçüncü setten sonra) alev alev yanan rakibinin ateşini söndürüp maçı kazanmayı başardı. Vandeweghe'nin oynadığı tenise ise şaşırmadım. Zaten çimde çok farklı bir oyuncu. Oyun tarzı itibariyle sert kortta dahi bu şekilde bir tenisi istikrarlı şekilde ortaya koyamayabilir ama Lisicki gibi Wimbledon'da ve çim kort turnuvalarında bir tehdit olacağına şüphe yok önümüzdeki yıllarda da.

Serena-Azarenka maçı merkez kortta bir başka güzel maç oldu. Aslında son Serena-Azarenka maçlarının da kopyası oldu bu maç. Serena zaten slow-starter, Azarenka da her zaman Serena'ya karşı kazanacağına 'gerçekten' inanarak korta çıkan nadir oyunculardan biri olduğu için güzel maçlar izliyoruz. İlk set Azarenka süper tenis oynayarak kazandı. İkinci set epey çekişmeli, iki tarafın da çok yüksek kalite tenis oynadığı bir set olarak kayıtlara geçti. Bu sette Azarenka epey tükendi zaten, son seti nispeten daha rahat alan Serena adını yarı finale yazdırdı.

Yarı finaldeki Serena-Sharapova eşleşmesi artık klasikleşti. 11 yıldır kazanamayan Sharapova, Serena'ya karşı son maçını burada 2004 Wimbledon finalinde kazanmıştı. Takvim slam'i yolunda son 9 maçı kalan Serena ise, yüz ifadelerinden ve odaklanmasından gördüğümüz kadarıyla hiç olmadığı kadar hırslı. Sharapova'nın da yine en iyi tenisini oynamadığını göz önüne alırsak, Serena bu sefer de klasiğini devam ettirir gibi görünüyor.

Diğer çeyrek finaller tablonun nispeten zayıf tarafındaydı. Radwanska, Keys karşısında servislerin etkili olduğu maçı üç sette kazanmayı başardı. Kariyerinin en kötü sezonlarından birini geçiren Polonyalı, üst üste 3. yarı finaline yükseldi oynadığı son 3 turnuvada. Bu yarı final derecelerinin hepsinin çimde gelmesi elbette tesadüf değil. Her ne kadar düz mantık tenis takipçilerine göre Radwanska'nın oyunu çime uygun olmasa da, elbette olay öyle değil. Normalde etkili olamayan düz, spinsiz vuruşlarından daha fazla winner çıkartıyor. Yine servisini çok daha etkili kullanıyor çimde. Klasikleşen junk ball'ları, el hassasiyetini kullanarak bulduğu lob'lar, drop shot'lar ve taktik tenisi çimde ona büyük avantaj sağlayan etkenler.

Diğer çeyrek final izleyemediğim tek çeyrek final oldu. Muguruza, sezonun flaş isimlerinden Bacsinszky'i iki sette mağlup ederek Radwanska'nın rakibi olmayı başardı. Radwanska-Muguruza yarı finali yakın geçmeye müsait bir maç. Muguruza, Keys'e oyun stili olarak çok benzer bir oyuncu. Radwanska'nın bir tur önce aynı tarz oyuncuyla karşılaşmış olması avantajına olacak ama doğrusu, Muguruza kalite olarak Keys'ten şu anda o tenisi bir seviye daha üstte oynuyor ve Radwanska'nın karşısında güç tenisi oynayıp da gününde olan bir oyuncu olunca şansı epey azalıyor. Radwanska'nın taktik olarak oyun anlayışı ve Muguruza'nın vuruşlarının etkinliği kilit olacak. Gününde olanın kazanacağı bir maç olur gibi. Burada bir avantaj varsa, buraları daha fazla oynamış ve halihazırda Wimbledon finali olan Radwanska'nın, kariyerinin ilk slam yarı finalini oynayacak Muguruza'ya karşı daha tecrübeli olan taraf olması diyebiliriz.

Serena-Radwanska finali, Serena şampiyonluğuyla birlikte turnuvaya dair tahminim bu arada...

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Wimbledon 2015: İkinci Haftaya Girerken

Wimbledon'da güzel bir ilk hafta geride kaldı. Beş setlik maç sayısı, Roland Garros'un toplamını yanılmıyorsam cuma gününden geride bıraktı. Son yılların klasiği haline gelen Rafael Nadal sürprizini yaşadık. Erkeklerde birkaç fire daha oldu ama şampiyonluk favorilerinde sıkıntı gözükmedi. Kadınlarda ise çarşı adeta karıştı.

Middle Sunday arasından sonra dopdolu bir Pazartesi gözüküyor Wimbledon'da. Hava durumunda da sıkıntı yok gibi. O yüzden güzel maçlar olacağı kesin. Hem kadınlarda hem de erkeklerde 16 maçın hepsi bugün oynanacak. Zaten Wimbledon'ın en güzel günü ikinci Pazartesi olur, o maç yoğunluğu içinde illa ki 2-3 tane kıran kırana geçen maç çıkar.

Kadınlarda zaten günün maçı (ki ben genel anlamda günün maçı) Williams kardeşlerin kapışması olacak. En son burada 2009 finalinde karşı karşıya gelmişler, Serena rahat bir maç oynayarak iki sette kazanmıştı. 2009-2013 arası hiç oynamadıktan sonra Charleston'da 2013 yılında Serena, ablasını dümdüz etmişti. Geçen yıl ise Montreal'de Venus üç sette kardeşini yenerek 6-7 yıl aradan sonra ilk galibiyetini almıştı küçük kardeşine karşı.

Serena dünya 1 numarası ve Venus çökmüş olabilir ama buradaki form durumları aksini söylüyor. Serena, 3.turda Heather Watson karşısında ringin köşesinde iplere fena halde sıkıştı ama her zamanki dirayeti ve kararlılığı yine ortaya çıktı ve artık bilmem kaçıncı kez o şampiyon karakterini ortaya koydu. Dikkat ettiğim nokta, son set 3-0 geriye düşen Serena (ki double break'ti, üstelik çimde bunu çevirmek ne kadar zor, herkes bilir) olmasına rağmen sosyal medyadaki tenis hesaplarında vs. hala Serena'nın bir şekilde geri döneceğine dair inanç vardı. Bir önceki postların yorum altında bir arkadaş uzun uzun Nadal analizi yapmış "neden böyle olduk?" der gibisinden, işte onun cevabı aslında bu. Eskiden Nadal da inanılmaz karadeliklere düşmesine rağmen o noktalarda içinden canavar çıkartır, geri dönerdi. Dönemese bile zorlardı, rakibini her zaman korkuturdu. Nadal şimdi set için servis atarken servis kırdıracak diye millet bekliyor. Ve kırdırıyor da. Aradaki farklardan birisi de bu. Serena da 34 yaşında genç değil. Nadal'ın 29 yaşında olması, fiziksel gücünün eskisi gibi olmaması bu noktada bence bahane değil. Elbette kadınlar ve erkekler tenisi çok farklı, dinamikleri falan filan elbette çok alakalı değil ama "you got my point!".

Venus-Serena istatistiklerine bakarken dikkatimi çekti, bir Twitter hesabı paylaşmış. Aktif oyuncular arasında Serena'yı 4 kereden fazla yenen tek oyuncu Venus. 11 defa yenmiş. Bu açıdan kardeşine karşı, bırakın son sette yakalayacağı double break avantajını, ilk seti aldığı anda ne kadar kendine güveneceği, oradan kolay kolay kopmayacağı aşikar. Zaten çok formda ve çok da iyi oynuyor. Çim açık ara en iyi zemini Venus'ün ve herkes biliyor ki, Venus ve Serena en iyi oyunlarını oynarsa Venus, Serena'ya tek bir zeminde yener, o da çimdir. O yüzden ben beklentilerin boşa çıkmayacağını düşünüyorum. Venus'ün kazanma şansı var. Serena, son yıllarda çimde (yine araya şampiyonluk sıkıştırmasına rağmen) kesinlikle ikna edici bir tenis oynamıyor. Favori ise elbette yine dünya 1 numarası olacak.

Diğer eşleşmeler arasında aman aman dikkat çeken maç var desek yalan söylemiş oluruz. Azarenka-Bencic belki ama bunların ikisi de çim kortçu değiller. Williams kardeşlerin galibiyle oynayacak buradan gelen. Ben burada kazananın çeyrek finalde Williams kardeşlerden herhangi birini elemesini çok zor görüyorum.

Bol sürpriz olduğu için sürpriz eşleşmeler de ortaya çıktı. Mesela Keys-Govortsova eşleşmesi. Govortsova sıradan bir top 100 oyuncusu olabilir ama çimde fazlasıyla etkili. Keys istikrarlı bir oyuncu olmadı hiçbir zaman. Bu maç sürprize açık olabilir.

Vandeweghe-Safarova bir başka sürpriz beklediğim maç. Safarova, Roland Garros finalinden sonra çimde iyi tenis oynamıyor. Zaten burası ona çok uygun sayılmaz. İyi servisi olan bir oyuncu olsa da Vandeweghe çok formda, kendine çok güveniyor ve çimde gerçekten o da farklı bir oyuncu. Buradan da çıkacak sürpriz sonuç, benim için sürpriz olmaz.

