Londra'da düzenlenen ATP 2015 Finalleri'nde 4. gün geride kaldı ve az çok grupların tablosu çizildi. Roger Federer ve Rafael Nadal gruplardan çıkmayı garantileyerek, bir anlığına da olsa "yıl 2008 mi?" dedirtti. Andy Murray zaten büyük şüphelerle buraya gelirken, asıl sürpriz Djokovic'in Federer'e karşı pek varlık gösteremeden kaybetmesi oldu.
Kuralar çekildiğinde "Yine 0-3 çekerler mi?" diye bakılan David Ferrer ile Tomas Berdych, tahminleri boşa çıkarmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Berdych dün Nishikori karşısında zaman zaman iyi oynadığı maçta, fırsatları tepen taraf oldu ve buraya sağlıklı geldiği bile şüpheli olan Nishikori karşısında muhtemelen tek galibiyet fırsatını kaçırdı. Bu akşam Novak Djokovic ile bir anlamda gruptan çıkma maçı oynayacak ve ne kadar şansı olduğunu siz de gayet iyi biliyorsunuz.
Ferrer aslında galibiyet alabilmek için ideal bir gruba düşmüştü. Murray'nin aklı Davis Kupası'ndaydı. Wawrinka'nın istikrarsızlığı malumdu. Ancak ilk maçında Murray'e karşı iki sette de son oyunda servis kırdırarak 4-6, 4-6'lık setlerle kaybetti. İkinci maçında da Wawrinka'ya karşı ilk seti 5-2'den vererek ikinci sette helva gibi dağıldı. Elit seviyede bir silahı olmadığı için elit oyunculara karşı kritik anlarda bir şey üretememesi yeni bir şey değil ve bu artık 33 yaşından sonra değişecek bir şey de değil. Son maçında grubu lider bitirmeyi garantilemiş Nadal'a karşı 200 puan ve güzel bir para ödülü için yine motive olacaktır ama artık bir anlamı yok.
Londra'da sonuçlar bir yana, oynanan tenisten yana büyük bir yakınma söz konusu. Londra'daki kortların yavaş olduğu ve bu yüzden maçların zevksiz geçtiği iddia ediliyor. Kapalı sert kortların doğasına uygun olacak şekilde bundan daha hızlı olması gerektiğine katılmakla birlikte, gerçekten tenisin ve çekişmenin kalitesinin aşağıda olmasını buna bağlamayı en hafif tabirle düz mantıkçılık olarak yorumluyorum.
Hızlı bir zemin olarak bilinen Paris Masters'ta 2 hafta önce değişen kortların yavaşladığını görmüştük. O kadar bariz bir yavaşlama oldu ki, Londra'ya gelen oyuncular buradaki kortun Paris'ten bir tık daha hızlı olduğunu söylediler. Asıl sorun kort hızı falan değil, alakası yok. Kendimce sadece bu sene değil, geçtiğimiz senelerin çoğunda da sezon sonu turnuvasında çok fazla kalitesiz, çekişmesiz maçların neden oynandığını (bilhassa grup aşamasında) maddelerle açıklayayım:
1- Biraz önceki cümlenin sonunda parantez içine aldığım yer aslında bu maddenin ta kendisi. Tenisin giderek inanılmaz fiziksel hal alması, takvimin yoğunluğu, en iyi oyuncular arasında sezon içinde çok çok çok yıpratıcı maçların oynanması... Bunların hepsinin etkilerini aslında Amerika Açık sonrası görüyoruz. Oyunu daha hızlı oynayabilen ve kapalı sert kortu çok seven Federer'in, fiziksel olarak tenis tarihinin gelmiş geçmiş en iyisi olan Djokovic'in buna karşı bir nebze karşı koyabildiğini görüyoruz ama onun dışında Nadal ve Murray de dahil olmak üzere, ilk 20'deki oyuncular istikrarsız sonuçlar alıyorlar. Bunun üzerine, bütün yılın maç yükünü, sezonun son turnuvasında grup sistemiyle iyice artırmak artık pek mantıklı değil. Ferrer ve Berdych gibi yıllardır bu seviyede olup zirve dörtlüye karşı neredeyse hiç varlık gösteremeyen oyuncular zaten grubun genel olarak dibini boylayıp olayın çekişme boyutunun önünü tıkıyorlar. Bunun yanı sıra, bu sene örneğinde Murray'i söyleyebileceğimiz "odaklanma, ciddiye alma" meselesi var. 1 ay kadar önce Davis Kupası için Sezon Sonu Finalleri'ni pas geçebileceğini söyleyen dünya 2 numarası, ATP tarafından ceza almakla tehdit edilmişti. Burada çok gönüllü oynamadığı aşikar. Yoksa Nadal'a karşı sadece 5 oyun alabilmesi, Nadal'ın iyi oyununa rağmen açıklanamaz. Kendimizi kandırmayalım. Nadal, çokça sakat ya da yorgun gelip kötü maçlar çıkartmıştı keza büyük dörtlüden. Hepsini geçtim, "biyonik adam" Djokovic bile kariyerinin en iyi tenisini oynadığı 2011'de felaketti bu turnuvada. Tek istisna Federer olabilir.
Kısacası, eğer rekabet görmek istiyorsak, kalitesiz maç sayısı bu turnuvada azalsın istiyorsak, 8 oyuncunun elemeli bir turnuva oynaması en ideali olacaktır. Ancak ticari açıdan tabii bu da ATP'nin hiç işine gelmeyecektir maç sayısı azalacağından. 16 oyuncunun katıldığı elemeli bir turnuva maç sayısını artırıp turnuvaya çeşitli renkleri de getirebilir. Aynı zamanda sürpriz ihtimali de artabilir. Ancak onda da şöyle bir sorun var ki, ATP bu turnuvayı en iyilerin bir araya geldiği bir turnuva olarak pazarlıyor. Orada gidip Raonic-Simon ilk tur maçı izletmek bu amacın ruhuna fazlasıylaaaa aykırı kaçar.
2- Turnuvanın alınan bütün önlemlere ve titizlikle hazırlanan takvime rağmen oyuncuları çok zorlaması. Bazen oyuncular elinden geleni yapmak istese de fiziksel durumları, bütün yılın yorgunluğu sebebiyle buna müsaade etmiyor. Ya da, ilk 8'e ucundan kendini atan ama hazır olmayan oyuncular, orada oynamanın onurunu yaşamak için turnuvadan çekilmiyorlar. Burada oyuncuya da kızmaya pek hakkınız yok doğrusu. Mesela Ferrer buraya %100 gelmedi. Keza Nishikori de. Özellikle Ferrer'in son şansı olabilir bu. Gidip 33 yaşında, ilk 8'e girecek puanı toplamış adama "sen hazır değilsen gelemezsin kardeşim, bırak 9. olan Gasquet gelsin" diyemezsin. Yerine gelecek olan oyuncu da Gasquet. Dikkat çekiyorum.
3- BÜYÜK DÖRTLÜNÜN 2015 YILINDA HALA BÜYÜK DÖRTLÜ OLMASI. Caps lock açık yazdım çünkü bu o kadar inanılmaz bir şey ama biz bunu genel olarak o kadar normal görüyoruz ki... Aslında hiç normal değil. Farkında mısınız bilmiyorum ama 2008 yılından beri bu tablo neredeyse hiç değişmedi. Bir sene Federer, bir sene Murray, bir sene Nadal (bu sene) ilk 4'ten düştü ama hiçbiri temelli bir düşüş değildi. Gördüğümüz gibi, turnuvaya 5 numaradan giren Nadal, Wawrinka ve Murray karşısında toplamda 10 oyun kaybederek grubunu son maçlar öncesinde lider bitirmeyi garantiledi.
