13 Aralık 2009 Pazar

Andy Roddick & Serena Williams

Twitter aleminin kralı Andy Roddick, yaklaşık 5-6 saat önce 2012 Londra Olimpiyatları'nda karışık çiftler kategorisinde Serena Williams ile birlikte mücadele edeceklerini açıkladı. Biliyorsunuz, 2012 Londra'da karışık çiftlerin oynanma kararı geçtiğimiz hafta içinde çıkmıştı. 2012 Olimpiyatları'na daha 2.5 yıldan uzun bir zaman varken bu açıklama ne kadar ciddiye alınır, orası ayrı. Sakatlık, yorgunluk bahanelerinin ortaya çıkması kuvvetle muhtemel zira...

8 Aralık 2009 Salı

Ryan Harrison

İsmini, bazılarımız 2008 Avustralya Açık'taki junior yarı finali, bazılarımız 2009 US Open elemelerinin ilk turunda Marsel İlhan ile oynadığı maçta duydu. Amerikan tenisinin gelecek vaat eden oyuncularının arasında ismi başı çeken Ryan Harrison; Alex Kuznetsov, Donald Young ve Jesse Levine gibi oyunculara set dahi vermeden Avustralya Açık 2010 için ana tablo biletini kaptı.

Turnuvanın çeyrek final sonuçlarını vermiştik. Yarı finallerde, beklediğimiz gibi Jesse Levine kazanarak finale çıktı. Çekişmeli geçebilir, ortada dediğimiz Young-Harrison maçı ise, pek de öyle olmadı. 6-3, 4-0'ı yakalayan Harrison, o andan sonra biraz yalpalasa da, maçı bırakmadı ve 6-3, 6-4'lük setlerle turnuvada adını finale yazdırdı. 5 set üzerinden oynanan final maçında 4 setlik bir Levine galibiyeti düşünüyordum. Yanıldım. Çok rahat yendi Harrison, Levine'ı. 6-4, 6-1 ve 6-3...

Ünlü tenis yazarı Peter Bodo'nun blogunda Harrison ile ilgili yazdığı bir makale vardı birkaç ay öncesinde. Güçlü servisinden, etkili groundstroke'larından ve sağlam file oyunundan bahsediyordu. Şu anda ATP Tour sıralamasında 363. sırada bulunuyor Amerikalı tenisçi. Henüz 92 doğumlu olduğunu da hatırlatalım. Genelde bu yaşlarda tenisçiler yeni yeni piyasaya çıkmaya başlarken, Harrison, 2008 yılında başladığı (aslında 2007 ama sadece 1 turnuvaya katıldığı ve o da aralık ayında olduğu için pas geçtim) profesyonel kariyerinde, kısa sürede ufacık da olsa bir patlama gerçekleştirmeyi başardı. Avustralya Açık'ta biraz zor kura çeksin de, TV'den izleyebilelim. Christophe Rochus-Ryan Harrison maçını Eurosport neylesin, değil mi? :)

Kadınlarda, Christina McHale beklediğimiz gibi finale çıkmış. Rakibi, CoCo Wandeweghe idi. İlk set, tie-break ile Wandeweghe'ye gitmiş. İkinci set, 6-0 ile McHale'a. Final setini 6-3 ile alan Wandeweghe wild-card'ı kapmış. Ona da bir tebrik gitsin.

14-20 Aralık arası Avustralya Tenis Federasyonu, kendi oyuncuları için buna benzer mini bir turnuva düzenleyecek. Katılacak isimlerin tamamı açıklanınca buraya koyarız. Ayrıca, o turnuva için stream de olacak. Onu da buradan paylaşırız. Avustralya Açık havasına girmek adına, iyi bir ön hazırlık olabilir. Zaten mavi hissetmeye(!) başladım bile...

6 Aralık 2009 Pazar

Hangisi?


Ve Juju Korta Çıkar...

Geri dönüşünü kısa bir süre önce açıklayan Henin, bugün vatandaşı Kirsten Flipkens karşısında ilk kez korta çıktı. Maç için internet üzerinde stream bulunmasına rağmen başka işlerim olunca izleyemedim. 6-4 ve 6-4'lük setlerle kazanmış Justine. Çok iyi puanlar da aldığı söyleniyor, çok feci basit hatalar yaptığı da. 1.5 yıllık aranın ardından garipsememek lazım tabii. Flipkens de gayet iyi bir oyun ortaya koymuş.

Bu 4 oyuncunun mücadele ettiği bir hazırlık turnuvası bu arada. Diğer maçta Flavia Pennetta, Alize Cornet'i 6-4 ve 6-0'la mağlup etmiş. Yarın kaybedenler ve kazananlar karşı karşıya gelecek. Pennetta maçı, daha iyi bir test olabilir Belçikalı için.

