10 Aralık 2015 Perşembe

2015 Sezon Sonu True Grand Slam Ödülleri

Geleneksel "True Grand Slam Ödül Töreni" şölenine hoşgeldiniz sevgili okurlar!

Hem erkekler hem de kadınlar tarafında 1 numaraların çok ağır dominasyonuyla geçen bir yıl olsa da, sezon sonu ödüllerinde yine de bazı kategorilerde çekişmeler vardı. Ayrıca, sadece 2015 ödüllerini dağıtmakla kalmayacağız, ödüllerin sonunda 2016 için sizin de katılımını beklediğimiz anketimizi sunacağız.

Yılın en iyi erkek oyuncusu: Novak Djokovic

Şüphesiz yılın kralı Novak Djokovic, sadece 2015'i domine etmekle kalmadı; aynı zamanda tarihin en iyi sezonlarından birini tamamladı. En son bu çizgide bir sezonu 2011 yılında yine kendisi geçirmişti, ki oyun anlamında iki yıl arasında karşılaştırmalar belki büyük tartışmalara yol açabilecek olsa da, sonuç anlamında Djokovic'in 2015 yılı daha etkileyici bir yıl olarak kayıtlara geçti.

2011 yılındaki gibi sezona tarihi bir galibiyet serisiyle başlayamasa da, Avustralya Açık başta olmak üzere Indian Wells, Miami, Monte Carlo ve Roma gibi bütün önemli turnuvaları kazandı. Madrid'i pas geçti ve Roland Garros'a favori olarak geldi. Buradaki 'nemesis'i Rafael Nadal'ı çeyrek finalde ezici bir oyunla 3 sette geçtikten sonra ya fazla rahatlaması ya da daha büyük bir stres altına girmesi sonucu finalde Stan Wawrinka'ya şok bir şekilde mağlup oldu. Tabii, bu sadece Djokovic ile alakalı değildi. Wawrinka da kariyer tenisini oynayarak Sırp raketin yoluna taş koydu.

Roland Garros finalinden sonra psikolojik olarak dağılacağı, Wimbledon'da çim sezonunu iyi geçiren Federer'in kazanacağı düşünülse de, finalde İsviçreli'ye karşı mental ve fiziksel anlamda büyük bir savaş verdi ve üstün çıkan taraf oldu.

Üst üste kaybedilen Cincinnati ve Toronto finalleri (en büyük rakipleri Federer ve Murray'e karşı) Amerika Açık'ı kazanmasına yine engel olmadı. İşin 2011'den farklı olmasını sağlayan taraf ise, bundan sonrası oldu. O yıl Amerika Açık sonrası düşüşe geçen Djokovic, bu sene Pekin, Şangay, Paris ve Londra'da şampiyon olarak 'kusursuz' rekora ulaştı. Tek mağlubiyeti Federer'e karşı gelse de, gruplarda aldığı bu yenilgi şampiyonluğuna engel olmadı.

Yılın en iyi kadın oyuncusu: Serena Williams

Tamam, Serena Williams'ın 34 yaşında turu elinde oynatması artık alıştığımız için çok şaşırtmıyor ama Amerika Açık'a gelindiğinde masanın üzerinde takvim slam ihtimalinin olması işin saçmalık boyutuna geldiğinin bir kanıtı gibiydi. Turnuva boyunca çok iyi oynamayan Serena, kendi kendisini bitirince bu tarihi sezonu taçlandıramamış oldu.

Serena, Amerika Açık'tan sonra bilhassa zihinsel olarak dinlenmek istediğini belirterek tek bir maça çıkmamasına rağmen bu onun sezonu 1 numarada ve yılın oyuncusu olarak -hem de açık ara- bitirmesine hiçbir şekilde engel olmadı.

Yılın en çok geliştirme gösteren erkek oyuncusu: Benoit Paire

Çıkışını yaptığı 2011 yılından bu yana, inişli çıkışlı bir grafik sergileyen Benoit Paire, mental olarak da turun en sıkıntılı oyuncularından biri olarak kötü bir şöhrete kavuşmuştu. Geçirdiği sakatlık sonrası sıralamada da yerini kaybetti ve bırakın challenger'ları, kendine güveninin gelmesi için futures turnuvaları oynayarak dönmeyi tercih etti. Ama ne dönmek! Yine bilindik iniş çıkışları olsa da, çok daha stabil kaldı ve göze hoş gelen atak oyununu büyük galibiyetlerle de süsledi. Özellikle Amerika Açık ilk turunda son finalist Kei Nishikori'yi maç puanından dönerek yenmesi özgüveni açısından ona büyük bir artı yazdı. 26 yaşındaki Fransız, yılı da kariyerinin en yüksek noktası olan 19 numarada kapattı. Oyununa birkaç ufak ekleme ve istikrarını devam ettirmesi, onu ilk 10'a yaklaştıracaktır.

Yılın en çok geliştirme gösteren kadın oyuncusu: Timea Bacsinszky

Bu alanda Garbine Muguruza ve Belinda Bencic de seçilebilirdi ama onlar zaten 1 numara potansiyellerini junior kariyerlerinden bu yana gösterdikleri için "gelişme gösterdiklerini" değil de, potansiyellerini yansıttıklarını söyleyebiliriz. Bacsinszky, bu ödülün anlamı açısından çok daha iyi oturan bir isim.

