Dün Doha'da Nadal finalde dağıldı. Bugün de Federer, Raonic karşısında hiç varlık gösteremedi. Biri 35, diğeri 30 yaşını dolduracak olan efsaneler daha sezonun ilk haftasından "bizden geçti artık evladım" dediler de diyebiliriz.
Djokovic'in turnuva performansının üstüne çıkacağını tahmin etmiştim. Geçen yıl da çünkü bu tarz turnuvalarda gerek gördüğünde vitesi artırmasını biliyordu. Nadal beklediğimden de kötü oynayınca, rahatın da ötesi bir galibiyet oldu. Geçen seneki karşılaşmalarından çok bir fark yoktu. Yorumlanacak da pek bir şey yok. Arada dağlar kadar fark var ve Djokovic yeryüzüne inmediği sürece Nadal'ın hiçbir şekilde şansı yok.
Federer-Raonic finalinin sonucu epey sürpriz oldu. Raonic turnuvada iyi görüntü çizmişti. Sağlamdı bir hayli ama Federer'in tam istediği tür bir eşleşme. Aralarındaki maçlarda da şu ana kadar hiç zorlanmamıştı Federer. Ama bu kez rüzgar tersten esti. Raonic servisini kırdırmadığı gibi, her iki sette de Federer'in servisini kırarak rutin bir galibiyet aldı. Federer maçtan sonra kortta ağır kaldığını, backhand'inin çok kötü olduğunu ve rahat hareket edemediğini söyledi.
Haftanın diğer turnuvasında ise Wawrinka finalde Coric'i set kaybetmeden yenerek şampiyonluğa uazandı.
Kıssadan hisse, bu halleriyle ne Federer ne de Nadal, bir hafta sonra başlayacak Avustralya Açık'ta Djokovic'e rakip olamazlar. Geçen seneki Roland Garros'ta Wawrinka çıktığı seviyeyi yakalayamazsa onu yenecek başka bir oyuncu da görünmüyor orada.
İlgilenenler için sırayla finallerin HD olarak geniş özetleri:
ATP Tour etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATP Tour etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Ocak 2016 Pazar
10 Aralık 2015 Perşembe
2015 Sezon Sonu True Grand Slam Ödülleri
Geleneksel "True Grand Slam Ödül Töreni" şölenine hoşgeldiniz sevgili okurlar!
Hem erkekler hem de kadınlar tarafında 1 numaraların çok ağır dominasyonuyla geçen bir yıl olsa da, sezon sonu ödüllerinde yine de bazı kategorilerde çekişmeler vardı. Ayrıca, sadece 2015 ödüllerini dağıtmakla kalmayacağız, ödüllerin sonunda 2016 için sizin de katılımını beklediğimiz anketimizi sunacağız.
Yılın en iyi erkek oyuncusu: Novak Djokovic
Şüphesiz yılın kralı Novak Djokovic, sadece 2015'i domine etmekle kalmadı; aynı zamanda tarihin en iyi sezonlarından birini tamamladı. En son bu çizgide bir sezonu 2011 yılında yine kendisi geçirmişti, ki oyun anlamında iki yıl arasında karşılaştırmalar belki büyük tartışmalara yol açabilecek olsa da, sonuç anlamında Djokovic'in 2015 yılı daha etkileyici bir yıl olarak kayıtlara geçti.
2011 yılındaki gibi sezona tarihi bir galibiyet serisiyle başlayamasa da, Avustralya Açık başta olmak üzere Indian Wells, Miami, Monte Carlo ve Roma gibi bütün önemli turnuvaları kazandı. Madrid'i pas geçti ve Roland Garros'a favori olarak geldi. Buradaki 'nemesis'i Rafael Nadal'ı çeyrek finalde ezici bir oyunla 3 sette geçtikten sonra ya fazla rahatlaması ya da daha büyük bir stres altına girmesi sonucu finalde Stan Wawrinka'ya şok bir şekilde mağlup oldu. Tabii, bu sadece Djokovic ile alakalı değildi. Wawrinka da kariyer tenisini oynayarak Sırp raketin yoluna taş koydu.
Roland Garros finalinden sonra psikolojik olarak dağılacağı, Wimbledon'da çim sezonunu iyi geçiren Federer'in kazanacağı düşünülse de, finalde İsviçreli'ye karşı mental ve fiziksel anlamda büyük bir savaş verdi ve üstün çıkan taraf oldu.
Üst üste kaybedilen Cincinnati ve Toronto finalleri (en büyük rakipleri Federer ve Murray'e karşı) Amerika Açık'ı kazanmasına yine engel olmadı. İşin 2011'den farklı olmasını sağlayan taraf ise, bundan sonrası oldu. O yıl Amerika Açık sonrası düşüşe geçen Djokovic, bu sene Pekin, Şangay, Paris ve Londra'da şampiyon olarak 'kusursuz' rekora ulaştı. Tek mağlubiyeti Federer'e karşı gelse de, gruplarda aldığı bu yenilgi şampiyonluğuna engel olmadı.
Yılın en iyi kadın oyuncusu: Serena Williams
Tamam, Serena Williams'ın 34 yaşında turu elinde oynatması artık alıştığımız için çok şaşırtmıyor ama Amerika Açık'a gelindiğinde masanın üzerinde takvim slam ihtimalinin olması işin saçmalık boyutuna geldiğinin bir kanıtı gibiydi. Turnuva boyunca çok iyi oynamayan Serena, kendi kendisini bitirince bu tarihi sezonu taçlandıramamış oldu.
Serena, Amerika Açık'tan sonra bilhassa zihinsel olarak dinlenmek istediğini belirterek tek bir maça çıkmamasına rağmen bu onun sezonu 1 numarada ve yılın oyuncusu olarak -hem de açık ara- bitirmesine hiçbir şekilde engel olmadı.
Yılın en çok geliştirme gösteren erkek oyuncusu: Benoit Paire
Çıkışını yaptığı 2011 yılından bu yana, inişli çıkışlı bir grafik sergileyen Benoit Paire, mental olarak da turun en sıkıntılı oyuncularından biri olarak kötü bir şöhrete kavuşmuştu. Geçirdiği sakatlık sonrası sıralamada da yerini kaybetti ve bırakın challenger'ları, kendine güveninin gelmesi için futures turnuvaları oynayarak dönmeyi tercih etti. Ama ne dönmek! Yine bilindik iniş çıkışları olsa da, çok daha stabil kaldı ve göze hoş gelen atak oyununu büyük galibiyetlerle de süsledi. Özellikle Amerika Açık ilk turunda son finalist Kei Nishikori'yi maç puanından dönerek yenmesi özgüveni açısından ona büyük bir artı yazdı. 26 yaşındaki Fransız, yılı da kariyerinin en yüksek noktası olan 19 numarada kapattı. Oyununa birkaç ufak ekleme ve istikrarını devam ettirmesi, onu ilk 10'a yaklaştıracaktır.
Yılın en çok geliştirme gösteren kadın oyuncusu: Timea Bacsinszky
Bu alanda Garbine Muguruza ve Belinda Bencic de seçilebilirdi ama onlar zaten 1 numara potansiyellerini junior kariyerlerinden bu yana gösterdikleri için "gelişme gösterdiklerini" değil de, potansiyellerini yansıttıklarını söyleyebiliriz. Bacsinszky, bu ödülün anlamı açısından çok daha iyi oturan bir isim.
2009 yılında 20 yaşındayken geldiği İstanbul Cup'tan hatırlıyorum. Gayet iyi tenis oynuyordu ve bir slam kazanma potansiyeline sahip gözükmese de, yıllar boyunca turdan ekmek yiyecek bir oyuncu olduğunu belli ediyordu. Ama yaşadığı sakatlıklar, verdiği ara derken tenisten uzun süre koptu. Geri dönüşünü yaptığı geçen seneden sonra bu sene inanılmaz işler çıkardı. Sezona çok iyi girdikten sonra ufak bir düşüş yaşasa da çıkışının tesadüfi ya da küçük oyunculara karşı olmadığını Roland Garros yarı finali ve Wimbledon çeyrek finaliyle gösterdi. Kariyerinde ilk kez ilk 10'a girdiği sezonu ise 12 numarada tamamladı.
Yılın en iyi grand slam turnuvası: Wimbledon
Kadınlar tarafında belki büyük bir çekişmeye ve efsane maçlara sahne olmadı ama erkekler tarafında özellikle iyi bir turnuvaydı. Erken turlarda çekişmeli maçlar ve sonda da gayet iyi bir finiş oldu. Ama bu sene genel olarak çok öne çıkan bir slam olmadığını söylemek lazım.
Yılın en iyi erkekler maçı: Wimbledon Finali
Sezona zaten Federer-Djokovic finalleri damga vurdu. Tenis açısından en kalitelisi, 4.setteki düşüşe rağmen Wimbledon'daki maç oldu.
Yılın en iyi kadınlar maçı: US Open 2.tur Wozniacki-Cetkovska
Baya skandal bir karar olarak görebilirsiniz ama bu sene slam yarı finalleri ve finalleri hiç beklediğimi veremedi kadınlarda. Evet, Vinci-Serena yarı finali sansasyoneldi ama tenis açısından en keyif aldığım maç 2.turdaki sıradan olarak görülebilecek bu maç oldu. Petra Cetkovska'nın maçın sonundaki oyunu erkekler tarafı da dahil olmak üzere, bu sene gördüğüm en iyi clutch performanstı.
Yılın en iyi erkek çiftler takımı: Jean-Julien Roger/Horia Tecau
Bryan kardeşleri tahtlarından edip sezonu 1 numarada bitirmeleri bu ödülü almaları için yeterli.
Yılın en iyi kadın çiftler takımı: Sania Mirza/Martina Hingis
Girdikleri hemen hemen her turnuvayı neredeyse hiç zorlanmadan kazandılar. Kadın çiftlerde Williams kardeşlerden sonra bu kadar istediği zaman rahat kazanan bir çifti hatırlamıyorum. İşin etkileyici tarafı bunu Williams kardeşler gibi servislerde çok etkili olmadan "soft" oyunlarıyla başarmaları. Zaten bu kadar açık ara yapmasalar bile, Hingis'in dönüşü hatrına bu ödül bu çifte giderdi.
Yılın en centilmen erkekler oyuncusu: Tim Smyczek
Avustralya Açık 2.tur maçında Nadal'a karşı maçı kazanabilecek noktada yaptığı hareketle bu ödülü hak etti. Şöyle buyrun: https://www.youtube.com/watch?v=ahrOBadEYcY
Yılın en centilmen kadınlar oyuncusu: Petra Kvitova
Bu kategorinin daimi kazananı. Özel bir hareketi yok ama zirvede bu kadar rekabetçi olup herhangi bir çirkeflik yapmadan, maç bittiği anda maçın bittiğini bilip "devam eden" Kvitova, bu ödülü WTA'nın dağıttığı resmi ödüllerde de 3.kez üst üste olmak üzere 4.kez kazandı zaten.
Yılın olayı: Vinci'nin Serena'yı yenip takvim slam'i engellemesi.
Yılın coach'u: Magnus Norman
Wawrinka, ilk slam finalinde Nadal'ı yendikten sonra 2. slam finalinde de (üstelik bu sefer sakatlık vs. durumunun da olmadığı bir finalde) yılın oyuncusu Djokovic'i ezerek yeniyorsa, mental anlamda burada bir artı da Norman'a yazılır.
Yılın Davis Cup oyuncusu: Andy Murray
Sir Andrew Murray. Nokta.
Yılın Fed Cup oyuncusu: Maria Sharapova
Çeyrek finalde Polonya'da Radwanska kardeşleri yenmesi normal sayılabilir ama uzun sakatlık sonrası dönüşünde Çek Cumhuriyeti karşısında finalde, üstelik deplasmanda, Kvitova ve Pliskova'yı yenmesi müthiş işti. Rusya diğer 3 maçı kaybedince şampiyon Çekler olsa da, bu ödülü hak eden Sharapova'ydı.
------------------------------------------------------------------------------------
2016 YILI ÖN ANKETİ:
Avustralya Açık şampiyonluğunu erkekler ve kadınlarda kim alır?
Erkekler ve kadınlarda 2016'yı kim 1 numarada bitirir?
Rafael Nadal ve Roger Federer, bu yılı boş geçtikten sonra 2016'da slam kazanır mı?
Serena Williams seneye yine 3+ slam kazanarak turu domine eder mi?
Erkekler ve kadınlarda sürpriz slam finalist/kazanan adaylarınız?
Erkekler ve kadınlarda ilk 10'daki yerini kaybedeceğini düşündükleriniz?
Hem erkekler hem de kadınlar tarafında 1 numaraların çok ağır dominasyonuyla geçen bir yıl olsa da, sezon sonu ödüllerinde yine de bazı kategorilerde çekişmeler vardı. Ayrıca, sadece 2015 ödüllerini dağıtmakla kalmayacağız, ödüllerin sonunda 2016 için sizin de katılımını beklediğimiz anketimizi sunacağız.
Yılın en iyi erkek oyuncusu: Novak Djokovic
Şüphesiz yılın kralı Novak Djokovic, sadece 2015'i domine etmekle kalmadı; aynı zamanda tarihin en iyi sezonlarından birini tamamladı. En son bu çizgide bir sezonu 2011 yılında yine kendisi geçirmişti, ki oyun anlamında iki yıl arasında karşılaştırmalar belki büyük tartışmalara yol açabilecek olsa da, sonuç anlamında Djokovic'in 2015 yılı daha etkileyici bir yıl olarak kayıtlara geçti.
2011 yılındaki gibi sezona tarihi bir galibiyet serisiyle başlayamasa da, Avustralya Açık başta olmak üzere Indian Wells, Miami, Monte Carlo ve Roma gibi bütün önemli turnuvaları kazandı. Madrid'i pas geçti ve Roland Garros'a favori olarak geldi. Buradaki 'nemesis'i Rafael Nadal'ı çeyrek finalde ezici bir oyunla 3 sette geçtikten sonra ya fazla rahatlaması ya da daha büyük bir stres altına girmesi sonucu finalde Stan Wawrinka'ya şok bir şekilde mağlup oldu. Tabii, bu sadece Djokovic ile alakalı değildi. Wawrinka da kariyer tenisini oynayarak Sırp raketin yoluna taş koydu.
Roland Garros finalinden sonra psikolojik olarak dağılacağı, Wimbledon'da çim sezonunu iyi geçiren Federer'in kazanacağı düşünülse de, finalde İsviçreli'ye karşı mental ve fiziksel anlamda büyük bir savaş verdi ve üstün çıkan taraf oldu.
Üst üste kaybedilen Cincinnati ve Toronto finalleri (en büyük rakipleri Federer ve Murray'e karşı) Amerika Açık'ı kazanmasına yine engel olmadı. İşin 2011'den farklı olmasını sağlayan taraf ise, bundan sonrası oldu. O yıl Amerika Açık sonrası düşüşe geçen Djokovic, bu sene Pekin, Şangay, Paris ve Londra'da şampiyon olarak 'kusursuz' rekora ulaştı. Tek mağlubiyeti Federer'e karşı gelse de, gruplarda aldığı bu yenilgi şampiyonluğuna engel olmadı.
Yılın en iyi kadın oyuncusu: Serena Williams
Tamam, Serena Williams'ın 34 yaşında turu elinde oynatması artık alıştığımız için çok şaşırtmıyor ama Amerika Açık'a gelindiğinde masanın üzerinde takvim slam ihtimalinin olması işin saçmalık boyutuna geldiğinin bir kanıtı gibiydi. Turnuva boyunca çok iyi oynamayan Serena, kendi kendisini bitirince bu tarihi sezonu taçlandıramamış oldu.
Serena, Amerika Açık'tan sonra bilhassa zihinsel olarak dinlenmek istediğini belirterek tek bir maça çıkmamasına rağmen bu onun sezonu 1 numarada ve yılın oyuncusu olarak -hem de açık ara- bitirmesine hiçbir şekilde engel olmadı.