Sharapova ve Bacsinszky bence kolay galibiyetler alırlar. Wozniacki-Muguruza maçı çok belirsiz görünüyor ama farklı stillerin çarpışması. Çekişmeli maçtan ziyade ilk 3-4 oyundan sonra taktik olarak diğerini alt edenin nispeten kolay bir galibiyete ulaşacağını düşünüyorum.

Son olarak Radwanska-Jankovic... Çok kötü sezon geçiren Radwanska'ya piyango vurdu, artık bir şeyler yapması lazım. Son şampiyon Kvitova, ilk iki tur buldozer gibi giderken Jankovic'e olmayacak noktadan maç verdi, ki Jankovic berbat çimcidir. Radwanska da kötü sezonunun aksine çimde iyi oynadı. Kurası da açıldı. Kvitova ona çok ters geliyordu. Tablonun alt tarafının bana göre bir anda favorisi oldu. Sevdiğim oyunculardan Aga. Umarım bu fırsatı artık geri çevirmez ve finali görüp şu kötü sezonda moral bulabilir. (finalde ateş gibi yanan üst taraftan gelecek Williams'lar, Sharapova'lar karşısında öyle bir durumda şansı elbette çok az olacaktır)

Erkeklerde Nadal'ın şampiyonluk için tehdit olmadığı aşikar. O yüzden bana göre şampiyonluk favorilerinde sürpriz yok. Bir Kvitova elenmedi yani. Tablonun üst tarafında Djokovic, Tomic'ten sonra aynı tarz oyuncularla yoluna devam edecek. Bugün Anderson, çeyrekte büyük sürpriz olmazsa Cilic gelecek. Anderson zorluk çıkaramaz. Cilic de çok formda değil her ne kadar geçen sene Novak'ı geçen sene burada 5 sete götürse de. Djokovic için daha önce de dediğim gibi yarı final yolu çok açık. Tabii hakkını vermek lazım ki bu rahatlığı sağlayan kendisi. Hiçbir şekilde grand slam'lerde çeyrek finalden önce elenmeyeceğine inandırdı herkesi. Rakiplerde bile inanç falan bırakmadı makine.

Oranın altı biraz karışık. Wawrinka-Goffin ve Kyrgios-Gasquet eşleşmeleri var. Buradan lütfen Wawrinka-Kyrgios çıksın da tenise doyalım. Wawrinka zaten epey ağır basıyor ama Kyrgios-Gasquet maçı ortada. Gasquet'nin Wawa'yı tehdit edebileceğini hiç sanmam ama Kyrgios gelirse çok eğlenceli maç izleriz. İnşallah o gelir ama ne olacağına dair bir tahmin yapmak çok zor. Özellikle Kyrgios çok inişli çıkışlı bir oyuncu...

Tablonun alt tarafında Federer en rahat eşleşmeye sahip diyebiliriz. Bautista, çok çok iyi kura çekerek en kötü zemini çimde 4.tura geldi. Federer'in burada set kaybetmesi bile sürpriz olur. Zaten çok iyi olmasa da, iyi tenis oynuyor. Sürprize uğrayacak bir görüntü vermedi yani.

Federer'in rakibini belirleyecek Berdych-Simon maçı beş sete gideceğim diye bağırıyor. Simon maraton sever, Berdych de maç içi saçmalar. O yüzden bu maç her şeye açık. Berdych çok dominant gözükmedi. Simon da iyi çim sezonu geçirdi. Simon buradan sürpriz çıkartabilir, ki Federer de pusuda Simon için bekleyecektir. Berdych'e göre kesinlikle tercih edeceği bir rakip olur.

Murray ise turnuvanın en zor maçını oynayacak. Antrenman niteliğinde üç maç oynadı ki, bu maçı kazanması halinde çeyrek finalde de Troicki-Pospisil galibine karşı yine rahat bir maç onu bekleyecektir. O yüzden yarı finale kadar oynayacağı en zor maç olacak bu Karlovic'e karşı oynayacağı maç. Murray iyi returncü ve daha önce çimde de 4 sette mağlup etti Karlovic'i. Turnuvada iyi servislerle karşılaşmadığı için adapte olması zaman alabilir, set de bırakabilir tiebreak'te falan ama bir yerden sonra servisleri okuyup araya sıkıştıracağı iyi return'lerle maçı götürür gibi. Ama seyir zevki açısından set skorları yakın olacağı için iyi geçebilir bu maç, çekişme olabilir Karlovic'in iyi servis günü olursa. (sanki kötü servis attığı gün var da!)

Bir başka postta görüşmek üzere, tenisle kalın...

11 Nisan 2015 Cumartesi

Timea Bacsinszky Röportajı

Bloga uzun süredir ne ben ne de kirpi ağırlık veremiyoruz ve siz, okuyucular olarak bunun bizden de çok farkındasınızdır. 2 yıldan beri çok düzensiz aralıklarla olmasına rağmen blogu çoğu zaman güncel tutan kirpi oldu ve ona özverisi için açıktan teşekkür etmek istiyorum.

Son girişi yapan ben olmuşum burada, 1 ay olmuş yaklaşık. Güney Afrika serisinin preview'ini yaptık, efsane bir seri kazandık. Sonra Indian Wells ve Miami geçti. Geçen senenin tekrarı şeklinde Novak Djokovic şampiyonlukları izledik. Kadınlarda da çok sürpriz yoktu. Sharapova kötü görüntü çizmesine rağmen Halep ve Serena, yılın en fit ve sağlam oyuncuları olarak birer şampiyonluk çıkarttılar ve buna sürpriz bir sonuç demek çok da mümkün olmaz.

Burada yazının konusundan sapıp daha da fazla uzatmak istemiyorum ama kısaca şu 1 ayın özetini de üstünkörü bir şekilde geçmeden de olmazdı açıkçası. Blog'da yeni bir konsept yaratarak tenise dair uzun ve detaylı yazıların çevirilerini yapmayı planlıyorum İngilizce'den. Bunun yanısıra inşallah başlayan toprak sezonunda da blogu güncel tutmak ve sağlam yazılarla süsleyerek yıllar öncesine bir comeback yapmak - en azından benim - tenise dair hedefim oldu. Tenis blogları bir bir döküldü maalesef ve tenise dair piyasada yayında olan tek dergi de Tenis Dünyası. Bunun dışında - haberleri saymıyorum - içerik zenginliği anlamında, güzel bir sofra sunan tenise dair bir site ya da blog göremiyorum. Lafı daha da fazla uzatmadan bu hedefteki ilk yazı olan Timea Bacsinszky yazısıyla - daha doğrusu röportajıyla - başlayalım bakalım.

-----------------------------------------------------------------------------

Üst üste 13 tane olmak üzere 2015 yılında toplamda kazandığı 21 maçla göze çarpan İsviçreli Timea Bacsinszky, Lets Talk Tennis'in sorularını yanıtladı.

En son kimden imza istedin?

Çok uzun zaman oldu. Birkaç yıl önce Biel'deki bir otoparkta Roger Federer ile tanıştım. Ama ondan imza isteyemedim. Pierre Paganini'yi (Federer'in fitness antrenörü) gönderdim ve imzasını alıp o bana getirdi!

Aklıma başka bir tane daha geldi şimdi. 2007 yılında Amerika Açık'ta ayakkabılarım sorunluydu. Martina Hingis, bana bir çift ayakkabı ödünç verdi. Maçtan sonra onları geri gönderdim ancak ertesi gün tekrar aynı ayakkabılar soyunma odamda duruyordu. Martina, kendisinde yeteri kadar ayakkabı olduğu için onların bende kalması gerektiğini düşünmüş. Daha sonra gidip o ayakkabıları ona imzalatmıştım.

En son ne zaman başkasıyla karıştırıldın?

Geçen Acapulco'da oldu. Isınmak için ip atlıyordum. Birisi gidip antrenörüm Dimitri'yi Maria Sharapova olup olmadığımı sormuş. Ona çok güldüm. O hayrana çok teşekkür ediyorum ama ben o kadar büyük değilim. (gülüyor)

En son ne zaman bir başka oyuncuyla otel odasında birlikte kaldın?

Çok uzun zaman oldu. 2010 yılında İsviçre Kulüpler Şampiyonası'nda Maelle Kocher ile aynı odada kaldım. Çok iyi biri ve birlikte epey eğlendik diyebilirim. Turda ise bu oda paylaşma işi en son 2007'de oldu sanırım. Eski antrenörüm bana yemenin ve uykunun çok önemli olduğunu söylemişti. Bu yüzden mümkün olduğu her zaman tek kişilik odada kalırım. Özel hayat bir tenis oyuncusu için ayrıca önemlidir.

En son ne zaman hediyelik eşya aldın?

Acapulco'dan 20 tane falan papağanlı anahtarlık aldım. Onları İsviçre'de anneme, arkadaşlarıma, yeğenlerime falan dağıtacağım. Her gittiğim yerden böyle ufak tefek şeyler toplamaya gayret ediyorum. Genelde buzdolabına yapıştırmak için mıknatıslı şeyler alıyorum. Yani eğer birisi bana hediyelik eşya almak istiyorsa, bunu tavsiye edebilirim. (gülüyor)

En kötü seyahat tecrübeni ne zaman yaşadın?

2010 yılında Los Angeles'ten Miami'ye giderken. İki kere uçağın yolcu kısmında yangın çıktı. Ufak hadiselerdi ama gerçekten uçakta büyük panik yaşandı. Neyse ki sağsalim yere indik.