Şöyle bir istatistik var: 1990 yılında ATP Finalleri'nde oynayan oyunculardan sadece 2 tanesi 1995 yılındaki finallerde kendine yer bulabilmiş. 2000 yılında ATP Finalleri'nde oynayan oyunculardan sadece 1 tanesi 2005 yılındaki finallerde kendine yer bulabilmiş. 2010 yılında bu turnuvayı oynayan kadroyu sayıyorum: Nadal, Federer, Djokovic, Soderling (Allah rahmet eylesin), Murray, Berdych, Ferrer, Roddick (Allah analı babalı büyütsün). Tam 6 oyuncu bu sene de burada. Tarihte görülmeyen bir istatistik. Roddick değil de eğer ciddi sakatlıklar yüzünden tenisi bırakmak zorunda kalmasaydı muhtemelen Soderling de bu yıl burada olurdu. Yerlerini alan oyuncular da Wawrinka ve Nishikori oldu. Wawrinka 30 yaşında zaten. Turda yeni bir oyuncu değil. Yeni bir yüz olarak sadece Nishikori var diyebiliriz. O da 26 yaşında. 1990'lı yıllarda doğan hiçbir oyuncu yok. Çoğu büyük turnuvada çeyrek finalden sonra tabloda gelen en genç oyuncu 28 yaşındaki Novak Djokovic oluyor. Bu da tarihte yanına dahi yaklaşılamamış absürt bir istatistik.
Kabul edelim ki, futbol ve basketbol gibi diğer mainstream sporlarda oyun giderek hızlanırken, çabuklaşırken, atletizmin ve yırtıcılığın önemi artarken, hücum daha çok ödüllendirilirken, teniste süreç tam tersine işliyor. Yavaşlayan kortların buna yardım ettiği şüphesiz ve turda çok fazla yavaş kort olması bir dengesizlik de yaratıyor. Ama her sporun kendi içinde farklı dinamikleri var. Günümüzde gelişen raket teknolojisi ve güçlenen sporcularla hızlı kortların sayısı 90'lardaki gibi olsa, bu sefer muhtemelen çok fazla servise dayalı oyun, tenisi daha büyük bir çıkmaza götürürdü. Raonic, Isner ve Karlovic şu an turda ilk 20'de çok rahat barınabilen oyuncular. Lopez ve Anderson'u da bunlara ekleyebiliriz. Bu yavaş kortlara rağmen burada barınıyorlarsa, 80'li 90'lı yıllardaki kortlarla ne kadar büyük başarılara imza atabileceklerini düşünün. Evet; bilhassa Djokovic, Nadal ve Murray önderliğinde gelişen ve büyüyen "topu efektif karşılamanın ve savunmadan hücuma iyi şekilde geçebilmenin önemi" diye kısaca özetleyebileceğimiz tenis felsefesi, yer yer sinir bozucu derecede etkili olabiliyor. Ama bunun bir servis festivali izlemekten daha dayanılmaz olmadığını da söyleyebiliriz. Dolayısıyla burada yavaş kortlardan çok kendisini Djokovic, Federer, Murray ve Nadal seviyesine çıkaramayan, yanına bile yaklaşamayan yeni jenerasyonları suçlasak? Hatta bunları geçelim, yeni jenerasyon daha Ferrer ile Berdych gibi sınırlı oyunculara bile yaklaşamıyor.
Nokta.
ATP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Kasım 2015 Perşembe
14 Nisan 2014 Pazartesi
Preview: Monte Carlo Masters
Monte Carlo'da toprak kortun en prestijli turnuvalarından biri (yazara göre RG'den sonra en prestijlisi) bugün itibariyle başladı. Birkaç tane ilk tur maçı oynandı ama resmen yarın sabah saatlerinde başlayacak. Televizyon yayını vs. de pazartesi günü başlıyor zaten.
Önce kurayı verelim:
http://www.atpworldtour.com/Share/Event-Draws.aspx?Year=2014&EventId=410&Draw=ms
1 numara Nadal, 2 numara Djokovic, açık ara final için en büyük favoriler. Geçen sene de finalde karşılaşmışlardı. Djokovic iki sette rahat kazanmıştı. Djokovic'in belki de toprakta kariyerindeki en iyi maçlardan biriydi o maç. Nadal da tam formunu henüz bulamamıştı. Zaten sonrasında toplanan Nadal, toprak kort sezonunu süpürmüştü.
Nadal'ın kurası kolay. Bunu söylemek lazım. 2. turda Simon, 3. turda Youzhny çektiği seribaşı raketler ki, ikisi de o kadar formsuz ki muhtemelen seribaşı olmayan raketlerle bile karşılaşacak. Mesela 3. turda Andujar ihtimali var. Nadal'ı Sao Paolo'da baya terletmişti. O da gerçi Indian Wells sonrası hafif bir sakatlık yaşadı ama topraktaki yetkinliğini göz ardı edemeyiz. Yine de Nadal'ın işi çeyrek finale kadar zor gözükmüyor.
Çeyrek finalde ise Ferrer ve Dimitrov ihtimaller arasında. İkisi de kazanamasa bile geçen sezon toprakta Nadal'ı çok terletmişlerdi. Ama ikisi de, ki özellikle de Ferrer, çok formda sayılmaz. Nadal'ın yarısına ise Federer yerine Wawrinka düştü. Federer formda ama Nadal'a toprakta zaafiyeti malum. Wawrinka ise bu sene AO'da Nadal'ı yendi ama onun da form durumu soru işareti. Kısacası, Nadal'ın final yolunun açık olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Antrenmanlardan gelen bilgilere göre de, Nadal epey iyi görünüyormuş. Zaten bu toprak sezonunda Djokovic'e avlanmak istemiyorsa Miami finalindeki tenisinin üstüne fazlaca bir şeyler koymalı.
Djokovic biraz daha sıkı rakiplere karşı mücadele edebilir. 2. turda Paire, 3. turda Monfils olası rakipleri. Paire sakatlıktan yeni çıktı, Monfils de daha geçen hafta Casablanca'dan sakatım diyerek çekilmişti. Burada aslında Djokovic'e pek tehdit oluşturabilecekleri bir durum yok. Ama çeyrekte sıkı bir rakip gelebilir Novak'a. Çok yüksek ihtimalle Dolgopolov ya da Berdych gelecek. Berdych geçen sene Roma'da Djokovic'i mağlup etmişti. Dolgo'nun über bir formda olduğunu ise söylemeye gerek duymuyorum. Bugün de ilk turda Gulbis'i sadece 6 oyun vererek mağlup etti.
Djokovic'in yarısında Federer var ve o da en azından çeyreğe kadar gelme konusunda şanslı gözüküyor. 2. turda Stepanek, 3. turda Janowicz toprak için ideal rakipler olarak gözüküyorlar. Hele Janowicz'in formsuzluğu ve oradan gelebilecek sürpriz bir rakibin olma ihtimali de göz önüne alınırsa... Çeyrek finalde ise çetin ceviz rakipler gelebilir. Fognini var, Bautista-Agut var, Tsonga var... Burada Tsonga yüksek numaralı seribaşı ama olası eşleşmede Fognini'nin favori olacağına şüphe yok. Fognini, formunu devam ettirirse bir sürpriz yaparak yarı finale yürüyebilir. İlk 4'ten birini yenecekse bu Nadal-Djokovic'ten ziyade Wawrinka ya da Federer olmaya daha yakın. Ama ne kadar formda olsa da dengesizliği de malum, bakarız yarın çıkar ilk turda Sousa'ya kaybeder. Bunlar tenisin içinde var sevgili Şansal!