Yılın en çok geliştirme gösteren erkek oyuncusu: Benoit Paire
Çıkışını yaptığı 2011 yılından bu yana, inişli çıkışlı bir grafik sergileyen Benoit Paire, mental olarak da turun en sıkıntılı oyuncularından biri olarak kötü bir şöhrete kavuşmuştu. Geçirdiği sakatlık sonrası sıralamada da yerini kaybetti ve bırakın challenger'ları, kendine güveninin gelmesi için futures turnuvaları oynayarak dönmeyi tercih etti. Ama ne dönmek! Yine bilindik iniş çıkışları olsa da, çok daha stabil kaldı ve göze hoş gelen atak oyununu büyük galibiyetlerle de süsledi. Özellikle Amerika Açık ilk turunda son finalist Kei Nishikori'yi maç puanından dönerek yenmesi özgüveni açısından ona büyük bir artı yazdı. 26 yaşındaki Fransız, yılı da kariyerinin en yüksek noktası olan 19 numarada kapattı. Oyununa birkaç ufak ekleme ve istikrarını devam ettirmesi, onu ilk 10'a yaklaştıracaktır.
Yılın en çok geliştirme gösteren kadın oyuncusu: Timea Bacsinszky
Bu alanda Garbine Muguruza ve Belinda Bencic de seçilebilirdi ama onlar zaten 1 numara potansiyellerini junior kariyerlerinden bu yana gösterdikleri için "gelişme gösterdiklerini" değil de, potansiyellerini yansıttıklarını söyleyebiliriz. Bacsinszky, bu ödülün anlamı açısından çok daha iyi oturan bir isim.
2009 yılında 20 yaşındayken geldiği İstanbul Cup'tan hatırlıyorum. Gayet iyi tenis oynuyordu ve bir slam kazanma potansiyeline sahip gözükmese de, yıllar boyunca turdan ekmek yiyecek bir oyuncu olduğunu belli ediyordu. Ama yaşadığı sakatlıklar, verdiği ara derken tenisten uzun süre koptu. Geri dönüşünü yaptığı geçen seneden sonra bu sene inanılmaz işler çıkardı. Sezona çok iyi girdikten sonra ufak bir düşüş yaşasa da çıkışının tesadüfi ya da küçük oyunculara karşı olmadığını Roland Garros yarı finali ve Wimbledon çeyrek finaliyle gösterdi. Kariyerinde ilk kez ilk 10'a girdiği sezonu ise 12 numarada tamamladı.
Yılın en iyi grand slam turnuvası: Wimbledon
Kadınlar tarafında belki büyük bir çekişmeye ve efsane maçlara sahne olmadı ama erkekler tarafında özellikle iyi bir turnuvaydı. Erken turlarda çekişmeli maçlar ve sonda da gayet iyi bir finiş oldu. Ama bu sene genel olarak çok öne çıkan bir slam olmadığını söylemek lazım.
Yılın en iyi erkekler maçı: Wimbledon Finali
Sezona zaten Federer-Djokovic finalleri damga vurdu. Tenis açısından en kalitelisi, 4.setteki düşüşe rağmen Wimbledon'daki maç oldu.
Yılın en iyi kadınlar maçı: US Open 2.tur Wozniacki-Cetkovska
Baya skandal bir karar olarak görebilirsiniz ama bu sene slam yarı finalleri ve finalleri hiç beklediğimi veremedi kadınlarda. Evet, Vinci-Serena yarı finali sansasyoneldi ama tenis açısından en keyif aldığım maç 2.turdaki sıradan olarak görülebilecek bu maç oldu. Petra Cetkovska'nın maçın sonundaki oyunu erkekler tarafı da dahil olmak üzere, bu sene gördüğüm en iyi clutch performanstı.
Yılın en iyi erkek çiftler takımı: Jean-Julien Roger/Horia Tecau
Bryan kardeşleri tahtlarından edip sezonu 1 numarada bitirmeleri bu ödülü almaları için yeterli.
Yılın en iyi kadın çiftler takımı: Sania Mirza/Martina Hingis
Girdikleri hemen hemen her turnuvayı neredeyse hiç zorlanmadan kazandılar. Kadın çiftlerde Williams kardeşlerden sonra bu kadar istediği zaman rahat kazanan bir çifti hatırlamıyorum. İşin etkileyici tarafı bunu Williams kardeşler gibi servislerde çok etkili olmadan "soft" oyunlarıyla başarmaları. Zaten bu kadar açık ara yapmasalar bile, Hingis'in dönüşü hatrına bu ödül bu çifte giderdi.
Yılın en centilmen erkekler oyuncusu: Tim Smyczek
Avustralya Açık 2.tur maçında Nadal'a karşı maçı kazanabilecek noktada yaptığı hareketle bu ödülü hak etti. Şöyle buyrun: https://www.youtube.com/watch?v=ahrOBadEYcY
Yılın en centilmen kadınlar oyuncusu: Petra Kvitova
Bu kategorinin daimi kazananı. Özel bir hareketi yok ama zirvede bu kadar rekabetçi olup herhangi bir çirkeflik yapmadan, maç bittiği anda maçın bittiğini bilip "devam eden" Kvitova, bu ödülü WTA'nın dağıttığı resmi ödüllerde de 3.kez üst üste olmak üzere 4.kez kazandı zaten.
Yılın olayı: Vinci'nin Serena'yı yenip takvim slam'i engellemesi.
Yılın coach'u: Magnus Norman
Wawrinka, ilk slam finalinde Nadal'ı yendikten sonra 2. slam finalinde de (üstelik bu sefer sakatlık vs. durumunun da olmadığı bir finalde) yılın oyuncusu Djokovic'i ezerek yeniyorsa, mental anlamda burada bir artı da Norman'a yazılır.
Yılın Davis Cup oyuncusu: Andy Murray
Sir Andrew Murray. Nokta.
Yılın Fed Cup oyuncusu: Maria Sharapova
Çeyrek finalde Polonya'da Radwanska kardeşleri yenmesi normal sayılabilir ama uzun sakatlık sonrası dönüşünde Çek Cumhuriyeti karşısında finalde, üstelik deplasmanda, Kvitova ve Pliskova'yı yenmesi müthiş işti. Rusya diğer 3 maçı kaybedince şampiyon Çekler olsa da, bu ödülü hak eden Sharapova'ydı.
------------------------------------------------------------------------------------
2016 YILI ÖN ANKETİ:
Avustralya Açık şampiyonluğunu erkekler ve kadınlarda kim alır?
Erkekler ve kadınlarda 2016'yı kim 1 numarada bitirir?
Rafael Nadal ve Roger Federer, bu yılı boş geçtikten sonra 2016'da slam kazanır mı?
Serena Williams seneye yine 3+ slam kazanarak turu domine eder mi?
Erkekler ve kadınlarda sürpriz slam finalist/kazanan adaylarınız?
Erkekler ve kadınlarda ilk 10'daki yerini kaybedeceğini düşündükleriniz?
4 Aralık 2015 Cuma
Haber Turu #2
- Bu seneyi beklentiler altında geçiren ve bir kez daha hayal kırıklığı yaratan Grigor Dimitrov, 2016 için del Potro'nun eski antrenörü Franco Davin ile çalışıyor. Dimitrov aynı zamanda verdiği röportajda yeni sezon için motive olduğunu ve tekrar kendini bulduğunu belirtmiş. Biz bu hikayeyi çok duyduk ama yine de hayırlısı olsun diyelim.
- Eski dünya 9 numarası Nicolas Massu, Djokovic'in gelmiş geçmiş en iyi sezonu geçirdiğini belirtmiş. Massu aynı zamanda seneye Djokovic'in Roland Garros ve Olimpiyatları kazanmasını bekliyormuş. Hatta Olimpiyatları çiftlerde de kazanır demiş. Tamam şimdi Djokovic'e hakkını herkes veriyor da, Massu sanki biraz fazla uçmuş.
- Rafael Nadal, 5. sene üst üste İspanya'da en çok tanınan sporcu olma özelliğini elde etmiş. Anketlere göre İspanya'da yaşayanların %98'i Rafael Nadal deyince kim olduğunu biliyor. Bu alanda Gasol biraderleri, Marc Marquez'i, Andres Iniesta'yı geride bırakmış.
- Emekli WTA oyuncusu Anne Keothovang, Britanyalı gençlere yardımcı olma isteğinin LTA (Britanya Tenis Federasyonu) tarafından reddedilmesini ilginç bulmuş.
- 2015'i berbat geçiren ve Amerika Açık'ta toparlayan Bouchard, buz banyosunda düşüp kafayı kırınca turnuvadan çekilmiş, seneyi de kapatmak zorunda kalmıştı. Bouchard, olay sonrası işi biraz da şaklabanlığa vurup çekilmek zorunda kaldığı turnuvaların zararını tanzim etmek için avukatı aracılığıyla Amerika Açık'a dava açmıştı. Bu hareketiyle baya bir antipati toplayan Kanadalı, 2016 sezonuna Hobart'ta oynayacağı turnuvayla başlayacağını açıklamış.
14 Ağustos 2015 Cuma
Kyrgios Olayı!
Nick Kyrgios, dün Rogers Cup'ta oynanan maçta Stan Wawrinka'ya video'da gördüğünüz şeyi söyleyince ortalık karıştı. Diğer sporlarda, ki başta futbol olmak üzere çok normal karşılanan bazı şeyler (en meşhuru da malum Zidane-Materazzi vakası) teniste takdir edersiniz ki, o kadar normal karşılanmayabiliyor.
Neticede böyle bir laf daha önce tenis kortunda edilmiş midir? Edilmiş olabilir ama mikrofonların icadından beri modern zamanda, bu lafın duyulacağını bile bile sesli bir şekilde söyleyen bir gerizekalı zannediyorum ki çıkmamıştır. Kyrgios'un bahsettiği kişi %99 Donna Vekic. %1'lik pay da resmi bir açıklama olmadığı için bıraktım. Yoksa kimse aptal değil bence, ne olduğu çok açık şekilde ortada. Zaten bahse konu olan Kokkinakis ile Vekic, 2014'te Avustralya Açık'ta karışık çiftlerde birlikte mücadele etmişler.
Wawrinka'nın o malum olayda takındığı tavır ve hareketler bana epey True Detective dizisinin ilk sezonundaki senaryoyu hatırlatsa ve hoş olmasa da, bunu bu şekilde ifade etmek, üstelik de kortta, Kyrgios'a düşmüyor herhalde. Zaten bilinçli ve zihni parlak bir arkadaş olmadığını uzun süredir biliyoruz ama bu kadar büyük bir aymazlık yapacağını kimse tahmin edemedi, hepsi bu.
ATP, Kyrgios'a ceza verdi zaten. En kısa sürede verilen cezayı da açıklayacaklar. Ben şahsen turdan uzaklaştırma cezasından çok ağır bir para cezası bekliyorum. Ama yönetmeliğe göre ATP'nin 3 yıla kadar ceza verme gibi bir şansı da bulunuyor.
Edit: Ceza 10 bin dolar olarak açıklandı. Daha ağır bir ceza beklerdim açıkçası.
11 Temmuz 2015 Cumartesi
8 Temmuz 2015 Çarşamba
Wimbledon: Aslan Yürekli Richard!
Wimbledon'da erkekler çeyrek final günü geride kaldı. Federer, Murray ve Djokovic maçlarını set kaybetmeden rahat kazanırken favoriler arasında en çok zorlanması öngörülen Wawrinka, o zorluğu fazlasıyla yaşadı ve 5 set sonucunda Gasquet'e yenilerek turnuvaya veda etti.
Murray, Federer ve Cilic'in çeyrek final rakipleri kendilerini zorlayacak kalibrede rakipler değillerdi. Pospisil zaten çok şanslı bir kura sonucu, 5 setlik maçlar kazana kazana çeyrek finale gelmişti. Murray karşısında bu kadar iyi tenis oynamasını bile beklemiyordum. Hiç fena oynamadı ama set almaya bile yetmedi elbette.
Federer aynı anda diğer kortta yağmur sebebiyle birkaç kez kesintiye uğrayan maçta Simon'u 3 sette geçti. Simon genelde Federer'i zorlayan bir tenisçi ama çimde o pek mümkün değil tabii. Berdych'i rahat geçmişti Simon ama yazılıp çizilenlere göre Berdych'in sakatlığı söz konusuymuş. Zaten o maçta Simon'un 3-0 gibi net bir skorla rahat kazanması garipti. Federer için dolayısıyla yarı finale kadar büyük bir test söz konusu olmamış oldu. Bu arada, Halle'den bu yana devam eden 116 oyunluk servis oyunlarını kazanma serisi burada 2. sette Simon karşısında son buldu. Böylece rekor da 129 ile Ivo Karlovic de kaldı.
Djokovic, Cilic karşısında rahat kazandı. Üç sette de gerekli yerlerde vites yükseltti ve break'i bularak rahat bir galibiyete uzandı. Cilic de zaten yardımcı oldu. Bu sene iyi tenis oynamıyor. Burada da zorlanarak çeyrek finale kadar uzandı ki kendisi için bu bile iyi bir sonuç oldu bence.
Günün maçında Richard Gasquet, turnuvada oynadığı iyi tenisi ve yaptığı sükseyi Stan Wawrinka galibiyetiyle süslemiş oldu. Üst üste gelen Dimitrov ve Kyrgios galibiyetlerinde dikkat çeken nokta yaptığı savunmaydı. Birkaç fazla top çevirdi ve Dimitrov-Kyrgios gibi şutlarına giden oyuncuları bir noktadan sonra bozmayı başardı. Fiziksel olarak daha sağlam ve defans olarak daha sağlam bir Gasquet söz konusuydu. Wawrinka'nın da iyi olmadığı bir günde iyi top çeviren ve topu oyunda tutan rakibe karşı çok fazla basit hata yaptığı malum. Wawrinka, rakibinden 27 tane fazla winner vurmasına rağmen rakibinin iki katı basit hata yapınca o winner'ların pek bir anlamı kalmadı. Son sette 3-5'te çok iyi bir oyun oynayan Wawrinka devamını getiremeyince sürpriz şekilde Gasquet adını yarı finale yazdırdı.
Gasquet'nin yarı finale yükselmesi tabii Djokovic'i sevindirdi en çok. Wawrinka'dan kurtulup Gasquet'e düşmek... Bu maçı izleyen birisi "Djokovic zaten ikisini de yener" diyebilir ama eşleşme olarak o iş öyle değil. Wawrinka bugün oynadığı tenisten bağımsız Djokovic'i çok zorlayabilirdi. Gasquet ise bugünkü tenisinin çok daha üstüne çıksa bile eşleşme olarak Djokovic için lokum gibi kura. Yarı final için seç desen Djokovic eliyle bu kadar iyi bir kura seçemezdi açıkçası. Elbette, Murray ve Federer'e göre erken turlarda daha kötü kura çekmişti. Adalet bir anlamda yerini buldu da diyebiliriz.
Murray-Federer maçı için çok şey söylemeye gerek yok. Yazı tura gibi maç. Benim fikrim 51-49 Murray. Ama bu maçtan çıkacak kişi için fiziksel ve psikolojik olarak yıpranma fazlasıyla söz konusu olabilir. Diğer yanda Djokovic çok daha yıpranmadan adını finale yazdıracaktır bir mucize olmazsa, bu da Djokovic'in şansı...
Murray, Federer ve Cilic'in çeyrek final rakipleri kendilerini zorlayacak kalibrede rakipler değillerdi. Pospisil zaten çok şanslı bir kura sonucu, 5 setlik maçlar kazana kazana çeyrek finale gelmişti. Murray karşısında bu kadar iyi tenis oynamasını bile beklemiyordum. Hiç fena oynamadı ama set almaya bile yetmedi elbette.