En son ne zaman bir oyuncudan övgü dolu sözler aldın?

Son olarak kazandığım arka arkaya iki turnuva için başta Aleksandra Krunic olmak üzere birçok oyuncudan tebrik aldım. Geçen senenin sonundaki ITF Kreuzlingen turnuvasında onunla uzun uzun konuşma fırsatım olmuştu. Geri dönüş yaptıktan sonra sıralamada yükselmenin ne kadar zor olduğundan bahsetmiştik. Acapulco'yu kazanmamın ardından bana sarıldı ve "Konuşmamızı hatırlıyor musun? Bu harika bir şey, senin adına çok sevindim" dedi. Indian Wells'te de hem Monterrey'de hem de Acapulco'da mağlup ettiğim Lesia Tsurenko beni tebrik etti. Bunları rakiplerinizden duymak çok sevindirici bir şey. Çok sık olan bir durum değil. Bu sefer de kibar ve düşünceli mesajları, sözleri için ben diğerlerine teşekkür etmek istiyorum!

En son ne zaman bir tenis maçını skorboard'dan takip ettin?

Geçen hafta Davis Kupası'nı. Bütün maçları takip ettim ve bir gün neredeyse kahvaltıyı kaçırıyordum. Neredeyse imkansızı başarmak üzere olan beylere tebriklerimi gönderiyorum. (İsviçre, Roger Federer ve Stan Wawrinka'dan yoksun olduğu seride Belçika karşısında seriyi son maça taşımayı başarmıştı) Özellikle Henri'yi performansı için tebrik ediyorum. İnanılmazdı. (Henri Laaksonen serideki iki maçını da kendinden yüksek sıralamadaki Belçikalı oyunculara karşı kazanmasını bildi) Çok yorucu ve yoğunluklu bir seriydi.

Ipod'unda hiç yüzüne bakmadığın şarkıcılar, gruplar var mı?

Birkaç yıl önce Ipod'umda duran ve o zaman çok iyi olduğunu düşündüğüm bir Justin Bieber şarkısı vardı. Artık öyle düşünmüyorum. Backstreet Boys'un iki şarkısı var. Arkadaşlarım yanımda değilse hiç dinlemediğim şarkılar. Britney Spears şarkıları var hala ama yakında onları sileceğim.

Acapulco ve Monterrey şampiyonluklarını nasıl kutladın?

Acapulco zaferinden sonra Dimitri ve Andreas ile yemek yedik. İkisi de birer bardak şarap içtiler. Ben ertesi sabah uçağım olduğu için içmedim. Güzel bir hatıra oldu.

Monterrey'de ise otele gece 03.30 gibi dönmüştük. 10 dakika dışarıda yalnız vakit geçirdim. Hava soğuktu ama bana iyi geldi. Güzel bir Massive Attack şarkısı dinledim. Sonra hızlıca odama gidip eşyalarımı topladım. Saat 5 gibi havaalanında olmamız gerekiyordu. İsviçre'ye döndüğümüzde düzgünce kutlayacağız sanırım. Güzel bir ortam yapıp arkadaşlarımızı davet ederiz. Gerçekten heyecanla bekliyorum.

Çiftler ve karışık çiftler için hayalindeki partner kim?

Kadınlarda kesinlikle Kim Clijsters. Onu çok iyi bulurdum. Çok eğlenirdik, buna eminim. Justine Henin de harika bir partner olurdu. Erkeklerde ise Roger. Stan da güzel olurdu ama. Ne dersin, Rio Olimpiyatları için sorsam mı acaba ona? Nadal ile de oynamak isterdim. Tam bir defansif duvar.

İngilizce'ye çevirisi için Mark Nixon'a teşekkürler...

2 Mart 2015 Pazartesi

Çağla'ya kötü kura

Bu hafta WTA'da 2 turnuva var. Ufak turnuvalar ikisi de. Birisi Monterrey'de diğeri ise Kuala Lumpur'da. Dünyanın iki diğer ucu desek yeridir. İkisi de düşük puanlı turnuvalar ve baba isimler yok. Kuala Lumpur'da 1 numara Wozniacki, Monterrey'de ise Ivanovic, oradan hesap edin işte.

Kuala Lumpur'da temsilcimiz Çağla Büyükakçay da var. Çağla geçen sene burada 2 galibiyet alıp çeyrek finale çıkmıştı ve Türk tenisi için tarihi bir haftaya imza atmıştı. Bu sene de puanlarını koruyup ilk 100 içerisine girmesi için çok kritik bir turnuva ama işi zor zira ilk turda 4 numaralı seribaşı Jarmila Gajdasova'yı çekti. Gajdasova sezona epey iyi başladı. KL'de kortlar da hızlı zaten ve iyi servis-forehand kombinasyonuna sahip, hızlı kortu seven Gajdasova için bu avantaj olacak. Çağla'nın kazanması için gerçekten sağlam bir maç çıkarması gerekiyor. Eğer bu zorlu engeli atlatırsa 2. turda Kumkhum ya da elemelerden gelen biriyle oynayacak, ki bu daha kolay lokma gözüküyor diyebilirim.

13 Nisan 2014 Pazar

MM Finalleri


Hemen "MM" ne ola ki diye soracaklara açıklayalım. ATP'de 250'lik, WTA'de International turnuvalar için fanlar "Mickey Mouse" turnuvaları, yani MM turnuvaları diyorlar. Ufak, takvimde slam-masters-premier turnuvaların arasına sıkışmış bu turnuvaların biraz da aşağılama soslu tanımı aslında.

Bu hafta ATP ve WTA'de ikişer tane böyle turnuvamız var.

ATP'de Kazablanka'da Marcel Granollers, finalde Guillermo Garcia-Lopez ile oynuyor. İspanyol finali yani. Zaten çeyrek finalin yarısı İspanyol, yarı finalin de %75'i İspanyol'du. Marcel, finale kadar Ramos, Carreno-Busta ve Delbonis'i mağlup etti. Böyle bir turnuva için fena rakipler sayılmaz. Garcia-Lopez de Kukushkin, Berlocq, Paire ve Carballes Baena'yı geçti. Tek set verdiği maç kağıt üstündeki en kolay maçı Carballes'e karşı olandı. Carballes, dünya 273 numarası ve buraya elemelerden geldi ama epey zorladı GGL'yi. Finalde Marcel, daha istikrarlı oyunu ve servis avantajıyla bir adım önde bence.

Houston'da da İspanyol finali! Toprağın geldiği ne kadar belli, vay anasını... dedirten bir tablo. Burada biraz daha sağlam isimler var. Almagro-Verdasco oynayacak. Verdasco, Giraldo'yu yendi. Almagro, Querrey'in çekilmesiyle yarı final oynamadan finale çıktı. Querrey, Miami'deki Berdych ve Nishikori'nin çekilmelerine özendi galiba... Burada Verdasco daha iyi testlere tabi tutulurken Almagro, Russell ve Sock gibi topraktan habersiz iki vasat Amerikalı ile oynadı. Verdasco bugün Giraldo'ya karşı iyi de oynadı. Yarım adım önde gözüküyor finalde.

WTA'deki finallerde İspanyol yok korkmayın. Hem zaten Katowice'deki turnuva sertte. Hem de öyle böyle sert değil, turun en hızlı sertlerinden birini yapmış Leh kardeşlerimiz ama yine Radwanska'ya yaranamadılar. Aga, yarı finalde ilk setini 6-0 aldığı maçta, kendi seyircisi önünde Cornet'e 3 sette mağlup oldu. Final setinde de 3-0 önde ve 4-0 için break point yakalamıştı. Cornet'in finaldeki rakibi İspanyol Suarez Navarro'yu yenen İtalyan Giorgi oldu. Giorgi inanılmaz yükselişte. Öyle bir tenis oynuyor ki, babasını bile deli yaptı. Çok agresif, saldırgan, sağlı sollu winner'lar atan, İtalyanlardan hiç alışık olmadığımız bir tarzda... Sharapova galibiyetini hatırlayanlar olacaktır zaten. Cornet de inatçının hası oldu ama, o da formda. Sıkı bir final bizi bekliyor. Eğer Giorgi ilk finalin stresine girmeyip tenisini oynarsa, kalitesiyle öne çıkabilir.

Bogota'da ise toprak turnuvası var. 1 numara Jankovic, zorlanmadan finale kadar geldi. Finalde rakibi genç Fransız Caroline Garcia oldu. Birkaç sene önce RG'de Sharapova'yı baya dövmüştü, sonra ortalardan kaybolmuştu. Yavaş yavaş çıkışını yapacak galiba o da. Miami'de Serena ile başa baş oynamıştı, burada da sadece 1 set kaybederek finale kadar geldi. Jankovic favori ama dengesizliği ve Garcia'nın büyük isimleri zorladığı düşünülürse 3 sete gidebilir derim.

Dolu dolu bir gün olacak... Euroleague'de de Türk finalini göz önüne alırsak pazar günü yine spor işi olacak...