Toprak kort sezonunun en müthiş manzaralı, en tarihi büyük ve en "gerçek" toprak turnuvası start alıyor. Toprak sezonunun başlangıcını simgeleyen Monte Carlo'da bütün tenisseverlere iyi seyirler!
13 Nisan 2014 Pazar
MM Finalleri
Hemen "MM" ne ola ki diye soracaklara açıklayalım. ATP'de 250'lik, WTA'de International turnuvalar için fanlar "Mickey Mouse" turnuvaları, yani MM turnuvaları diyorlar. Ufak, takvimde slam-masters-premier turnuvaların arasına sıkışmış bu turnuvaların biraz da aşağılama soslu tanımı aslında.
Bu hafta ATP ve WTA'de ikişer tane böyle turnuvamız var.
ATP'de Kazablanka'da Marcel Granollers, finalde Guillermo Garcia-Lopez ile oynuyor. İspanyol finali yani. Zaten çeyrek finalin yarısı İspanyol, yarı finalin de %75'i İspanyol'du. Marcel, finale kadar Ramos, Carreno-Busta ve Delbonis'i mağlup etti. Böyle bir turnuva için fena rakipler sayılmaz. Garcia-Lopez de Kukushkin, Berlocq, Paire ve Carballes Baena'yı geçti. Tek set verdiği maç kağıt üstündeki en kolay maçı Carballes'e karşı olandı. Carballes, dünya 273 numarası ve buraya elemelerden geldi ama epey zorladı GGL'yi. Finalde Marcel, daha istikrarlı oyunu ve servis avantajıyla bir adım önde bence.
Houston'da da İspanyol finali! Toprağın geldiği ne kadar belli, vay anasını... dedirten bir tablo. Burada biraz daha sağlam isimler var. Almagro-Verdasco oynayacak. Verdasco, Giraldo'yu yendi. Almagro, Querrey'in çekilmesiyle yarı final oynamadan finale çıktı. Querrey, Miami'deki Berdych ve Nishikori'nin çekilmelerine özendi galiba... Burada Verdasco daha iyi testlere tabi tutulurken Almagro, Russell ve Sock gibi topraktan habersiz iki vasat Amerikalı ile oynadı. Verdasco bugün Giraldo'ya karşı iyi de oynadı. Yarım adım önde gözüküyor finalde.
WTA'deki finallerde İspanyol yok korkmayın. Hem zaten Katowice'deki turnuva sertte. Hem de öyle böyle sert değil, turun en hızlı sertlerinden birini yapmış Leh kardeşlerimiz ama yine Radwanska'ya yaranamadılar. Aga, yarı finalde ilk setini 6-0 aldığı maçta, kendi seyircisi önünde Cornet'e 3 sette mağlup oldu. Final setinde de 3-0 önde ve 4-0 için break point yakalamıştı. Cornet'in finaldeki rakibi İspanyol Suarez Navarro'yu yenen İtalyan Giorgi oldu. Giorgi inanılmaz yükselişte. Öyle bir tenis oynuyor ki, babasını bile deli yaptı. Çok agresif, saldırgan, sağlı sollu winner'lar atan, İtalyanlardan hiç alışık olmadığımız bir tarzda... Sharapova galibiyetini hatırlayanlar olacaktır zaten. Cornet de inatçının hası oldu ama, o da formda. Sıkı bir final bizi bekliyor. Eğer Giorgi ilk finalin stresine girmeyip tenisini oynarsa, kalitesiyle öne çıkabilir.
Bogota'da ise toprak turnuvası var. 1 numara Jankovic, zorlanmadan finale kadar geldi. Finalde rakibi genç Fransız Caroline Garcia oldu. Birkaç sene önce RG'de Sharapova'yı baya dövmüştü, sonra ortalardan kaybolmuştu. Yavaş yavaş çıkışını yapacak galiba o da. Miami'de Serena ile başa baş oynamıştı, burada da sadece 1 set kaybederek finale kadar geldi. Jankovic favori ama dengesizliği ve Garcia'nın büyük isimleri zorladığı düşünülürse 3 sete gidebilir derim.
Dolu dolu bir gün olacak... Euroleague'de de Türk finalini göz önüne alırsak pazar günü yine spor işi olacak...
5 Mayıs 2012 Cumartesi
22 Nisan 2012 Pazar
21 Nisan 2012 Cumartesi
20 Nisan 2012 Cuma
19 Nisan 2012 Perşembe
"Sen Bazen Aşırı Derecede Sevimli Bir Şeysin...."
Karşınızda Aaaandi Mörreeey!
Embed yapılamadığından link verdim. Andy burada olimpiyatlarla ilgili soruları cevaplayamıyor. En sevimli Murray videolarından biri olmuş.
Embed yapılamadığından link verdim. Andy burada olimpiyatlarla ilgili soruları cevaplayamıyor. En sevimli Murray videolarından biri olmuş.
Monte Carlo Özeti
Monte Carlo'da çeyrek finallerin çoğu belli oldu.
Djokovic görünürde oldukça zor bir kura çekmişti. Ama Ferrer'in ilk turda omzuyla ilgili yaşamış olduğu söylenen bir sorunun da etkisiyle erken elenmesi, onu eleyen Bellucci'nin bugün rezil bir performans ile çimci Haase'ye mağlup olması kurasını epeyce açtı diyebiliriz. Djokovic için kötü giden şey bugün sabah saatlerinde dedesini kaybetmesi oldu. At kuyruk ile yaptığı maçın başında ve sonunda ağlamış zaten. İlk seti kötü oynadı ki benim de beklediğim gibi sonradan toparlanarak maçı aldı. Buradaki çeyrek Haase-Djokovic şeklinde. Djokovic zorlanmaz diyorum ben.
Murray ise ilk maçında Troicki'yi trahat geçti ve bugün çekişmeli giden maçta Benneteau sakatlanınca çeyrek finalist oldu. Zavallı adam bileğini kırmış. 3:38'de düşüşü var.
Murray'in rakibi ise Berdych oldu. Berdych Nishikori'yi set vererek geçti bugün.
Diğer bir çeyrekte Fransız kapışması Simon-Tsonga maçı var. Bence ortada geçecek bir maç olur bu, izlenesi.
Son çeyrek ise Nadal'ın çeyreği. Nadal ilk turda kendisinin de söylediği gibi "meh" bir performans gösterdikten sonra bugün iyi göründü. Rakibi şu an oynanmakta olan maçın galibi olacak; Almagro veya Wawrinka. Backhandlerin savaşında önde olan Wawrşnka şu an. Ama iki oyuncunun da şansı şu ana dek yaver gitmedi Nadal'a karşı.
Nadal ile ilgili ufak bir not; bugün vuruşlarının %60'ı dakikada 3000 spinin üstündeymiş. Raket ve tel değişiminden sonraki durumu merak edenlerin ilgisini çekebilir.
Maçların tam videoları için de sizleri şu kanala alalım.
Djokovic görünürde oldukça zor bir kura çekmişti. Ama Ferrer'in ilk turda omzuyla ilgili yaşamış olduğu söylenen bir sorunun da etkisiyle erken elenmesi, onu eleyen Bellucci'nin bugün rezil bir performans ile çimci Haase'ye mağlup olması kurasını epeyce açtı diyebiliriz. Djokovic için kötü giden şey bugün sabah saatlerinde dedesini kaybetmesi oldu. At kuyruk ile yaptığı maçın başında ve sonunda ağlamış zaten. İlk seti kötü oynadı ki benim de beklediğim gibi sonradan toparlanarak maçı aldı. Buradaki çeyrek Haase-Djokovic şeklinde. Djokovic zorlanmaz diyorum ben.
Murray ise ilk maçında Troicki'yi trahat geçti ve bugün çekişmeli giden maçta Benneteau sakatlanınca çeyrek finalist oldu. Zavallı adam bileğini kırmış. 3:38'de düşüşü var.