Federer aynı anda diğer kortta yağmur sebebiyle birkaç kez kesintiye uğrayan maçta Simon'u 3 sette geçti. Simon genelde Federer'i zorlayan bir tenisçi ama çimde o pek mümkün değil tabii. Berdych'i rahat geçmişti Simon ama yazılıp çizilenlere göre Berdych'in sakatlığı söz konusuymuş. Zaten o maçta Simon'un 3-0 gibi net bir skorla rahat kazanması garipti. Federer için dolayısıyla yarı finale kadar büyük bir test söz konusu olmamış oldu. Bu arada, Halle'den bu yana devam eden 116 oyunluk servis oyunlarını kazanma serisi burada 2. sette Simon karşısında son buldu. Böylece rekor da 129 ile Ivo Karlovic de kaldı.
Djokovic, Cilic karşısında rahat kazandı. Üç sette de gerekli yerlerde vites yükseltti ve break'i bularak rahat bir galibiyete uzandı. Cilic de zaten yardımcı oldu. Bu sene iyi tenis oynamıyor. Burada da zorlanarak çeyrek finale kadar uzandı ki kendisi için bu bile iyi bir sonuç oldu bence.
Günün maçında Richard Gasquet, turnuvada oynadığı iyi tenisi ve yaptığı sükseyi Stan Wawrinka galibiyetiyle süslemiş oldu. Üst üste gelen Dimitrov ve Kyrgios galibiyetlerinde dikkat çeken nokta yaptığı savunmaydı. Birkaç fazla top çevirdi ve Dimitrov-Kyrgios gibi şutlarına giden oyuncuları bir noktadan sonra bozmayı başardı. Fiziksel olarak daha sağlam ve defans olarak daha sağlam bir Gasquet söz konusuydu. Wawrinka'nın da iyi olmadığı bir günde iyi top çeviren ve topu oyunda tutan rakibe karşı çok fazla basit hata yaptığı malum. Wawrinka, rakibinden 27 tane fazla winner vurmasına rağmen rakibinin iki katı basit hata yapınca o winner'ların pek bir anlamı kalmadı. Son sette 3-5'te çok iyi bir oyun oynayan Wawrinka devamını getiremeyince sürpriz şekilde Gasquet adını yarı finale yazdırdı.
Gasquet'nin yarı finale yükselmesi tabii Djokovic'i sevindirdi en çok. Wawrinka'dan kurtulup Gasquet'e düşmek... Bu maçı izleyen birisi "Djokovic zaten ikisini de yener" diyebilir ama eşleşme olarak o iş öyle değil. Wawrinka bugün oynadığı tenisten bağımsız Djokovic'i çok zorlayabilirdi. Gasquet ise bugünkü tenisinin çok daha üstüne çıksa bile eşleşme olarak Djokovic için lokum gibi kura. Yarı final için seç desen Djokovic eliyle bu kadar iyi bir kura seçemezdi açıkçası. Elbette, Murray ve Federer'e göre erken turlarda daha kötü kura çekmişti. Adalet bir anlamda yerini buldu da diyebiliriz.
Murray-Federer maçı için çok şey söylemeye gerek yok. Yazı tura gibi maç. Benim fikrim 51-49 Murray. Ama bu maçtan çıkacak kişi için fiziksel ve psikolojik olarak yıpranma fazlasıyla söz konusu olabilir. Diğer yanda Djokovic çok daha yıpranmadan adını finale yazdıracaktır bir mucize olmazsa, bu da Djokovic'in şansı...
Dimitrov'dan coach hamlesi
Baby Federer lakabının yanından bile geçemeyen ve oldu olacak diye diye 24 yaşını slam finali göremeden bitiren Grigor Dimitrov'un aşısı Roger Rasheed ile de tutmadı. Daha önce özellikle Fransız oyuncuları çalıştıran Rasheed, genelde çalıştırdığı oyuncuları daha defansif oynatan bir oyuncudur. Dimitrov'un istikrar, baseline'da savunma sıkıntısı göz önüne alındığında herkes başarılı bir hamle olacağını umuyordu ama olmadı. Ne istikrarlı, savunma yönünde gelişen bir Dimitrov gördük ne de o eski yaratıcılığından eser gördük Bulgar raketin.
Twitter adresinden de nihayet Rasheed ile ayrıldığını duyurmuş Wimbledon'a da erken veda ettikten sonra. Zaten geçen seneki yarı final puanları da düşünce sıralamada bir hayli gerileyecek.
Dimitrov: "Uzunca düşündükten sonra Roger ile olan çalışma ilişkimi bitirme kararı aldım. Birlikte pek çok şey başardık ve kendisine ileride başarılar diliyorum. Son birkaç yıldaki bütün çalışmaları ve bana olan katkıları için teşekkür ederim."
Twitter adresinden de nihayet Rasheed ile ayrıldığını duyurmuş Wimbledon'a da erken veda ettikten sonra. Zaten geçen seneki yarı final puanları da düşünce sıralamada bir hayli gerileyecek.
Dimitrov: "Uzunca düşündükten sonra Roger ile olan çalışma ilişkimi bitirme kararı aldım. Birlikte pek çok şey başardık ve kendisine ileride başarılar diliyorum. Son birkaç yıldaki bütün çalışmaları ve bana olan katkıları için teşekkür ederim."
Wimbledon 2015: Kadınlar Çeyrek Finalleri
Dün kadınlarda çeyrek final karşılaşmaları tamamlandı. Favoriler kazansa da güzel maçlar oldu ve iyi tenis izledik. Yarı final eşleşmeleri kağıt üstünde çok heyecan veriyor ayrıca çıkan sonuçlar neticesinde.
Sharapova, merkez kortun ilk maçında Amerikalı CoCo Vandeweghe karşısında epey zorlanmasına rağmen kazanmayı başardı. Sharapova oynadığı son 19 slam çeyrek finalinin 18'ini kazanmış. Ayrıca oynadığı son 10 slam çeyrek finali maçının da hepsini kazanmış. Bu açıdan gerçekten istikrarlı bir tablo çiziyor. Bugün en iyi tenisini oynamasa da, yine inatçılığı ve istikrarıyla bir yerden sonra (burada üçüncü setten sonra) alev alev yanan rakibinin ateşini söndürüp maçı kazanmayı başardı. Vandeweghe'nin oynadığı tenise ise şaşırmadım. Zaten çimde çok farklı bir oyuncu. Oyun tarzı itibariyle sert kortta dahi bu şekilde bir tenisi istikrarlı şekilde ortaya koyamayabilir ama Lisicki gibi Wimbledon'da ve çim kort turnuvalarında bir tehdit olacağına şüphe yok önümüzdeki yıllarda da.
Serena-Azarenka maçı merkez kortta bir başka güzel maç oldu. Aslında son Serena-Azarenka maçlarının da kopyası oldu bu maç. Serena zaten slow-starter, Azarenka da her zaman Serena'ya karşı kazanacağına 'gerçekten' inanarak korta çıkan nadir oyunculardan biri olduğu için güzel maçlar izliyoruz. İlk set Azarenka süper tenis oynayarak kazandı. İkinci set epey çekişmeli, iki tarafın da çok yüksek kalite tenis oynadığı bir set olarak kayıtlara geçti. Bu sette Azarenka epey tükendi zaten, son seti nispeten daha rahat alan Serena adını yarı finale yazdırdı.
Yarı finaldeki Serena-Sharapova eşleşmesi artık klasikleşti. 11 yıldır kazanamayan Sharapova, Serena'ya karşı son maçını burada 2004 Wimbledon finalinde kazanmıştı. Takvim slam'i yolunda son 9 maçı kalan Serena ise, yüz ifadelerinden ve odaklanmasından gördüğümüz kadarıyla hiç olmadığı kadar hırslı. Sharapova'nın da yine en iyi tenisini oynamadığını göz önüne alırsak, Serena bu sefer de klasiğini devam ettirir gibi görünüyor.
Diğer çeyrek finaller tablonun nispeten zayıf tarafındaydı. Radwanska, Keys karşısında servislerin etkili olduğu maçı üç sette kazanmayı başardı. Kariyerinin en kötü sezonlarından birini geçiren Polonyalı, üst üste 3. yarı finaline yükseldi oynadığı son 3 turnuvada. Bu yarı final derecelerinin hepsinin çimde gelmesi elbette tesadüf değil. Her ne kadar düz mantık tenis takipçilerine göre Radwanska'nın oyunu çime uygun olmasa da, elbette olay öyle değil. Normalde etkili olamayan düz, spinsiz vuruşlarından daha fazla winner çıkartıyor. Yine servisini çok daha etkili kullanıyor çimde. Klasikleşen junk ball'ları, el hassasiyetini kullanarak bulduğu lob'lar, drop shot'lar ve taktik tenisi çimde ona büyük avantaj sağlayan etkenler.
Diğer çeyrek final izleyemediğim tek çeyrek final oldu. Muguruza, sezonun flaş isimlerinden Bacsinszky'i iki sette mağlup ederek Radwanska'nın rakibi olmayı başardı. Radwanska-Muguruza yarı finali yakın geçmeye müsait bir maç. Muguruza, Keys'e oyun stili olarak çok benzer bir oyuncu. Radwanska'nın bir tur önce aynı tarz oyuncuyla karşılaşmış olması avantajına olacak ama doğrusu, Muguruza kalite olarak Keys'ten şu anda o tenisi bir seviye daha üstte oynuyor ve Radwanska'nın karşısında güç tenisi oynayıp da gününde olan bir oyuncu olunca şansı epey azalıyor. Radwanska'nın taktik olarak oyun anlayışı ve Muguruza'nın vuruşlarının etkinliği kilit olacak. Gününde olanın kazanacağı bir maç olur gibi. Burada bir avantaj varsa, buraları daha fazla oynamış ve halihazırda Wimbledon finali olan Radwanska'nın, kariyerinin ilk slam yarı finalini oynayacak Muguruza'ya karşı daha tecrübeli olan taraf olması diyebiliriz.
Serena-Radwanska finali, Serena şampiyonluğuyla birlikte turnuvaya dair tahminim bu arada...
Sharapova, merkez kortun ilk maçında Amerikalı CoCo Vandeweghe karşısında epey zorlanmasına rağmen kazanmayı başardı. Sharapova oynadığı son 19 slam çeyrek finalinin 18'ini kazanmış. Ayrıca oynadığı son 10 slam çeyrek finali maçının da hepsini kazanmış. Bu açıdan gerçekten istikrarlı bir tablo çiziyor. Bugün en iyi tenisini oynamasa da, yine inatçılığı ve istikrarıyla bir yerden sonra (burada üçüncü setten sonra) alev alev yanan rakibinin ateşini söndürüp maçı kazanmayı başardı. Vandeweghe'nin oynadığı tenise ise şaşırmadım. Zaten çimde çok farklı bir oyuncu. Oyun tarzı itibariyle sert kortta dahi bu şekilde bir tenisi istikrarlı şekilde ortaya koyamayabilir ama Lisicki gibi Wimbledon'da ve çim kort turnuvalarında bir tehdit olacağına şüphe yok önümüzdeki yıllarda da.
Serena-Azarenka maçı merkez kortta bir başka güzel maç oldu. Aslında son Serena-Azarenka maçlarının da kopyası oldu bu maç. Serena zaten slow-starter, Azarenka da her zaman Serena'ya karşı kazanacağına 'gerçekten' inanarak korta çıkan nadir oyunculardan biri olduğu için güzel maçlar izliyoruz. İlk set Azarenka süper tenis oynayarak kazandı. İkinci set epey çekişmeli, iki tarafın da çok yüksek kalite tenis oynadığı bir set olarak kayıtlara geçti. Bu sette Azarenka epey tükendi zaten, son seti nispeten daha rahat alan Serena adını yarı finale yazdırdı.
Yarı finaldeki Serena-Sharapova eşleşmesi artık klasikleşti. 11 yıldır kazanamayan Sharapova, Serena'ya karşı son maçını burada 2004 Wimbledon finalinde kazanmıştı. Takvim slam'i yolunda son 9 maçı kalan Serena ise, yüz ifadelerinden ve odaklanmasından gördüğümüz kadarıyla hiç olmadığı kadar hırslı. Sharapova'nın da yine en iyi tenisini oynamadığını göz önüne alırsak, Serena bu sefer de klasiğini devam ettirir gibi görünüyor.
Diğer çeyrek finaller tablonun nispeten zayıf tarafındaydı. Radwanska, Keys karşısında servislerin etkili olduğu maçı üç sette kazanmayı başardı. Kariyerinin en kötü sezonlarından birini geçiren Polonyalı, üst üste 3. yarı finaline yükseldi oynadığı son 3 turnuvada. Bu yarı final derecelerinin hepsinin çimde gelmesi elbette tesadüf değil. Her ne kadar düz mantık tenis takipçilerine göre Radwanska'nın oyunu çime uygun olmasa da, elbette olay öyle değil. Normalde etkili olamayan düz, spinsiz vuruşlarından daha fazla winner çıkartıyor. Yine servisini çok daha etkili kullanıyor çimde. Klasikleşen junk ball'ları, el hassasiyetini kullanarak bulduğu lob'lar, drop shot'lar ve taktik tenisi çimde ona büyük avantaj sağlayan etkenler.
Diğer çeyrek final izleyemediğim tek çeyrek final oldu. Muguruza, sezonun flaş isimlerinden Bacsinszky'i iki sette mağlup ederek Radwanska'nın rakibi olmayı başardı. Radwanska-Muguruza yarı finali yakın geçmeye müsait bir maç. Muguruza, Keys'e oyun stili olarak çok benzer bir oyuncu. Radwanska'nın bir tur önce aynı tarz oyuncuyla karşılaşmış olması avantajına olacak ama doğrusu, Muguruza kalite olarak Keys'ten şu anda o tenisi bir seviye daha üstte oynuyor ve Radwanska'nın karşısında güç tenisi oynayıp da gününde olan bir oyuncu olunca şansı epey azalıyor. Radwanska'nın taktik olarak oyun anlayışı ve Muguruza'nın vuruşlarının etkinliği kilit olacak. Gününde olanın kazanacağı bir maç olur gibi. Burada bir avantaj varsa, buraları daha fazla oynamış ve halihazırda Wimbledon finali olan Radwanska'nın, kariyerinin ilk slam yarı finalini oynayacak Muguruza'ya karşı daha tecrübeli olan taraf olması diyebiliriz.
Serena-Radwanska finali, Serena şampiyonluğuyla birlikte turnuvaya dair tahminim bu arada...
6 Temmuz 2015 Pazartesi
Wimbledon 2015: İkinci Haftaya Girerken
Wimbledon'da güzel bir ilk hafta geride kaldı. Beş setlik maç sayısı, Roland Garros'un toplamını yanılmıyorsam cuma gününden geride bıraktı. Son yılların klasiği haline gelen Rafael Nadal sürprizini yaşadık. Erkeklerde birkaç fire daha oldu ama şampiyonluk favorilerinde sıkıntı gözükmedi. Kadınlarda ise çarşı adeta karıştı.
Middle Sunday arasından sonra dopdolu bir Pazartesi gözüküyor Wimbledon'da. Hava durumunda da sıkıntı yok gibi. O yüzden güzel maçlar olacağı kesin. Hem kadınlarda hem de erkeklerde 16 maçın hepsi bugün oynanacak. Zaten Wimbledon'ın en güzel günü ikinci Pazartesi olur, o maç yoğunluğu içinde illa ki 2-3 tane kıran kırana geçen maç çıkar.
Kadınlarda zaten günün maçı (ki ben genel anlamda günün maçı) Williams kardeşlerin kapışması olacak. En son burada 2009 finalinde karşı karşıya gelmişler, Serena rahat bir maç oynayarak iki sette kazanmıştı. 2009-2013 arası hiç oynamadıktan sonra Charleston'da 2013 yılında Serena, ablasını dümdüz etmişti. Geçen yıl ise Montreal'de Venus üç sette kardeşini yenerek 6-7 yıl aradan sonra ilk galibiyetini almıştı küçük kardeşine karşı.