Kuala Lumpur Ana Tablosu: Çağla ve Daha Fazlası


Kuala Lumpur'da bu haftanın tek WTA turnuvası oynanacak. Önümüzdeki haftasonu Fed Cup yarı finalleri olduğundan, bu hafta tek turnuvayla geçiliyor ve o turnuvanın tablosu da hiç iç açıcı değil. 1 numaralı seribaşı fotoğraftaki Dominika Cibulkova. Onun dışında ilk 40'ın içinden hiç kimse yok. Venus Williams wildcard almıştı ama Fed Cup takımına çağrılınca o da iptal etti burayı.

Son seribaşı olan Ayumi Morita, dünya 112 numarası. Yani, bir challenger turnuvasından hallice değil, basbaya challenger turnuvası.

Tabloda dikkat çeken en büyük olay Çağla tabii. Direkt ana tablodan katılma fırsatı yakaladı böyle zayıf bir entry list varken ve ilk turda da 43 yaşındaki Kimiko Date Krumm ile karşılaştı. İlginç ama bir o kadar da tatlı bir eşleşme oldu bence. Umarım yayın olur da izleme fırsatı buluruz.

Pemra da elemelerde mücadele ediyor. İlk maçını aldı. Birkaç saat sonra zayıf bir rakibe karşı daha oynayacak. Yenerse o da ana tabloya yükseliyor. Ana tabloda ilk turda Cibulkova ile oynama şansı var. Aman diyeyim Pemra. :)

Full ana tablo ise şöyle:

Dominika Cibulkova SVK [1] vs [Q]
Su-Wei Hsieh TPE vs Jarmila Gajdosova AUS [WC]
Ons Jabeur TUN vs [Q]
Eleni Daniilidou GRE [WC] vs Zarina Diyas KAZ [6]

Karolina Pliskova CZE [3] vs Aleksandra Krunic SRB
[Q] vs [Q]
Tadeja Majeric SLO vs Akgul Amanmuradova UZB
Cagla Buyukakcay TUR vs Kimiko Date-Krumm JPN [5]

Donna Vekic CRO [7] vs Yung-Jan Chan TPE
Timea Babos HUN vs Kristyna Pliskova CZE
Danka Kovinic MNE vs An-Sophie Mestach BEL
[Q] vs Patricia Mayr-Achleitner AUT [4]

Ayumi Morita JPN [8] vs [Q]
Magda Linette POL vs Alizé Lim FRA
Ling Zhang HKG [WC] vs Olga Savchuk UKR
Saisai Zheng vs Shuai Zhang CHN [2]

22 Ocak 2012 Pazar

Avustralya Açık 7. Gün: Olaylar Olaylar...!

Avustralya Açık geçen sene de 4. tur maçlarında böyle bir heyecan yapmıştı. Yine bir 4. tur gününde çeşit çeşit garip olaylara tanıklık ettik.

Kirpi bir altta video atmış. Onun üstüne yorum da yapalım. Almagro, 4. sette 5-5'te 0-30 ya da 0-15'i sanırım, ikisinden biri, fileye gelen Berdych'in üstüne doğru vurdu ve top Berdych'in kolunda patladı. Berdych der ki, o topu köşelere vurabilirdi, kort bomboştu. Evet, kort gerçekten boştu ama Almagro'nun vurduğu top alçak bir toptu ve o kadar önemli bir puanda passing shot atarak riske girmeden, topu rakibinin üstüne vurması çok da abartılacak bir şey değil. Artı Berdych'in dediği gibi yüzüne falan da gelmiyor, altı üstü koluna geliyor. Geçen gün de Federer, Karlovic maçında Karlovic'in file önü etkinliğini azaltmak için üstüne toplar vurmuştu. Bunlar taktiksel şeyler. Çok bariz pozisyonlarda çok sert vurulmadığı sürece de bu kadar abartmanın lüzumu yok. Kaldı ki Almagro da gerektiği gibi pozisyondan sonra "iyi misin?" der gibisinden bir işaret yaptı. Onu geçtim, maçtan sonra muhtemelen özür dilemek ve o konuyla ilgili birkaç kelime söylemek için yaklaşıyordu Berdych'in yüzüne bakarak ama Berdych oraya bile bakmadan koluyla bir işaret yaptı ve geçti.

Şimdi böyle bir durumda Berdych'in yuhalanması normal. Evet, ben de bu kadar yoğun yuhalanmasını beklemiyordum ve biraz abartı kaçmış olabilir ama bunları bu kadar büyük bir turnuvada oynarken her zaman hesap etmek zorundasınız. Avustralya Açık'ta bu gibi durum 10 kere yaşanır, 1 kere bu kadar büyük tepki verilir, o da sana denk gelir. O anca bir kıvılcım çıkar ve normalde 5-10 saniye yuhalamayla geçilecek şey böyle seni kortun ortasında ağlatacak duruma getirir. (tabii ağlamadı ama suratından gördüğünüz üzere büyük bir hayal kırıklığı var) Ama Berdych o hayal kırıklığına rağmen saha içi röportajında hala çok mantıksız ve gereksiz şekilde kendini savunmaya çalışıyordu ki bu, orada yapması gereken en son şeydi. Seyirci zaten olayı gördü, orada o olayı tekrar anlatarak kendini haklı çıkarmaya çalışman seni seyircinin gözünde daha da antipatikleştiriyor.

Saha içi röportajından sonra biraz koridora doğru geçip Eurosport ile yaptığı röportajda bile arkadan tepkiler var ve hatta bir taraftar "you're a prick" diyor. Berdych, zaten olaya baştan yanlış bakıyor. Oradaki topu üzerine attıktan sonra özür dilemenin önemli olmadığından falan bahsediyor. Bir kere hiç de öyle değil. Olay Berdych'in anlattığı kadar abartılacak bir şey değil ve evet, bir özürle kapanması gereken bir olay. Hadi, sen öyle düşünmüyorsun ama yine de biraz mantığını kullanıp maç sonunda çok soğuk bir şekilde de olsa, istersen diyaloğa bile girmeden elini şöylece bir sıkabilirdin ve bunların hiçbirini yaşamazdın. Şimdi, Nadal'a karşı - hele de akşam seansı olursa, zira akşam seansının atmosferi bir başka oluyor RLA'da - mental anlamda da çok zor bir savaşa girecek taraftarla. Nasıl mücadele edecek göreceğiz ama ilginçtir, aynı seyirci durumunu 2006 Madrid'de de Nadal'a karşı yaşamıştı. (o meşhur sus işareti)

Bir diğer çok ilginç maç Clijsters-Li maçı oldu öncesiyle, sonrasıyla... (Şansal Büyüka cümlesi oldu tam, Maraton programını açıyor gibi hissettim kendimi) Clijsters maça bence daha iyi başlamıştı ama 3-3'te çok talihsiz şekilde bileğini burktu. Geri döndü, ilk seti kaybetti ve ikinci sette servis kırdırarak 3-1 geriye düştü. Oradan geri gelmesini beklemiyordum ama bir şekilde servisi kırıp, daha sonra servisleriyle tiebreak'e kadar getirdi işi. Çok kötü başladı tiebreak'e de ve 6-2 geriye düştü ama üst üste 3 harika puanla 6-5'e getirdi durumu. Buradaki puanı ise Clijsters'ın oyunundan ziyade Li'nin oyunu belirledi. Zira Clijsters'ın feci kötü - öyle böyle değil - dropshot'una inanılmaz kötü bir karşılık verdi Li ve Clijsters'tan lob'u yedi. Bunun arkasından 2 puan daha kazanan Clijsters son sete götürdü maçı. Son sette klasik mental çöküntüsünü yaşayan Li 5-1 geri düştü. Ondan sonra heyecan yapan Clijsters 5-4'e kadar maçın gelmesine izin verse de sonunda 6-4 ile seti-maçı kapatmayı başardı.

Maçtan sonraki basın toplantısında İngilizce soruların ardından Çin basınının soruları başlarken Li kendini tutamayıp ağlamaya başlamış ve basın toplantısını terk etmiş. Ayrıca 22 Ocak Çin Halk Cumhuriyeti açısından çok önemli bir gün. Zira 22 Ocak 1949'da komünist lider Mao Zedong, ordusuyla birlikte Pekin'e girip bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulması açısından ilk adımı atmıştı. Ülkenin kuruluş tarihi 1 Ekim 1949 olsa da, 22 Ocak da bu anlamda bir nevi ulusal bayram olarak görülebilir. Maç da pazar öğlen saatlerine geliyordu Çin'de ve büyük ihtimalle normalden de çok izleyen büyük bir kitle vardı Li'yi. Onun açısından çok ama çok kötü bir mağlubiyet. Kariyerinin en tatsız mağlubiyeti bile diyebiliriz.

Clijsters ise şu an oynanan Wozniacki-Jankovic maçının galibiyle oynayacak. O bilek sakatlığını halledebilirse bence favori olarak çıkar korta ama MR'ı beklemek lazım tabii.

Bunlar dışında beklenen skorlar vardı. Federer ve Nadal 3 sette rahat kazandı. İki oyuncuyu da çeyrekte zorlu rakipler bekliyor. Federer, son iki turu çok rahat geçen Del Potro ile karşılaşacak. Del Potro, şüphesiz Tomic'ten çok daha zorlu bir rakip olacak. Federer bugün çok iyi gözükmüş olabilir ama karşısında Federer'in kısa, yüksek, loopy diye tabir ettiğimiz toplarını Tomic'e göre çok daha iyi harcayacak potansiyele sahip Del Potro ve psikolojik anlamda da Federer'e karşı çok daha iyi çıkabilecek bir isim. Güzel bir maç olacak. 3 sette kazanmasını beklemiyorum en azından Federer'in.

