Federer'in bir set de erkek ikizleri oldu. Sürpriz mi? Benim için değil.
Federer'in kızlarından sonra takip edilecek bir de erkek çocukları oldu. Anne-babanın tenisçi olması ve toplamda 4 çocuk olması gelecekte iş yapan bir Federer olma ihtimalini doğruluyor.
Laf açılmışken takip edilesi veletlere göz atalım;
- Agassi ve Graf'ın veletleri: 2000'lerin başlarında doğdular. Biri 2001 biri 2003 doğumlu. Tenisle ilgileri var mı bilmiyorum; bilen varsa yorum bölümüne yazıversin. Anneye de babaya da çekseler şanslılar.
-Federer'in veletleri: ikisini sadece kucakta, ikisini de hiç göremediğimizden yorum yapmak zor. Ama anneye değil babaya çekmiş gibiler, hem kızların tipine hem de ikizlik durumuna bakarak söylenebilir bu. 20 yaşlarına doğru iyi sonuçlar almaya başlarlar, 15 yıl daha bekleriz sanırım.
-Toni Nadal'ın veletleri: tenisle ilgilendikleri bilinen ve profesyonel olma ihtimali neredeyse kesin olan veletler. Bunları ortada daha çok görüyoruz. 2001 doğumlu olduğunu tahmin ettiğim sarışın olan daha saftirik, karakter olarak Rafa'ya benziyor. Ona çok şans tanımıyorum. Ama küçük ve galiba 2003 doğumlu olan Joan daha hınzır ve sanırım biraz daha kabiliyetli. Burada sıraladıklarım içinde ismini en erken duyurma şansı olan o. Zaten sağda solda Toni'nin çocuklarının yavaş yavaş piyasaya çıktığına dair haberler var. Rafael'in 15 yaşında ortaya çıktığı düşünülecek olursa Joan da 5-6 yıl içinde görünmeye başlayabilir. Bu çocuklar annelerine çekerlerse şanları az ama baba tarafında bir sporcu geni var. Denk düşmüşse eğer, şansları açık.
-Djokovic'in veledi: içlerinde en şanssızı. Anneye çekme şansı var ayrıca Djokovic'in kardeşlerinde de pek iş yok. Baba tarafına çekse bile kronik sakat olabilir.
9 Mayıs 2014 Cuma
17 Nisan 2014 Perşembe
Çağla Tarih Yazdı
Çok kısa olarak geçeceğim. Maksat bu tarihi an, güzide blogumuzda, rafta kendine yer bulsun. Çok önemli bir iş başardı çünkü Çağla.
İlk turda Date'yi geçtiğini yazmıştık. İkinci turda ITF seviyesindeki rakibi Majeric'i de set vermeden geçti Çağla. Atak oynadı ve rakibini oyunun büyük bölümünde sürklase etti.
Erkek ya da kadın, bir profesyonel turnuvada (challenger, ITF değil) teklerde çeyrek final gören ilk oyuncu oldu böylece Çağla. Müthiş bir başarı.
Yarın rakibi Karolina Pliskova. Türkiye saati ile 15.00'da başlıyor, günün son maçı. Malezya'da her gün yağmur yağdığını varsayarsak o maç daha geç saate sarkar. Belki cumartesiye bile kalır. (felaketi çağırıyorum!) Pliskova son şampiyon, formda. Açık favori ama Çağla böyle mücadele ederse neden olmasın? Bu turnuvada biraz şansı yanında olursa Cibulkova dışında yenemeyeceği oyuncu yok zira...
Başarılar Çağla'ya. Bir tarih daha yazmaya!
İlk turda Date'yi geçtiğini yazmıştık. İkinci turda ITF seviyesindeki rakibi Majeric'i de set vermeden geçti Çağla. Atak oynadı ve rakibini oyunun büyük bölümünde sürklase etti.
Erkek ya da kadın, bir profesyonel turnuvada (challenger, ITF değil) teklerde çeyrek final gören ilk oyuncu oldu böylece Çağla. Müthiş bir başarı.
Yarın rakibi Karolina Pliskova. Türkiye saati ile 15.00'da başlıyor, günün son maçı. Malezya'da her gün yağmur yağdığını varsayarsak o maç daha geç saate sarkar. Belki cumartesiye bile kalır. (felaketi çağırıyorum!) Pliskova son şampiyon, formda. Açık favori ama Çağla böyle mücadele ederse neden olmasın? Bu turnuvada biraz şansı yanında olursa Cibulkova dışında yenemeyeceği oyuncu yok zira...
Başarılar Çağla'ya. Bir tarih daha yazmaya!
Monte Carlo: Çeyrek Final Zamanı
Monte Carlo'da yoğun bir dört gün geride kaldı ve çeyrek final eşleşmeleri artık önümüzde duruyor. Şöyle yazalım eşleşmeleri:
Nadal-Ferrer
Raonic-Wawrinka
Federer-Tsonga
Garcia Lopez-Djokovic
İşi en kolay olan Djokovic. Kağıt üstünde çok kolay gözükmeyen kurası çok ama çok kolay oldu. Düşüşteki Montanes, challenger oyuncusu Carreno Busta ile oynadı. İkisine toplam iki oyun verirken yine Terminatör modundaydı. Üstelik, Montanes maçından sonra yaptığı açıklamaya göre el bileğinde bir sakatlık da varmış. Etkilemediği kesin ama, çok rahattı.
Çeyrekte Berdych gelecek, biraz test eder Novak'ı derken sakatlanan Berdych önde götürdüğü maçı Lopez'e verdi. Novak için yine antrenman havasında geçecek bir maç olacak gibi görünüyor.
Diğer maçlar daha rekabetçi geçmeye aday. Nadal çok büyük favori Ferrer karşısında ama Ferrer de çoğu zaman oyun anlamında zorluyor Nadal'ı. Raonic, Robredo'yu yenerken gayet iyiydi. Wawrinka maçını oynamadan çeyreğe geldi Almagro çekilince. Wawrinka favori ama bu da güzel ve çekişmeli giden maç olabilir Raonic iyi servis atarsa. Ki sabahın ilk maçı, sıcak hava da işine gelir Rao'nun.