Serena dünya 1 numarası ve Venus çökmüş olabilir ama buradaki form durumları aksini söylüyor. Serena, 3.turda Heather Watson karşısında ringin köşesinde iplere fena halde sıkıştı ama her zamanki dirayeti ve kararlılığı yine ortaya çıktı ve artık bilmem kaçıncı kez o şampiyon karakterini ortaya koydu. Dikkat ettiğim nokta, son set 3-0 geriye düşen Serena (ki double break'ti, üstelik çimde bunu çevirmek ne kadar zor, herkes bilir) olmasına rağmen sosyal medyadaki tenis hesaplarında vs. hala Serena'nın bir şekilde geri döneceğine dair inanç vardı. Bir önceki postların yorum altında bir arkadaş uzun uzun Nadal analizi yapmış "neden böyle olduk?" der gibisinden, işte onun cevabı aslında bu. Eskiden Nadal da inanılmaz karadeliklere düşmesine rağmen o noktalarda içinden canavar çıkartır, geri dönerdi. Dönemese bile zorlardı, rakibini her zaman korkuturdu. Nadal şimdi set için servis atarken servis kırdıracak diye millet bekliyor. Ve kırdırıyor da. Aradaki farklardan birisi de bu. Serena da 34 yaşında genç değil. Nadal'ın 29 yaşında olması, fiziksel gücünün eskisi gibi olmaması bu noktada bence bahane değil. Elbette kadınlar ve erkekler tenisi çok farklı, dinamikleri falan filan elbette çok alakalı değil ama "you got my point!".
Venus-Serena istatistiklerine bakarken dikkatimi çekti, bir Twitter hesabı paylaşmış. Aktif oyuncular arasında Serena'yı 4 kereden fazla yenen tek oyuncu Venus. 11 defa yenmiş. Bu açıdan kardeşine karşı, bırakın son sette yakalayacağı double break avantajını, ilk seti aldığı anda ne kadar kendine güveneceği, oradan kolay kolay kopmayacağı aşikar. Zaten çok formda ve çok da iyi oynuyor. Çim açık ara en iyi zemini Venus'ün ve herkes biliyor ki, Venus ve Serena en iyi oyunlarını oynarsa Venus, Serena'ya tek bir zeminde yener, o da çimdir. O yüzden ben beklentilerin boşa çıkmayacağını düşünüyorum. Venus'ün kazanma şansı var. Serena, son yıllarda çimde (yine araya şampiyonluk sıkıştırmasına rağmen) kesinlikle ikna edici bir tenis oynamıyor. Favori ise elbette yine dünya 1 numarası olacak.
Diğer eşleşmeler arasında aman aman dikkat çeken maç var desek yalan söylemiş oluruz. Azarenka-Bencic belki ama bunların ikisi de çim kortçu değiller. Williams kardeşlerin galibiyle oynayacak buradan gelen. Ben burada kazananın çeyrek finalde Williams kardeşlerden herhangi birini elemesini çok zor görüyorum.
Bol sürpriz olduğu için sürpriz eşleşmeler de ortaya çıktı. Mesela Keys-Govortsova eşleşmesi. Govortsova sıradan bir top 100 oyuncusu olabilir ama çimde fazlasıyla etkili. Keys istikrarlı bir oyuncu olmadı hiçbir zaman. Bu maç sürprize açık olabilir.
Vandeweghe-Safarova bir başka sürpriz beklediğim maç. Safarova, Roland Garros finalinden sonra çimde iyi tenis oynamıyor. Zaten burası ona çok uygun sayılmaz. İyi servisi olan bir oyuncu olsa da Vandeweghe çok formda, kendine çok güveniyor ve çimde gerçekten o da farklı bir oyuncu. Buradan da çıkacak sürpriz sonuç, benim için sürpriz olmaz.
Sharapova ve Bacsinszky bence kolay galibiyetler alırlar. Wozniacki-Muguruza maçı çok belirsiz görünüyor ama farklı stillerin çarpışması. Çekişmeli maçtan ziyade ilk 3-4 oyundan sonra taktik olarak diğerini alt edenin nispeten kolay bir galibiyete ulaşacağını düşünüyorum.
Son olarak Radwanska-Jankovic... Çok kötü sezon geçiren Radwanska'ya piyango vurdu, artık bir şeyler yapması lazım. Son şampiyon Kvitova, ilk iki tur buldozer gibi giderken Jankovic'e olmayacak noktadan maç verdi, ki Jankovic berbat çimcidir. Radwanska da kötü sezonunun aksine çimde iyi oynadı. Kurası da açıldı. Kvitova ona çok ters geliyordu. Tablonun alt tarafının bana göre bir anda favorisi oldu. Sevdiğim oyunculardan Aga. Umarım bu fırsatı artık geri çevirmez ve finali görüp şu kötü sezonda moral bulabilir. (finalde ateş gibi yanan üst taraftan gelecek Williams'lar, Sharapova'lar karşısında öyle bir durumda şansı elbette çok az olacaktır)
Erkeklerde Nadal'ın şampiyonluk için tehdit olmadığı aşikar. O yüzden bana göre şampiyonluk favorilerinde sürpriz yok. Bir Kvitova elenmedi yani. Tablonun üst tarafında Djokovic, Tomic'ten sonra aynı tarz oyuncularla yoluna devam edecek. Bugün Anderson, çeyrekte büyük sürpriz olmazsa Cilic gelecek. Anderson zorluk çıkaramaz. Cilic de çok formda değil her ne kadar geçen sene Novak'ı geçen sene burada 5 sete götürse de. Djokovic için daha önce de dediğim gibi yarı final yolu çok açık. Tabii hakkını vermek lazım ki bu rahatlığı sağlayan kendisi. Hiçbir şekilde grand slam'lerde çeyrek finalden önce elenmeyeceğine inandırdı herkesi. Rakiplerde bile inanç falan bırakmadı makine.
Oranın altı biraz karışık. Wawrinka-Goffin ve Kyrgios-Gasquet eşleşmeleri var. Buradan lütfen Wawrinka-Kyrgios çıksın da tenise doyalım. Wawrinka zaten epey ağır basıyor ama Kyrgios-Gasquet maçı ortada. Gasquet'nin Wawa'yı tehdit edebileceğini hiç sanmam ama Kyrgios gelirse çok eğlenceli maç izleriz. İnşallah o gelir ama ne olacağına dair bir tahmin yapmak çok zor. Özellikle Kyrgios çok inişli çıkışlı bir oyuncu...
Tablonun alt tarafında Federer en rahat eşleşmeye sahip diyebiliriz. Bautista, çok çok iyi kura çekerek en kötü zemini çimde 4.tura geldi. Federer'in burada set kaybetmesi bile sürpriz olur. Zaten çok iyi olmasa da, iyi tenis oynuyor. Sürprize uğrayacak bir görüntü vermedi yani.
Federer'in rakibini belirleyecek Berdych-Simon maçı beş sete gideceğim diye bağırıyor. Simon maraton sever, Berdych de maç içi saçmalar. O yüzden bu maç her şeye açık. Berdych çok dominant gözükmedi. Simon da iyi çim sezonu geçirdi. Simon buradan sürpriz çıkartabilir, ki Federer de pusuda Simon için bekleyecektir. Berdych'e göre kesinlikle tercih edeceği bir rakip olur.
Murray ise turnuvanın en zor maçını oynayacak. Antrenman niteliğinde üç maç oynadı ki, bu maçı kazanması halinde çeyrek finalde de Troicki-Pospisil galibine karşı yine rahat bir maç onu bekleyecektir. O yüzden yarı finale kadar oynayacağı en zor maç olacak bu Karlovic'e karşı oynayacağı maç. Murray iyi returncü ve daha önce çimde de 4 sette mağlup etti Karlovic'i. Turnuvada iyi servislerle karşılaşmadığı için adapte olması zaman alabilir, set de bırakabilir tiebreak'te falan ama bir yerden sonra servisleri okuyup araya sıkıştıracağı iyi return'lerle maçı götürür gibi. Ama seyir zevki açısından set skorları yakın olacağı için iyi geçebilir bu maç, çekişme olabilir Karlovic'in iyi servis günü olursa. (sanki kötü servis attığı gün var da!)
Bir başka postta görüşmek üzere, tenisle kalın...
Middle Sunday arasından sonra dopdolu bir Pazartesi gözüküyor Wimbledon'da. Hava durumunda da sıkıntı yok gibi. O yüzden güzel maçlar olacağı kesin. Hem kadınlarda hem de erkeklerde 16 maçın hepsi bugün oynanacak. Zaten Wimbledon'ın en güzel günü ikinci Pazartesi olur, o maç yoğunluğu içinde illa ki 2-3 tane kıran kırana geçen maç çıkar.
Kadınlarda zaten günün maçı (ki ben genel anlamda günün maçı) Williams kardeşlerin kapışması olacak. En son burada 2009 finalinde karşı karşıya gelmişler, Serena rahat bir maç oynayarak iki sette kazanmıştı. 2009-2013 arası hiç oynamadıktan sonra Charleston'da 2013 yılında Serena, ablasını dümdüz etmişti. Geçen yıl ise Montreal'de Venus üç sette kardeşini yenerek 6-7 yıl aradan sonra ilk galibiyetini almıştı küçük kardeşine karşı.
Serena dünya 1 numarası ve Venus çökmüş olabilir ama buradaki form durumları aksini söylüyor. Serena, 3.turda Heather Watson karşısında ringin köşesinde iplere fena halde sıkıştı ama her zamanki dirayeti ve kararlılığı yine ortaya çıktı ve artık bilmem kaçıncı kez o şampiyon karakterini ortaya koydu. Dikkat ettiğim nokta, son set 3-0 geriye düşen Serena (ki double break'ti, üstelik çimde bunu çevirmek ne kadar zor, herkes bilir) olmasına rağmen sosyal medyadaki tenis hesaplarında vs. hala Serena'nın bir şekilde geri döneceğine dair inanç vardı. Bir önceki postların yorum altında bir arkadaş uzun uzun Nadal analizi yapmış "neden böyle olduk?" der gibisinden, işte onun cevabı aslında bu. Eskiden Nadal da inanılmaz karadeliklere düşmesine rağmen o noktalarda içinden canavar çıkartır, geri dönerdi. Dönemese bile zorlardı, rakibini her zaman korkuturdu. Nadal şimdi set için servis atarken servis kırdıracak diye millet bekliyor. Ve kırdırıyor da. Aradaki farklardan birisi de bu. Serena da 34 yaşında genç değil. Nadal'ın 29 yaşında olması, fiziksel gücünün eskisi gibi olmaması bu noktada bence bahane değil. Elbette kadınlar ve erkekler tenisi çok farklı, dinamikleri falan filan elbette çok alakalı değil ama "you got my point!".
Venus-Serena istatistiklerine bakarken dikkatimi çekti, bir Twitter hesabı paylaşmış. Aktif oyuncular arasında Serena'yı 4 kereden fazla yenen tek oyuncu Venus. 11 defa yenmiş. Bu açıdan kardeşine karşı, bırakın son sette yakalayacağı double break avantajını, ilk seti aldığı anda ne kadar kendine güveneceği, oradan kolay kolay kopmayacağı aşikar. Zaten çok formda ve çok da iyi oynuyor. Çim açık ara en iyi zemini Venus'ün ve herkes biliyor ki, Venus ve Serena en iyi oyunlarını oynarsa Venus, Serena'ya tek bir zeminde yener, o da çimdir. O yüzden ben beklentilerin boşa çıkmayacağını düşünüyorum. Venus'ün kazanma şansı var. Serena, son yıllarda çimde (yine araya şampiyonluk sıkıştırmasına rağmen) kesinlikle ikna edici bir tenis oynamıyor. Favori ise elbette yine dünya 1 numarası olacak.
Diğer eşleşmeler arasında aman aman dikkat çeken maç var desek yalan söylemiş oluruz. Azarenka-Bencic belki ama bunların ikisi de çim kortçu değiller. Williams kardeşlerin galibiyle oynayacak buradan gelen. Ben burada kazananın çeyrek finalde Williams kardeşlerden herhangi birini elemesini çok zor görüyorum.
Bol sürpriz olduğu için sürpriz eşleşmeler de ortaya çıktı. Mesela Keys-Govortsova eşleşmesi. Govortsova sıradan bir top 100 oyuncusu olabilir ama çimde fazlasıyla etkili. Keys istikrarlı bir oyuncu olmadı hiçbir zaman. Bu maç sürprize açık olabilir.
Vandeweghe-Safarova bir başka sürpriz beklediğim maç. Safarova, Roland Garros finalinden sonra çimde iyi tenis oynamıyor. Zaten burası ona çok uygun sayılmaz. İyi servisi olan bir oyuncu olsa da Vandeweghe çok formda, kendine çok güveniyor ve çimde gerçekten o da farklı bir oyuncu. Buradan da çıkacak sürpriz sonuç, benim için sürpriz olmaz.
Sharapova ve Bacsinszky bence kolay galibiyetler alırlar. Wozniacki-Muguruza maçı çok belirsiz görünüyor ama farklı stillerin çarpışması. Çekişmeli maçtan ziyade ilk 3-4 oyundan sonra taktik olarak diğerini alt edenin nispeten kolay bir galibiyete ulaşacağını düşünüyorum.
Son olarak Radwanska-Jankovic... Çok kötü sezon geçiren Radwanska'ya piyango vurdu, artık bir şeyler yapması lazım. Son şampiyon Kvitova, ilk iki tur buldozer gibi giderken Jankovic'e olmayacak noktadan maç verdi, ki Jankovic berbat çimcidir. Radwanska da kötü sezonunun aksine çimde iyi oynadı. Kurası da açıldı. Kvitova ona çok ters geliyordu. Tablonun alt tarafının bana göre bir anda favorisi oldu. Sevdiğim oyunculardan Aga. Umarım bu fırsatı artık geri çevirmez ve finali görüp şu kötü sezonda moral bulabilir. (finalde ateş gibi yanan üst taraftan gelecek Williams'lar, Sharapova'lar karşısında öyle bir durumda şansı elbette çok az olacaktır)
Erkeklerde Nadal'ın şampiyonluk için tehdit olmadığı aşikar. O yüzden bana göre şampiyonluk favorilerinde sürpriz yok. Bir Kvitova elenmedi yani. Tablonun üst tarafında Djokovic, Tomic'ten sonra aynı tarz oyuncularla yoluna devam edecek. Bugün Anderson, çeyrekte büyük sürpriz olmazsa Cilic gelecek. Anderson zorluk çıkaramaz. Cilic de çok formda değil her ne kadar geçen sene Novak'ı geçen sene burada 5 sete götürse de. Djokovic için daha önce de dediğim gibi yarı final yolu çok açık. Tabii hakkını vermek lazım ki bu rahatlığı sağlayan kendisi. Hiçbir şekilde grand slam'lerde çeyrek finalden önce elenmeyeceğine inandırdı herkesi. Rakiplerde bile inanç falan bırakmadı makine.
Oranın altı biraz karışık. Wawrinka-Goffin ve Kyrgios-Gasquet eşleşmeleri var. Buradan lütfen Wawrinka-Kyrgios çıksın da tenise doyalım. Wawrinka zaten epey ağır basıyor ama Kyrgios-Gasquet maçı ortada. Gasquet'nin Wawa'yı tehdit edebileceğini hiç sanmam ama Kyrgios gelirse çok eğlenceli maç izleriz. İnşallah o gelir ama ne olacağına dair bir tahmin yapmak çok zor. Özellikle Kyrgios çok inişli çıkışlı bir oyuncu...
Tablonun alt tarafında Federer en rahat eşleşmeye sahip diyebiliriz. Bautista, çok çok iyi kura çekerek en kötü zemini çimde 4.tura geldi. Federer'in burada set kaybetmesi bile sürpriz olur. Zaten çok iyi olmasa da, iyi tenis oynuyor. Sürprize uğrayacak bir görüntü vermedi yani.
Federer'in rakibini belirleyecek Berdych-Simon maçı beş sete gideceğim diye bağırıyor. Simon maraton sever, Berdych de maç içi saçmalar. O yüzden bu maç her şeye açık. Berdych çok dominant gözükmedi. Simon da iyi çim sezonu geçirdi. Simon buradan sürpriz çıkartabilir, ki Federer de pusuda Simon için bekleyecektir. Berdych'e göre kesinlikle tercih edeceği bir rakip olur.