Murray'in rakibi ise Berdych oldu. Berdych Nishikori'yi set vererek geçti bugün.
Diğer bir çeyrekte Fransız kapışması Simon-Tsonga maçı var. Bence ortada geçecek bir maç olur bu, izlenesi.
Son çeyrek ise Nadal'ın çeyreği. Nadal ilk turda kendisinin de söylediği gibi "meh" bir performans gösterdikten sonra bugün iyi göründü. Rakibi şu an oynanmakta olan maçın galibi olacak; Almagro veya Wawrinka. Backhandlerin savaşında önde olan Wawrşnka şu an. Ama iki oyuncunun da şansı şu ana dek yaver gitmedi Nadal'a karşı.
Nadal ile ilgili ufak bir not; bugün vuruşlarının %60'ı dakikada 3000 spinin üstündeymiş. Raket ve tel değişiminden sonraki durumu merak edenlerin ilgisini çekebilir.
Maçların tam videoları için de sizleri şu kanala alalım.
17 Nisan 2012 Salı
Stakhovsky Ropörtajı - Bölüm 3
Benim finansal durumum pek iyi değil. Bana hangi maçlara "kesinlikle alt" oynamam gerektiğini söyleyebilir misin?
(Histerik bir şekilde gülüyor) "Kesinlikle alt" ne ki? Hiç anlamıyorum. Ama tabi ki bahislere karışan tenisçileri duydum.
Bu çirkin birşey mi, yoksa herkese göre değişir mi?
Herkes kendi adına karar verir ama bence çirkin birşey. Ama istisnalar var. Neredeyse ilk 100'de olan ve böyle bir maç ile tensiteki geleceğini garantileyenler için durum farklı. Ama bahisler asıl kazanç kaynağı olursa tabi ki onaylamam.
Başka bir nokta da, eğer bir turnuvaya çalıştırıcısız gidiyorsanız maçı gözden çıkarttığınız düşünülür. Ve çalıştırıcıların maaşları son dönemde epeyce arttı. Bazı "ekstremitler" yanlarında diyetisyenlerini bile getiriyorlar.
Erkek kardeşin Leonard, ki kimilerine göre senden daha büyük bir yetenek, aktif performansına bir ara verdi. Onun gelişimini destekleyecek gücün yok mu?
Amerika'da koleje başladı. Kolejden sonra tekrar başlayabilir; Isner gibi, Blake gibi, Benjamin Becker gibi. Ve ben onun babası değilim, erkek kardeşiyim. Onu her zaman destekledim. Ama böylesinin daha iyi olacağına karar veren ebeveynlerimiz var. Bu arada çocuklarım olsa asla tenis oynamaya göndermem. Çünkü benim yaşadıklarımı yaşamak... Gerçeği söylemek gerekirse ben şanslıydım; Zagreb olmasa (kazandığı ilk turnuva) ben de olmazdım. 10 yılımı bu işe harcamış ve karşılık alamamış olurdum. Etik değerleri hariç.
İlk 100'e girmeseydim, sonra ne olurdu? Yani tenis hocası olurdum ve bu nasıl bir hayat olurdu? Sabah 8'den akşam 8'e kadar kortta amatörlerle olurdum; tamam maddi olarak tatmin edici olabilirdi ama çok fazla iş.
Aslında Leonard bu yolu kendi seçti. İyi bir üniversite, iyi bir fakülte, petrol mühendisi olacak, orada iyi bir tenis okulu da var; Roddick'in erkek kardeşi orada çalıştırıcı.
Ve belli bir miktar antrenman yapması da gerekir. Onu takip edecekler. Eğer antrenman yapmazsa bursunu alacaklar. ABD'deki spor bursları bizdeki benzer bursların toplamından fazla. Ve onlar için mezunlarının sporda başarılı olması bir prestij.
Alexandr Dolgopolov bu yıl çılgın bir tenis oynuyor.
O hep öyle oynadı. Onunla oynarken sonucun büyük bir bölümünde erkiniz olmaz. Evet veya hayır; ama hep ona bağlıdır. İlk 10'da olup Sasha ile oynayan tenisçiler bile maçın kendilerine bağlı olduğundan emin olamazlar. Eh, belki Federer hariç. Dolgopolov "iki vyuruşluk" oynar; o zamana kadar ralli bitmemişse rakibin bir şansı vardır.
Federer ile iletişime geçer misin?
Sıkça geçerim.
Ve o nasıl biri?
İyi ama bana göre biraz fazla nötr. Çok İsviçreli. Her türlü kötü hikayeyi kendinden uzakta tutmayı çok istiyor. Oyuncular bir şey değiştirmek istediklerinde çok pasif kalıyor, çünkü imajı zedelenebilir.
Bu konuda Nadal'a daha fazla saygı duyuyorum, çünkü açık olarak oyuncuların haklarını korumaya çalışıyor.
Peki neden oyuncular Federer'den konsey başkanlığını almıyorlar?
Federer de aynı şeyi söylüyor ama diğer bütün oyuncuların önünde değil. Bazı şeyleri kamu önünde tartışmak istemiyor. Çünkü Slamlerde boykot gibi bir skandal olursa kendi ismine bağlanabilir.
Aslında Nadal Federer yüzünden bırakmadı, ve konsey de çoğu zaman çoğu şeye karar vermiyor. O bir danışma kurulu. Ama oyuncuları ATP'de temsil eden üç kişi var. Ve Rafa bunların oyuncuların haklarını gerektiği kadar korumadıklarını düşündü. Ve bazı konularda da onunla hemfikir olmaya hazırım.
İlginç bir oyun tarzın var.
Bazı şeyler icat etmek istiyorum ama bazen aşırıya kaçıyorum. Kendimi kontrol etmeli ve aşırı hayal kurmamalıyım.
Sonrasında Ukrayna'ya dönmek zor değil mi?
Aslında kolay. Ukrayna'yı seviyorum, Kiev'de doğdum; benim şehrim. Mutu olarak dönüyorum çünkü arkadaşlarım, tanıdıklarım burada. Bu ülkede olan biten herşeyi algılamak daha zor, evet...
-SON-
(Histerik bir şekilde gülüyor) "Kesinlikle alt" ne ki? Hiç anlamıyorum. Ama tabi ki bahislere karışan tenisçileri duydum.
Bu çirkin birşey mi, yoksa herkese göre değişir mi?
Herkes kendi adına karar verir ama bence çirkin birşey. Ama istisnalar var. Neredeyse ilk 100'de olan ve böyle bir maç ile tensiteki geleceğini garantileyenler için durum farklı. Ama bahisler asıl kazanç kaynağı olursa tabi ki onaylamam.
Başka bir nokta da, eğer bir turnuvaya çalıştırıcısız gidiyorsanız maçı gözden çıkarttığınız düşünülür. Ve çalıştırıcıların maaşları son dönemde epeyce arttı. Bazı "ekstremitler" yanlarında diyetisyenlerini bile getiriyorlar.
Erkek kardeşin Leonard, ki kimilerine göre senden daha büyük bir yetenek, aktif performansına bir ara verdi. Onun gelişimini destekleyecek gücün yok mu?
Amerika'da koleje başladı. Kolejden sonra tekrar başlayabilir; Isner gibi, Blake gibi, Benjamin Becker gibi. Ve ben onun babası değilim, erkek kardeşiyim. Onu her zaman destekledim. Ama böylesinin daha iyi olacağına karar veren ebeveynlerimiz var. Bu arada çocuklarım olsa asla tenis oynamaya göndermem. Çünkü benim yaşadıklarımı yaşamak... Gerçeği söylemek gerekirse ben şanslıydım; Zagreb olmasa (kazandığı ilk turnuva) ben de olmazdım. 10 yılımı bu işe harcamış ve karşılık alamamış olurdum. Etik değerleri hariç.