Son maç Federer-Tsonga. Şüphesiz günün maçı olacak. Tsonga form olarak düşüşte ama burada yarı final puanları savunduğu için istekli oynuyor. Federer'i de geçen sene toprakta yendiği için motive olacaktır. Eğlenceli ve güzel maç olur bu da ama Federer favori.
Nadal-Ferrer
Raonic-Wawrinka
Federer-Tsonga
Garcia Lopez-Djokovic
İşi en kolay olan Djokovic. Kağıt üstünde çok kolay gözükmeyen kurası çok ama çok kolay oldu. Düşüşteki Montanes, challenger oyuncusu Carreno Busta ile oynadı. İkisine toplam iki oyun verirken yine Terminatör modundaydı. Üstelik, Montanes maçından sonra yaptığı açıklamaya göre el bileğinde bir sakatlık da varmış. Etkilemediği kesin ama, çok rahattı.
Çeyrekte Berdych gelecek, biraz test eder Novak'ı derken sakatlanan Berdych önde götürdüğü maçı Lopez'e verdi. Novak için yine antrenman havasında geçecek bir maç olacak gibi görünüyor.
Diğer maçlar daha rekabetçi geçmeye aday. Nadal çok büyük favori Ferrer karşısında ama Ferrer de çoğu zaman oyun anlamında zorluyor Nadal'ı. Raonic, Robredo'yu yenerken gayet iyiydi. Wawrinka maçını oynamadan çeyreğe geldi Almagro çekilince. Wawrinka favori ama bu da güzel ve çekişmeli giden maç olabilir Raonic iyi servis atarsa. Ki sabahın ilk maçı, sıcak hava da işine gelir Rao'nun.
Son maç Federer-Tsonga. Şüphesiz günün maçı olacak. Tsonga form olarak düşüşte ama burada yarı final puanları savunduğu için istekli oynuyor. Federer'i de geçen sene toprakta yendiği için motive olacaktır. Eğlenceli ve güzel maç olur bu da ama Federer favori.
16 Nisan 2014 Çarşamba
Turnuvalarda Son Durum
Türk tenisini bu hafta en çok ilgilendiren turnuvada elemelerden gelen Pemra Özgen bugün Cibulkova'ya 6-1 ve 6-3'lük setlerle elenerek bu zorlu maçtan beklenebilecek bir sonuçla ayrılmış oldu. Dün ise Çağla Büyükakçay Kimko Date-Krumm'un maçtan çekilmesiyle turladı. Date-Krumm son katıldıı turnuvada sakatlanmış, turnuva sonrası Japnya'da tetkiklerden geçmişti, ama yeterli ilerleme sağlanamamış demek ki. Çağla'nın rakibi Majeric, elemiş olduğu Amanmuradoca'dan daha kolay bir rakip bence, en azından daha tecrübesiz. Çağla ITF'lerde yakaladığı ivmeyi bu rakibi karşısında kullanabilir.
Erkeklerde Monte Carlo Masters sürprizsiz devam ediyor. Bu yıl yıldız oyuncu katılımı iyi düzeyde; Murray yok ancak Federer, Djokovic ve tabi ki Nadal burada. Dolgoğolov, Cilic ve Stepanek son aylarda yakaladıkları ivmeyi bu turnuvaya taşıyamadılar ve ikinci tur maçlarında fazla direnemeden elendiler. Yeni yazarımız Daniels'i gıcık edecek bir beyanatta bulunarak ilk turda Dolgopolov'dan ancak 6 oyun alan Gulbis'i de geleneksel olarak fiyaskolar hanesine yazıyorum. Anderson da ivme kaybeden bir diğer isim; ilk turda Anderson'u rahat geçen Monfils bugün İspanyol Carreno'ya elenmiş. İvme kaybetti dediğim bu isimler Roland Garros'ta küçük sürprizler yapıp dördüncü tur veya çeyrek finale kadar gelebilirlerdi ama şimdilik böyle olacak gibi görünmüyor.
Erkeklerde Monte Carlo Masters sürprizsiz devam ediyor. Bu yıl yıldız oyuncu katılımı iyi düzeyde; Murray yok ancak Federer, Djokovic ve tabi ki Nadal burada. Dolgoğolov, Cilic ve Stepanek son aylarda yakaladıkları ivmeyi bu turnuvaya taşıyamadılar ve ikinci tur maçlarında fazla direnemeden elendiler. Yeni yazarımız Daniels'i gıcık edecek bir beyanatta bulunarak ilk turda Dolgopolov'dan ancak 6 oyun alan Gulbis'i de geleneksel olarak fiyaskolar hanesine yazıyorum. Anderson da ivme kaybeden bir diğer isim; ilk turda Anderson'u rahat geçen Monfils bugün İspanyol Carreno'ya elenmiş. İvme kaybetti dediğim bu isimler Roland Garros'ta küçük sürprizler yapıp dördüncü tur veya çeyrek finale kadar gelebilirlerdi ama şimdilik böyle olacak gibi görünmüyor.
14 Nisan 2014 Pazartesi
Preview: Monte Carlo Masters
Monte Carlo'da toprak kortun en prestijli turnuvalarından biri (yazara göre RG'den sonra en prestijlisi) bugün itibariyle başladı. Birkaç tane ilk tur maçı oynandı ama resmen yarın sabah saatlerinde başlayacak. Televizyon yayını vs. de pazartesi günü başlıyor zaten.
Önce kurayı verelim:
http://www.atpworldtour.com/Share/Event-Draws.aspx?Year=2014&EventId=410&Draw=ms
1 numara Nadal, 2 numara Djokovic, açık ara final için en büyük favoriler. Geçen sene de finalde karşılaşmışlardı. Djokovic iki sette rahat kazanmıştı. Djokovic'in belki de toprakta kariyerindeki en iyi maçlardan biriydi o maç. Nadal da tam formunu henüz bulamamıştı. Zaten sonrasında toplanan Nadal, toprak kort sezonunu süpürmüştü.