Berdych ise Almagro karşısında 4 sette zorlanarak kazandı. (bütün setleri tiebreak ile aldı 1-0 geriye düştükten sonra) Geri çizgiden yine belli bir standardı vardı ama Nadal'ı korkutacak kadar değil. Artı yönü ise kesinlikle servisiydi. Almagro'ya karşı bugün çok ama çok etkili servis kullandı. Nadal'a karşı da aynı şekilde etkili olabilir. Hatta iyi servis atması bir zorunluluk. Gerçekten iyi bir servis gününde olursa yakın geçen bir maç izleriz ama Nadal karakterini koyarak bir şekilde alır. Eğer Berdych kötü servis atarsa Nadal çok zorlanmadan alır.

Kadınlarda diğer iki maçta Azarenka ve Radwanska rakiplerini harcadılar ve çeyrekte birbirlerinin rakibi oldular. Azılı bir Radwanska fanı olarak rengimi belli ediyor ve Radwanska alır diyorum. :)

7 Ocak 2012 Cumartesi

Avustralya Öncesi Hazırlıklar

Hazırlıklar devam ediyor...

Andy Murray Brisbane'de sakatlıklarının etkisini hissettirerek başladıysa da turnuvaya giderek toparlanarak finale yükseldi. finalde atkuyruğum Dolgopolov ile oynayacak. İkisi geçen sene Avustralya Açık çeyrek finalinde karşılaşmışlardı.

Federer sırtından yaşadığı sorunun ardından dün turnuvadan çekildi. Bu Federer'in sıkça yaptığı bir şey değil ama sonuçta kendini koruyor artık. Avustralya için kendisinden hala ümitliyim.

Bir başka sakatımız Serena Melbourne yollarına düşmüş ama ayağının durumu hala belirsiz. İyileştirmeye çalışıyorlarmış. Avutralya ve sakatlık demişken Soderling'in mono yüzünden, Cilic'in de dizindeki sorun nedeni ile bu turnuvada yer alamayacaklarını hatırlatalım.

En sevdiğimiz bayanlardan Kivi Hopman Cup'ta Berdych ile oluşturduğu ikili ile esip gürlemeye devam ediyor. Kendisinden çok şey beklenmesinin üzerinde baskı oluşturduğundan yakınmış. Bu kısmen doğru zira Sharapova, Serena ve en son Kim Clijster'ın da sakatlık sorunu yaşaması ile meydan iyice Kivican'a kaldı. Son slam şampiyonu Stosur ise ilgilerin odağında değil, ona dikkat edilmeli bence.

Son olarak da Rafa yeni yıla bieraber girdiği Tsonga ve Monfils'i Doha finalinde buluşturdu. Aslında durum tam olarak öyle de değil çünkü Monfil dün oldukça iyi oynadı. Nadal ilk seti taktiksel olarak yanlış oynadığını, atak aramak yerine daha sabırlı olması gerektiğini ama atağa yönelmek istediğinden kendini buna zorladığını söylemiş. İyi kontraatak yapan ve iyi hareket eden oyunculara karşı sabırlı olması gerektiği bir gerçek. Bir de basın taoplantılarında kendini bu kadar açık eleştiren ve ifade eden bir başkası yoktur herhalde...

Son olarak Nadal'ın tekerlekli bavulu dile gelmiş... Konuşmak isteyenler buyursun..

31 Ekim 2011 Pazartesi

İstanbul Notları

Yorgunluk var elbet ama hayatımda yaşadığım en hoş yorgunluk diyebilirim sanırım. Gereksiz uzayarak sinir bozan 1-2 keyifsiz maç ve 5-6 saat aralıksız koltukta oturmanın yarattığı dikkat dağınıklığı gibi ufak detayları çıkartırsak nefis bir hafta geride kaldı. kirpi'nin yazdıkları üzerinden gitmeye çalışacağım genelde.

kirpi'nin kaçırdığı Zvonareva-Kvitova maçını izledim ben. Açıkçası maçın büyük kısmında hala o oyuncuların kortta olduğuna inanamadığım için çok da idrak edemedim maçın gidişatını ama genel olarak Kvitova'nın çok üstün olduğunu söylemek mümkündü. Turnuvadaki en iyi maçlarından birini oynadı ve aslında bu turnuvanın fena olmayan oyuncularından birini çok kötüymüş gibi göstermeyi başardı. Turnuvanın hayal kırıklığı olan Wozniacki, ilk günün ikinci maçında Radwanska'yı yenerek beni üzdü. Radwanska ne yazık ki en kötü maçını gruptaki en kötü rakibine karşı oynadı ve 3 sette kaybetti. Arkasından gelen Stosur-Sharapova maçı gerçekten kalite olarak kötüydü. Stosur özel bir tenis ortaya koymadan bile Sharapova'yı rahat geçmeyi başardı. Sharapova'nın 2. sette 0-3 0-40'ı harcaması önemli bir nottu, onu es geçmeyelim.

İkinci gün Azarenka turnuvanın kendisi adına en iyi maçını oynadı. Stosur çok fazla hata yapmasına rağmen Azarenka çok sağlam kaldı ve turnuvadaki en iyi servis performansını bu maçta gösterdi. Bu maçtan sonra zaten turnuva öncesinde kafamda olan Kvitova-Azarenka finaline iyice emin oldum. Turnuvanın yine kötü maçları arasına yazabileceğimiz maçta Li, Sharapova'yı iki sette geçti ki ilk maçta 0-3 0-40'tan set veren Sharapova, Li'ye karşı da 4-0'dan 4-7 tiebreak kaybederek çığır açtı. Tam bir "tencere dibin kara, seninki benden kara" maçı oldu ve yakın geçen iki sette Çinli kazandı. En son maç zevkliydi aslında. Genel olarak defansif oynamasına alışık olduğumuz Vera, gayet agresif ve etkili bir tenis oynayarak, özel bir şey ortaya koyamayan Wozniacki'yi geçmeyi başardı.

3. günün ilk maçı Li ile Azarenka arasındaydı ve inanın nasıl geliştiğini hatırlamakta güçlük çekiyorum izlememe rağmen. Televizyondan izlediğimiz maçlara dair daha fazla detay kalıyor akılda, buna da karar verdik bu turnuvada kirpi ile birlikte. Turnuva bitince resmen kimin hangi gün oynadığını birbirine karıştırdık. Arkasından gelen Kvitova-Wozniacki maçını unutmadım ama. Dünya 1 numarasını nasıl dümdüz etmektir o! Dünya 1 numarası ama kağıt üzerinde biraz tabii. Bu turnuvanın Sharapova'dan sonra Li ile birlikte en kötü oyuncusuydu Woz. Hani normalde de zaten gününde olan güçlü, agresif oyunculara karşı koyamaz ama bu turnuva o bilindik standartlarının bile altındaydı. Formda gelseydi çıkacağı bir gruptu aslında bu ama 3. olarak grubundan elenmiş oldu bu mağlubiyetle. Ve tabii en son maç. Daha doğrusu en son maçın en son seti. Turnuvanın en heyecanlı setiydi. Radwanska neden kendisini sevdiğimi bir kez daha gösterdi. Tamam, Vera klasik bir Vera düşüşü yaşadı ama Radwanska'nın direnci tek kelimeyle inanılmazdı. 1 aydır zaten istim üstünde gidiyor. 1 ay önce tabloda bile değildi. Tokyo'yu kazanarak iddialı hale geldi. Daha sonra Pekin finalinde dramatik anlar yaşadı Petko karşısında, o maçı zor da olsa aldı. Moskova'da çok çekişmeli maçı kaybetti Safarova'ya, acaba tam gelemeyecek mi derken Bartoli hastalandı ve son oyuncu olarak buraya geldi. İlk maçını 3 sette Wozniacki'ye kaybetti ve sonra da Zvonareva ile bu destansı maçı oynadı. Radwanska'nın yaşadığı son 1 ayı başka bir kadın tenisçi yaşasa - mesela Vera - kalpten giderdi sanırım.

Grup maçlarının son gününde yerimizi almamızla maçın bitmesi bir oldu gibi geldi sanki bize. Li ile Stosur hızlandırılmış bir tenis maçı oynadılar ve kazanan 65 dakikada tek oyun kaybeden Stosur oldu. Maç şöyle gelişti: Li return'de hata/Stosur servis winner/Li basit hata/Li basit hata, oyun Stosur. Li basit hata/Li basit hata/Stosur forehand winner/Li çift hata, oyun Stosur. Arada bir ağız dolusu laf saydırdığı kocası ise her zamanki sakinliğini korudu. Adam resmen acıların çocuğu oldu turnuva boyunca. Utanmasam ben korta atlayıp "sen Mao kızısın, yazıktır incitme kocanı" diyecektim ama beni de haşlar diye korktum. Bir insan yaptığı her basit hatadan sonra kampına dönmez ki yahu, oldu olacak kocan çevirsin raketi de senin yerine. Kvitova ise arkasından gelen maçta Radwanska'yı ve haliyle beni üzdü. Kvitova'yı seven ve destekleyen biri olarak hem turnuvayı kazanacağını biliyor hem de kazanmasını istiyordum ama bu maçta Radwanska'nın set alarak yarı finale kalmasını çok istedim. Bayık Azarenka-Zvonareva yarı finali yerine Azarenka-Radwanska yarı finali daha güzel olurdu sanki. Az kalsın oluyordu da. İlk sette 5-1'i buldu Radwanska ama ne olduysa ondan sonra oldu. Basit hataları azaltan Kvitova geriden geldi öne geçti ve maçı da set vermeden kazandı. Günün son maçı ise turnuvanın en ilginç maçıydı belki de. Azarenka tankladığı bir maçta 2 saatin üzerinde kortta kalıp 32 oyun oynamayı başardı. Bu maçta kafası bir acayipti. Bartoli ise mücadelesiyle takdiri hak etti.