2009 yılında 20 yaşındayken geldiği İstanbul Cup'tan hatırlıyorum. Gayet iyi tenis oynuyordu ve bir slam kazanma potansiyeline sahip gözükmese de, yıllar boyunca turdan ekmek yiyecek bir oyuncu olduğunu belli ediyordu. Ama yaşadığı sakatlıklar, verdiği ara derken tenisten uzun süre koptu. Geri dönüşünü yaptığı geçen seneden sonra bu sene inanılmaz işler çıkardı. Sezona çok iyi girdikten sonra ufak bir düşüş yaşasa da çıkışının tesadüfi ya da küçük oyunculara karşı olmadığını Roland Garros yarı finali ve Wimbledon çeyrek finaliyle gösterdi. Kariyerinde ilk kez ilk 10'a girdiği sezonu ise 12 numarada tamamladı.

Yılın en iyi grand slam turnuvası: Wimbledon

Kadınlar tarafında belki büyük bir çekişmeye ve efsane maçlara sahne olmadı ama erkekler tarafında özellikle iyi bir turnuvaydı. Erken turlarda çekişmeli maçlar ve sonda da gayet iyi bir finiş oldu. Ama bu sene genel olarak çok öne çıkan bir slam olmadığını söylemek lazım.

Yılın en iyi erkekler maçı: Wimbledon Finali

Sezona zaten Federer-Djokovic finalleri damga vurdu. Tenis açısından en kalitelisi, 4.setteki düşüşe rağmen Wimbledon'daki maç oldu.

Yılın en iyi kadınlar maçı: US Open 2.tur Wozniacki-Cetkovska

Baya skandal bir karar olarak görebilirsiniz ama bu sene slam yarı finalleri ve finalleri hiç beklediğimi veremedi kadınlarda. Evet, Vinci-Serena yarı finali sansasyoneldi ama tenis açısından en keyif aldığım maç 2.turdaki sıradan olarak görülebilecek bu maç oldu. Petra Cetkovska'nın maçın sonundaki oyunu erkekler tarafı da dahil olmak üzere, bu sene gördüğüm en iyi clutch performanstı.

Yılın en iyi erkek çiftler takımı: Jean-Julien Roger/Horia Tecau

Bryan kardeşleri tahtlarından edip sezonu 1 numarada bitirmeleri bu ödülü almaları için yeterli.

Yılın en iyi kadın çiftler takımı: Sania Mirza/Martina Hingis

Girdikleri hemen hemen her turnuvayı neredeyse hiç zorlanmadan kazandılar. Kadın çiftlerde Williams kardeşlerden sonra bu kadar istediği zaman rahat kazanan bir çifti hatırlamıyorum. İşin etkileyici tarafı bunu Williams kardeşler gibi servislerde çok etkili olmadan "soft" oyunlarıyla başarmaları. Zaten bu kadar açık ara yapmasalar bile, Hingis'in dönüşü hatrına bu ödül bu çifte giderdi.

Yılın en centilmen erkekler oyuncusu: Tim Smyczek

Avustralya Açık 2.tur maçında Nadal'a karşı maçı kazanabilecek noktada yaptığı hareketle bu ödülü hak etti. Şöyle buyrun: https://www.youtube.com/watch?v=ahrOBadEYcY

Yılın en centilmen kadınlar oyuncusu: Petra Kvitova

Bu kategorinin daimi kazananı. Özel bir hareketi yok ama zirvede bu kadar rekabetçi olup herhangi bir çirkeflik yapmadan, maç bittiği anda maçın bittiğini bilip "devam eden" Kvitova, bu ödülü WTA'nın dağıttığı resmi ödüllerde de 3.kez üst üste olmak üzere 4.kez kazandı zaten.

Yılın olayı: Vinci'nin Serena'yı yenip takvim slam'i engellemesi.

Yılın coach'u: Magnus Norman

Wawrinka, ilk slam finalinde Nadal'ı yendikten sonra 2. slam finalinde de (üstelik bu sefer sakatlık vs. durumunun da olmadığı bir finalde) yılın oyuncusu Djokovic'i ezerek yeniyorsa, mental anlamda burada bir artı da Norman'a yazılır.

Yılın Davis Cup oyuncusu: Andy Murray

Sir Andrew Murray. Nokta.

Yılın Fed Cup oyuncusu: Maria Sharapova

Çeyrek finalde Polonya'da Radwanska kardeşleri yenmesi normal sayılabilir ama uzun sakatlık sonrası dönüşünde Çek Cumhuriyeti karşısında finalde, üstelik deplasmanda, Kvitova ve Pliskova'yı yenmesi müthiş işti. Rusya diğer 3 maçı kaybedince şampiyon Çekler olsa da, bu ödülü hak eden Sharapova'ydı.

------------------------------------------------------------------------------------

2016 YILI ÖN ANKETİ:

Avustralya Açık şampiyonluğunu erkekler ve kadınlarda kim alır?
Erkekler ve kadınlarda 2016'yı kim 1 numarada bitirir?
Rafael Nadal ve Roger Federer, bu yılı boş geçtikten sonra 2016'da slam kazanır mı?
Serena Williams seneye yine 3+ slam kazanarak turu domine eder mi?
Erkekler ve kadınlarda sürpriz slam finalist/kazanan adaylarınız?
Erkekler ve kadınlarda ilk 10'daki yerini kaybedeceğini düşündükleriniz?

7 Aralık 2015 Pazartesi

Haber Turu #3

- WTA'da kafasını kıran kırana... Bu yıl çiftlerde oldukça başarılı olan Casey Dellacqua, kendi ülkesinde oynanacak Avustralya Açık'ı Pekin turnuvasında düşmesinden sonra oluşan kafa travması nedeni ile kaçıracakmış.