İlk 100'e girmeseydim, sonra ne olurdu? Yani tenis hocası olurdum ve bu nasıl bir hayat olurdu? Sabah 8'den akşam 8'e kadar kortta amatörlerle olurdum; tamam maddi olarak tatmin edici olabilirdi ama çok fazla iş.
Aslında Leonard bu yolu kendi seçti. İyi bir üniversite, iyi bir fakülte, petrol mühendisi olacak, orada iyi bir tenis okulu da var; Roddick'in erkek kardeşi orada çalıştırıcı.
Ve belli bir miktar antrenman yapması da gerekir. Onu takip edecekler. Eğer antrenman yapmazsa bursunu alacaklar. ABD'deki spor bursları bizdeki benzer bursların toplamından fazla. Ve onlar için mezunlarının sporda başarılı olması bir prestij.
Alexandr Dolgopolov bu yıl çılgın bir tenis oynuyor.
O hep öyle oynadı. Onunla oynarken sonucun büyük bir bölümünde erkiniz olmaz. Evet veya hayır; ama hep ona bağlıdır. İlk 10'da olup Sasha ile oynayan tenisçiler bile maçın kendilerine bağlı olduğundan emin olamazlar. Eh, belki Federer hariç. Dolgopolov "iki vyuruşluk" oynar; o zamana kadar ralli bitmemişse rakibin bir şansı vardır.
Federer ile iletişime geçer misin?
Sıkça geçerim.
Ve o nasıl biri?
İyi ama bana göre biraz fazla nötr. Çok İsviçreli. Her türlü kötü hikayeyi kendinden uzakta tutmayı çok istiyor. Oyuncular bir şey değiştirmek istediklerinde çok pasif kalıyor, çünkü imajı zedelenebilir.
Bu konuda Nadal'a daha fazla saygı duyuyorum, çünkü açık olarak oyuncuların haklarını korumaya çalışıyor.
Peki neden oyuncular Federer'den konsey başkanlığını almıyorlar?
Federer de aynı şeyi söylüyor ama diğer bütün oyuncuların önünde değil. Bazı şeyleri kamu önünde tartışmak istemiyor. Çünkü Slamlerde boykot gibi bir skandal olursa kendi ismine bağlanabilir.
Aslında Nadal Federer yüzünden bırakmadı, ve konsey de çoğu zaman çoğu şeye karar vermiyor. O bir danışma kurulu. Ama oyuncuları ATP'de temsil eden üç kişi var. Ve Rafa bunların oyuncuların haklarını gerektiği kadar korumadıklarını düşündü. Ve bazı konularda da onunla hemfikir olmaya hazırım.
İlginç bir oyun tarzın var.
Bazı şeyler icat etmek istiyorum ama bazen aşırıya kaçıyorum. Kendimi kontrol etmeli ve aşırı hayal kurmamalıyım.
Sonrasında Ukrayna'ya dönmek zor değil mi?
Aslında kolay. Ukrayna'yı seviyorum, Kiev'de doğdum; benim şehrim. Mutu olarak dönüyorum çünkü arkadaşlarım, tanıdıklarım burada. Bu ülkede olan biten herşeyi algılamak daha zor, evet...
-SON-
Video: Ucuza Kaçsaydınız?
Ben aynı kupayı üst üste 7 kez kazansam ve bana da vere vere bir fotoğraf çerçevesi verseler daha da oynamazdım o kupada. Hıh...
Ayrıca videonun başındaki veledi de kıskanıyorum. Benimle de küçükken böyle oynayan akrabalarım vardı, niye büyüdüysek artık...
14 Nisan 2012 Cumartesi
Video: "Best of London"
Videoyu izlerken aklımdan geçenler;
1- Del Potro bir zamanlar ne iyi hareket ediyormuş...
2- Söderling'i bile özletiyorsun, zalim kader.
3- Murray-Nadal maçı son 3 yılın en iyi WTF maçı olabilir.
4- Çokopreeeeenss!!! :)
5- Bopanna-Quareshi neden ayrıldı ki?
6- Nadal-Murray maçından 2 puan koyup 6:35 puanını atlayan şuursuz kim?
12 Nisan 2012 Perşembe
Stakhovsky Ropörtajı: Bölüm 2
Miami'deki Murray Djokovic maçının ikinci setinde neredeyse uyuyakaldım...
Sistematik yüzde tenisinin bir örneği; hatasız bir oyun. Djokovic, aslında bir duvar gibi oynuyor.
Ne, squash gibi mi?
Hayır. Geri çizgiye çok yakın oynuyor, mükemmel hareket ediyor, iyi geçiyor ve hata yapmıyor. Onunla Dubai'de oynadığım zaman bana deli bir ritm vermedi veya büyük bir çeşitlilik. Evet, oyunu kısaltabiliyor.
Belki ama bunu çok sık yapmıyor. Giderek daha ilkel oynuyor.
Kortta onu kazandıracak neyse sadece onu yapıyor. Daha güzel bir oyun oynayarak daha çok kazanamazsınız.
Ama Şeyhler seni Dubai'ye davet edebilirler. Sana "Adamım, senin oyununu izlemek; büyük bir keyif" diyebilirler.
Yok öyle bir şey.
Federer aslında oynamaya niyetinin olmadığı Dubai'ye geldi; öylece olabiliyor mu?
Federer, Nadal, Djokovic, Murray; bu sadece başka bir dünya. Bu dördünün kazandıkları diğerleriyle kıyaslanamaz. Biz onlarla kaşılaştırmada yokuz.
İlk 20'de oynayanların ödül parası dışında parası yoktur. Kontratlar, elbiseler, bunlar sadece ilk 5 veya 10 için var. Ben büyük markaların sadece üst sıradakilere para ödemeleri gerektiğini anladığı dönemi yakaladım; diğer oyuncular bedava.
Nadal'ın Federer'e saldırısı hakkında...
O Federer'in ona saldırdığını hissetmedi aslında. O, tura faydalı olduğu düşüncelerinin duyulmamasından ötürü hayal kırıklığı yaşadı. Diğerlerinin yanında 2 yıllık sıralama sistemi de buna dahil. Ama bu tartışılmaya başlanırsa her oyuncunun oy kullanması gerekir ve bu tam olarak doğru değil. Bakın; bugün tenis oyuncularının emeklerine karşılık ödenenlere bakınca ben bu yeni değişikliği savunuyorum. Bu benim sıralamamı korur. Bir çok tenis oyuncusunun geliri gerçekten gülünç.
Ama rakamlara bakınca bir maç kazansan araba alacak kadar kazanmış oluyorsun.
Rakamlara bakarsan ben milyonerim. Ama sana zaten harcamalarımdan bahsettim.
Peki ya business değil de ucuz uçuşları tercih edersen?
Dubai'ye ucuz uçuş mu?! Bu yıl ekonomide uçuyorum. Londra'dan Dubai'ye gidiş ve dönüş 1200€ tuttu. Biletleri de önceden alamıyoruz. Ayrıca ucuz biletleri geri veremezsin. Genellikler biletleri uçuştan bir gün önce alırız. Ve tabi ki rakamlar bambaşka olur.
Bir yılda 170.000€ "oyun masrafları" kategorisine harcadım. Geçen sene sadece biletler 85.000€'a mal oldu. 428.000 kazandım. Bundan ortalama %30 vergiyi düşebilirsiniz.
Ama para seni şımartmıyor.