Murray ise turnuvanın en zor maçını oynayacak. Antrenman niteliğinde üç maç oynadı ki, bu maçı kazanması halinde çeyrek finalde de Troicki-Pospisil galibine karşı yine rahat bir maç onu bekleyecektir. O yüzden yarı finale kadar oynayacağı en zor maç olacak bu Karlovic'e karşı oynayacağı maç. Murray iyi returncü ve daha önce çimde de 4 sette mağlup etti Karlovic'i. Turnuvada iyi servislerle karşılaşmadığı için adapte olması zaman alabilir, set de bırakabilir tiebreak'te falan ama bir yerden sonra servisleri okuyup araya sıkıştıracağı iyi return'lerle maçı götürür gibi. Ama seyir zevki açısından set skorları yakın olacağı için iyi geçebilir bu maç, çekişme olabilir Karlovic'in iyi servis günü olursa. (sanki kötü servis attığı gün var da!)
Bir başka postta görüşmek üzere, tenisle kalın...
2 Temmuz 2015 Perşembe
Wimbledon 2015: İlk 3 günde neler oldu?
Wimbledon başladı, Ramazan ayına denk gelmesi benim için maçları takip ettirmeyi zorlaştırıyor. Yarım yamalak izleyebiliyorum ama yine de Marsel İlhan ve top oyuncuların maçlarını kaçırmamaya çalışıyorum.
Güzel bir başlangıç oldu turnuvaya. Havanın da düzgün olması maçları hiç kesintiye uğratmadı. Zaten bu hafta hiç yağmur da gözükmüyor. İkinci haftadan sonra yağmur yağar mı yağmaz mı, çok da önemli değil merkez kortta çatı olduğu için. Elbette çatıyı istemeyecek bazı İspanyol raketler olabilir........ (oraya İspanyol raketler gelebilirse)
Marsel'den başlayalım o halde şöyle bir özet geçmeye. Bir alttaki kirpi'nin postunun yorumlarına göz atarken dikkatimi çekti. Bir okuyucumuz Janowicz'i sürpriz adaylarından biri olarak göstermiş. Şimdi görünce şöyle bir gülümseme yerleşti suratıma. Vallahi twitter'daki boş beleş işsizlerin dalgası falan hiç umurumda değil. Türk tenisindeki diğer oyuncuların başarılarını toplayıp 5 ile çarpın, Marsel'in yanına dahi yaklaşamaz. Bugün Anderson ile oynadığı maçı locadan izleyen Erhan Oral ve Mert Ertunga gibi eski Davis Kupası oyuncularımız belki de gençken hayal ettikleri şeye ulaşamasalar da en yakından yetiştirdikleri, destek oldukları oyuncuyu izleyip onun başarılarıyla mutlu olabiliyorlar. (evet, Türkiye için muazzam başarılı)
Marsel, ilk turda Janowicz'i mağlup etti çünkü return'leri muazzamdı. Heyecan yapmasa 3-0 ile daha da flaş geçecekti, 3-1 oldu. Zaten maçlara nokta koyma konusunda biraz tutukluğu var. 28 yaşında olmasına rağmen tecrübesiz olması ve bu alanda çıktığı maç sayısı 10 falan olması lazım. Bunu böyle kabulleneceğiz artık. Ama oynadığı tenis dört dörtlüktü. Daha önce de grand slam'lerde defalarca 2.tura çıktı ama bence Tommy Haas galibiyeti de dahil olmak üzere kariyerinin en iyi grand slam galibiyeti buydu. Zira Haas o zaman comeback'ten yeni dönmüş ve çok kötü bir haldeydi. Ayrıca 2011 Roland Garros'tan sonraki en iyi performansıydı. Orada da ikinci turda Garcia Lopez'e çok acı elenmişti iyi oynarken, burada da Anderson karşısında aynısı oldu.
Anderson'a karşı neden olmadı peki? Elbette return'den dolayı. 4 set süren maçta 34 ace yiyip bir kez dahi servis kırma puanı göremiyor, hatta berabere bile göremiyorsan yenilmen kaçınılmaz aslında. İkinci sette 6-3'lük avantajı harcayıp maçı kaybettikten sonra "2-0 olsaydı, o fırsat kaçmasaydı..." diye içimden geçti ama üzerinden biraz zaman geçtikten sonra bakıyorum da, Anderson ciddi bir çöküş yaşamadığı halde Marsel'in şansı hala çok değildi. Çünkü return namına maalesef çok kötüydü ve Anderson çift hatalarla ikramlar verdi Marsel'e. Yine de o fırsatı değerlendirip 2-0 yapmalıydı, bir daha gelir mi bu fırsat bilinmez ama ne olursa olsun çok güzel bir turnuva geçirdi Marsel. Özellikle çimde 3 maçta set alamadan Wimbledon'a gelip Janowicz'i ezmesi ve Anderson'a kafa tutması büyük sürprizdi. Toprak sezonunu çok daha iyi geçirmiş ama beklentilerin olduğu İstanbul ve RG'de (orada kura etkili tabii, şampiyona yenildi, boru değil!) maç kazanamamıştı. Roland Garros'ta iyi kura çekse orada da maç kazanırdı, buna eminim. Orada alamadığı galibiyet Wimbledon'da gelmiş oldu. Ama Marsel'in favori grand slam'i US Open, bunu biliyorum. Asıl orada güzel bir kurayla 3.turu görmesi en büyük temennim. Yeter ki seribaşılar arasında şöyle 20-32 arası birini çeksin ve önü açılsın artık. Bu sene cidden kötü kuralar çekti hep.
Marsel konuşması uzun oldu ama uzun süredir yazmayınca acısı anca çıktı. Turnuvanın asıl ağır toplarına geçme vakti...
Djokovic'in herkes RG'deki hayal kırıklığı olan finalden sonra mental olarak Wimbledon'a hazır olmamasını bekliyordu ama ben açıkçası aynı fikirde değildim. Oynadığı ilk iki maçla da bunu gösterdi. Bu kadar can yakıcı olmasa da son senelerde direkten hep döndü Djokovic aslında Roland Garros'ta. Ama o zaman bile en kötü finale çıkmasını bildi Wimbledon'da. E kurada da Murray yerine Wawrinka çekince final şansı daha fazla oldu bence. Wawrinka onu her ne kadar RG finalinde alt etmiş olsa da, Wimbledon'da Murray'e göre tercih edeceği bir rakip olur kesinlikle.
3.turda Tomic, 4.turda Anderson, çeyrekte Isner-Cilic galibi gözüküyor Djokovic için. İyi servisçiler ama Tomic, Anderson ve Isner'in zorlama ihtimalini görmüyorum. Isner zaten iyi bir çimci değil. Burada iki maçı da 3-0 ile rahat almış, izleyemedim ama sert kortta bile bu sene set vermeden iki kere yendi Isner'i, burada da çok şansı olmaz. Cilic burada en sert rakip gözüküyor. Geçen sene Djokovic'i 5 sete götürmüştü ama o da bugün merkez kortta elemelerden gelen Berankis'e karşı 5 sette kazandı ve son set 5-5'te 2 tane servis kırma puanı kurtardı ki ben ona maç puanı diyorum. Yani tenis seviyesi sorunlu. Yine de Isner'ı geçerse Djokovic'e daha zor bir rakip olur. Ama bu isimler Djokovic'i turnuvanın dışına itebilir mi? Çok büyük sürpriz olur nazarımda. Yarı finale kadar yine bana göre Djokovic banko.
Wawrinka cidden süper bir kura çekti. İlk iki turda oynadığı isimlere gel: Sousa ve Estrella! İlk turlarda genelde Wawrinka zorlanır. Bu yüzden burada gelen iyi kura onu çok rahatlatmıştır, buna eminim. 3.turda Verdasco ile oynayacak. Verdasco dengesizdir, ne yapacağı belli olmaz ama burada iki tane 5 setlik maç kazandı. Wawrinka'ya nefesi kaldığını sanmıyorum. Servisi de büyük bir silah olmadığı için Wawrinka bir şekilde bu engeli de atlatır. 4.turda da Goffin ya da Baghdatis yine aynı tip oyuncu. Kötü servis, iyi baseline. Wawrinka için burada da sorun çıkacağını sanmıyorum. Baghdatis iyi çim sezonu geçirdi ama gelmiş artık 30'una, 2006'daki gibi efsanevi bir tenis beklememek lazım. Dolayısıyla Stan'ın da çeyreğe kadar yolu ballı lokma. Çeyrek finalde zorlanabilir işte. Kyrgios, Raonic, Dimitrov... Anam bu nasıl çeyrek! Dimitrov-Gasquet ve Raonic-Kyrgios eşleşmeleri var. Bunlar birbirini yerler. Gasquet dışında hepsinin de Stan'e karşı şansı olur. Zaten Gasquet de buradan çıkamaz. (büyük konuştum, hayırlısı) Dimitrov burada epey şanslı. Geçen seneki formunu tutarsa çeyrek finale gelip orada Wawrinka ile kafa kafaya oynamasına şaşırmam. İlk iki turu da güzel geçti zaten.
Federer güzel kura çekmiş bak. İlk turda Dzumhur maçını izlemeye değer bulmadım. Zaten ilgiye değer bir şey de olmamış. Yarın ikinci turda Querrey maçı eğlenceli geçebilir. Querrey iyi gününde olup iyi servis atar da bir de üzerine clutch puanları iyi oynarsa (kıyamet kopacak) 1 set alır, 3-1 kaybeder. Diğer her türlü halde 3-0 işte. Ama bundan ziyade Federer'in seviyesini görebilmek için güzel bir maç olur. 3.turda Groth-Duckworth maçı yine ziyan bir maç. Querrey maçından kolay geçmesi muhtemel. Yani 4.tura kadar Federer 3.viteste gelir en fazla. 4.turda Feliciano gelebilir. İyi çimci falan ama Federer'e de hiç ters gelmiyor ki. Uzun lafın kısası Federer de Djokovic gibi çeyreğe banko gelecek gibi. Halle'de de zaten ilk tur hariç iyi oynamıştı. Çeyrek final rakiplerinde ise Berdych dışında kimse onu zorlayamaz. Berdych de Mahut, Rosol gibi tehlikeli tiplerle karşı karşıya gelecek. Onun da çeyreğe gelmesi kesin değil. Eğer Berdych de gelemezse yaz zaten Fedo'yu yarıya. Berdych gelirse güzel maç olur.
Son üç senede Rosoldarciskyrgiosaelenenadam'ı sona bıraktım. Bu sene zaten.... Neyse ya, geriye dönmeyelim. Yoksa 10 paragraf yazarız herhalde. Stuttgart'ta turnuva kazandı da Queens'te yine Dolgopolov karşısında patatese dönüp 4-2'den final seti verdi. İlk turda Bellucci'yi rahat geçti ama servisleri falan kötüydü, ne bileyim çok da umut vermedi işte. 2.turda Dustin Brown tehlikeli rakip ama Wimbledon, Halle'ye benzemez. Rosol-Darcis-Kyrgios gerçeği olsa da Dustin baseline'da Rafa'ya karşı hiçbir şey üretemez ve bir yerde kırılır gibime geliyor. Sonra 3.turda Troicki zor rakip olur. Stuttgart'ta rahat yendi ama Troicki iyi servisçi, Rafa'yı zorlayabilir iyi gününde. Buraları atlatırsa 4.turda kaybetmemesi lazım artık herhalde. Gelecek en iyi rakip Fognini işte. Gidip Fognini'ye bu sene 3.kez kaybederse tenisi cidden bıraksın. Üstelik çimde.
Öte yanda Murray'nin kurası da güzel. O da çeyrek finale kadar gelecek gibi. Çeyrek finalde Murray-Nadal eşleşmesi olursa Nadal'a %10 şans veriyorum.
Tahminim:
Yarı finaller: Djokovic-Wawrinka / Murray-Federer
Final: Djokovic-Murray
Şampiyon: Murray
Saat olmuş 1.30 bu arada, sahur vakti yaklaşıyor ve eşşşek gibi uzun da bir post oldu afedersiniz. Kadınlara değinecek hal kalmadı, onu da başka zaman yazarız artık. (kadınlar kısmını çok takmadığımı çaktırmadım dimi? Çok çakmadınız dimi?)
Güzel bir başlangıç oldu turnuvaya. Havanın da düzgün olması maçları hiç kesintiye uğratmadı. Zaten bu hafta hiç yağmur da gözükmüyor. İkinci haftadan sonra yağmur yağar mı yağmaz mı, çok da önemli değil merkez kortta çatı olduğu için. Elbette çatıyı istemeyecek bazı İspanyol raketler olabilir........ (oraya İspanyol raketler gelebilirse)
Marsel'den başlayalım o halde şöyle bir özet geçmeye. Bir alttaki kirpi'nin postunun yorumlarına göz atarken dikkatimi çekti. Bir okuyucumuz Janowicz'i sürpriz adaylarından biri olarak göstermiş. Şimdi görünce şöyle bir gülümseme yerleşti suratıma. Vallahi twitter'daki boş beleş işsizlerin dalgası falan hiç umurumda değil. Türk tenisindeki diğer oyuncuların başarılarını toplayıp 5 ile çarpın, Marsel'in yanına dahi yaklaşamaz. Bugün Anderson ile oynadığı maçı locadan izleyen Erhan Oral ve Mert Ertunga gibi eski Davis Kupası oyuncularımız belki de gençken hayal ettikleri şeye ulaşamasalar da en yakından yetiştirdikleri, destek oldukları oyuncuyu izleyip onun başarılarıyla mutlu olabiliyorlar. (evet, Türkiye için muazzam başarılı)
Marsel, ilk turda Janowicz'i mağlup etti çünkü return'leri muazzamdı. Heyecan yapmasa 3-0 ile daha da flaş geçecekti, 3-1 oldu. Zaten maçlara nokta koyma konusunda biraz tutukluğu var. 28 yaşında olmasına rağmen tecrübesiz olması ve bu alanda çıktığı maç sayısı 10 falan olması lazım. Bunu böyle kabulleneceğiz artık. Ama oynadığı tenis dört dörtlüktü. Daha önce de grand slam'lerde defalarca 2.tura çıktı ama bence Tommy Haas galibiyeti de dahil olmak üzere kariyerinin en iyi grand slam galibiyeti buydu. Zira Haas o zaman comeback'ten yeni dönmüş ve çok kötü bir haldeydi. Ayrıca 2011 Roland Garros'tan sonraki en iyi performansıydı. Orada da ikinci turda Garcia Lopez'e çok acı elenmişti iyi oynarken, burada da Anderson karşısında aynısı oldu.
Anderson'a karşı neden olmadı peki? Elbette return'den dolayı. 4 set süren maçta 34 ace yiyip bir kez dahi servis kırma puanı göremiyor, hatta berabere bile göremiyorsan yenilmen kaçınılmaz aslında. İkinci sette 6-3'lük avantajı harcayıp maçı kaybettikten sonra "2-0 olsaydı, o fırsat kaçmasaydı..." diye içimden geçti ama üzerinden biraz zaman geçtikten sonra bakıyorum da, Anderson ciddi bir çöküş yaşamadığı halde Marsel'in şansı hala çok değildi. Çünkü return namına maalesef çok kötüydü ve Anderson çift hatalarla ikramlar verdi Marsel'e. Yine de o fırsatı değerlendirip 2-0 yapmalıydı, bir daha gelir mi bu fırsat bilinmez ama ne olursa olsun çok güzel bir turnuva geçirdi Marsel. Özellikle çimde 3 maçta set alamadan Wimbledon'a gelip Janowicz'i ezmesi ve Anderson'a kafa tutması büyük sürprizdi. Toprak sezonunu çok daha iyi geçirmiş ama beklentilerin olduğu İstanbul ve RG'de (orada kura etkili tabii, şampiyona yenildi, boru değil!) maç kazanamamıştı. Roland Garros'ta iyi kura çekse orada da maç kazanırdı, buna eminim. Orada alamadığı galibiyet Wimbledon'da gelmiş oldu. Ama Marsel'in favori grand slam'i US Open, bunu biliyorum. Asıl orada güzel bir kurayla 3.turu görmesi en büyük temennim. Yeter ki seribaşılar arasında şöyle 20-32 arası birini çeksin ve önü açılsın artık. Bu sene cidden kötü kuralar çekti hep.