Nadal'ın kurası kolay. Bunu söylemek lazım. 2. turda Simon, 3. turda Youzhny çektiği seribaşı raketler ki, ikisi de o kadar formsuz ki muhtemelen seribaşı olmayan raketlerle bile karşılaşacak. Mesela 3. turda Andujar ihtimali var. Nadal'ı Sao Paolo'da baya terletmişti. O da gerçi Indian Wells sonrası hafif bir sakatlık yaşadı ama topraktaki yetkinliğini göz ardı edemeyiz. Yine de Nadal'ın işi çeyrek finale kadar zor gözükmüyor.
Çeyrek finalde ise Ferrer ve Dimitrov ihtimaller arasında. İkisi de kazanamasa bile geçen sezon toprakta Nadal'ı çok terletmişlerdi. Ama ikisi de, ki özellikle de Ferrer, çok formda sayılmaz. Nadal'ın yarısına ise Federer yerine Wawrinka düştü. Federer formda ama Nadal'a toprakta zaafiyeti malum. Wawrinka ise bu sene AO'da Nadal'ı yendi ama onun da form durumu soru işareti. Kısacası, Nadal'ın final yolunun açık olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Antrenmanlardan gelen bilgilere göre de, Nadal epey iyi görünüyormuş. Zaten bu toprak sezonunda Djokovic'e avlanmak istemiyorsa Miami finalindeki tenisinin üstüne fazlaca bir şeyler koymalı.
Djokovic biraz daha sıkı rakiplere karşı mücadele edebilir. 2. turda Paire, 3. turda Monfils olası rakipleri. Paire sakatlıktan yeni çıktı, Monfils de daha geçen hafta Casablanca'dan sakatım diyerek çekilmişti. Burada aslında Djokovic'e pek tehdit oluşturabilecekleri bir durum yok. Ama çeyrekte sıkı bir rakip gelebilir Novak'a. Çok yüksek ihtimalle Dolgopolov ya da Berdych gelecek. Berdych geçen sene Roma'da Djokovic'i mağlup etmişti. Dolgo'nun über bir formda olduğunu ise söylemeye gerek duymuyorum. Bugün de ilk turda Gulbis'i sadece 6 oyun vererek mağlup etti.
Djokovic'in yarısında Federer var ve o da en azından çeyreğe kadar gelme konusunda şanslı gözüküyor. 2. turda Stepanek, 3. turda Janowicz toprak için ideal rakipler olarak gözüküyorlar. Hele Janowicz'in formsuzluğu ve oradan gelebilecek sürpriz bir rakibin olma ihtimali de göz önüne alınırsa... Çeyrek finalde ise çetin ceviz rakipler gelebilir. Fognini var, Bautista-Agut var, Tsonga var... Burada Tsonga yüksek numaralı seribaşı ama olası eşleşmede Fognini'nin favori olacağına şüphe yok. Fognini, formunu devam ettirirse bir sürpriz yaparak yarı finale yürüyebilir. İlk 4'ten birini yenecekse bu Nadal-Djokovic'ten ziyade Wawrinka ya da Federer olmaya daha yakın. Ama ne kadar formda olsa da dengesizliği de malum, bakarız yarın çıkar ilk turda Sousa'ya kaybeder. Bunlar tenisin içinde var sevgili Şansal!
Toprak kort sezonunun en müthiş manzaralı, en tarihi büyük ve en "gerçek" toprak turnuvası start alıyor. Toprak sezonunun başlangıcını simgeleyen Monte Carlo'da bütün tenisseverlere iyi seyirler!
13 Nisan 2014 Pazar
MM Finalleri
Hemen "MM" ne ola ki diye soracaklara açıklayalım. ATP'de 250'lik, WTA'de International turnuvalar için fanlar "Mickey Mouse" turnuvaları, yani MM turnuvaları diyorlar. Ufak, takvimde slam-masters-premier turnuvaların arasına sıkışmış bu turnuvaların biraz da aşağılama soslu tanımı aslında.
Bu hafta ATP ve WTA'de ikişer tane böyle turnuvamız var.
ATP'de Kazablanka'da Marcel Granollers, finalde Guillermo Garcia-Lopez ile oynuyor. İspanyol finali yani. Zaten çeyrek finalin yarısı İspanyol, yarı finalin de %75'i İspanyol'du. Marcel, finale kadar Ramos, Carreno-Busta ve Delbonis'i mağlup etti. Böyle bir turnuva için fena rakipler sayılmaz. Garcia-Lopez de Kukushkin, Berlocq, Paire ve Carballes Baena'yı geçti. Tek set verdiği maç kağıt üstündeki en kolay maçı Carballes'e karşı olandı. Carballes, dünya 273 numarası ve buraya elemelerden geldi ama epey zorladı GGL'yi. Finalde Marcel, daha istikrarlı oyunu ve servis avantajıyla bir adım önde bence.
Houston'da da İspanyol finali! Toprağın geldiği ne kadar belli, vay anasını... dedirten bir tablo. Burada biraz daha sağlam isimler var. Almagro-Verdasco oynayacak. Verdasco, Giraldo'yu yendi. Almagro, Querrey'in çekilmesiyle yarı final oynamadan finale çıktı. Querrey, Miami'deki Berdych ve Nishikori'nin çekilmelerine özendi galiba... Burada Verdasco daha iyi testlere tabi tutulurken Almagro, Russell ve Sock gibi topraktan habersiz iki vasat Amerikalı ile oynadı. Verdasco bugün Giraldo'ya karşı iyi de oynadı. Yarım adım önde gözüküyor finalde.
WTA'deki finallerde İspanyol yok korkmayın. Hem zaten Katowice'deki turnuva sertte. Hem de öyle böyle sert değil, turun en hızlı sertlerinden birini yapmış Leh kardeşlerimiz ama yine Radwanska'ya yaranamadılar. Aga, yarı finalde ilk setini 6-0 aldığı maçta, kendi seyircisi önünde Cornet'e 3 sette mağlup oldu. Final setinde de 3-0 önde ve 4-0 için break point yakalamıştı. Cornet'in finaldeki rakibi İspanyol Suarez Navarro'yu yenen İtalyan Giorgi oldu. Giorgi inanılmaz yükselişte. Öyle bir tenis oynuyor ki, babasını bile deli yaptı. Çok agresif, saldırgan, sağlı sollu winner'lar atan, İtalyanlardan hiç alışık olmadığımız bir tarzda... Sharapova galibiyetini hatırlayanlar olacaktır zaten. Cornet de inatçının hası oldu ama, o da formda. Sıkı bir final bizi bekliyor. Eğer Giorgi ilk finalin stresine girmeyip tenisini oynarsa, kalitesiyle öne çıkabilir.