Evet ama hayatımı bu spora veriyorum. Çalışmalarımı, arkadaşlarımı özlüyorum, bir ailem var. Diyelim ki 32 yaşımda emekli oldum. Ve o zamana kadar 500.000 kazandım. Ama hayatımın geri kalanını bu para ile idare etmek durumundayım. Ve "Stakhovsky" ismi bu ülkede işime yaramaz, buna eminim.
Nadal'a geri dönersek: Grand Slam turnuvaları; bildiğimiz üzere, oyunculara kazançlarıunın çok küçük bir bölümünü ödüyorlar. Mesela US Open karının %4-6 kadarını ödül parası olarak koyuyor. ATP turnuvaları ise %30 kadarını. 2004'ten beri turnuvaların ödül paraları enflasyından az arttı.
İlk 100'e girmek için nedeniniz kalmıyor. Çalıştırıcı ile seyahat ederseniz yılda 20.000$-30.000$ gibi küçük bir "artı" paranız olur. Be bu insanlar bu sporu bu dünyada en iyi yapan 100 kişi. Eğer 100. en iyi futbolcuyu, 100. golfçüyü, TV'de olan herhangi bir sporu ele alırsanız onların maaşı çok daha fazla olacaktır. Sadece Ukrayna'daki 100. futbolcu bile daha çok kazanıyor.
Slamler herşeyi kendilerine saklıyorlar, eğer karlarını paylaşmaya başlarlarsa, evet, ilk 100'e girmek mantıklı olabilir. Ever, ilk turda kaybeden oyuncunun 50-100 bin dolar kazanması hoyratça gelebilir ama o noktaya gelebilmek için kendilerine ne kadar yatırım yaptıklarını düşünmek lazım. Avustralya'ya uçabilmek bile başarı zaten. 24 saat sürüyor. Sadece uçuşun ekonomi yönünden bahsetmiyorum; bu çok gerçek dışı.
Slamler tavizde bulunacaksa 2 yıllık sıralama sistemine karşıyım. Çünkü pek çok oyuncunun ilk 100'e girmesi yıllarını alacak. Ve şu an insanlar bunun üzerinde çalışıyor. Şimdi 70 veya 200 numarada olmak aynı.
Sistematik yüzde tenisinin bir örneği; hatasız bir oyun. Djokovic, aslında bir duvar gibi oynuyor.
Ne, squash gibi mi?
Hayır. Geri çizgiye çok yakın oynuyor, mükemmel hareket ediyor, iyi geçiyor ve hata yapmıyor. Onunla Dubai'de oynadığım zaman bana deli bir ritm vermedi veya büyük bir çeşitlilik. Evet, oyunu kısaltabiliyor.
Belki ama bunu çok sık yapmıyor. Giderek daha ilkel oynuyor.
Kortta onu kazandıracak neyse sadece onu yapıyor. Daha güzel bir oyun oynayarak daha çok kazanamazsınız.
Ama Şeyhler seni Dubai'ye davet edebilirler. Sana "Adamım, senin oyununu izlemek; büyük bir keyif" diyebilirler.
Yok öyle bir şey.
Federer aslında oynamaya niyetinin olmadığı Dubai'ye geldi; öylece olabiliyor mu?
Federer, Nadal, Djokovic, Murray; bu sadece başka bir dünya. Bu dördünün kazandıkları diğerleriyle kıyaslanamaz. Biz onlarla kaşılaştırmada yokuz.
İlk 20'de oynayanların ödül parası dışında parası yoktur. Kontratlar, elbiseler, bunlar sadece ilk 5 veya 10 için var. Ben büyük markaların sadece üst sıradakilere para ödemeleri gerektiğini anladığı dönemi yakaladım; diğer oyuncular bedava.
Nadal'ın Federer'e saldırısı hakkında...
O Federer'in ona saldırdığını hissetmedi aslında. O, tura faydalı olduğu düşüncelerinin duyulmamasından ötürü hayal kırıklığı yaşadı. Diğerlerinin yanında 2 yıllık sıralama sistemi de buna dahil. Ama bu tartışılmaya başlanırsa her oyuncunun oy kullanması gerekir ve bu tam olarak doğru değil. Bakın; bugün tenis oyuncularının emeklerine karşılık ödenenlere bakınca ben bu yeni değişikliği savunuyorum. Bu benim sıralamamı korur. Bir çok tenis oyuncusunun geliri gerçekten gülünç.
Ama rakamlara bakınca bir maç kazansan araba alacak kadar kazanmış oluyorsun.
Rakamlara bakarsan ben milyonerim. Ama sana zaten harcamalarımdan bahsettim.
Peki ya business değil de ucuz uçuşları tercih edersen?
Dubai'ye ucuz uçuş mu?! Bu yıl ekonomide uçuyorum. Londra'dan Dubai'ye gidiş ve dönüş 1200€ tuttu. Biletleri de önceden alamıyoruz. Ayrıca ucuz biletleri geri veremezsin. Genellikler biletleri uçuştan bir gün önce alırız. Ve tabi ki rakamlar bambaşka olur.
Bir yılda 170.000€ "oyun masrafları" kategorisine harcadım. Geçen sene sadece biletler 85.000€'a mal oldu. 428.000 kazandım. Bundan ortalama %30 vergiyi düşebilirsiniz.
Ama para seni şımartmıyor.
Evet ama hayatımı bu spora veriyorum. Çalışmalarımı, arkadaşlarımı özlüyorum, bir ailem var. Diyelim ki 32 yaşımda emekli oldum. Ve o zamana kadar 500.000 kazandım. Ama hayatımın geri kalanını bu para ile idare etmek durumundayım. Ve "Stakhovsky" ismi bu ülkede işime yaramaz, buna eminim.
Nadal'a geri dönersek: Grand Slam turnuvaları; bildiğimiz üzere, oyunculara kazançlarıunın çok küçük bir bölümünü ödüyorlar. Mesela US Open karının %4-6 kadarını ödül parası olarak koyuyor. ATP turnuvaları ise %30 kadarını. 2004'ten beri turnuvaların ödül paraları enflasyından az arttı.
İlk 100'e girmek için nedeniniz kalmıyor. Çalıştırıcı ile seyahat ederseniz yılda 20.000$-30.000$ gibi küçük bir "artı" paranız olur. Be bu insanlar bu sporu bu dünyada en iyi yapan 100 kişi. Eğer 100. en iyi futbolcuyu, 100. golfçüyü, TV'de olan herhangi bir sporu ele alırsanız onların maaşı çok daha fazla olacaktır. Sadece Ukrayna'daki 100. futbolcu bile daha çok kazanıyor.
Slamler herşeyi kendilerine saklıyorlar, eğer karlarını paylaşmaya başlarlarsa, evet, ilk 100'e girmek mantıklı olabilir. Ever, ilk turda kaybeden oyuncunun 50-100 bin dolar kazanması hoyratça gelebilir ama o noktaya gelebilmek için kendilerine ne kadar yatırım yaptıklarını düşünmek lazım. Avustralya'ya uçabilmek bile başarı zaten. 24 saat sürüyor. Sadece uçuşun ekonomi yönünden bahsetmiyorum; bu çok gerçek dışı.
Slamler tavizde bulunacaksa 2 yıllık sıralama sistemine karşıyım. Çünkü pek çok oyuncunun ilk 100'e girmesi yıllarını alacak. Ve şu an insanlar bunun üzerinde çalışıyor. Şimdi 70 veya 200 numarada olmak aynı.
10 Nisan 2012 Salı
Stakhovsky Ropörtajı: Bölüm 1
(İngilizce'ye çevirisi için)
Sergiy, sence de tur, şey... yaşlanmamış olsa bile biraz "büyüdü" mü?