Marsel konuşması uzun oldu ama uzun süredir yazmayınca acısı anca çıktı. Turnuvanın asıl ağır toplarına geçme vakti...
Djokovic'in herkes RG'deki hayal kırıklığı olan finalden sonra mental olarak Wimbledon'a hazır olmamasını bekliyordu ama ben açıkçası aynı fikirde değildim. Oynadığı ilk iki maçla da bunu gösterdi. Bu kadar can yakıcı olmasa da son senelerde direkten hep döndü Djokovic aslında Roland Garros'ta. Ama o zaman bile en kötü finale çıkmasını bildi Wimbledon'da. E kurada da Murray yerine Wawrinka çekince final şansı daha fazla oldu bence. Wawrinka onu her ne kadar RG finalinde alt etmiş olsa da, Wimbledon'da Murray'e göre tercih edeceği bir rakip olur kesinlikle.
3.turda Tomic, 4.turda Anderson, çeyrekte Isner-Cilic galibi gözüküyor Djokovic için. İyi servisçiler ama Tomic, Anderson ve Isner'in zorlama ihtimalini görmüyorum. Isner zaten iyi bir çimci değil. Burada iki maçı da 3-0 ile rahat almış, izleyemedim ama sert kortta bile bu sene set vermeden iki kere yendi Isner'i, burada da çok şansı olmaz. Cilic burada en sert rakip gözüküyor. Geçen sene Djokovic'i 5 sete götürmüştü ama o da bugün merkez kortta elemelerden gelen Berankis'e karşı 5 sette kazandı ve son set 5-5'te 2 tane servis kırma puanı kurtardı ki ben ona maç puanı diyorum. Yani tenis seviyesi sorunlu. Yine de Isner'ı geçerse Djokovic'e daha zor bir rakip olur. Ama bu isimler Djokovic'i turnuvanın dışına itebilir mi? Çok büyük sürpriz olur nazarımda. Yarı finale kadar yine bana göre Djokovic banko.
Wawrinka cidden süper bir kura çekti. İlk iki turda oynadığı isimlere gel: Sousa ve Estrella! İlk turlarda genelde Wawrinka zorlanır. Bu yüzden burada gelen iyi kura onu çok rahatlatmıştır, buna eminim. 3.turda Verdasco ile oynayacak. Verdasco dengesizdir, ne yapacağı belli olmaz ama burada iki tane 5 setlik maç kazandı. Wawrinka'ya nefesi kaldığını sanmıyorum. Servisi de büyük bir silah olmadığı için Wawrinka bir şekilde bu engeli de atlatır. 4.turda da Goffin ya da Baghdatis yine aynı tip oyuncu. Kötü servis, iyi baseline. Wawrinka için burada da sorun çıkacağını sanmıyorum. Baghdatis iyi çim sezonu geçirdi ama gelmiş artık 30'una, 2006'daki gibi efsanevi bir tenis beklememek lazım. Dolayısıyla Stan'ın da çeyreğe kadar yolu ballı lokma. Çeyrek finalde zorlanabilir işte. Kyrgios, Raonic, Dimitrov... Anam bu nasıl çeyrek! Dimitrov-Gasquet ve Raonic-Kyrgios eşleşmeleri var. Bunlar birbirini yerler. Gasquet dışında hepsinin de Stan'e karşı şansı olur. Zaten Gasquet de buradan çıkamaz. (büyük konuştum, hayırlısı) Dimitrov burada epey şanslı. Geçen seneki formunu tutarsa çeyrek finale gelip orada Wawrinka ile kafa kafaya oynamasına şaşırmam. İlk iki turu da güzel geçti zaten.
Federer güzel kura çekmiş bak. İlk turda Dzumhur maçını izlemeye değer bulmadım. Zaten ilgiye değer bir şey de olmamış. Yarın ikinci turda Querrey maçı eğlenceli geçebilir. Querrey iyi gününde olup iyi servis atar da bir de üzerine clutch puanları iyi oynarsa (kıyamet kopacak) 1 set alır, 3-1 kaybeder. Diğer her türlü halde 3-0 işte. Ama bundan ziyade Federer'in seviyesini görebilmek için güzel bir maç olur. 3.turda Groth-Duckworth maçı yine ziyan bir maç. Querrey maçından kolay geçmesi muhtemel. Yani 4.tura kadar Federer 3.viteste gelir en fazla. 4.turda Feliciano gelebilir. İyi çimci falan ama Federer'e de hiç ters gelmiyor ki. Uzun lafın kısası Federer de Djokovic gibi çeyreğe banko gelecek gibi. Halle'de de zaten ilk tur hariç iyi oynamıştı. Çeyrek final rakiplerinde ise Berdych dışında kimse onu zorlayamaz. Berdych de Mahut, Rosol gibi tehlikeli tiplerle karşı karşıya gelecek. Onun da çeyreğe gelmesi kesin değil. Eğer Berdych de gelemezse yaz zaten Fedo'yu yarıya. Berdych gelirse güzel maç olur.
Son üç senede Rosoldarciskyrgiosaelenenadam'ı sona bıraktım. Bu sene zaten.... Neyse ya, geriye dönmeyelim. Yoksa 10 paragraf yazarız herhalde. Stuttgart'ta turnuva kazandı da Queens'te yine Dolgopolov karşısında patatese dönüp 4-2'den final seti verdi. İlk turda Bellucci'yi rahat geçti ama servisleri falan kötüydü, ne bileyim çok da umut vermedi işte. 2.turda Dustin Brown tehlikeli rakip ama Wimbledon, Halle'ye benzemez. Rosol-Darcis-Kyrgios gerçeği olsa da Dustin baseline'da Rafa'ya karşı hiçbir şey üretemez ve bir yerde kırılır gibime geliyor. Sonra 3.turda Troicki zor rakip olur. Stuttgart'ta rahat yendi ama Troicki iyi servisçi, Rafa'yı zorlayabilir iyi gününde. Buraları atlatırsa 4.turda kaybetmemesi lazım artık herhalde. Gelecek en iyi rakip Fognini işte. Gidip Fognini'ye bu sene 3.kez kaybederse tenisi cidden bıraksın. Üstelik çimde.
Öte yanda Murray'nin kurası da güzel. O da çeyrek finale kadar gelecek gibi. Çeyrek finalde Murray-Nadal eşleşmesi olursa Nadal'a %10 şans veriyorum.
Tahminim:
Yarı finaller: Djokovic-Wawrinka / Murray-Federer
Final: Djokovic-Murray
Şampiyon: Murray
Saat olmuş 1.30 bu arada, sahur vakti yaklaşıyor ve eşşşek gibi uzun da bir post oldu afedersiniz. Kadınlara değinecek hal kalmadı, onu da başka zaman yazarız artık. (kadınlar kısmını çok takmadığımı çaktırmadım dimi? Çok çakmadınız dimi?)
19 Şubat 2015 Perşembe
Rio Open
Avustralya Açık'ta rezil bir maç sonucunda Berdych'e yenilen Nadal, bu hafta Rio'da geri döndü. 500 puanlık bir toprak turnuvası hem puan toplaması hem de form tutması adına iyi bir seçim. 2 yıl önce comeback yaptığında da Vina del Mar - Rio - Buenos Aires gibi bir üçleme yapmıştı ve o sırada form yakalamıştı.
Dün Bellucci ile oynadı. İzleyemedim ama 2 sette kazanmasına rağmen özellikle ilk sette hiç tatmin edici bir performans ortaya koyamamış Rafa. Bu gece de 00.30'da vatandaşı Carreno Busta ile oynayacak. Bellucci'den hallice bir rakip, Rafa'yı zorlayacağını sanmam ama Rafa'nın oyununu görebilmek için izlenecek bir maç. Bu gece oturup izlerim herhalde uykuma mağlup olmayarak!
Turnuva zayıf turnuva demiştik. 2 numara Ferrer. Onun dışında vasat toprakçı dolu. Büyük sürpriz olmazsa Nadal-Ferrer finali izleriz ve şu form durumlarında Ferrer'in kazanması da hiç şaşırtmaz.
Maçları Sports TV yayınlıyor bu arada, oradan izleyebilirsiniz.
Dün Bellucci ile oynadı. İzleyemedim ama 2 sette kazanmasına rağmen özellikle ilk sette hiç tatmin edici bir performans ortaya koyamamış Rafa. Bu gece de 00.30'da vatandaşı Carreno Busta ile oynayacak. Bellucci'den hallice bir rakip, Rafa'yı zorlayacağını sanmam ama Rafa'nın oyununu görebilmek için izlenecek bir maç. Bu gece oturup izlerim herhalde uykuma mağlup olmayarak!
Turnuva zayıf turnuva demiştik. 2 numara Ferrer. Onun dışında vasat toprakçı dolu. Büyük sürpriz olmazsa Nadal-Ferrer finali izleriz ve şu form durumlarında Ferrer'in kazanması da hiç şaşırtmaz.
Maçları Sports TV yayınlıyor bu arada, oradan izleyebilirsiniz.
14 Nisan 2014 Pazartesi
Preview: Monte Carlo Masters
Monte Carlo'da toprak kortun en prestijli turnuvalarından biri (yazara göre RG'den sonra en prestijlisi) bugün itibariyle başladı. Birkaç tane ilk tur maçı oynandı ama resmen yarın sabah saatlerinde başlayacak. Televizyon yayını vs. de pazartesi günü başlıyor zaten.
Önce kurayı verelim:
http://www.atpworldtour.com/Share/Event-Draws.aspx?Year=2014&EventId=410&Draw=ms
1 numara Nadal, 2 numara Djokovic, açık ara final için en büyük favoriler. Geçen sene de finalde karşılaşmışlardı. Djokovic iki sette rahat kazanmıştı. Djokovic'in belki de toprakta kariyerindeki en iyi maçlardan biriydi o maç. Nadal da tam formunu henüz bulamamıştı. Zaten sonrasında toplanan Nadal, toprak kort sezonunu süpürmüştü.
Nadal'ın kurası kolay. Bunu söylemek lazım. 2. turda Simon, 3. turda Youzhny çektiği seribaşı raketler ki, ikisi de o kadar formsuz ki muhtemelen seribaşı olmayan raketlerle bile karşılaşacak. Mesela 3. turda Andujar ihtimali var. Nadal'ı Sao Paolo'da baya terletmişti. O da gerçi Indian Wells sonrası hafif bir sakatlık yaşadı ama topraktaki yetkinliğini göz ardı edemeyiz. Yine de Nadal'ın işi çeyrek finale kadar zor gözükmüyor.
Çeyrek finalde ise Ferrer ve Dimitrov ihtimaller arasında. İkisi de kazanamasa bile geçen sezon toprakta Nadal'ı çok terletmişlerdi. Ama ikisi de, ki özellikle de Ferrer, çok formda sayılmaz. Nadal'ın yarısına ise Federer yerine Wawrinka düştü. Federer formda ama Nadal'a toprakta zaafiyeti malum. Wawrinka ise bu sene AO'da Nadal'ı yendi ama onun da form durumu soru işareti. Kısacası, Nadal'ın final yolunun açık olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Antrenmanlardan gelen bilgilere göre de, Nadal epey iyi görünüyormuş. Zaten bu toprak sezonunda Djokovic'e avlanmak istemiyorsa Miami finalindeki tenisinin üstüne fazlaca bir şeyler koymalı.
Djokovic biraz daha sıkı rakiplere karşı mücadele edebilir. 2. turda Paire, 3. turda Monfils olası rakipleri. Paire sakatlıktan yeni çıktı, Monfils de daha geçen hafta Casablanca'dan sakatım diyerek çekilmişti. Burada aslında Djokovic'e pek tehdit oluşturabilecekleri bir durum yok. Ama çeyrekte sıkı bir rakip gelebilir Novak'a. Çok yüksek ihtimalle Dolgopolov ya da Berdych gelecek. Berdych geçen sene Roma'da Djokovic'i mağlup etmişti. Dolgo'nun über bir formda olduğunu ise söylemeye gerek duymuyorum. Bugün de ilk turda Gulbis'i sadece 6 oyun vererek mağlup etti.
Djokovic'in yarısında Federer var ve o da en azından çeyreğe kadar gelme konusunda şanslı gözüküyor. 2. turda Stepanek, 3. turda Janowicz toprak için ideal rakipler olarak gözüküyorlar. Hele Janowicz'in formsuzluğu ve oradan gelebilecek sürpriz bir rakibin olma ihtimali de göz önüne alınırsa... Çeyrek finalde ise çetin ceviz rakipler gelebilir. Fognini var, Bautista-Agut var, Tsonga var... Burada Tsonga yüksek numaralı seribaşı ama olası eşleşmede Fognini'nin favori olacağına şüphe yok. Fognini, formunu devam ettirirse bir sürpriz yaparak yarı finale yürüyebilir. İlk 4'ten birini yenecekse bu Nadal-Djokovic'ten ziyade Wawrinka ya da Federer olmaya daha yakın. Ama ne kadar formda olsa da dengesizliği de malum, bakarız yarın çıkar ilk turda Sousa'ya kaybeder. Bunlar tenisin içinde var sevgili Şansal!
Toprak kort sezonunun en müthiş manzaralı, en tarihi büyük ve en "gerçek" toprak turnuvası start alıyor. Toprak sezonunun başlangıcını simgeleyen Monte Carlo'da bütün tenisseverlere iyi seyirler!
13 Nisan 2014 Pazar
MM Finalleri
Hemen "MM" ne ola ki diye soracaklara açıklayalım. ATP'de 250'lik, WTA'de International turnuvalar için fanlar "Mickey Mouse" turnuvaları, yani MM turnuvaları diyorlar. Ufak, takvimde slam-masters-premier turnuvaların arasına sıkışmış bu turnuvaların biraz da aşağılama soslu tanımı aslında.
Bu hafta ATP ve WTA'de ikişer tane böyle turnuvamız var.
ATP'de Kazablanka'da Marcel Granollers, finalde Guillermo Garcia-Lopez ile oynuyor. İspanyol finali yani. Zaten çeyrek finalin yarısı İspanyol, yarı finalin de %75'i İspanyol'du. Marcel, finale kadar Ramos, Carreno-Busta ve Delbonis'i mağlup etti. Böyle bir turnuva için fena rakipler sayılmaz. Garcia-Lopez de Kukushkin, Berlocq, Paire ve Carballes Baena'yı geçti. Tek set verdiği maç kağıt üstündeki en kolay maçı Carballes'e karşı olandı. Carballes, dünya 273 numarası ve buraya elemelerden geldi ama epey zorladı GGL'yi. Finalde Marcel, daha istikrarlı oyunu ve servis avantajıyla bir adım önde bence.
Houston'da da İspanyol finali! Toprağın geldiği ne kadar belli, vay anasını... dedirten bir tablo. Burada biraz daha sağlam isimler var. Almagro-Verdasco oynayacak. Verdasco, Giraldo'yu yendi. Almagro, Querrey'in çekilmesiyle yarı final oynamadan finale çıktı. Querrey, Miami'deki Berdych ve Nishikori'nin çekilmelerine özendi galiba... Burada Verdasco daha iyi testlere tabi tutulurken Almagro, Russell ve Sock gibi topraktan habersiz iki vasat Amerikalı ile oynadı. Verdasco bugün Giraldo'ya karşı iyi de oynadı. Yarım adım önde gözüküyor finalde.