-Storsur başka bir slam kazanma ihtimalinin hala olduğunu söylemiş. Başarılar diliyoruz.

-Philippoussis, Kokkinasis'in üstünde baskı olmadığını söylemiş. Konuşmasının içine "Nasıl istiyorsa öyle yapar" gibi bir mesaj sıkıştırmış ki Avustralya erkek tenisi zaten bu mentaliteden zarar görüyor bu aralar.

-Federer ve Hingis'in olimpiyatlarda karışık çiftler oynayacağına dair dedikodular yoğunlaşmış. Bence oynarlarsa alırlar.

6 Aralık 2015 Pazar

Elfergonzo


Gonzalez Tim Henman'ı yenip Champions Tennis 
turnuvasında kupayı kapmış. Tombalaklaştığından mı
olmuş yoksa saçını mı boyatmış bilmem ama gençleşmiş gibi.

4 Aralık 2015 Cuma

Haber Turu #2

- Bu seneyi beklentiler altında geçiren ve bir kez daha hayal kırıklığı yaratan Grigor Dimitrov, 2016 için del Potro'nun eski antrenörü Franco Davin ile çalışıyor. Dimitrov aynı zamanda verdiği röportajda yeni sezon için motive olduğunu ve tekrar kendini bulduğunu belirtmiş. Biz bu hikayeyi çok duyduk ama yine de hayırlısı olsun diyelim.

- Eski dünya 9 numarası Nicolas Massu, Djokovic'in gelmiş geçmiş en iyi sezonu geçirdiğini belirtmiş. Massu aynı zamanda seneye Djokovic'in Roland Garros ve Olimpiyatları kazanmasını bekliyormuş. Hatta Olimpiyatları çiftlerde de kazanır demiş. Tamam şimdi Djokovic'e hakkını herkes veriyor da, Massu sanki biraz fazla uçmuş.

- Rafael Nadal, 5. sene üst üste İspanya'da en çok tanınan sporcu olma özelliğini elde etmiş. Anketlere göre İspanya'da yaşayanların %98'i Rafael Nadal deyince kim olduğunu biliyor. Bu alanda Gasol biraderleri, Marc Marquez'i, Andres Iniesta'yı geride bırakmış.

- Emekli WTA oyuncusu Anne Keothovang, Britanyalı gençlere yardımcı olma isteğinin LTA (Britanya Tenis Federasyonu) tarafından reddedilmesini ilginç bulmuş.

- 2015'i berbat geçiren ve Amerika Açık'ta toparlayan Bouchard, buz banyosunda düşüp kafayı kırınca turnuvadan çekilmiş, seneyi de kapatmak zorunda kalmıştı. Bouchard, olay sonrası işi biraz da şaklabanlığa vurup çekilmek zorunda kaldığı turnuvaların zararını tanzim etmek için avukatı aracılığıyla Amerika Açık'a dava açmıştı. Bu hareketiyle baya bir antipati toplayan Kanadalı, 2016 sezonuna Hobart'ta oynayacağı turnuvayla başlayacağını açıklamış.

Haber Turu

- Andy Murray Davis Cup'ın formatında sorun olmadığını ama maçların slamlerden hemen sonra yapılmasının sorun olduğunu söylemiş.

- İspanyol David Ferrer ve Marc Lopez evlenmişler (Birbirleriyle değil tabi :))

- Raonic çalıştırıcısı Ljubicic'den ayrılmış. Gençlerden Borna Coric de çalıştırıcı değişikliğine gidenlerden.

- Djokovic International Premier Tennis League organizasyonundan çekilirken Murray ve Wawrinka dahil olmuş. Djokovic için doğru karar.

29 Kasım 2015 Pazar

Podcast #1: 2015 Sezonu Genel Değerlendirmesi

Sonunda geldi!

30 dakikalık bir kayıt oldu toplamda. Aslında bölüp koyacaktık ama teknik sıkıntı oldu, bekletmek de istemedik. Eğer 30 dakika uzun, çok konuşmuşsunuz diyorsanız yorum kısımlarında belirtebilirsiniz. Ayrıca yazı-podcast ikilemindeyiz. Podcast güzel devam etsin (yazı hiç olmayacak demek değil tabii bu) diyorsanız ona göre dikkate almaya çalışacağız.

19 Kasım 2015 Perşembe

Londra 2015: Sorun yavaş kortlar mı?

Londra'da düzenlenen ATP 2015 Finalleri'nde 4. gün geride kaldı ve az çok grupların tablosu çizildi. Roger Federer ve Rafael Nadal gruplardan çıkmayı garantileyerek, bir anlığına da olsa "yıl 2008 mi?" dedirtti. Andy Murray zaten büyük şüphelerle buraya gelirken, asıl sürpriz Djokovic'in Federer'e karşı pek varlık gösteremeden kaybetmesi oldu.

Kuralar çekildiğinde "Yine 0-3 çekerler mi?" diye bakılan David Ferrer ile Tomas Berdych, tahminleri boşa çıkarmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Berdych dün Nishikori karşısında zaman zaman iyi oynadığı maçta, fırsatları tepen taraf oldu ve buraya sağlıklı geldiği bile şüpheli olan Nishikori karşısında muhtemelen tek galibiyet fırsatını kaçırdı. Bu akşam Novak Djokovic ile bir anlamda gruptan çıkma maçı oynayacak ve ne kadar şansı olduğunu siz de gayet iyi biliyorsunuz.