Bogota'da ise toprak turnuvası var. 1 numara Jankovic, zorlanmadan finale kadar geldi. Finalde rakibi genç Fransız Caroline Garcia oldu. Birkaç sene önce RG'de Sharapova'yı baya dövmüştü, sonra ortalardan kaybolmuştu. Yavaş yavaş çıkışını yapacak galiba o da. Miami'de Serena ile başa baş oynamıştı, burada da sadece 1 set kaybederek finale kadar geldi. Jankovic favori ama dengesizliği ve Garcia'nın büyük isimleri zorladığı düşünülürse 3 sete gidebilir derim.
Dolu dolu bir gün olacak... Euroleague'de de Türk finalini göz önüne alırsak pazar günü yine spor işi olacak...
Kuala Lumpur Ana Tablosu: Çağla ve Daha Fazlası
Kuala Lumpur'da bu haftanın tek WTA turnuvası oynanacak. Önümüzdeki haftasonu Fed Cup yarı finalleri olduğundan, bu hafta tek turnuvayla geçiliyor ve o turnuvanın tablosu da hiç iç açıcı değil. 1 numaralı seribaşı fotoğraftaki Dominika Cibulkova. Onun dışında ilk 40'ın içinden hiç kimse yok. Venus Williams wildcard almıştı ama Fed Cup takımına çağrılınca o da iptal etti burayı.
Son seribaşı olan Ayumi Morita, dünya 112 numarası. Yani, bir challenger turnuvasından hallice değil, basbaya challenger turnuvası.
Tabloda dikkat çeken en büyük olay Çağla tabii. Direkt ana tablodan katılma fırsatı yakaladı böyle zayıf bir entry list varken ve ilk turda da 43 yaşındaki Kimiko Date Krumm ile karşılaştı. İlginç ama bir o kadar da tatlı bir eşleşme oldu bence. Umarım yayın olur da izleme fırsatı buluruz.
Pemra da elemelerde mücadele ediyor. İlk maçını aldı. Birkaç saat sonra zayıf bir rakibe karşı daha oynayacak. Yenerse o da ana tabloya yükseliyor. Ana tabloda ilk turda Cibulkova ile oynama şansı var. Aman diyeyim Pemra. :)
Full ana tablo ise şöyle:
Dominika Cibulkova SVK [1] vs [Q]
Su-Wei Hsieh TPE vs Jarmila Gajdosova AUS [WC]
Ons Jabeur TUN vs [Q]
Eleni Daniilidou GRE [WC] vs Zarina Diyas KAZ [6]
Karolina Pliskova CZE [3] vs Aleksandra Krunic SRB
[Q] vs [Q]
Tadeja Majeric SLO vs Akgul Amanmuradova UZB
Cagla Buyukakcay TUR vs Kimiko Date-Krumm JPN [5]
Donna Vekic CRO [7] vs Yung-Jan Chan TPE
Timea Babos HUN vs Kristyna Pliskova CZE
Danka Kovinic MNE vs An-Sophie Mestach BEL
[Q] vs Patricia Mayr-Achleitner AUT [4]
Ayumi Morita JPN [8] vs [Q]
Magda Linette POL vs Alizé Lim FRA
Ling Zhang HKG [WC] vs Olga Savchuk UKR
Saisai Zheng vs Shuai Zhang CHN [2]
1 Nisan 2014 Salı
Doping Kontrolleri
Rakamlar şurada.
Şeffaflığa en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde çokoprensimi delik deşik etmişler...
Şeffaflığa en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde çokoprensimi delik deşik etmişler...
3 Mart 2014 Pazartesi
2 Mart 2014 Pazar
İşte Premier Lig Bu!
Gösteri maçlarına zaten alışmıştık ama artık iş bambaşka bir boyuta geçti. Bhupathi geçen sene konuşurken çok ciddiye almamıştık ama görünen o ki, mesele ciddiye bindi. Hatta kesinleşti! Premier Lig bu kasımda başlayacak. Maçları da Murat Kosova anlatacakmış... (derken sululuğu fazla kaçırdığını fark eder Russell)
Neredeyse bir ay sürecek ligde yok yok. Başta fotoğraftaki gençler var. Nadal ile Djokovic. Serena var, Azarenka var, Murray var, Berdych var. Federer yok, onu da söyleyeyim. Aslında başta oynayacaktı ama sonradan vazgeçmiş. Bir diğer vazcayan da Maria Sharapova oldu.
Maçlar tek set üzerinden oynanacak ama denilenlere göre rekabetçi bir yapıda olacak. Yani sallabaş şekilde maçlar oynanmayacak. Bu yüzden açıkçası bu organizasyona ben şüpheyle yaklaşıyorum. Katılacakların hepsi top class tenisçiler. Bu turnuvada 1 ay Asya'yı arşınladıktan sonra sezonun başında, ortasında ya da sonunda pertledikten sonra hiç bahane üretmeye hakları da yok. Özellikle de bu konuda çok şikayetçi olan Nadal... Tabii tek suç onda değil ama yine de bu tarz öncü isimlerin (buna Djoker de eklenebilir) bu tarz fikirlere karşı çıkıp biraz para merağından kurtulmaları gerekiyor.
Bilmiyorum değerli yorumcularımız ne der? Söz sende Şansal???
Indian Wells Öncesi Son Şampiyonlar
Önümüzdeki hafta Indian Wells haftası. O nedenle bu hafta turnuvalar Cumartesi günü bitirildi. Seri başı olmayan isimler için kupanın 7 maç ile verileceği, "yarım grand slam" tabir edilen Indina Wells, önümüzdeki hafta ortasında başlıyor çünkü.