WTA'deki finallerde İspanyol yok korkmayın. Hem zaten Katowice'deki turnuva sertte. Hem de öyle böyle sert değil, turun en hızlı sertlerinden birini yapmış Leh kardeşlerimiz ama yine Radwanska'ya yaranamadılar. Aga, yarı finalde ilk setini 6-0 aldığı maçta, kendi seyircisi önünde Cornet'e 3 sette mağlup oldu. Final setinde de 3-0 önde ve 4-0 için break point yakalamıştı. Cornet'in finaldeki rakibi İspanyol Suarez Navarro'yu yenen İtalyan Giorgi oldu. Giorgi inanılmaz yükselişte. Öyle bir tenis oynuyor ki, babasını bile deli yaptı. Çok agresif, saldırgan, sağlı sollu winner'lar atan, İtalyanlardan hiç alışık olmadığımız bir tarzda... Sharapova galibiyetini hatırlayanlar olacaktır zaten. Cornet de inatçının hası oldu ama, o da formda. Sıkı bir final bizi bekliyor. Eğer Giorgi ilk finalin stresine girmeyip tenisini oynarsa, kalitesiyle öne çıkabilir.
Bogota'da ise toprak turnuvası var. 1 numara Jankovic, zorlanmadan finale kadar geldi. Finalde rakibi genç Fransız Caroline Garcia oldu. Birkaç sene önce RG'de Sharapova'yı baya dövmüştü, sonra ortalardan kaybolmuştu. Yavaş yavaş çıkışını yapacak galiba o da. Miami'de Serena ile başa baş oynamıştı, burada da sadece 1 set kaybederek finale kadar geldi. Jankovic favori ama dengesizliği ve Garcia'nın büyük isimleri zorladığı düşünülürse 3 sete gidebilir derim.
Dolu dolu bir gün olacak... Euroleague'de de Türk finalini göz önüne alırsak pazar günü yine spor işi olacak...
2 Mart 2014 Pazar
İşte Premier Lig Bu!
Gösteri maçlarına zaten alışmıştık ama artık iş bambaşka bir boyuta geçti. Bhupathi geçen sene konuşurken çok ciddiye almamıştık ama görünen o ki, mesele ciddiye bindi. Hatta kesinleşti! Premier Lig bu kasımda başlayacak. Maçları da Murat Kosova anlatacakmış... (derken sululuğu fazla kaçırdığını fark eder Russell)
Neredeyse bir ay sürecek ligde yok yok. Başta fotoğraftaki gençler var. Nadal ile Djokovic. Serena var, Azarenka var, Murray var, Berdych var. Federer yok, onu da söyleyeyim. Aslında başta oynayacaktı ama sonradan vazgeçmiş. Bir diğer vazcayan da Maria Sharapova oldu.
Maçlar tek set üzerinden oynanacak ama denilenlere göre rekabetçi bir yapıda olacak. Yani sallabaş şekilde maçlar oynanmayacak. Bu yüzden açıkçası bu organizasyona ben şüpheyle yaklaşıyorum. Katılacakların hepsi top class tenisçiler. Bu turnuvada 1 ay Asya'yı arşınladıktan sonra sezonun başında, ortasında ya da sonunda pertledikten sonra hiç bahane üretmeye hakları da yok. Özellikle de bu konuda çok şikayetçi olan Nadal... Tabii tek suç onda değil ama yine de bu tarz öncü isimlerin (buna Djoker de eklenebilir) bu tarz fikirlere karşı çıkıp biraz para merağından kurtulmaları gerekiyor.
Bilmiyorum değerli yorumcularımız ne der? Söz sende Şansal???
30 Mart 2012 Cuma
Miami: Nadal Çekildi!
Nadal, 4. turda Nishikori ve çeyrekte Tsonga'ya karşı sol dizindeki acıyla oynamıştı ama artık daha fazla zorlamamak istedi ve Murray ile oynayacağı yarı final maçından 3 saat kadar önce çekildiğini açıkladı. Basın toplantısından da detaylar geliyor, yorum bölümünde o detaylar paylaşılır artık.
Açıkçası Nishikori maçının tamamını ve Tsonga maçının büyük bölümünü izlemiş biri olarak çok şaşırmadım. Kazanırken bile suratındaki ifade acı çektiğini çok net şekilde gösteriyordu. Dünü de antrenman yapmadan geçmiş zaten. Bu halde Murray'i yense bile Djokovic'e karşı kazanması çok çok zor olacaktı ve kendisini yıpratmaktan başka bir anlama gelmeyecekti artık bu turnuvayı oynaması. Hele de toprak sezonu öncesi... İyi karar Rafa'dan kesinlikle.
Bu arada 1 ay aradan sonra herkese tekrar selam. :)
4 Mart 2012 Pazar
30 Ocak 2012 Pazartesi
Djokovic vs. Nadal
Dünkü final maçı bu akşam ana haberlere bile düştüğü için "maç şöyle şöyle oldu, sonra bu geri kırdı" şeklindeki anlatımlara hiç girmeden direkt detaylara dalmak en iyisi diye düşünüyorum.
Dünkü maçın 4. setinde, Rafa 4-3'te servisini 0-40'tan kurtaramasaydı ve o seti 6-3 ile verseydi "bu maç geçen seneki Wimbledon maçı gibi oldu" derdim. Geçen sene Rafa, Novak'a hem Wimbledon'da hem de US Open'da 4 sette kaybetmesine rağmen Wimbledon'da "outplayed" diye tabir ettiğimiz şekilde, oyun anlamında mağlup olduğundan kaybetmişti. Ana sebep buydu. US Open'da ise yine 4 sette kaybetmesine rağmen oradaki kaybediş şekli biraz daha "outlasted" tabirine uyan cinstendi. Özellikle 4. setteki gidişat bu argümanı sağlamlaştırıyor. O maçta da ilk 2 sette bariz bir Novak üstünlüğü vardı ama 3. seti çevirip alan Rafa, fiziksel anlamda maçın dışında kalmasa bugünkü Avustralya Açık finaline benzer bir maç izleme olasılığımız çok yüksekti.
Dikkatimi çeken şu: Rafa-Novak karşılaşmalarının son 7'sini Novak aldı ve bunların 4 tanesi sert korttaydı. Bu maçların hepsinde (Indian Wells, Miami, US Open, Avustralya Açık) Novak maçın sonunda sağlam kalan taraf olarak, Rafa'yı fiziksel olarak maçın dışına iterek kazandı. Elbette hepsinde oyun anlamında da büyük oranda üstünlük kurdu ama o maçın son setlerinde, son bölümlerinde oyun olarak üstünlük kurduğu için değil, fiziksel olarak üstünlük kurduğu için kazandı. Ayrıca bu 4 maçın hepsinde Novak oyun anlamında bir üstünlük kurmuş olsa da Rafa bu maçların hepsinde kazanmaya yaklaştığı anlar yakaladı. Indian Wells finalinde ilk seti aldı. Miami finalinde maça 2 puan kadar uzaklıktaydı. (son set 6-5 önde ve Novak servisinde 15-30'u yakalamıştı) US Open maçında 3. seti büyük mücadeleyle kazanmış ve 4. set için avantajlı taraf olarak gözüküyordu. Dün de 5. sette break avantajı bile yakaladı ve hatta 4-2 30-15'teki backhand'i içeri soksa kariyerinin en büyük zaferini kazanmış olabilirdi. (tabii 40-15'ten sonra da kırdırmayacağının garantisi yok ama o vuruş bir momentum değişikliği yarattı şüphesiz)
Diğer yanda toprakta ve çimdeki karşılaşmalarda Rafa'nın tamamen oyun anlamındaki acizliği sebebiyle kaybettiğini görüyoruz. Madrid, Roma ve Wimbledon finallerinin hepsinde Rafa oyun anlamında çok çaresiz kaldı Novak'a karşı ve işi fiziksel savaş aşamasına bile getiremeden yenik düştü. Mantıken baktığımızda Rafa'nın Madrid, Roma ve Wimbledon mağlubiyetleri sonrası US Open ve Avustralya Açık'ta oynadığı tenisle Novak'ı yenmeye yaklaştığını söyleyebiliriz ama bunun olabilmesi için Novak'tan bir düşüş emaresi gelmesi gerektiği de neredeyse kesin gibi. Öte yandan Novak'ın bu anlamda bir düşüş yaşama ihtimali ise en azından kısa vadede pek mümkün görünmüyor. En iyi tenisini Rafa'ya karşı oynamaya devam edecek ve fiziksel anlamda da üstünlüğünü devam ettirecek, gözüken o. Sanki Rafa, Novak'a karşı hep kazanmaya yaklaşacak ama bir adım geride kalmaya devam edecek gibi...
Bir alttaki post'un yorumlarında maç tartışması başlamış bile doğal olarak. Orada Rafa'nın servislerinde yaşadığı sıkıntıdan bahsedilmiş ama bu maç Rafa'nın Novak'a karşı son 7 maçın arasında en iyi servis attığı maçtı. Ace sayılarında Novak'a üstünlük kurdu, avantaj tarafında backhand'e servislerle Novak'ın etkili return'lerinden kaçtı ve vücuda attığı servislerle ucuz puanlar kazandı ara ara. Ama ikinci servisi hala bir sıkıntı olmaya devam ediyor ve hatta zaman zaman ilk serviste bile sağlam return'ler yiyor. Bence burada üstünde çalışılması gereken servisten ziyade return. Yani Rafa dün zaten bence iyi servis attı ve Novak'a karşı bu şekilde servis attığında kaybettiği zaman bahane edilebilecek nokta servis performansı olmayacak. Bu servis performansı da işini görür kısacası Rafa'nın. Ama Novak'ın o return'lerine bir çare bulabilmeli. Bir kere o return'lerin düşeceği yere bakmayı kesmeli ve daha iyi pozisyon alabilmeli. Novak'ın etkili ve sert return'leri genelde köşeye değil Rafa'nın üstüne geliyor, bu herkesin dikkatini çekmiştir. Bunu okuyup ona göre baseline'ın gerisinde daha iyi pozisyon almalı. Bu tip return'lerde çok önde kalıp refleks veremeyebiliyor.
Return de işin bir başka kısmı. Rafa, doğuştan solak olmadığı için servisini bir noktaya kadar getirebilir diyoruz ama return'de bence daha iyiye gitmesi şart ve de mümkün. Dün bazen önde almayı denedi ama özellikle backhand tarafında bu servisleri erken almaya kalkıştığında çokça da başarısız oldu. Dün son sette Rafa, Novak'tan daha iyi servis atarken Novak, Rafa servislerine karşı return winner yapıyordu. Novak'ın kötü servislerine karşı Rafa ise baseline'nın 3 metre gerisinde bekleyip topu bombeli şekilde karşıya yolluyordu. Novak uzayan maçlarda vuruşlardaki gücünü kaybetmiyor çünkü özellikle de backhand tarafında yaptığı şey güç üretmekten çok gelen topu erken alıp topu yönlendirmek, rakibi koşturmak. Ama Novak'ın yorucu maçlarda en büyük S.O.S verdiği alan servisleri. Kesinlikle servis hareketi ağırlaşıyor, ilk servisleri kaçırmaya başlıyor ve servis atarken zorlanıyor. Rafa, Novak'a karşı böyle uzun maçlarda kazanmak istiyorsa bu servisleri öldürmek zorunda. Dün son sette agresif return yapabilen Rafa bu anlamda çok rahatlayabilirdi. Ama dediğimiz gibi backhand'i ile önde return alınca etkili olamıyor genelde backhand'i çok iyi olmadığından. Bir şekilde o zayıf servisleri forehand'ine almalı ve return'leri kortun ortasına değil köşelerine göndermeli. Böylece rallilerin kontrolünü eline alması da kolaylaşacaktır return oyunlarında.
Bunun dışında forehand önemli bir unsur. Rafa'nın bu turnuvada en iyi gözüken vuruşu forehand'iydi. Mesela geçen sene Wimbledon'da kaybederken Novak'a karşı finalde forehand'de çok kötü bir geçirmiş ve hiç alışılmadık hatalar yapmıştı. Dün bu anlamda daha iyiydi ama nasıl Federer-Nadal maçlarında maç uzadıkça Federer backhand'i iyice zayıflayıp kortun ortasına düşmeye başlıyor veya misshit'ler gelmeye başlıyorsa, Rafa'da da maç uzadıkça forehand'ler kortun ortasına düşmeye başlıyor ya da gücünü kaybedip filede kalıyor. Bunun çözümlerinden biri de Novak'ın kısa kalan toplarında içeri adım atıp, forehand'indeki spin'den vazgeçip topa düz ve daha sert-kararlı vurması. Federer-Djokovic maçlarında Federer'in üstünlük sağlama sebeplerinden biri de o forehand kanadındaki düz ve sert vuruşları. Evet, bunca yıl spinli forehand ile oynamış Rafa için düz forehand'e geçmesi kolay değil. Ama tamamen düz forehand vursun demek değil bu, oyunu okuyup winner'a gidebileceğini fark ettiği anda bunu yapması lazım. Çünkü bazen forehand'iyle öldürebileceği topları çok spin verdiği için Novak savunabiliyor ve Rafa'nın ralliyi bitirmesine izin vermeyebiliyor. Kaldı ki Rafa bu anlamda bunu yapamayacak biri değil. Gençlik yıllarında düz forehand'leri de kullanıyordu sıklıkla. Bunun üstüne çalışması iyi olabilir.
Hep Rafa'dan bahsettik ama gerçekten Novak üzerine söylenebilecek yeni bir şey yok. Ne yaptıysa aynısını yapmaya devam ediyor. Kazandığı sürece de bir şey değiştirmesine gerek yok. Nasıl Rafa, Federer'e karşı yıllardır aynı taktikle oynuyorsa Novak da Rafa yeni bir şeyler bulup onu yenene kadar yeni bir şeyler bulma gayretine girmeyecek. Şu an bu ikili arasında son dönemde yaşanan rekabette büyük bir Novak üstünlüğü almasına rağmen büyük keyif alıyoruz çünkü Rafa da kaybederken deli gibi savaşıyor. Eğer oyun anlamında da bir şeyleri yenileyip Novak'ı yenmeyi başarabilirse bu rekabetin daha da anlam kazanıp daha da güzelleşeceğini söyleyebiliriz. Zira bu sefer Novak da üstüne bir şeyler koymaya çalışacak. Ama üstüne bir şeyler koymak hem Rafa hem de Novak için çok zor. Zira şu an oynadıkları seviye o kadar üst bir seviye ki bunun üstüne çıkmak, bir adım daha ileri gitmek çok ama çok zor. Ancak dün tanıklık ettiğimiz şeyin üstüne koyabilecek birileri varsa da bunlar yine bu adamlar olacaktır.
Bir Rafa fanı olarak üst üste 7 kere kaybetmesine rağmen yine de olabilecek en kısa zamanda (Indian Wells) bu ikilinin karşı karşıya gelmelerini istiyorum. Galiba Rafa'nın savaşçı karakterini 2008 Wimbledon finalinden sonra dün ilk kez bu kadar fazla hissettim ve onu en çok da bu özelliğinden ötürü desteklediğim için, onun o karakterini kortta görmek istediğim için bir Rafa-Novak eşleşmesini bu kadar çok istiyorum. Novak o muhtemel 8. karşılaşmayı yine büyük ihtimalle kazanacak olmasına rağmen...
22 Ocak 2012 Pazar
Avustralya Açık 7. Gün: Olaylar Olaylar...!
Avustralya Açık geçen sene de 4. tur maçlarında böyle bir heyecan yapmıştı. Yine bir 4. tur gününde çeşit çeşit garip olaylara tanıklık ettik.
Kirpi bir altta video atmış. Onun üstüne yorum da yapalım. Almagro, 4. sette 5-5'te 0-30 ya da 0-15'i sanırım, ikisinden biri, fileye gelen Berdych'in üstüne doğru vurdu ve top Berdych'in kolunda patladı. Berdych der ki, o topu köşelere vurabilirdi, kort bomboştu. Evet, kort gerçekten boştu ama Almagro'nun vurduğu top alçak bir toptu ve o kadar önemli bir puanda passing shot atarak riske girmeden, topu rakibinin üstüne vurması çok da abartılacak bir şey değil. Artı Berdych'in dediği gibi yüzüne falan da gelmiyor, altı üstü koluna geliyor. Geçen gün de Federer, Karlovic maçında Karlovic'in file önü etkinliğini azaltmak için üstüne toplar vurmuştu. Bunlar taktiksel şeyler. Çok bariz pozisyonlarda çok sert vurulmadığı sürece de bu kadar abartmanın lüzumu yok. Kaldı ki Almagro da gerektiği gibi pozisyondan sonra "iyi misin?" der gibisinden bir işaret yaptı. Onu geçtim, maçtan sonra muhtemelen özür dilemek ve o konuyla ilgili birkaç kelime söylemek için yaklaşıyordu Berdych'in yüzüne bakarak ama Berdych oraya bile bakmadan koluyla bir işaret yaptı ve geçti.