Shvedova/King çiftinin sürekli güler yüzlü olduğunu biliyorduk ama bu kadar ciddi suratları gördükten sonra onların rahat halini görmek daha da farklı geldi. Genelde bu rahatlık işlerine yarıyor ama burada ne yazık ki açık ara en kötü çiftler takımı onlardı. Peschke/Srebotnik ikilisi karşısında hiç varlık gösteremediler ve baştan sonra ezildikleri maçı 2 sette kaybettiler. King'in servisleri inanılmaz zayıftı. Shvedova iyi bir ilk servisi olmasına rağmen o ilk servisi pek içeri sokamadı. Kötü servis atan King onun dışında da pek iş yapamayınca tecrübeli ikili karşısında direnmeleri mümkün olmadı. Bu maçta Peschke ayrıca sempatimi kazandı, ki pazar günü korta 2 saat önceden gelip bu ikilinin final öncesi antrenmanını izledim. Orada Srebotnik'in servislerini karşılarken bile iyi servis geldiğinde sürekli tebrik ediyordu partnerini, gülümsüyordu vs. Ayrıca oyun olarak da zevk veren bir oyunu ve süper voleleri var. Diğer çiftler maçı en son maçtı ve turnuvanın en boş tribünlerine karşı oynandı. Bu maç çiftlerin en zevkli maçıydı. Dulko/Pennetta da Huber/Raymond da gayet iyi oynadı ama super tiebreak'te gülen Amerikalı çift oldu. Zaten bu ikili super tiebreak'teki iyi rekorlarıyla bilinirler. Maçın sonunu müthiş oynadılar, neredeyse takım olarak vole kaçırmadılar filenin karşı tarafında Dulko saçma sapan lob'lar dener ve başarısız olurken.

Tekler yarı finallerinde Stosur-Kvitova maçı gayet zevkliydi. İnişli çıkışlı bir Kvitova karşısında istikrarlı ve belli bir çizgide oynayan Stosur gördük. Break avantajı olduğu ilk sette üst üste basit hatalarla 40-0'dan servisini kırdırmayı başaran Kvitova, o klasik rutinine bağlayarak üst üste birkaç oyunu daha iyi oynayamadı ve ilk seti verdi. İkinci sette de 0-1 *30-40 tehlikesi yaşadı ama bu oyunu iyi servislerle kurtardıktan sonra açıkçası arkasına hiç bakmadı. 2 break fark ile aldığı bu setten sonra son sette 5-0 öne fırladı. Üst üste 3 oyun vererek yalpalasa bile lovegame ile son servis oyununu alarak işi bitirdi. Diğer maçta ise fazlasıyla sıkıldık ve hatta ikinci setin ortalarında hava almak için birkaç oyun için dışarı bile çıktık ki bu birkaç oyun benim turnuvada izlemediğim tek kısım oldu. O kadar kötü maç değildi ama Stosur-Kvitova gibi yoğun bir maçtan sonra içinde bu kadar uzun oyunlar barındıran fakat aynı zamanda çekişme de vaat edemeyen bir maç biraz boğdu sanırım. Neyse ki Azarenka fazla uzatmadan sadece 5 oyun vererek kazandı ve Kvitova'nın finaldeki rakibi oldu.

Son günde ise güzel finaller izledik. Çiftlerde 38'lik Raymond ve 35'lık Huber, 1 numaralı çift Peschke/Srebotnik'i 6-4'lük iki setle geçtiler. Huber/Raymond ikilisi ilk maçlardan sonra favorimdi zaten. Buradaki en komple takım olarak onlar gözüktüler. Baseline'da olsun, volelerde olsun, servislerde olsun ikili bir istikrar sağlamıştı ve çok da uyumlu gözüküyorlardı. Peschke/Srebotnik ikilisine oranla daha iyi bir takım görüntüsü verdiler açıkçası ve zevkli geçen final maçını kazandılar. Tekler finali de aynı şekilde heyecan ve kalite açısından sınavı geçti diyebiliriz. İlk sette 5-0 öne fırlayan Kvitova mala bağlayarak maçın 5-5'e gelmesine sebep oldu. Kvitova'nın bu üst üste basit hatalarla kaybettiği oyunları izleyince hep aklıma adventure oyunlarında sıkışıp geçemediğim bölümler geliyor. Tıkanıyor ve çok kolay çıkamayabiliyor bazen o delikten. Asla mücadeleyi bırakması gibi bir durum söz konusu değil ama birkaç kötü puandan sonra toparlaması 3-4 oyun sonrayı bulabiliyor ki şu anki en önemli eksikliklerinden biri de bu gibi görünüyor. Biraz fazla gergin. 5-0'dan 5-5'e gelmesine izin verdiği bu seti 7-5 ile aldı ama ikinci sette yine istediği tenisi oynayamadı ve iyi de mücadele eden Azarenka seti 6-4 ile alarak maçı son sete taşıdı. Bu setin başında servis kıran Kvitova daha rahat ve daha iyi oynadı. Bariz üstün olduğunu da iyice gösterdi ve çok sıkıntı yaşamadan 6-3 ile seti kapattı.

Kupaları beğendim. Özellikle tekler kupası gayet güzeldi. Şampiyon ile ikinciye aynı kupadan ya da tabaktan verilmesine de uyuz olurum, o yapılmamış. En görkemli kupayı Kvitova aldı, diğerleri biraz daha ufak tefek şeylerle idare ettiler ki ben böyle olmasından yanayımdır aradaki farkı maddesel anlamda yansıtması adına.

Ayrıca WTA, BNP Paribas ve oyuncuların toplanıp Van için 250 bin dolar bağış yapmaları da haftanın en hoş anlarından biri oldu. Kader Nouni'den son gün aldığımız imza ve foto da kremalı pastanın üzerine konulan çilek oldu. :)

NOT: Video ve fotoları bu akşamdan itibaren kirpi'nin de söylediği gibi yüklemeye gayret edeceğiz bloga.

26 Ekim 2011 Çarşamba

WTA İstanbul: 1. Günden Videolar




İlk video benden, diğer ikisi kirpi'den. İlk video'yu çekerken çok salladığımın farkındaydım telefonu (puan sırasında fena değil gerçi) ama görüntü kötü gibi geldi bana çekerken, ondan başka video almadım, lakin bilgisayardan açıp izleyince gayet izlenebilir olduğunu gördüm. Bugün de baseline arkasında olacağımız için daha fazla video olacaktır.

WTA İstanbul: 1. Günden Fotolar











24 Ekim 2011 Pazartesi

WTA İstanbul: 1. Gün Programı

TSİ 17.00:

Kvitova-Zvonareva
Radwanska-Wozniacki (arkasından)
Sharapova-Stosur (arkasından)

Orada olacağız. Herkesi bekleriz!

2 Ekim 2011 Pazar

Haftanın Şampiyonları

Tokyo'da kadınlarda haftanın tek turnuvasında gülen isim sürpriz şekilde Agnieszka Radwanska oldu. 3. turda Jankovic'e karşı oynadığı maçı izlemiştim. İlk seti berbat oynayarak 6-2 kaybettikten sonra biri gelip kulağıma Radwanska'nın bu turnuvayı şampiyon olarak bitireceğini söylese "iyi git bahis falan oyna o zaman, kafamı ağrıtma" diye kovardım. O Radwanska ikinci seti de geriden gelerek çevirdi ve maçı kazandı. Daha sonra da şampiyonluk yolunda Kanepi, Azarenka ve Zvonareva'yı yenerken tek set kaybetti, ki Tokyo'daki turnuva organizatörleri sağolsun, maçlar çeyrek finalden itibaren baya erken başladığı için bu maçların hiçbirini izleyemedim. Bu şampiyonlukla WTA Race'te ilk 10'a girdi Polonyalı ve İstanbul için şimdi ciddi bir şansı var.

ATP'de ise 2 ufak turnuva vardı Bangkok ve Kuala Lumpur'da. Bangkok'daki turnuvada Amerikalı Donald Young kariyerinin ilk ATP finaline çıktı. Ağustos ayında Washington'da ilk yarı finalini görmüş, yine aynı ay içinde Amerika Açık'ta 4. tura kadar giderek en iyi grand slam derecesini de gerçekleştirmişti. Sezonun geri kalan kısmında bir şey yapamasa bile hali hazırda onun için çok pozitif bir sezondu. Finalde ise Murray ile karşılaştı ve sadece 2 oyun alabildi. Bu kadar ağır hezimetle sonuçlanan 2 final hatırlıyorum son yıllarda. 2008'de Chennai finalinde Nadal'ı 6-1/6-0 ile geçmişti Youzhny. Bir de Nadal 2010 Monte Carlo finalinde Verdasco'yu 6-0/6-1 ile mağlup etmişti. Nadal dengesizliği deniyor buna fizikte.