Erkeklerde Nadal hariç önemli isimlerin büyük çoğunluğu korttaydı. Haftanın 250'lik kupasını, bir zamanlar blogda dikkat çektiğimiz isimlerden olan Del Bonis veya Lorenzi alacak. Sao Paolo'daki turnuvada Almagro ve Haas iki önemli seri başıydı. Almagro ikinci maçında elendi, Haas ise yarı finalde Lorenzi ile oynadığı maçı sakatlanarak bıraktı. Hal böyle olunca biraz challenger tadında geçen bir turnuva oldu.
Dubai, Federer ve Djokovic'in hemen her yıl olduğu gibi bu yıl da katıldığı haftanın en dikkat çeken turnuvası oldu. Sol bileğinden sakatlanıp çekilmek zorunda kalan Del Potro hariç önemli isimler bekleneni verdiler diyebiliriz. Federer çetrefilli sayılabilecek yoldan kupaya ulaşan isim oldu. Djokovic yerı final maçında yağmur arasından sonra felaket bir performansla 13 oyunun 10'unu vererek Federer'i finale gönderdi. 2006'dan beri ilk defa Mart ayına kupasız giriyormuş sanırım; kupayı geçtim finali de yok daha. Gerçi bu yıl topu topu iki turnuvaya katıldı şu ana dek ama insan yine de hayret ediyor. Federer finalde ise Berdych'i mağlup etti. Final maçı da yarı final maçı gibi 2 sete gitti; ilk servislerdeki sıkıntısı haricinde göze batan bir sorunu yokmuş ama.
Erkeklerde beni en çok kahreden turnuva ise Acapulco, yani armut kupası oldu. Genelde sevdiğim isimlerin kazandığı bu turnuvada minik kuşum Anderson üst üste ikinci finaline çıktı ama mental nedenlerden kaybetti finali. Çiftlerde şampiyon olması ne kadar teselli olur bilemeyeceğim. Ferrer'in sakatlanıp çekildiği turnuvada geçen haftanın finalisti Dolgopolov da yarı final gördü. Anderson ile birlikte kırmızı kurdeleyi hakeden isim oldu benim için bu hafta. Rafael Nadal'a olan hayranlığı taklitçilik boyutuna geçen Murray, nedenini anlamadığımız bir şekilde Acapulco'daydı. Yolunu kaybetmiş olmalı diyoruz; Dimitrov'a elendi yarı finalde. Dimitrov şampiyon oldu; olmasaydı buraya Anderson'ın şapkalı-armutlu fotoğrafını koyacaktım ama Dimitrov söz konusu olunca benden fotoğraf beklemeyin.... Bloğun yeni yazayı Daniels Süha Bey'in büyük aşkı Gulbis de Goffin'i zorlanarak geçtikten sonra çeyrek finalde Dimitrov'u yakın geçen maçta yenmeyi becerememiş. Zaten Dimitrov adına en büyük artı puan arka arkaya yakın geçen maçları bu sefer alabilmiş olması. Gerçi final Anderson'un armağanıydı; aklı başında biri son sette break, hadi olmadı tie-break'te öndeyken salak gibi çift hata yapıp maçı vermezdi.
Kadınlarda Florianopolis'teki turnuvada Muguruza'yı yenen Zakopalova şampiyon oldu. Ne olursa olsun Muguruza son dönemde İspanyolların en istikrarlı kadın tenisçisi; Roland Garros için de hatırlamaya değer bir isim olabilir. Brezilya'nın ana tablosu toprak oyuncuları ağırlıklı ve görece zayıf olmuş. Haftanın görece önemli turnuvası, armut kupası yine; bu sefer Avustralya Açık finalisti Cibulkova kupaya ulaşmış burada. Finalde yendiği isim ise genç oyunculardan McHale. Kadınlarda ilk 10'un önemli bir bölümü bu haftayı pas geçmiş. Indian Wells kadınlar için iyice slam tadında geçiyor, erkeklerde beş set yerine üç set üzerinden oynama durumu var en azından, kadınlarda o da yok. Haftaya kozlar paylaşılacak gibi.
Erkeklerde Nadal hariç önemli isimlerin büyük çoğunluğu korttaydı. Haftanın 250'lik kupasını, bir zamanlar blogda dikkat çektiğimiz isimlerden olan Del Bonis veya Lorenzi alacak. Sao Paolo'daki turnuvada Almagro ve Haas iki önemli seri başıydı. Almagro ikinci maçında elendi, Haas ise yarı finalde Lorenzi ile oynadığı maçı sakatlanarak bıraktı. Hal böyle olunca biraz challenger tadında geçen bir turnuva oldu.
Dubai, Federer ve Djokovic'in hemen her yıl olduğu gibi bu yıl da katıldığı haftanın en dikkat çeken turnuvası oldu. Sol bileğinden sakatlanıp çekilmek zorunda kalan Del Potro hariç önemli isimler bekleneni verdiler diyebiliriz. Federer çetrefilli sayılabilecek yoldan kupaya ulaşan isim oldu. Djokovic yerı final maçında yağmur arasından sonra felaket bir performansla 13 oyunun 10'unu vererek Federer'i finale gönderdi. 2006'dan beri ilk defa Mart ayına kupasız giriyormuş sanırım; kupayı geçtim finali de yok daha. Gerçi bu yıl topu topu iki turnuvaya katıldı şu ana dek ama insan yine de hayret ediyor. Federer finalde ise Berdych'i mağlup etti. Final maçı da yarı final maçı gibi 2 sete gitti; ilk servislerdeki sıkıntısı haricinde göze batan bir sorunu yokmuş ama.