Ferrer aslında galibiyet alabilmek için ideal bir gruba düşmüştü. Murray'nin aklı Davis Kupası'ndaydı. Wawrinka'nın istikrarsızlığı malumdu. Ancak ilk maçında Murray'e karşı iki sette de son oyunda servis kırdırarak 4-6, 4-6'lık setlerle kaybetti. İkinci maçında da Wawrinka'ya karşı ilk seti 5-2'den vererek ikinci sette helva gibi dağıldı. Elit seviyede bir silahı olmadığı için elit oyunculara karşı kritik anlarda bir şey üretememesi yeni bir şey değil ve bu artık 33 yaşından sonra değişecek bir şey de değil. Son maçında grubu lider bitirmeyi garantilemiş Nadal'a karşı 200 puan ve güzel bir para ödülü için yine motive olacaktır ama artık bir anlamı yok.

Londra'da sonuçlar bir yana, oynanan tenisten yana büyük bir yakınma söz konusu. Londra'daki kortların yavaş olduğu ve bu yüzden maçların zevksiz geçtiği iddia ediliyor. Kapalı sert kortların doğasına uygun olacak şekilde bundan daha hızlı olması gerektiğine katılmakla birlikte, gerçekten tenisin ve çekişmenin kalitesinin aşağıda olmasını buna bağlamayı en hafif tabirle düz mantıkçılık olarak yorumluyorum.

Hızlı bir zemin olarak bilinen Paris Masters'ta 2 hafta önce değişen kortların yavaşladığını görmüştük. O kadar bariz bir yavaşlama oldu ki, Londra'ya gelen oyuncular buradaki kortun Paris'ten bir tık daha hızlı olduğunu söylediler. Asıl sorun kort hızı falan değil, alakası yok. Kendimce sadece bu sene değil, geçtiğimiz senelerin çoğunda da sezon sonu turnuvasında çok fazla kalitesiz, çekişmesiz maçların neden oynandığını (bilhassa grup aşamasında) maddelerle açıklayayım:

1- Biraz önceki cümlenin sonunda parantez içine aldığım yer aslında bu maddenin ta kendisi. Tenisin giderek inanılmaz fiziksel hal alması, takvimin yoğunluğu, en iyi oyuncular arasında sezon içinde çok çok çok yıpratıcı maçların oynanması... Bunların hepsinin etkilerini aslında Amerika Açık sonrası görüyoruz. Oyunu daha hızlı oynayabilen ve kapalı sert kortu çok seven Federer'in, fiziksel olarak tenis tarihinin gelmiş geçmiş en iyisi olan Djokovic'in buna karşı bir nebze karşı koyabildiğini görüyoruz ama onun dışında Nadal ve Murray de dahil olmak üzere, ilk 20'deki oyuncular istikrarsız sonuçlar alıyorlar. Bunun üzerine, bütün yılın maç yükünü, sezonun son turnuvasında grup sistemiyle iyice artırmak artık pek mantıklı değil. Ferrer ve Berdych gibi yıllardır bu seviyede olup zirve dörtlüye karşı neredeyse hiç varlık gösteremeyen oyuncular zaten grubun genel olarak dibini boylayıp olayın çekişme boyutunun önünü tıkıyorlar. Bunun yanı sıra, bu sene örneğinde Murray'i söyleyebileceğimiz "odaklanma, ciddiye alma" meselesi var. 1 ay kadar önce Davis Kupası için Sezon Sonu Finalleri'ni pas geçebileceğini söyleyen dünya 2 numarası, ATP tarafından ceza almakla tehdit edilmişti. Burada çok gönüllü oynamadığı aşikar. Yoksa Nadal'a karşı sadece 5 oyun alabilmesi, Nadal'ın iyi oyununa rağmen açıklanamaz. Kendimizi kandırmayalım. Nadal, çokça sakat ya da yorgun gelip kötü maçlar çıkartmıştı keza büyük dörtlüden. Hepsini geçtim, "biyonik adam" Djokovic bile kariyerinin en iyi tenisini oynadığı 2011'de felaketti bu turnuvada. Tek istisna Federer olabilir.

Kısacası, eğer rekabet görmek istiyorsak, kalitesiz maç sayısı bu turnuvada azalsın istiyorsak, 8 oyuncunun elemeli bir turnuva oynaması en ideali olacaktır. Ancak ticari açıdan tabii bu da ATP'nin hiç işine gelmeyecektir maç sayısı azalacağından. 16 oyuncunun katıldığı elemeli bir turnuva maç sayısını artırıp turnuvaya çeşitli renkleri de getirebilir. Aynı zamanda sürpriz ihtimali de artabilir. Ancak onda da şöyle bir sorun var ki, ATP bu turnuvayı en iyilerin bir araya geldiği bir turnuva olarak pazarlıyor. Orada gidip Raonic-Simon ilk tur maçı izletmek bu amacın ruhuna fazlasıylaaaa aykırı kaçar.

2- Turnuvanın alınan bütün önlemlere ve titizlikle hazırlanan takvime rağmen oyuncuları çok zorlaması. Bazen oyuncular elinden geleni yapmak istese de fiziksel durumları, bütün yılın yorgunluğu sebebiyle buna müsaade etmiyor. Ya da, ilk 8'e ucundan kendini atan ama hazır olmayan oyuncular, orada oynamanın onurunu yaşamak için turnuvadan çekilmiyorlar. Burada oyuncuya da kızmaya pek hakkınız yok doğrusu. Mesela Ferrer buraya %100 gelmedi. Keza Nishikori de. Özellikle Ferrer'in son şansı olabilir bu. Gidip 33 yaşında, ilk 8'e girecek puanı toplamış adama "sen hazır değilsen gelemezsin kardeşim, bırak 9. olan Gasquet gelsin" diyemezsin. Yerine gelecek olan oyuncu da Gasquet. Dikkat çekiyorum.