Şimdi böyle bir durumda Berdych'in yuhalanması normal. Evet, ben de bu kadar yoğun yuhalanmasını beklemiyordum ve biraz abartı kaçmış olabilir ama bunları bu kadar büyük bir turnuvada oynarken her zaman hesap etmek zorundasınız. Avustralya Açık'ta bu gibi durum 10 kere yaşanır, 1 kere bu kadar büyük tepki verilir, o da sana denk gelir. O anca bir kıvılcım çıkar ve normalde 5-10 saniye yuhalamayla geçilecek şey böyle seni kortun ortasında ağlatacak duruma getirir. (tabii ağlamadı ama suratından gördüğünüz üzere büyük bir hayal kırıklığı var) Ama Berdych o hayal kırıklığına rağmen saha içi röportajında hala çok mantıksız ve gereksiz şekilde kendini savunmaya çalışıyordu ki bu, orada yapması gereken en son şeydi. Seyirci zaten olayı gördü, orada o olayı tekrar anlatarak kendini haklı çıkarmaya çalışman seni seyircinin gözünde daha da antipatikleştiriyor.
Saha içi röportajından sonra biraz koridora doğru geçip Eurosport ile yaptığı röportajda bile arkadan tepkiler var ve hatta bir taraftar "you're a prick" diyor. Berdych, zaten olaya baştan yanlış bakıyor. Oradaki topu üzerine attıktan sonra özür dilemenin önemli olmadığından falan bahsediyor. Bir kere hiç de öyle değil. Olay Berdych'in anlattığı kadar abartılacak bir şey değil ve evet, bir özürle kapanması gereken bir olay. Hadi, sen öyle düşünmüyorsun ama yine de biraz mantığını kullanıp maç sonunda çok soğuk bir şekilde de olsa, istersen diyaloğa bile girmeden elini şöylece bir sıkabilirdin ve bunların hiçbirini yaşamazdın. Şimdi, Nadal'a karşı - hele de akşam seansı olursa, zira akşam seansının atmosferi bir başka oluyor RLA'da - mental anlamda da çok zor bir savaşa girecek taraftarla. Nasıl mücadele edecek göreceğiz ama ilginçtir, aynı seyirci durumunu 2006 Madrid'de de Nadal'a karşı yaşamıştı. (o meşhur sus işareti)
Bir diğer çok ilginç maç Clijsters-Li maçı oldu öncesiyle, sonrasıyla... (Şansal Büyüka cümlesi oldu tam, Maraton programını açıyor gibi hissettim kendimi) Clijsters maça bence daha iyi başlamıştı ama 3-3'te çok talihsiz şekilde bileğini burktu. Geri döndü, ilk seti kaybetti ve ikinci sette servis kırdırarak 3-1 geriye düştü. Oradan geri gelmesini beklemiyordum ama bir şekilde servisi kırıp, daha sonra servisleriyle tiebreak'e kadar getirdi işi. Çok kötü başladı tiebreak'e de ve 6-2 geriye düştü ama üst üste 3 harika puanla 6-5'e getirdi durumu. Buradaki puanı ise Clijsters'ın oyunundan ziyade Li'nin oyunu belirledi. Zira Clijsters'ın feci kötü - öyle böyle değil - dropshot'una inanılmaz kötü bir karşılık verdi Li ve Clijsters'tan lob'u yedi. Bunun arkasından 2 puan daha kazanan Clijsters son sete götürdü maçı. Son sette klasik mental çöküntüsünü yaşayan Li 5-1 geri düştü. Ondan sonra heyecan yapan Clijsters 5-4'e kadar maçın gelmesine izin verse de sonunda 6-4 ile seti-maçı kapatmayı başardı.
Maçtan sonraki basın toplantısında İngilizce soruların ardından Çin basınının soruları başlarken Li kendini tutamayıp ağlamaya başlamış ve basın toplantısını terk etmiş. Ayrıca 22 Ocak Çin Halk Cumhuriyeti açısından çok önemli bir gün. Zira 22 Ocak 1949'da komünist lider Mao Zedong, ordusuyla birlikte Pekin'e girip bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulması açısından ilk adımı atmıştı. Ülkenin kuruluş tarihi 1 Ekim 1949 olsa da, 22 Ocak da bu anlamda bir nevi ulusal bayram olarak görülebilir. Maç da pazar öğlen saatlerine geliyordu Çin'de ve büyük ihtimalle normalden de çok izleyen büyük bir kitle vardı Li'yi. Onun açısından çok ama çok kötü bir mağlubiyet. Kariyerinin en tatsız mağlubiyeti bile diyebiliriz.
Clijsters ise şu an oynanan Wozniacki-Jankovic maçının galibiyle oynayacak. O bilek sakatlığını halledebilirse bence favori olarak çıkar korta ama MR'ı beklemek lazım tabii.
Bunlar dışında beklenen skorlar vardı. Federer ve Nadal 3 sette rahat kazandı. İki oyuncuyu da çeyrekte zorlu rakipler bekliyor. Federer, son iki turu çok rahat geçen Del Potro ile karşılaşacak. Del Potro, şüphesiz Tomic'ten çok daha zorlu bir rakip olacak. Federer bugün çok iyi gözükmüş olabilir ama karşısında Federer'in kısa, yüksek, loopy diye tabir ettiğimiz toplarını Tomic'e göre çok daha iyi harcayacak potansiyele sahip Del Potro ve psikolojik anlamda da Federer'e karşı çok daha iyi çıkabilecek bir isim. Güzel bir maç olacak. 3 sette kazanmasını beklemiyorum en azından Federer'in.
Berdych ise Almagro karşısında 4 sette zorlanarak kazandı. (bütün setleri tiebreak ile aldı 1-0 geriye düştükten sonra) Geri çizgiden yine belli bir standardı vardı ama Nadal'ı korkutacak kadar değil. Artı yönü ise kesinlikle servisiydi. Almagro'ya karşı bugün çok ama çok etkili servis kullandı. Nadal'a karşı da aynı şekilde etkili olabilir. Hatta iyi servis atması bir zorunluluk. Gerçekten iyi bir servis gününde olursa yakın geçen bir maç izleriz ama Nadal karakterini koyarak bir şekilde alır. Eğer Berdych kötü servis atarsa Nadal çok zorlanmadan alır.
Kadınlarda diğer iki maçta Azarenka ve Radwanska rakiplerini harcadılar ve çeyrekte birbirlerinin rakibi oldular. Azılı bir Radwanska fanı olarak rengimi belli ediyor ve Radwanska alır diyorum. :)
5 Aralık 2011 Pazartesi
Davis Kupası: Şampiyon İspanya!
Davis Kupası'nın son gününde sürpriz olmadı ve Nadal, Del Potro'yu yenerek İspanya ile 4. şampiyonluğunu kazandı. İspanya'nın 21. yüzyılda kazandığı 5. şampiyonluk oldu bu, ki takımın 20. yüzyılda şampiyonluğu söz konusu değil. (teniste de istatistikleri "yüzyıl" tandansında verince iyice tarihçi zannetmeye başladım kendimi ama neyse)
Kesinlikle beklenenden daha zor geçti maç. Ama bir o kadar da keyifliydi. Nadal'ın ilk oyunda Del Potro'nun çift hatalarıyla servis kırmasından sonra 7 oyun üst üste kaybetmesi şaşırtıcıydı. Del Potro, cuma günkü 5 saatlik maçın ardından beklenmedik şekilde iyi başlamıştı ve Nadal da hiç iyi gözükmüyordu. Del Potro'nun atak yapmasına çok müsait toplar atıp sette toplam 19 winner yedi. Öte yanda kendisi sadece 3 winner vurabilirken savunmada da zayıf kaldı.
İkinci setin de ilk oyununda servis kırdırdı. Del Potro'nun servis kırdıktan sonra 40-0'dan verdiği oyun bana göre maçın dönüm noktalarından en önemlisiydi. Çünkü Del Potro'nun maçın başında yakaladığı momentum öyle bir momentumdu ki, orada kaybetmese ona maçı bile kazandırabilirdi. Resmen arkasına bile bakmadan seriye bağlamış, dört nala koşan at gibiydi. Orada biraz karakter göstermeyi başaran Nadal (nihayet) o seti kafa kafaya oynamayı başardı. 5-4'te servis karşılarken oynadığı oyun ve henüz ilk set puanında seti hanesine yazdırması da bu yılki karakterine tam ters bir görüntüdeydi. Nadal bu sene kritik puanları her zaman olduğu gibi iyi oynayamıyordu ama yılın sonunda bunu çok önemli bir noktada başardı ve iyi puanları sadece arada bir değil, arka arkaya dizerek oynamayı başardı ki bu da bu maçın kilidi çözen noktalarından biriydi onun adına.
Daha sonra Del Potro'nun düşüşü ve Nadal'ın özellikle servis oyunlarında coşarak puan kaybetmeden yürümesi ve 6-1 aldığı set... Dördüncü sete de o momentumla girdi ama Del Potro da inanılmaz mücadelesini sürdürerek geriden gelerek sete ortak oldu ve hatta öne geçmeyi başardı. Maçın ikinci kilit noktası da burada geldi. 5-3'te set için servis atan Del Potro 30-15 öndeydi ve sadece iki puana ihtiyacı vardı ama üst üste üç puan kaybederek (servis kırma puanında, tam olması gerektiği yerde yine büyük oynayan bir Nadal vardı, onu da belirtmemiz gerekiyor) servisini kırdırdı. Nadal 6-5'te şampiyonluk için servis atarken servisi kırdırsa da açıkçası tiebreak'i kazanacağına çok emindim, ki beklediğimden ezici bir üstünlükle 7-0 ile, puan bile vermeden aldı ve şampiyonluğu İspanya'ya getirdi.
İspanya 2000'de ilk şampiyonluğunu almıştı Costa, Ferrero, Moya ve Correjta'lı jenerasyonla. 2004'te bunlara Nadal da eklenerek bir harman oluşturdukları ikinci şampiyonluk gelmişti. 2008, 2009 ve 2011'de ise Nadal, Ferrer, Verdasco ve Lopez'in getirdiği şampiyonluklar söz konusuydu. Ama artık işleri o kadar kolay gözükmüyor. 29 yaşındaki Ferrer takımı bıraktığını açıkladı. Lopez de aynı şekilde çok büyük ihtimalle son Davis Kupası serisi olduğunu söyledi bunun, ki o 30 yaşında. Nadal da seneye olimpiyat senesi olduğundan Davis Kupası oynamayacağını söyledi. Bu durumda geriye Verdasco kalıyor. O da çok genç sayılmaz açıkçası, 28 yaşına geldi. (elimizde büyüdü kereta dimi? aslında hala büyümedi pek, forever şaklaban) Ve tabii nedense son senelerde hemen hemen hiç tercih edilmeyen halihazırda dünya 10 numarası Nicolas Almagro. Muhtemelen seneye Almagro ve Verdasco'nun liderliğinde gidebildiği yere kadar gidecek İspanya. İlk turda toprakta (toprağı seçeceklerini varsayıyorum) Kazakistan'a karşı bu isimlerle kazanmaları kolay gözüküyor. Arkadan Rusya-Avusturya galibi söz konusu ki bu da geçilebilir Granollers, Almagro, Verdasco ve Marc Lopez'li takımla. Yine de şampiyonluğu alamayacakları kesin gibi. 2012'de de Rafa 27 yaşının içinde olacak ve Ferrer'siz onun da o yaştan sonra takımı tek başına sırtlaması pek mümkün gözükmüyor. İspanya için son 11 yılda süper jenerasyonla 5 şampiyonluk geldi ve bence bu son kurşunlarıydı, tadını çıkarsınlar...
Arjantin'i unutmayalım. 4. kez finalde kaybettiler son 10 yılda. Nalbandian ve Del Potro'ya baktığımda seneye daha da iyi oynayabileceklerini görüyorum açıkçası. Monaco keza toparlıyordu senenin sonuna doğru. İspanya'nın aksine seneye daha da iyi olabilirler. Özellikle Del Potro biraz daha form bulursa neler yapabileceğini çok iyi biliyoruz. Seneye eğer Nalbandian ve Del Potro oturup Olimpiyatlar'dan ziyade Davis Kupası'na odaklanma kararı alırlarsa kesinlikle çok ciddi şansları var kazanmak için. İlk turda Almanya deplasmanı kolay değil ama eğer onu geçerlerse çeyrek, yarı ve finali kendi evlerinde oynayacaklar gibi gözüküyor, ki bu harika bir avantaj olabilir onlar için...
27 Kasım 2011 Pazar
Londra: Şampiyon Federer!
Federer yine yaptı! 6. defa sezon sonu şampiyonasını kazanmayı başardı ve Sampras'ın 5 olan rekorunu böylece kırmış oldu. Ayrıca üst üste 2. kez yenilgisiz kazandı burada. Baştan sona kötü giden turnuvayı iyi bir finalle bitirdik en azından, o da ayrıca güzel oldu.
Aslında ilk 1.5 set çok enteresan değildi. Federer ilk sette tek servis kırmayla seti götürmüş, ikinci setin başında biraz morali bozulan Tsonga hatalarla servisini kırdırmıştı ve Federer için kolay bir galibiyet gibi gözüküyordu. Ama ne olduysa Federer şampiyonluk için servis atarken oldu. İlk servisleri oyuna sokamadı Federer ve Tsonga da harika return'ler yaptı. Sonuç olarak Tsonga servis kırarak sete ve maça geri döndü. Tiebreak'te de 5-2 öndeydi Federer ve şampiyonluk puanı da yakaladı 6-5'te Tsonga servisinde. Bu zor durumların hepsinde çok agresif, çok cesur ve alkışı fazlasıyla hak eden bir tenis oynayan Tsonga geriden gelerek seti almayı başardı.
Yine de Federer son set için benim gözümde favoriydi çünkü fiziksel olarak turdaki en iyi oyuncu olmadığı kesin olan Tsonga'nın bu kadar eforun ardından yorgun olacağı ve Federer'in de sırf şampiyonluk puanı kaçırıp seti kaybettiği için bu sette sermeyeceği kesindi. Öyle de oldu. 4-3'e kadar Federer hiç zorlanmadı serviste. Tsonga da servis kırma puanıyla karşılaşmadı belki ama daha rahatsız duruyordu. 4-3'te Tsonga'nın yorgunluğu iyice ortaya çıktı. Şutlarındaki güç bariz şekilde azaldı ve hareket etmekte normalden de fazla zorlanıyordu. İlk servisler de gidince uzun süren oyunun ardından servisini kaptırdı. Bu kez ikinci sette yaptığı hatayı yapmayan Federer ilk servisleri oyuna sokarak maçı bitirmeyi başardı.
Federer rekoru kırmasının yanında maç kazanma serisini 17'ye çıkardı. Yeni sezona büyük bir özgüvenle ve moralle girecek. Gerçi 2011'e de aynı şekilde girmişti ama sonrasında sezon onun için hiç de iyi gelişmedi. Ama zaten bunları konuşacağımız, detaylı yazacağımız yazılarımız olacak, önümüzde zaman çok. Şimdi Federer taraftarları için sevinme zamanı. Çünkü kötü bir sezonun sonunu olabilecek en iyi şekilde getirdiler.
Sezonun son maçlarını haftaya izleyeceğiz. Cuma-cumartesi-pazar günleri Davis Kupası finali var Sevilla'da İspanya ile Arjantin arasında. Londra'da beklentiler yüksekti ama kalite düşüktü. Davis Kupası için de beklentiler düşük ama umarız kalite yüksek olur...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