Kuala Lumpur'daki finalin bitmesiyle bütün dünya rahatladı. Evet, sonunda Janko Tipsarevic şampiyon oldu!11!! Son 3 yılda 4 final kaybetmişti ki bunların hemen hemen hepsinde saçma sapan mental çöküntüler yaşamıştı. Özellikle bu yıl Eastbourne'de kaybettiği finali son sette 5-3 gerideyken falan bırakması çocuk yaş grubundaki turnuvalarda görülecek bir şeydir. Bu kez de zorlandı aslında Baghdatis karşısında. Önde olduğu ikinci seti vermek için çok zorladı ama sonunda 6-4/7-5 ile bitirdi maçı. Bu sonuç Tipsarevic'in ilk 8 şanslarını diri tuttu. Yoğun bir takvimi var Tipsa'nın, enerjisi tükenmezse oraları zorlar ama o spotu alması çok kolay görünmüyor.

18 Eylül 2011 Pazar

Taşkent Açık: Pervak İlk Defa (Belki de Son?)


Taşkent Açık'ta şampiyonluk kazanan Ksenia Pervak üstte resimde. Altta da çiftler ve tekler seremonisi var. Adeta paralel evrenden bir turnuva gibi. En zayıf WTA turnuvalarından biri (en zayıfı bile olabilir, birazdan istatistikler ile destekleyeceğim), şampiyonlara yerel kıyafetlerin giydirilip adeta bir gladyatöre dönüştürülmeler (Pervak kedi gibi tatlı olmuş da meselaDaniilidou baya güdük durmuş, bilmeyenler için şu kısa saçlı Yunan kızı), Queen'den We Are The Champions'ı arka plana dayamalar falan. Çok güzel kafalar var bu turnuvada. Ek olarak bu sene Stuttgart'a mı özenmişler artık, nereden görmüşlerse, bir de araba ödülü vermişler.

Şimdi gelelim bu turnuvayla neden bu kadar dalga geçtiğimize, sokup sokuşturduğumuza, verip veriştirdiğimize. Bir kere, bu turnuva 99 yılından beri düzenleniyor ve bu sene de dahil düzenlendiği 13 yılda bu seneyle birlikte 10. yeni WTA şampiyonu çıkarttı. Nerede vasat oyuncu, o damlıyor buraya ve hoop, ilk şampiyonluğunu kapıyor. 2003 şampiyonu Virginia Ruano Pascal, 2004 şampiyonu Nicole Vaidisova ve 2009 şampiyonu Sharar Peer bu konuda istisnalar. 15 yaşında burada şampiyon olmuş Stepanek'in karısı, bak yine bir hüzün geldi, tey teey.

Burada resmen finalde kaybetmek daha iyi. Şampiyonlardan kayda değer isimleri sayıyorum: Vaidisova ve Peer. Vallahi zorluyorum da daha fazlası çıkmıyor. Kudryavtseva ve Cirstea yazacaktım ama utandım resmen. Bir de finalistlere gel: Francesca Schiavone, Virginie Razzano, Victoria Azarenka ve Sabine Lisicki. Piiiii.

Son bir ilginç istatistik de şöyle gelsin. Turnuvanın 1 numaralı seribaşı olan Pervak'ın oynadığı 5 maçtaki rakiplerinin dünya sıralamaları ortalaması 196! Oynadığı en yüksek sıralamadaki rakip 81. sıradaydı, en düşüğü 595. sıradaydı. Ve sadece tek bir tane ilk 100 oyuncusuna karşı oynadı. Eh, set kaybetmeden de şampiyonluğu cebine indirdi.

Pervak'tan nefret ettiğim falan yok tabii. Henüz 20 yaşında ve sağlam bir oyuncu olabilir. Bu şampiyonlukla ilk 40'a girmiş oldu bile. Bu tarz absürt turnuvalar kalksın diyenlerden de değilim ama işte absürtlüklerini deşmek de her zaman hoşuma gidiyor. Burada ilk şampiyonluğunu yaşayan 10. oyuncu olan ve bir ara İpek Şenoğlu ile de çiftlerde oynamış Pervak'a tebrikler...

14 Eylül 2011 Çarşamba

Amerika Açık Şampiyonları: Stosur ve Djokovic

Sessiz sedasız geldi ve şampiyonluğu aldı Sam Stosur kadınlarda. Final yolunda Serena'ya göre çok daha fazla zorlandı. Yarı finalde Kerber'e bile set bıraktı ve "acaba?" dedirtti. Finale de açık ara favori çıkan Serena'ydı. Lakin kortta maçın başından sonuna kadar belirgin bir üstünlüğü vardı Stosur'un. En iyi silahları olan servis ve forehand'i maksimum seviyede etkili kullandı ve Serena'nın kötü servis performansı sayesinde return oyunlarının hepsinde bir şeyler üretmeyi başardı. Ortaya da kaçınılmaz şekilde galibiyet çıktı ama Stosur ne kadar iyi, Serena ne kadar kötü olursa olsun Serena'nın bu finali sadece 5 oyun kazanarak kaybetmesi mantık ilkelerine sığmıyor.

Tartışma konusu tabii Serena'nın Asderaki ile didişmesiydi. Puan bitmeden bağırınca servis kırma puanında servisini kırdırmış oldu ve o sinirle gidip Asderaki ve Lengzell'i karıştırdı. 2009'daki Clijsters maçına atıfta bulunarak "2 yıl önce de beni mahveden sendin." mealinde konuştu. Seneye de Mariana Alves'in yönettiği maçta bir vukuat olsun, yine aynı laf gelir Serena'dan. Neticede bütün sarışınları aynı sanıyor.

Maçtan sonra aldığı ceza komik ama zaten böyle olaylarda gelen ceza bundan fazla olmuyor. Bana göre yaptırım daha fazla olmalı kesinlikle ama piyangonun Serena'ya vurmamasına sevindim.

Erkekler finalini anlatmaya kelimeler yetmez. Skora baktığında bu seneki Wimbledon maçından ne farkı var diye düşünebilirsin ey futbol izleyicisi. Ama işin aslı hiç de öyle değil. Djokovic setlerde 2-0 öne geçtiği maçta 3. sette 6-5 önde ve şampiyonluk için servis atarken servisini kırdırmamış ve bu maç 4. sete gitmemiş bile olsa "epic" bir maç olacaktı. Hatta muhtemelen grand slam tarihine adını 3-0 bitmiş en güzel maç olarak geçirecek ve o tahtı da kolay kolay kaybetmeyecekti. Sanki farklı bir şey oldu... 3-1 bitti ve aynısını ona da uyarlayabiliriz.

Ben ileri gidip 2008 Wimbledon finaliyle de karşılaştırdım bu maçı ve vardığım sonuç şu: Bu maçta tenis seviyesinin o maça göre çok daha yukarı çıktığı anlar oldu ama o (Wimbledon) maçta iki tenisçi de maçın başından sonuna kadar ayakta kalmayı başardı ve çok daha heyecanlı, her anı çok daha dengeli geçen bir efsanevi maç izledik. Burada ise 3. seti Nadal alana kadar, her ne kadar iki taraf da çok iyi tenis oynuyor olsa da, Djokovic'in bu maçı kesin kazanacağı izlenimini alıyorduk. O 3. setin sonu itibariyle aldığımız acaba hissi de 4. sette Nadal'ın feci duraksamasıyla birlikte çabuk söndü zaten. 2008 Wimbledon finalini bir adım öne koymamda en önemli etken de maçın 4. setinin gerçekten çok yavan geçmiş olması.

Maça dair gördüğüm en güzel güzellemeyi ise şuradan okuyabilirsiniz. Muhtemelen okumuşsunuzdur da zaten... Bitirmeden önce eklemek istediğim son bir şey daha var ayrıca. Bir Rafa fanı olarak ben ilk kez bir maç öncesinde yenilgiyi kabullenmiş olarak televizyon karşısına geçtim. Nereden baksanız 2008'den beri hemen hemen hiçbir Rafa maçını kaçırmamışımdır ve 2009'da Rafa çok kötü oynarken bile karşısındaki rakip kim olursa olsun "bu maçı kazanamaz" diye izlemeye koyulmamıştım. Djokovic bende o psikolojiye sebebiyet verdi. Ama şunu söylemeliyim ki, bu maç öncesi ne kadar umutsuzsam, 2012'de Rafa'nın Djokovic'e karşı tekrar üstünlük sağlayacağına, en azından durumu dengeleyeceğine dair bir o kadar umutluyum.

Tebrikler Stosur, bravo Djokovic!

9 Eylül 2011 Cuma

Amerika Açık: Kadınlar Yarı Finalleri

Program o kadar sıkışıktı ki kadınlar maçlarını izleme fırsatımız neredeyse hiç olmadı. Serena-Pavlyuchenkova ve Stosur-Zvonareva maçlarından tek puan bile izleyemedim şahsım adıma konuşmam gerekirse. Wozniacki-Petkovic ve Kerber-Pennetta maçından ise belli bölümleri izleme imkanı buldum.