3- BÜYÜK DÖRTLÜNÜN 2015 YILINDA HALA BÜYÜK DÖRTLÜ OLMASI. Caps lock açık yazdım çünkü bu o kadar inanılmaz bir şey ama biz bunu genel olarak o kadar normal görüyoruz ki... Aslında hiç normal değil. Farkında mısınız bilmiyorum ama 2008 yılından beri bu tablo neredeyse hiç değişmedi. Bir sene Federer, bir sene Murray, bir sene Nadal (bu sene) ilk 4'ten düştü ama hiçbiri temelli bir düşüş değildi. Gördüğümüz gibi, turnuvaya 5 numaradan giren Nadal, Wawrinka ve Murray karşısında toplamda 10 oyun kaybederek grubunu son maçlar öncesinde lider bitirmeyi garantiledi.

Şöyle bir istatistik var: 1990 yılında ATP Finalleri'nde oynayan oyunculardan sadece 2 tanesi 1995 yılındaki finallerde kendine yer bulabilmiş. 2000 yılında ATP Finalleri'nde oynayan oyunculardan sadece 1 tanesi 2005 yılındaki finallerde kendine yer bulabilmiş. 2010 yılında bu turnuvayı oynayan kadroyu sayıyorum: Nadal, Federer, Djokovic, Soderling (Allah rahmet eylesin), Murray, Berdych, Ferrer, Roddick (Allah analı babalı büyütsün). Tam 6 oyuncu bu sene de burada. Tarihte görülmeyen bir istatistik. Roddick değil de eğer ciddi sakatlıklar yüzünden tenisi bırakmak zorunda kalmasaydı muhtemelen Soderling de bu yıl burada olurdu. Yerlerini alan oyuncular da Wawrinka ve Nishikori oldu. Wawrinka 30 yaşında zaten. Turda yeni bir oyuncu değil. Yeni bir yüz olarak sadece Nishikori var diyebiliriz. O da 26 yaşında. 1990'lı yıllarda doğan hiçbir oyuncu yok. Çoğu büyük turnuvada çeyrek finalden sonra tabloda gelen en genç oyuncu 28 yaşındaki Novak Djokovic oluyor. Bu da tarihte yanına dahi yaklaşılamamış absürt bir istatistik.

Kabul edelim ki, futbol ve basketbol gibi diğer mainstream sporlarda oyun giderek hızlanırken, çabuklaşırken, atletizmin ve yırtıcılığın önemi artarken, hücum daha çok ödüllendirilirken, teniste süreç tam tersine işliyor. Yavaşlayan kortların buna yardım ettiği şüphesiz ve turda çok fazla yavaş kort olması bir dengesizlik de yaratıyor. Ama her sporun kendi içinde farklı dinamikleri var. Günümüzde gelişen raket teknolojisi ve güçlenen sporcularla hızlı kortların sayısı 90'lardaki gibi olsa, bu sefer muhtemelen çok fazla servise dayalı oyun, tenisi daha büyük bir çıkmaza götürürdü. Raonic, Isner ve Karlovic şu an turda ilk 20'de çok rahat barınabilen oyuncular. Lopez ve Anderson'u da bunlara ekleyebiliriz. Bu yavaş kortlara rağmen burada barınıyorlarsa, 80'li 90'lı yıllardaki kortlarla ne kadar büyük başarılara imza atabileceklerini düşünün. Evet; bilhassa Djokovic, Nadal ve Murray önderliğinde gelişen ve büyüyen "topu efektif karşılamanın ve savunmadan hücuma iyi şekilde geçebilmenin önemi" diye kısaca özetleyebileceğimiz tenis felsefesi, yer yer sinir bozucu derecede etkili olabiliyor. Ama bunun bir servis festivali izlemekten daha dayanılmaz olmadığını da söyleyebiliriz. Dolayısıyla burada yavaş kortlardan çok kendisini Djokovic, Federer, Murray ve Nadal seviyesine çıkaramayan, yanına bile yaklaşamayan yeni jenerasyonları suçlasak? Hatta bunları geçelim, yeni jenerasyon daha Ferrer ile Berdych gibi sınırlı oyunculara bile yaklaşamıyor.

Nokta.

19 Ekim 2015 Pazartesi

Podcast İçin Soru

Merhabalar yine uzun bir aranın ardından... Salı akşamı podcast yapmayı planlıyoruz. Sorularınız varsa bu postun altına bırakın lütfen. :)

14 Ağustos 2015 Cuma

Kyrgios Olayı!



Nick Kyrgios, dün Rogers Cup'ta oynanan maçta Stan Wawrinka'ya video'da gördüğünüz şeyi söyleyince ortalık karıştı. Diğer sporlarda, ki başta futbol olmak üzere çok normal karşılanan bazı şeyler (en meşhuru da malum Zidane-Materazzi vakası) teniste takdir edersiniz ki, o kadar normal karşılanmayabiliyor.

Neticede böyle bir laf daha önce tenis kortunda edilmiş midir? Edilmiş olabilir ama mikrofonların icadından beri modern zamanda, bu lafın duyulacağını bile bile sesli bir şekilde söyleyen bir gerizekalı zannediyorum ki çıkmamıştır. Kyrgios'un bahsettiği kişi %99 Donna Vekic. %1'lik pay da resmi bir açıklama olmadığı için bıraktım. Yoksa kimse aptal değil bence, ne olduğu çok açık şekilde ortada. Zaten bahse konu olan Kokkinakis ile Vekic, 2014'te Avustralya Açık'ta karışık çiftlerde birlikte mücadele etmişler.