Erkeklerde beni en çok kahreden turnuva ise Acapulco, yani armut kupası oldu. Genelde sevdiğim isimlerin kazandığı bu turnuvada minik kuşum Anderson üst üste ikinci finaline çıktı ama mental nedenlerden kaybetti finali. Çiftlerde şampiyon olması ne kadar teselli olur bilemeyeceğim. Ferrer'in sakatlanıp çekildiği turnuvada geçen haftanın finalisti Dolgopolov da yarı final gördü. Anderson ile birlikte kırmızı kurdeleyi hakeden isim oldu benim için bu hafta. Rafael Nadal'a olan hayranlığı taklitçilik boyutuna geçen Murray, nedenini anlamadığımız bir şekilde Acapulco'daydı. Yolunu kaybetmiş olmalı diyoruz; Dimitrov'a elendi yarı finalde. Dimitrov şampiyon oldu; olmasaydı buraya Anderson'ın şapkalı-armutlu fotoğrafını koyacaktım ama Dimitrov söz konusu olunca benden fotoğraf beklemeyin.... Bloğun yeni yazayı Daniels Süha Bey'in büyük aşkı Gulbis de Goffin'i zorlanarak geçtikten sonra çeyrek finalde Dimitrov'u yakın geçen maçta yenmeyi becerememiş. Zaten Dimitrov adına en büyük artı puan arka arkaya yakın geçen maçları bu sefer alabilmiş olması. Gerçi final Anderson'un armağanıydı; aklı başında biri son sette break, hadi olmadı tie-break'te öndeyken salak gibi çift hata yapıp maçı vermezdi.
Kadınlarda Florianopolis'teki turnuvada Muguruza'yı yenen Zakopalova şampiyon oldu. Ne olursa olsun Muguruza son dönemde İspanyolların en istikrarlı kadın tenisçisi; Roland Garros için de hatırlamaya değer bir isim olabilir. Brezilya'nın ana tablosu toprak oyuncuları ağırlıklı ve görece zayıf olmuş. Haftanın görece önemli turnuvası, armut kupası yine; bu sefer Avustralya Açık finalisti Cibulkova kupaya ulaşmış burada. Finalde yendiği isim ise genç oyunculardan McHale. Kadınlarda ilk 10'un önemli bir bölümü bu haftayı pas geçmiş. Indian Wells kadınlar için iyice slam tadında geçiyor, erkeklerde beş set yerine üç set üzerinden oynama durumu var en azından, kadınlarda o da yok. Haftaya kozlar paylaşılacak gibi.
1 Mart 2014 Cumartesi
ERNESTS GULBİS LOBİSİ NEDİR? NASIL VE NEDEN OLUŞTU?
Letonya’nın spor tarihine bakılacak olursa ilk olarak göze çarpan sporlar buz hokeyi ve basketbol olacaktır. Özellikle basketbolun baskın olması Letonya spor tarihinin ilk yıllarında göze çarpan en önemli özellik. Özellikle 1935’teki Avrupa Şampiyonluğu’nun bunda payı oldukça fazla. Ardından1940’ta yaşanan siyasi gelişmeler Letonya için karanlık bir dönemin başlangıcı olsa da bu karanlık yıllarda spor her zaman bir tünelin sonundaki ışık olarak kendisini gösterdi. Uzun yıllar boyunca süren basketbol hâkimiyeti gücünü korumasına rağmen zamanla basketbolun yanına buz hokeyi de eklendi. Halkın spor kültürü ve ilgisi bu iki spor üzerine yoğunlaştı. Bu sporların halkın kendisini simgeleme aracı vazifesi gördüler ve halka bir ifade sahası yarattılar.
1980’lerin sonuna gelindiğinde tüm dünyadaki özgürlük hareketleri sporda da kendisini göstermeye başlıyordu. Bu tarihler aynı zamanda Letonya’da tenis kültürünün tam anlamıyla oturmaya başladığı yıllar olarak göze çarpıyor.
Yazının buraya kadarki bölümü tenisle alakasız gözükse de aslında başarılan hikâye tam da bu noktada başlıyor. Çünkü yıllardır oluşan halkın kendisini ifade etme isteği aslında şu anda tenis sayesinde vücut buluyor. Bu durumu daha iyi anlamak için tenisin tarihsel sürecine bakmak gerekirse özellikle 1970’lerden itibaren tenis üzerindeki ‘’zengin sporu’’ yaftasının yavaş yavaş kalktığını görmek mümkün. Bu durum tenisin dünyada daha da güçlenmesini sağlarken sporu bireylerin değil ülkelerin yarıştığı bir spor dalı haline getirdi. Letonya özelinde bakmak gerekirse bu durumu şu an gerçekleştiren isim Ernests Gulbis. Pek çokları tarafından istikrarsız, açıklamaları sebebiyle ukala ya da şımarık olarak nitelendirilse de aslında başardığı iş gerçekten tenis oynamaktan çok daha farklı bir temsil görevi. Bunu anlamak için Letonya’nın tenis geçmişine bakmak yeterli. Letonya’nın Gulbis öncesine kadar dünyadaki tenis varlığı sadece Ukrayna asıllı Letonyalı kadın tenisçi Larisa Neiland’dan ibaret. Özellikle çiftlerdeki performansıyla hatırlanan Neiland 2 grand slam kazanmayı başarmıştı. Fakat bu başarıların o dönemde tenise bir yansıması olmamıştı çünkü halkın devşirme birisini benimsemesi oldukça güçtü. 2006 yılına kadar tenis adına kayda değer bir ilerleme olmadı(medya tarafından yer verilecek kadar).
2005 yılında medyanın birden tenise yönelmesini sağlayan isim Ernests Gulbis oldu. Oynadığı turnuvalarda gösterdiği performans daha da önemlisi yetenekli olması medyanın tenise yönelmesini ona ilgi göstermesini sağladı. Bu ilgi halk tarafından da karşılık gördü çünkü halk yıllardır aradığı/istediği ‘’temsil gücünü’’ onda bulmuştu. 2007’de Us Open’da gelen dördüncü tur başarısı umutların boşuna olmadığını gösterdi. 2008 yılında gelen RG Çeyrek Finali Gulbis’i dünyaca tanınan bir sporcu haline getirirken tenise karşı ilginin artmasına ve yeni birçok sporcunun yetişmesine aracılık etti. 2009 yılı Gulbis için pek başarılı geçmedi. Bu durum medya baskısını da beraberinde getirirken saha dışı olayların kariyerinin önüne geçtiği ilk yıl oluyordu.2010 yılında kariyerinin ilk ATP turnuvasını kazanarak bu baskıları biraz da olsa azalttı. 2011 yılı başarılı ve nispeten huzurlu geçirdiği son sene oldu. Ardından ‘’zeki ama çalışmıyor’’ yorumlarının kendisini esir aldığı günler başladı, bu durumun oluşmasında saha dışındaki olayların payı da oldukça fazlaydı. Letonya medyası haber boşluğunu kendisinin gece âlemleriyle doldururken tenis medyası da bu durumdan pek geri kalmadı. Psikolojik olarak pek iyi olmadığını kendisinin de ifade ettiği bu dönemde ilk 100’ün dışında kalmış ve her şeye yeniden başlamak zorunda kalmıştı.