Serena-Pavlyuchenkova maçı skorboard'dan takip ettiğimiz kadarıyla çok ilginç gelişti. İlk 6 oyun arka arkaya servis kırıldı ve 3-3 ile girildi 7. oyuna. Ondan sonra iki oyuncu da 5-5'e kadar servisine tutundular. 6-5'te sette kalmak için servis atan Pavlyuchenkova bu servisi kırdırdıktan sonra koptu ve ikinci sette breadstick'ini de yiyip elendi.

Diğer maçta Stosur, Zvonareva karşısında baştan sona üstün götürdüğü maçta sadece 6 oyun bıraktı.

Sakat sakat buraya kadar gelmesi bile büyük iş olan Petkovic, daha fazla direnemedi. İlk seti 6-1 ile kaybettikten sonra ikinci setteki direnci çok daha iyiydi. Hatta 5-3'geri gelip servislerini set için de attı 6-5'te. Tiebreak'te 6-3'ten 6-5'e getirdi durumu ve 6-6'ya getirip maçı başka bir boyuta da taşıyabilirdi ama olmadı. Her topu çeviren klasik Wozniacki'ye karşı biraz fazla basit hata yaptı. Küçük kortta oynamak da Woz'a ayrıca yaradı.

Çeyrek final eşleşmelerinin en zayıf halkası oyun kalitesi olarak da zayıftı ama heyecan yoktu diyemeyiz. Önce Kerber 6-4/4-2 öne fırladı ve maçı bitirmeye yakındı. Pennetta oradan dönüp 4-6/6-4/2-0 öne geçti. Bu aşamalarda Pennetta'ya göre çok daha tecrübesiz olan Kerber buradan dönemez derken bir dönüş daha yaptı ve üst üste oynanan 7 oyundan 6'sını kazanarak kariyerinin ilk yarı finaline yükseldi. Ayrıca Amerika Açık'ta Steffi Graf'tan sonra yarı final gören ilk Alman oldu. Büyük sürpriz, kesinlikle bu slam'in en büyük sürprizi...

Yarı final eşleşmeleri dengesiz oldu: Serena-Wozniacki ve Stosur-Kerber. İlk yarı final eşleşmesi final gibi eşleşme. Favorileri söylemeye gerek yok tabii. Büyük bir sürpriz olmazsa Serena-Stosur finali izleyeceğiz ve Stosur koleksiyonuna bir tabak daha koyacak gibi...

2 Eylül 2011 Cuma

Amerika Açık: 4. Gün Sonu

2 sene önce burada Marsel'in yazdığı hikayenin bir benzeri bu sene Tunuslu Malek Jaziri için yazıldı. 27 yaşındaki Jaziri, bu yıla kadar kariyerinde önemli bir başarı elde edememişti. Zaten 2007'den 2009'a kadar dizindeki sakatlıklar sebebiyle pek tenis oynayamamıştı. Bu yılın başında Tunus'taki çıkan isyan sonucu kendisini huzursuz hissedip başka bir yere gidip antrenmanlarını devam ettirmek isteyen Jaziri, yine kendisi gibi Tunuslu olan antrenörüyle birlikte Kolombiya'ya geçti ve bu yılki iyi sonuçları arka arkaya gelmeye başladı.

Jaziri'nin Amerika Açık'taki ilk deneyemiydi bu. Hayatında ilk kez New York'a gelişiydi ayrıca. Eski bir tenisçi olan antrenörü daha önce Toronto'da yaşayıp az buçuk New York'u da bildiğinden daha az sıkıntı yaşamış beklediğinden. Ayrıca elemelerden gelip ilk tur maçını De Bakker'e karşı kazandıktan sonra ülkenin spor bakanından da tebrik telefonu almış. 2009'da Marsel'in yaptığı gibi o da ülkesi adına tarihteki ilk grand slam ana tablo maçını kazandı. (açık dönem için geçerli)

Bugün Fish karşısında 3 sette kaybetmesine rağmen Louis Armstrong kortundan mutlu ayrıldığı kesin. Bu sonuçla birlikte ilk 150'ye de girmiş olacak. Bu yaştan sonra çok iyi bir kariyere sahip olması pek mümkün gözükmüyor ama birkaç grand slam'de daha ana tablo oynayıp o heyecanı yaşaması pekala mümkün.

Günün en iyi maçı - hatta belki de turnuvanın - Monfils ile Ferrero arasındaydı. 4 saat 50 dakika sonunda gülen 31 yaşındaki Ferrero oldu ve Monfils'e doğum gününde kötü bir hediye verdi. Özellikle 3. seti tiebreak ile kaybettikten sonra fazla umudum kalmamıştı. Maç içerisinde birkaç kez aldığı sağlık molaları - her ne kadar ciddi sakatlıklardan ötürü olmasalar da - kıllandırmıştı zaten. Ama ona rağmen son iki set çok iyi savaşarak ve maçtan kopmayarak geçen senenin çeyrek finalistini elemeyi başardı. İlk turda 5 setlik maç oynadıktan sonra bunu yapması, bu başarısını daha da kıymetli hale getiriyor. 3. turda Granollers ile oynayacak. Normal şartlar altında yenmesi gereken bir oyuncu ama 2 tane üst üste böyle yorucu maçtan sonra bana göre ne yazık ki kaybedecek. (Ama Granollers de iyidir, severiz)

Erkeklerde çekişmeli geçmesi beklenen maçta Cilic, Tomic'e sadece 3 oyun bıraktı. Maç sırasında sakatlık molası almış Tomic, göremedim. Millet de maçtan sonra sakattı, ondan yenildi muhabbetine girmiş doğal olarak. Ama o da nesi? Tomic maçtan sonra basın toplantısında sakatlığı falan olmadığını, sadece momentumu değiştirmek için o molayı aldığını söylemiş. Babayı da almış ama... Cilic, Federer ile oynuyor 3. turda. Federer çok rahattı bugün Sela karşısında, Cilic biraz zorlayabilir en azından, keyifli bir eşleşme olarak gözüküyor.

Bir başka saçma maç Fognini ile Berdych arasındaydı. İlk seti 7-5 kaybeden Fognini, 2 ve 3. sette bagel yedi. Boşuna demiyoruz bu adamın kafası güzel diye. Hemen buradan bir yere bağlayalım. Bugün Groth, Vania King'e karşı sadece 2 oyun alarak elendikten sonra twitter hesabı üzerinden çok ağır hakaretlere uğradı (google'dan hemen bulabilirsiniz twitter adresini ufak bir arama sonucunda) ve hesabını kapatacağını söyledi. Fognini gibi fenafillaha ermiş bir adam, hele şöyle bir maçtan ve gösterdiği - ya da göstermediği - efordan sonra twitter hesabı olsa nasıl küfürler yerdi, belli değil. Özet geç diyenlere: Zeki ama çalışmıyor.

Wozniacki inceden inceden geliyor. Tamam, ilk iki tur rakibi tırttı ama sanki diğer favorilerin rakipleri çok zordu? Bugün Rus'a sadece 2 oyun bıraktı. Bence bu oyunuyla yarı finale kadar gelmesi hiç sürpriz olmaz. Toronto ve Cincinnati'deki erken yenilgileri onu biraz daha arka plana itti ama kim bilir, onun için böylesi belki daha iyi olacak.

Kadınlardaki genç Amerikalı kızların sürpriz yapma furyası bugün de devam etti. King'in Groth'u haşat etmesinden yukarıda bahsetmiştik. 18 yaşındaki Sloane Stephens de Peer'i iki sette geçip 3. tura yükseldi. McHale ve Falconi diğer yükselenlerdi bildiğiniz gibi. King ve Falconi bence tamamen "fluke" bir turnuva geçiriyorlar ama Keys, McHale ve Stephens iyi oyuncular olacaktır. Keys'in güçlü oyunu (95 doğumlu, onu hatırlatalım), McHale'in zekası ve soğukkanlılığı ile Stephens'in komple oyunu umut verici.

Djokovic azmış şekilde devam ediyor. Akşam seansına para ödeyenleri mağdur etti Berlocq'a sadece 2 oyun kaybederek. 6-0/6-0/2-0'dan sonra biraz da geyiğe sardı ve arka arkaya iki kere servisini kırdırdı ama return oyunlarının hepsini kazanmayı başardı. Berlocq toprak kort challenger'larında topladığı şampiyonluklarla ilk 100'de kendine yer bulan bir oyuncu ve Amerika Açık'ın sert kortlarında böyle bir Djokovic karşısında bundan fazlası da beklenemezdi. Fotoğrafta görüldüğü gibi maçın son oyununda bir de başarılı tweener geldi Nole'den. Winner olmadı ama Berlocq dönen topu volede fileye takınca puan geldi en azından.

Son bir dikkat çeken sonuçla bitirelim yazıyı. Dolgopolov, Cipolla'ya karşı 2-0'dan tehlikeye soktuğu maçı son düzlükte yaptığı çıkışla zar zor kazanabildi. Maçı çok rahat götürürken kendini son sette 1-4 geride buldu. O anda Cipolla'nın hala o geri dönüşü nasıl yaptığını ben çözemezken, üst üste 5 oyun kazanan bizim dengesiz Ukraynalı maçı kazanmayı başardı. Ama böyle bir oyuncuya karşı bu kadar zorlanması iyi sinyal değil. 3. turda Karlovic'e kaybeder diyorum, hayırlısı.

Bir de Marsel kaybetti ki ona hiç girmeyelim...