Wawrinka'nın o malum olayda takındığı tavır ve hareketler bana epey True Detective dizisinin ilk sezonundaki senaryoyu hatırlatsa ve hoş olmasa da, bunu bu şekilde ifade etmek, üstelik de kortta, Kyrgios'a düşmüyor herhalde. Zaten bilinçli ve zihni parlak bir arkadaş olmadığını uzun süredir biliyoruz ama bu kadar büyük bir aymazlık yapacağını kimse tahmin edemedi, hepsi bu.

ATP, Kyrgios'a ceza verdi zaten. En kısa sürede verilen cezayı da açıklayacaklar. Ben şahsen turdan uzaklaştırma cezasından çok ağır bir para cezası bekliyorum. Ama yönetmeliğe göre ATP'nin 3 yıla kadar ceza verme gibi bir şansı da bulunuyor.

Edit: Ceza 10 bin dolar olarak açıklandı. Daha ağır bir ceza beklerdim açıkçası.

2 Ağustos 2015 Pazar

23 Temmuz 2015 Perşembe

Kısa kısa İstanbul Cup

- İpek Soylu'yla ilgili ilk turda aldığı galibiyetten sonra sosyal medyada büyük bir patlama söz konusu oldu. Tahminim onun da etkisiyle 2.tur maçını izleyenler aşırı tepki gösterdiler. 19 yaşında kızın tenisi bırakmasına kadar geldi nokta, sanki 0-6 0-6 maç kaybedenler utanmalıymış gibi. Asıl suç burada İpek'te değil başkalarında ama şu zihniyete güzel ve detaylı cevap burada verilmiş zaten. Okuyun, okutun: https://eksisozluk.com/entry/53432844

- Çağla da ilk turda Hantuchova'ya karşı iyi mücadele verdi ama son sette cidden çok kötü oynadı. Ama onun da seviyesi belli ve bence 108 numaraya kadar yükselerek bile iyi bir başarı gösterdi. Maalesef öldürücü bir silahı olmadığı için ilk 100 tenisçisi ışığı veremiyor. Defansif açıdan da vasat düzeyde kalınca yerinde sayıyor. Yine de son 2-3 senede daha iyi ve ilk 150 içinde takılabilir seviyesini kaybetmezse. İpek ve Berfu gibi isimlerin geldiği ortamda Fed Cup takımı için bile Çağla'nın bu seviyesini koruması bize faydalı olacak. Motive olduğunda ekstra oynayabilen bir oyuncu aynı zamanda.

- Organizatörler, sizlere çok pis laflar hazırladım... Yayıncı kuruluş NTV Spor, yorumcuları, spikerleri, bilimum federasyon yetkilisi ve oyuncularınız ne kadar muhteşem tesisler yaptığınızdan bahsedebilirler ama burada maalesef o goygoyları göremezsiniz. 2011-2013 arasında sezon sonu şampiyonasında elde ettiğimiz kazanımlar 2 senede silinip gitti. Bakmayın, İstanbul Open bundan da beterdi de, Federer gelince üstü kapandı yetersizliğin. Seneye muhtemelen o da gelmeyince, bundan farkı olmayacak o turnuvanın.

- Şikayetler çok basit ve herkesin anlattığı şeyler aslında. İşim, okulum, ailem gereği İstanbul-Bursa arası gidip gelen biriyim ve salı günü de İstanbul'daydım. Maçlara gitmeyi planlıyordum ama bulunduğum yer Kartal'dan belirtilen rotayı takip etmem, aynı rotayla geri dönmem için kusura bakmayın ama hiçbir güç bana 40 TL ödetemez. Kim düşündüyse bu bilet fiyatlarını, onlara da teşekkürler.

- Tesisler hala tamamlanmamış ama merkez kort güzel. Bir yatırım yapılmış ve bunu tenisin esamesinin okunmadığı ülkede kıymetini bilmeyecek değiliz elbette. Ama bu işe bir yatırım yapılıyorsa, para dökülüyorsa biraz daha dikkatli olunması icap ederdi. Esenyurt'ta kort yapıyorsun, ulaşıma dair bir şey yok. O yakada olanlar bile 2 saatte geliyor, karşıdan gelen 3 saatte falan geliyor ki trafik sıkışıklığına girmediğimizi varsayıyoruz burada. Özel arabayla gelsen, sanırım bilet parası kadar benzin parası da çıkar. Sen bunları bildiğin halde doğru düzgün servis bile kaldırmıyorsun. 3-4 vesayit gelen adam, bir de üzerine indiği yerden tesislere yürüyor.

- Hepsini geçtim, ödenen bilet fiyatlarına rağmen koskoca kortun lokum gibi yerleri hep loca diye ayrılıp eşe dosta peşkeş çekiliyor. O kadar çileyi çeken adam tepeden maç izliyor. Hem o adama haksızlık, hem de gelen bir avuç seyirciyi de kadrajın dışında bırakıp ekranda daha da boş ve ruhsuz bir görüntü veriyorsun. Ama olsun, tenis federasyonundan birileri 100 kişilik yeri 3-5 kişiyle işgal etsin, yoksa kızarlar, darılırlar birbirlerine.