2013 yılı bu başlangıcın ilk yılı oldu, coach değişikliği etkisini gösterirken mental anlamda da epey bir yol kaydetmişti. Zeki ama çalışmıyor imajı hala üzerinde durmasına rağmen röportajlarında sıra dışı cevaplar bulunsa da uzun süreli mülakatlarında mental anlamda gösterdiği bu ilerleme görülebiliyordu. 2013 yılının Gulbis adına tek eksiği Grand Slamlerdeki yetersiz performansı oldu. 2014 yılına bakmak gerekirse şu ana kadar korkulan olmadı ve Gulbis istikrarını sürdürdü, kariyerinde ilk kez Atp’de Top 20’de yer alması bunun bir göstergesi. Marsilya’da kazandığı zafer onun artık istikrarlı bir Top 10 oyuncusu olabileceğini bizlere müjdelerken kendisi hedefini dünyanın en iyisi olmak olarak tanımladı. Bu amacına ulaşır mı bilinmez ama ne olursa olsun kendisi saha içinde şu ana kadar kazanamadığı Grand Slami saha dışında kazanmayı başardı. 2008 sonrasında pek çok çocuğa ilham kaynağı olurken Letonya’da bir tenis kültürü oluşmasını ve yeni yeteneklerin çıkmasını sağladı.
Grand Slam kazanamayan birisini bu kadar uzun yazma sebeplerini sahaiçi nedenlerle açıklamak çok güç olsa da önemli olan kortta kazanmak değil, kort dışında kazanmaktır. Tenis kültürü oluştuktan sonra saha içindeki zaferler mutlaka gelecektir. Yıllar önce İspanya’nın yaptığı atılım bu durumun önemli bir örneği. Tenisin temsil gücü ve sporun(tenisin) artık bireyler arasında değil ülkeler arasında oynanması Gulbis’in bütün bu yaptıklarını daha da değerli kılıyor. Umarım kendisine nazar değdirdirmeyiz.
Yazının buraya kadarki bölümü tenisle alakasız gözükse de aslında başarılan hikâye tam da bu noktada başlıyor. Çünkü yıllardır oluşan halkın kendisini ifade etme isteği aslında şu anda tenis sayesinde vücut buluyor. Bu durumu daha iyi anlamak için tenisin tarihsel sürecine bakmak gerekirse özellikle 1970’lerden itibaren tenis üzerindeki ‘’zengin sporu’’ yaftasının yavaş yavaş kalktığını görmek mümkün. Bu durum tenisin dünyada daha da güçlenmesini sağlarken sporu bireylerin değil ülkelerin yarıştığı bir spor dalı haline getirdi. Letonya özelinde bakmak gerekirse bu durumu şu an gerçekleştiren isim Ernests Gulbis. Pek çokları tarafından istikrarsız, açıklamaları sebebiyle ukala ya da şımarık olarak nitelendirilse de aslında başardığı iş gerçekten tenis oynamaktan çok daha farklı bir temsil görevi. Bunu anlamak için Letonya’nın tenis geçmişine bakmak yeterli. Letonya’nın Gulbis öncesine kadar dünyadaki tenis varlığı sadece Ukrayna asıllı Letonyalı kadın tenisçi Larisa Neiland’dan ibaret. Özellikle çiftlerdeki performansıyla hatırlanan Neiland 2 grand slam kazanmayı başarmıştı. Fakat bu başarıların o dönemde tenise bir yansıması olmamıştı çünkü halkın devşirme birisini benimsemesi oldukça güçtü. 2006 yılına kadar tenis adına kayda değer bir ilerleme olmadı(medya tarafından yer verilecek kadar).
2005 yılında medyanın birden tenise yönelmesini sağlayan isim Ernests Gulbis oldu. Oynadığı turnuvalarda gösterdiği performans daha da önemlisi yetenekli olması medyanın tenise yönelmesini ona ilgi göstermesini sağladı. Bu ilgi halk tarafından da karşılık gördü çünkü halk yıllardır aradığı/istediği ‘’temsil gücünü’’ onda bulmuştu. 2007’de Us Open’da gelen dördüncü tur başarısı umutların boşuna olmadığını gösterdi. 2008 yılında gelen RG Çeyrek Finali Gulbis’i dünyaca tanınan bir sporcu haline getirirken tenise karşı ilginin artmasına ve yeni birçok sporcunun yetişmesine aracılık etti. 2009 yılı Gulbis için pek başarılı geçmedi. Bu durum medya baskısını da beraberinde getirirken saha dışı olayların kariyerinin önüne geçtiği ilk yıl oluyordu.2010 yılında kariyerinin ilk ATP turnuvasını kazanarak bu baskıları biraz da olsa azalttı. 2011 yılı başarılı ve nispeten huzurlu geçirdiği son sene oldu. Ardından ‘’zeki ama çalışmıyor’’ yorumlarının kendisini esir aldığı günler başladı, bu durumun oluşmasında saha dışındaki olayların payı da oldukça fazlaydı. Letonya medyası haber boşluğunu kendisinin gece âlemleriyle doldururken tenis medyası da bu durumdan pek geri kalmadı. Psikolojik olarak pek iyi olmadığını kendisinin de ifade ettiği bu dönemde ilk 100’ün dışında kalmış ve her şeye yeniden başlamak zorunda kalmıştı.