Kısa bir süre önce bir istatistik yayınladılar; ilk 100'deki oyuncuların ortalama yaşı 27 olmuş. 2003'te bu ortalama 23 olmasına rağmen. Bu rekabet. Sadece belli bazı özelliklere sahip olmak değil, tecrübe sahibi olmak da gerekiyor.
Ama tenis giderek daha atletik oldu ve teoride yaşı daha büyük oyuncuların turun temposu ile başedememesi gerekir. Aynısı senin 4 yıl önce hayran olduğunu söylediğin 33 yaşındaki Stepanek için de geçerli.
Aslında tenis daha akıllıca oynanır oldu. Üst sıralardaki tenisçiler her ihtiyaçlarını karşılayabilirler; bir çalıştırıcı, bir fitness antrenörü, bir fizyoterapist. Ama ilk 100'e girmeye çalışan pek çok oyuncu bu olanaklara sahip değil.
Ve sen nasıl bir oyuncusun?
Ben kendi kazancını yaratanlardanım, kendimi idare ediyorum ve son yıllarda olumlu bir bilanço tutturabildim.
E tabi ki, sonuçta olumsuz bir bilançoyu tutturmak zor.
Öyle mi düşünüyorsun? Bence öyle değil.
Yani Davydenko Indian Wells'de ilk tur maçı yapmanın kazandırdığı paranın yol ve kalma giderlerini karşılamadığını söylerken haklıydı?
Kesinlikle karşılamıyor. Ben Indian Wells ve Miami sonrasında zarardayım. Beş bin kadar. Ve bu Indian Wells'te ikinci tura geçmeme rağmen böyle.
Peki ABD'de tenisçilerin az bir para ile ihtiyaçları olan her şeyi karşılayabildiklerine dair söylentilere ne diyorsun?
Bazı yerler için bu doğru. Ama aynı Indian Wells'te ucuz otel yok. En ucuz otel günde 144
Çalıştırıcın tam zamanlı mı?
Evet. Ve benimle birlikte olan bir de fitness çalıştırıcım vardı. Ayrıca menejerlik şirketimin bir de fizyoterapisti var, bir kaç oyuncu ile birlikte seyahat ediyor.
26 yaşında bir 72 numara olarak kendini rahat hissediyor musun?
Kariyerim oluşmuş durumda, bazen biraz ileri gidiyorum, sonra yine geri, yine ileri, yine geri...
Bir adım ileri, iki adım... geri?
Yo, daha ziyade üç adım ileri, iki adım geri. Benim için bu her günün hikayesi. O yüzden gerçekten umutsuz değilim. Bu sporda henüz söylemediğim çok şey var ve önümde de çok zaman var, o nedenle bu önemsiz düşüşü düşünmüyorum.
Ama 22 yaşındayken tabi ki bu mücadeleye, yolculuklara falan dayanmak kolay. Fiziksel olarak şu an maçlardan sonra aynı hissediyorum, ama uçuşlar ve koşullara adapte olmak zorlaştı.
O dönemde uçuş korkusu geliştirmedin mi?
Hayır, ama inişten korkmaya başladım.
Mardy Fish kısa bir süre önce neredeyse hiç hızlı zemin turnuvası kalmadığından yakındı.
Gerçeği söyledi, kalmadı. Bu yıl en hızlı kortlar Dubai'deydi. Indian Wells'e kortların en azından geçen yılki gibi olması ümidi ile geldik. Ama yeni bir yüzey uygulamışlar ve yüksek seken toplarla oldukça yavaş bir zemin olmuş. Miami'de de durum aynı ve nem yüzünden topalr daha çok tüyleniyor.
Organizatörler bunu neden yaptı?
Aslında kortlar çok hızlıydı ve oyun daha renkli olsun diye yavaşlattılar. Ama aşırıya kaçtılar. Ve Avustralya'daki 6 saat süren finali gerçekte kimse sevmedi.
Eh, ilk defa olduğu için olabilir.
Ama bu bir eğilim olursa, insanlar anlamaz. Yani ya skorlamayı değiştirmeniz gerekir ya da kortları hızlandırmanız. Çünkü, şey, başka yolu yok. En hızlı kort Bercy'deydi. Ama geçen yıl diğer zamanlara göre 3 kat daha yavaştı. Ve şimdi Wimbledon'da da çim yanlış çekilde büyüyor, oyunu yavaşlatacak şekilde.
Ne kadar kaba. Şimdi Federer neden orada sürekli kaybetmeye başladı anlıyorum.
Beş ile yedi yıl önce oyuncular fileye doğru bir yol yaparlardı ve orada çim çiğnemiş olurdu. Ama şimdi kel alanlar geri çizgide, çünkü hız ve topun sekişi geri çizgi oyunu oynamaya izin veriyor.
Ve pek çok oyuncu, İspanyollar, diğer toprak kort oyuncuları bundan şikayetçi değil. Bu durum şartları eşitliyor. Belki bu yüzden tur yaşlanmıştır, oyun daha kompakt, herkes her yerde oynuyor.
Federer ve Nadal arasında bir çekişme...
Federer daha az fiziksel bir tenis oynuyor; birinin daha fazla tanrı vergisi yeteneği var, öbürünün başka şeyleri. Bence Nadal disiplin ve çok çalışma anlamında daha yetenekli. Bunun sayesinde bir dönemin 1 numaralı oyuncusu oldu. Ama Federer, tanrıdan gelen bir tenis oyuncusu, "kendi spor alanını" bulan bir yetenek. Biri sıkı çalışarak başarı kazandı, öbürü daha az çalışarak daha fazlasını aldı.
Ama Nadal eski bir zanaatkar, aynı Federer'den öğrenerek usta oldu.
Herkes Federer'den öğreniyor. 2006-2008 yılları arasında Federer tenisi bambaşka bir yere yönlendirdi. O kadar hızlı oynuyordu ki herkes onu takip etti. Ama daha sonra kortların yavaşlaması başladı.
Sergiy, sence de tur, şey... yaşlanmamış olsa bile biraz "büyüdü" mü?
Kısa bir süre önce bir istatistik yayınladılar; ilk 100'deki oyuncuların ortalama yaşı 27 olmuş. 2003'te bu ortalama 23 olmasına rağmen. Bu rekabet. Sadece belli bazı özelliklere sahip olmak değil, tecrübe sahibi olmak da gerekiyor.
Ama tenis giderek daha atletik oldu ve teoride yaşı daha büyük oyuncuların turun temposu ile başedememesi gerekir. Aynısı senin 4 yıl önce hayran olduğunu söylediğin 33 yaşındaki Stepanek için de geçerli.
Aslında tenis daha akıllıca oynanır oldu. Üst sıralardaki tenisçiler her ihtiyaçlarını karşılayabilirler; bir çalıştırıcı, bir fitness antrenörü, bir fizyoterapist. Ama ilk 100'e girmeye çalışan pek çok oyuncu bu olanaklara sahip değil.
Ve sen nasıl bir oyuncusun?
Ben kendi kazancını yaratanlardanım, kendimi idare ediyorum ve son yıllarda olumlu bir bilanço tutturabildim.
E tabi ki, sonuçta olumsuz bir bilançoyu tutturmak zor.
Öyle mi düşünüyorsun? Bence öyle değil.
Yani Davydenko Indian Wells'de ilk tur maçı yapmanın kazandırdığı paranın yol ve kalma giderlerini karşılamadığını söylerken haklıydı?
Kesinlikle karşılamıyor. Ben Indian Wells ve Miami sonrasında zarardayım. Beş bin kadar. Ve bu Indian Wells'te ikinci tura geçmeme rağmen böyle.
Peki ABD'de tenisçilerin az bir para ile ihtiyaçları olan her şeyi karşılayabildiklerine dair söylentilere ne diyorsun?