- İpek Soylu'nun uğradığı garabet ise akıl almıyor. Saat 1'de seans başlatıp 5 maç koyuyorsun. Tamam, maçlar çok uzadı... Çok nadiren de olsa başka ülkelerde de yerel saatle 11'den sonra maç başladığı oluyor, olmuyor değil. Ben çok kişinin aksine buna tepki vermedim. Ama sen gidip İpek'in potansiyel rakibini pazartesi oynatıyorsan, salı akşamı erkenden çarşambanın programını açıklayıp gece 11'de maça çıkacağı bariz olan İpek'i ertesi gün kurbanlık koyun gibi korta süremezsin. Rybarikova pazartesi 1 saat oynamış, 2 gündür dinleniyor. Salı günü Jankovic maçı uzadığında İpek'in akşam 11'den önce korta çıkamayacağı anlaşılmıştı zaten. Perşembe günü de 2. tur maçları oynanıyor. Oraya koysana İpek'in maçını? Bu mümkün değilse bari kızı Salı günü akşam seansının son maçına koy, çiftler maçını 1 gün ertele. Rybarikova'ya teklif edilmiş de son dakikada o kadın enayi mi böyle bir teklifi kabul etsin? Rybarikova muhtemelen İpek'i yine yenerdi ama kesinlikle bu skor olmazdı. Boş yere kızın psikolojisi baskı altında kaldı. Umarım bu mağlubiyetten etkilenmez ve yoluna devam eder.

- Bunun dışında kötü bir turnuva oluyor ne yazık ki. Gelen isimler çok kötü sayılmaz. Bu hafta diğer turnuva Bad Gastein'den daha iyi bir listemiz var. Ufak bir turnuva olduğu için ilk 10'dan biri olmaması kabul edilebilir ki, 35'lik yıldız diye yutturulan Venus de gelip ilk turdan gitti işte. Ama ilk 10'dan tenisçi olmasa da ilk 50'den bir sürü isim var. Lakin bütün faktörlerin toplamı ve ilgi çekecek isimlerin de pek sallamayıp elenmesiyle ortalama tenis seyircisinin ilgisini çekecek bir turnuva olmaktan çok uzaklaştı İstanbul Cup.

- Son olarak gelen bilgilere göre İstanbul Cup'ın seneye Nisan ayı gibi Stuttgart ile aynı haftaya çekildiğini hatırlatayım. Ayrıca İstanbul Open gibi toprağa dönecek zemin. O hafta oynanan Stuttgart'ta çok güçlü liste olur. İlk 20'den epey giden olur. Bu yüzden İstanbul'da muhtemelen bundan da zayıf bir liste olacaktır sağlam paralar ödenmezse ilk 10'dan birine ki zaten Sharapova ya da Serena dışında ilk 10'dan birine boşuna para vermeye de gerek yok bence. Bu iki isim dışında kimse özel olarak kadın tenisinde birisini izlemeye gelmez Türkiye'de. Ayrıca toprağa dönmesi iyi olmuş bence. İpek için en azından!

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Felix Auger Aliassime


14 yaşındaki Kanadalı Felix Auger Aliassime, turda tarih yazmaya devam ediyor. Uzun boyu ve güçlü servisleriyle dikkat çeken genç (çocuk?) raket, mart ayında oynanan Drummondville Challenger turnuvasında 3 eleme maçını kazanıp adını ana tabloya yazdırmayı başarmıştı. Ancak sakatlığı sebebiyle ana tablodaki maçını oynama fırsatını elde edememişti.

Bu hafta yine ülkesindeki Granby challenger turnuvasının elemelerinde mücadele eden Aliassime, yine büyük bir başarıya imza attı. Bugün elemelerin 1 numarası Jean-Yves Aubone ile karşılaşan Aliassime, Amerikalı rakibini 7-6(3)/6-2'lik setlerle rahat geçerek turdaki 5. maçında 5. galibiyetini aldı. Ana tabloda da iyi bir kura çeken Aliassime, Andrew Whittington ile oynayacak.


14 Temmuz 2015 Salı

Wimbledon Finalleri



Şu an pek vaktim yok yazmaya ama finaller biteli de 2 gün oldu. Belki altta yorumlarla konuşmak, fikir beyan etmek isteyen olur diye şöyle dursun bu burada.

Özet olarak Djokovic ve Serena, favori oldukları finalleri kazandı. Serena biraz daha zorlanabilir diyordum ben içimden ama slam finalleri karnesini de düşünürsek 2-0'lık net galibiyeti çok sürpriz değil. Garbine ilk sette çok iyiydi bu arada, onun da hakkını verelim. Bouchard'dan daha düzgün, sempatik ayrıca. Yolu açık olsun. Vamos!

Djokovic-Federer finaline ilk iki set ben de destek verdim ama üçüncü setten sonra.... Yok bu o değildi galiba ama demek istediğimi anladınız. :P İlk iki set efsane bir maç mı geliyor derken sonrası çok rutin ve rahata bağladı Djokovic için. Şahsi fikrim ilk iki setten sonra inanılmaz yıprandı Federer. Çok yoğun puanlar oldu özellikle ikinci setin sonunda. Djokovic'in insan dışı fiziğiyle bir değil 34'lük Federer'in fiziği. Fiziksel olarak kırdı. Oyun anlamında da Nole zaten çok ama çok az hata yaptı. Wimbledon'da geri kalan maçlarında çok iyi görüntü vermemişti ama finalde, gerektiği yerde vites arttırdı yine. Bu adam Wimbledon'da finalleri, RG finallerinden çok daha iyi oynuyor kesinlikle. RG'de ise Wimbledon'a göre finale gelene kadar daha "yenilmez" hissi verip finalde çok ikibüklüm duruyor kortta. Garip. Baskıdan kaynaklı olduğunu söylemek yanlış olmaz bence. Baskının altından iyi kalkan bir isim elbette ama bir Federer, Nadal değil bu konuda. İkinci set sonu onu gösterdi. O seti Novak'ın koparması lazımdı bir şekilde. Ha, son iki sette fiziksel üstünlüğü onun işini kolaylaştırdı.