2013 yılı bu başlangıcın ilk yılı oldu, coach değişikliği etkisini gösterirken mental anlamda da epey bir yol kaydetmişti. Zeki ama çalışmıyor imajı hala üzerinde durmasına rağmen röportajlarında sıra dışı cevaplar bulunsa da uzun süreli mülakatlarında mental anlamda gösterdiği bu ilerleme görülebiliyordu. 2013 yılının Gulbis adına tek eksiği Grand Slamlerdeki yetersiz performansı oldu. 2014 yılına bakmak gerekirse şu ana kadar korkulan olmadı ve Gulbis istikrarını sürdürdü, kariyerinde ilk kez Atp’de Top 20’de yer alması bunun bir göstergesi. Marsilya’da kazandığı zafer onun artık istikrarlı bir Top 10 oyuncusu olabileceğini bizlere müjdelerken kendisi hedefini dünyanın en iyisi olmak olarak tanımladı. Bu amacına ulaşır mı bilinmez ama ne olursa olsun kendisi saha içinde şu ana kadar kazanamadığı Grand Slami saha dışında kazanmayı başardı. 2008 sonrasında pek çok çocuğa ilham kaynağı olurken Letonya’da bir tenis kültürü oluşmasını ve yeni yeteneklerin çıkmasını sağladı.
Grand Slam kazanamayan birisini bu kadar uzun yazma sebeplerini sahaiçi nedenlerle açıklamak çok güç olsa da önemli olan kortta kazanmak değil, kort dışında kazanmaktır. Tenis kültürü oluştuktan sonra saha içindeki zaferler mutlaka gelecektir. Yıllar önce İspanya’nın yaptığı atılım bu durumun önemli bir örneği. Tenisin temsil gücü ve sporun(tenisin) artık bireyler arasında değil ülkeler arasında oynanması Gulbis’in bütün bu yaptıklarını daha da değerli kılıyor. Umarım kendisine nazar değdirdirmeyiz.
26 Şubat 2014 Çarşamba
Geçen Haftanın Şampiyonları
Avustralya Açık biteli bir kaç hafta oldu ve yıldızlar yavaş yavaş korta dönüyor.
Dünya 1 numaraları Serena ve Rafa geçen hafta korttaydı. Serena iyi oynayamadığı Dubai'deki turnuvada Cornet'e yarı finalde kaybetti. Fakat Williams ailesinde Venus büyük sürprizi yaptı ve oldukça rahat göründüğü turnuvada finalde Cornet'e de net üstünlük kurarak şampiyon oldu. Kadınlarda daha küçük çaplı olan Rio'daki toprak turnuvasını (zaten toprak sezonunda değilseniz toprak turnuvalarının hepsi daha küçük çaplıdır) Japon Kurumi Nara kazandı.
Erkeklerde ise Rafa sırtı bandajlı olarak katıldığı Rio turnuvasını şampiyon tamamladı. Görece güçsüz isimlerle oynamasına rağmen epeyce de zorlandı. Bunu hem ara vermesine hem de sakatlığının tam geçmemesine bağlayabiliriz. Takvim değişiklikleri olduğundan bu hafta oynanacak olan ve geçen yıl kazandığı iki turnuvaya (Brezilya ve Meksika, yani "armut kupası") katılamayacak. Kendisini tekrar Indian Wells'de göreceğiz. Böyle bir "toprak arası" vermiş olması şu şartlarda mantıksız oldu biraz. Eğer Miami'de oynayacaksa Monte Carlo'yu mutlaka pas geçmeli diyorum ben.
Haftanın diğer iki şampiyonu Delray Beach'de son haftalardaki formunu sürdüren Cilic ve "Bu sefer adam olur mu ki?" dediğimiz Gulbis. Fransa'daki turnuva Delray Beach'e göre daha zordu, zaten bütün üst seviye Fransız oyuncular oradaydı. O nedenle bu şampiyonluk Gulbis için önemli. Diğer turnuvada ise Finalist Anderson oldu ve 3 saat 8 dakika süren ve turnuva rekorunu kıran bir maç oynandı. Bunlar bir Andersonsever olan benim için hep güzel şeyler...
Dünya 1 numaraları Serena ve Rafa geçen hafta korttaydı. Serena iyi oynayamadığı Dubai'deki turnuvada Cornet'e yarı finalde kaybetti. Fakat Williams ailesinde Venus büyük sürprizi yaptı ve oldukça rahat göründüğü turnuvada finalde Cornet'e de net üstünlük kurarak şampiyon oldu. Kadınlarda daha küçük çaplı olan Rio'daki toprak turnuvasını (zaten toprak sezonunda değilseniz toprak turnuvalarının hepsi daha küçük çaplıdır) Japon Kurumi Nara kazandı.
Erkeklerde ise Rafa sırtı bandajlı olarak katıldığı Rio turnuvasını şampiyon tamamladı. Görece güçsüz isimlerle oynamasına rağmen epeyce de zorlandı. Bunu hem ara vermesine hem de sakatlığının tam geçmemesine bağlayabiliriz. Takvim değişiklikleri olduğundan bu hafta oynanacak olan ve geçen yıl kazandığı iki turnuvaya (Brezilya ve Meksika, yani "armut kupası") katılamayacak. Kendisini tekrar Indian Wells'de göreceğiz. Böyle bir "toprak arası" vermiş olması şu şartlarda mantıksız oldu biraz. Eğer Miami'de oynayacaksa Monte Carlo'yu mutlaka pas geçmeli diyorum ben.
Haftanın diğer iki şampiyonu Delray Beach'de son haftalardaki formunu sürdüren Cilic ve "Bu sefer adam olur mu ki?" dediğimiz Gulbis. Fransa'daki turnuva Delray Beach'e göre daha zordu, zaten bütün üst seviye Fransız oyuncular oradaydı. O nedenle bu şampiyonluk Gulbis için önemli. Diğer turnuvada ise Finalist Anderson oldu ve 3 saat 8 dakika süren ve turnuva rekorunu kıran bir maç oynandı. Bunlar bir Andersonsever olan benim için hep güzel şeyler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