Bazı yerler için bu doğru. Ama aynı Indian Wells'te ucuz otel yok. En ucuz otel günde 144
Çalıştırıcın tam zamanlı mı?
Evet. Ve benimle birlikte olan bir de fitness çalıştırıcım vardı. Ayrıca menejerlik şirketimin bir de fizyoterapisti var, bir kaç oyuncu ile birlikte seyahat ediyor.
26 yaşında bir 72 numara olarak kendini rahat hissediyor musun?
Kariyerim oluşmuş durumda, bazen biraz ileri gidiyorum, sonra yine geri, yine ileri, yine geri...
Bir adım ileri, iki adım... geri?
Yo, daha ziyade üç adım ileri, iki adım geri. Benim için bu her günün hikayesi. O yüzden gerçekten umutsuz değilim. Bu sporda henüz söylemediğim çok şey var ve önümde de çok zaman var, o nedenle bu önemsiz düşüşü düşünmüyorum.
Ama 22 yaşındayken tabi ki bu mücadeleye, yolculuklara falan dayanmak kolay. Fiziksel olarak şu an maçlardan sonra aynı hissediyorum, ama uçuşlar ve koşullara adapte olmak zorlaştı.
O dönemde uçuş korkusu geliştirmedin mi?
Hayır, ama inişten korkmaya başladım.
Mardy Fish kısa bir süre önce neredeyse hiç hızlı zemin turnuvası kalmadığından yakındı.
Gerçeği söyledi, kalmadı. Bu yıl en hızlı kortlar Dubai'deydi. Indian Wells'e kortların en azından geçen yılki gibi olması ümidi ile geldik. Ama yeni bir yüzey uygulamışlar ve yüksek seken toplarla oldukça yavaş bir zemin olmuş. Miami'de de durum aynı ve nem yüzünden topalr daha çok tüyleniyor.
Organizatörler bunu neden yaptı?
Aslında kortlar çok hızlıydı ve oyun daha renkli olsun diye yavaşlattılar. Ama aşırıya kaçtılar. Ve Avustralya'daki 6 saat süren finali gerçekte kimse sevmedi.
Eh, ilk defa olduğu için olabilir.
Ama bu bir eğilim olursa, insanlar anlamaz. Yani ya skorlamayı değiştirmeniz gerekir ya da kortları hızlandırmanız. Çünkü, şey, başka yolu yok. En hızlı kort Bercy'deydi. Ama geçen yıl diğer zamanlara göre 3 kat daha yavaştı. Ve şimdi Wimbledon'da da çim yanlış çekilde büyüyor, oyunu yavaşlatacak şekilde.
Ne kadar kaba. Şimdi Federer neden orada sürekli kaybetmeye başladı anlıyorum.
Beş ile yedi yıl önce oyuncular fileye doğru bir yol yaparlardı ve orada çim çiğnemiş olurdu. Ama şimdi kel alanlar geri çizgide, çünkü hız ve topun sekişi geri çizgi oyunu oynamaya izin veriyor.
Ve pek çok oyuncu, İspanyollar, diğer toprak kort oyuncuları bundan şikayetçi değil. Bu durum şartları eşitliyor. Belki bu yüzden tur yaşlanmıştır, oyun daha kompakt, herkes her yerde oynuyor.
Federer ve Nadal arasında bir çekişme...
Federer daha az fiziksel bir tenis oynuyor; birinin daha fazla tanrı vergisi yeteneği var, öbürünün başka şeyleri. Bence Nadal disiplin ve çok çalışma anlamında daha yetenekli. Bunun sayesinde bir dönemin 1 numaralı oyuncusu oldu. Ama Federer, tanrıdan gelen bir tenis oyuncusu, "kendi spor alanını" bulan bir yetenek. Biri sıkı çalışarak başarı kazandı, öbürü daha az çalışarak daha fazlasını aldı.
Ama Nadal eski bir zanaatkar, aynı Federer'den öğrenerek usta oldu.
Herkes Federer'den öğreniyor. 2006-2008 yılları arasında Federer tenisi bambaşka bir yere yönlendirdi. O kadar hızlı oynuyordu ki herkes onu takip etti. Ama daha sonra kortların yavaşlaması başladı.
5 Nisan 2012 Perşembe
Veletler
Bayanlar Charleston'da, erkekler ise Davis Cup hazırlığında... (Ferru'nun dayanamayıp takıma geri döndüğünü biliyor muydunuz?)
Haftasonuna kadar çok da ilginç şeyler olmadı, Jankovic düşüşte, Williamslar küçük tuırnuvalara odaklandıklarını belli ediyorlar, Bartoli yoruldu, vs, vs...
Bu arada hoş bir detay olarak şu albümü gördüm. Pek çok ünlü tenişçinin veletlik halleri.
Murray'e özellikle "yuh" demek istiyorum; bir erkek olarak 14 yaşındaki görüntünü bu güne nasıl aynen taşıyabildin be adam?
Haftasonuna kadar çok da ilginç şeyler olmadı, Jankovic düşüşte, Williamslar küçük tuırnuvalara odaklandıklarını belli ediyorlar, Bartoli yoruldu, vs, vs...
Bu arada hoş bir detay olarak şu albümü gördüm. Pek çok ünlü tenişçinin veletlik halleri.
Murray'e özellikle "yuh" demek istiyorum; bir erkek olarak 14 yaşındaki görüntünü bu güne nasıl aynen taşıyabildin be adam?
2 Nisan 2012 Pazartesi
1 Nisan 2012 Pazar
Miami Şampiyonları
Radwanska ve Djokovic şampiyon oldu.
Radwanska Sharapova'yı 7-5/6-4 ile geçti. Bu maçı izlemedim. Öncelikle hastalık dönüşü toparlayacak çok iş oluyor bilirsiniz, onlarla uğraştım. İkincisi de iki tenisçide pek benim favorilerim arasında yer almıyorlar. Sharapova'nın Azarenka'dan başka sorunları varmış, onu görmüş olduk. En büyük sorunu Azarenka olan Radwanska imiş meğerse. Radwanska böylelikle ilk masters seviyesinde kupasını kazanmış oldu. Yeni bir Azarenka mı yoksa yeni bir Wozniacki mi olduğunu ilerleyen zamanlarda göreceğiz.
İkinci finali izledim. Fakat izlemez olaymışım. Murray'in ne yapacağı belli olmaz demiştik. Gerçekten de maç boyunca ne yapacağını daha doğrusu ne yapmaya çalıştığını bir türlü anlayamadık. Djokovic maç boyunca istikrarlı bir şekilde "yeteri kadar karşı atak" taktiğini sürdürdü. Murray ise kah defansa yattı, kah Djokovic'i iyi sıkıştırdığı puanları saçma sapan hatalarla kaybetti. Kaç kez üst üste sert vuruş çıkarttıktan sonra tüy gibi vurup topu fileye taktığını sayamadım. Maçın ilk iki oyununda her iki oyuncu da servislerine tutundu. O noktadan 1. setin sonuna kadar istikrarla servis kırdıran Murray'in, ikinci sette 4-3'ü gördüğümüz ana kadar nasıl bir daha servis kırdırmadığına inanamadık. Djokovic ilk seti tahmin edebileceğiniz üzere 6-1 aldıktan sonra 2. sette yine son iki maçındaki gibi tıkandı ve özellikle setin başındaki sayısız servis kırma şansını kaçırdıktan sonra maçı tie-break'te noktaladı.
Böylece sert zemin trunuvalarına Ağustos ayına kadar ara vermiş gibi olduk sevgili okurlar. Zeka ve sinirlerin test edileceği toprak sezonunda görüşmek dileğiyle şimdilik hoşçakalın!
31 Mart 2012 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


Fernando Verdasco