Öyle ya da böyle, iki oyuncu da hak ederek hanelerine birer slam daha yazdırdılar. Roland Garros'ta Wawrinka'nın çoktuğu çomak hariç 2015 yılında Djokovic ve Serena'nın tura olan hakimiyetine şahitlik ediyoruz. Amerika Açık'ta sonuç değişir mi çok emin değilim ama en azından rekabet açısından biraz daha renk gelmesini tercih ederim. Bunu sağlayacak isimlerse bana göre Azarenka ve Nadal. Ki, onlara da çok umut bağlamamak iyi olur şu anda.

11 Temmuz 2015 Cumartesi

10 Temmuz 2015 Cuma

Wimbledon: Kadınlarda güç tenisi kazandı

Kadınlar turunda güç tenisinin giderek etkili olduğu ortada. Serena Williams zaten bu akımın bir numaralı temsilcisi ama kendisi kategori dışı sayılabilir. Onun dışında ona 15 yıldır rekabet eden isimler arasında hep değişik türde oyuncular var olmuştu. Hingis gibi, Henin gibi. Ondan önce 90'larda Arantxa Sanchez efsanesi var. Yavaş kortlarda Steffi Graf gibi bir deve karşı kafa kafaya oynamış ve hatta kimi zaman üstünlük kurmayı da başarmıştı.

Bu dönemin top raketlerde o tarz oyuncuları ise beklenen başarıyı veremediler. Wozniacki zaten çok düz bir oyuncu ama Radwanska ve Jankovic gibi tarzları farklı olsa da çeşitlilik yaratan tenis oynayan ve kortta zarif duran raketler (buna yeni çıkan Halep'i de ekleyebiliriz) her ne kadar oyunlarını bir yere kadar getirseler de henüz hiçbiri slam kazanabilmiş değiller. Ancak güç tenisini temsil eden genç raketler çıkışlarını çok hızlı yaptılar. Bouachard henüz 20 yaşında geçtiğimiz sene Wimbledon'da finale yükseldi. Madison Keys 20 yaşında yine slam'lerde tepeye oynuyor. Dün de Muguruza uzun süredir sinyalini verdiği başarıyı yakalayıp adını kariyerinin ilk slam finaline yazdırdı.

Radwanska karşısında iyi bir maç oynadı. Özellikle ilk setten sonra ikinci sette de erken break gelince Radwanska'nın tarumar olduğu bir maç portresine doğru ilerliyorduk. Ama Radwanska, neden bir sürü zaafına ve tenisindeki güç eksikliğine rağmen 2 numaraya kadar yükseldiğini ve senelerdir zirvede olduğunu gösterdi. Bir şekilde maçın içinde kaldı, işi sinir savaşına çevirdi, rallileri uzattı, rakibinin aklına girdi derken seti aldı. Hatta final setine de iyi başlayan taraf oldu. Ancak Muguruza da yeni nesil arasında psikolojik olarak en sağlam birkaç oyuncudan biri diyebiliriz herhalde. Radwanska'nın dönüşü karşısında dağılmadı ve sağlam durdu. Son sette Radwanska'nın kötü oynadığı servis oyununda hemen gözünü açıp break'i buldu. İyi servisleriyle hata yapmayan İspanyol, 15 yıl sonra kadınlarda İspanya'ya slam finali getirdi. Ayrıca 2011'den bu yana Nadal tarafından yaşadıkları hayal kırıklıklarıyla Wimbledon'da beklediğini bulamayan İspanyollar'a güzel de bir sürpriz yaşattı Venezuela asıllı...

Serena-Masha maçına dair yazmak boş. İlk seti izledikten sonra işlerimden ötürü bırakmak zorunda kaldım ama onun da farklı bir görüntüsü var gibi durmuyor. Gerçekten teknik taktik falan konuşmaya gerek yok artık. Serena büyük bir konsantrasyon kaybı yaşamadığı sürece Masha'yı her yerde her türlü yeneceğini yine ispatladı. Eğer Serena birkaç sene daha devam ederse işler Masha için çok daha utanç verici bir hal alabilir zira Nadal'ın Federer'i en çok domine ettiği dönemde dahi Federer araya galibiyet sıkıştırıyor, hiç olmazsa bazı maçlarda çok zorluyordu. Sharapova 3 senedir falan set alamıyor Serena'dan!

Finalde güç tenisi var. Biri eski jenerasyon, diğeri yine... Geçen sene RG'de Muguruza ezmişti. Bu sene Avustralya'da 3 sette Serena kazanmıştı. Zor bir maç olacak ama şu var, Serena genelde kendi canını yakan birini unutmaz ve ciddiye alır. Geçen seneki RG maçı olmasa Serena konsantrasyon sıkıntısı yaşayabilirdi ama o hezimet kesinlikle aklının kenarında ve inanılmaz aç olacak. Sonuç ise ne olursa olsun güzel olacak. Muguruza alırsa bu güzel tenisinin mükafatını alarak 21 yaşında slam şampiyonluğuna ulaşacak. Serena alırsa da tenisseverler olarak US Open'a büyük bir heyecanla gideceğiz zira 1988'de Steffi Graf'ın yaptığı takvim slam'ini göremeyen yeni nesil olarak 2015 Serena'nın yaptığı takvim slam'i diye ballandıra ballandıra anlatma fırsatına bir adım daha yaklaşacağız.