Avustralya Açık'a Wild Card

USTA (Amerikan Tenis Birliği) Avustralya Açık 2010 için erkeklerde ve kadınlarda birer adet olmak üzere, toplamda 2 wild-card veriyor kendi oyuncularına. Wild-card'ın hangi oyunculara gideceğini ise 8 kişilik bir mini turnuva belirliyor. Amerikan olup da, Avustralya Açık ana tablosuna sıralaması yetmeyen oyuncular katılabiliyor bu mini turnuvaya. 3 maç kazanan bileti kapıyor.

Turnuvanın çeyrek final maçları dün akşam oynandı. Sonuçlar şöyle;

Erkekler:

Jesse Levine(1) def. Eric Quigley(8), 6-2 6-2
Michael McClune(5) def. Lester Cook(4), 6-3 6-2
Ryan Harrison(6) def. Alex Kuznetsov (3), 6-3 6-3
Donald Young (2) def. Jack Sock(7), 3-6 6-2 6-0

Kadınlar:

Julia Boserup(8) def. Madison Brengle(1), 6-3 6-4
Alison Riske(2) def. Grace Min(7), 6-4 6-4
Christina McHale(3) def. Ester Goldfeld(6), 6-3 6-2
CoCo Wandeweghe(4) def. Asia Muhammed(5), 6-4 6-2

Yarı final maçları pazar, final maçları ise pazartesi günü oynanacak. Eşleşmeler şöyle;

Jesse Levine(1) - Michael McClune(5)
Ryan Harrison(6) - Donald Young(2)

Julia Boserup(8) - Alison Riske(2)
Christina McHale(3) - CoCo Wandeweghe(4)

Erkekler Levine'ın zorlanmadan finale çıkacağını düşünüyorum. Harrison-Young maçı ortada. O maçı alan kim olursa olsun, finalde Levine'ı zorlayacaktır. Ama, Levine'nın final maçını da kazanmasını bekliyorum. Kadınlarda Riske-McHale finali ve McHale'ın bileti alması yüksek bir ihtimal gibi duruyor.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Doha'da Sakatlar Ordusu

Arşivleri karıştırmadığım için emin değilim; ama, öyle sanıyorum ki, bu yıl Doha'da düzenlenen Sezon Sonu Şampiyonası, bir tarihe tanıklık etti. Klasmandaki ilk 8 tenisçinin doğrudan katıldığı, 9 ve 10 numaraların ise, 'yedek oyuncu' olarak yerini aldığı Katar'da, sakatlıksız, sorunsuz, ilginç geçmeyen bir gün bile olmadı. Ah, pardon! İlk gün, bir anda aklımdan çıkıvermiş. Doğru ya, ilk gün, turnuvada sakatlık dolayısıyla herhangi bir sporcunun maç bırakmadığı tek gün. Neyse, hikayeyi özetleyelim...

İkinci günün, ikinci maçında, Dinara Safina ile Jelena Jankovic karşı karşıya geliyor. Ama sadece ve sadece 11 dakikalığına. Rus tenisçinin sakatlığı 2.5 oyundan fazlasına, ne yazık ki, müsaade etmiyor ve Safina, dünya 1 numarasını, 1 hafta aradan sonra tekrar Serena Williams'a bırakmanın verdiği üzüntüyle maç sonunda gözyaşlarına boğuluyor. (Evet, oynanmayan maçın sonunda...)

Üçüncü günün ilk maçında Caroline Wozniacki'nin karşısına, sakat Dinara Safina'nın yerini alan dünya 9 numarası Vera Zvonareva dikiliyor. İlk sette, Zvonareva'nın çizdiği garip oyun profili, Wozniacki'nin ezici üstünlüğünün en büyük nedeni. İkinci sette de benzer şekilde Danimarkalı'nın üstünlüğünde geçen bir oyun, Zvonareva'nın burnundan akan kanların musluktan akan su misali olması, Wozniacki'nin sakatlık molası ve yine korttaki gariplikler. Zvonareva'nın geri dönüşü ve son sete gidiş... Final seti, 5-4 Wozniacki önde, kendi servisinde 30-15'i yakalamış ve maça yalnızca 2 puan uzaklıkta. Bir anda sağ bacağına giren kramp, gözyaşları ve 30-40'ı yakalayan Zvonareva. Tabii, bir de, ekranları başında, Wozniacki'nin mücadelesine "yazık oldu" demeye başlayan tenisseverler. Ama, ne var ki, korttaki gariplikler sınır tanımıyor. 19 yaşındaki genç yıldız, üst üste 3 puan alıyor ve maçı kazanıyor, ağlaya ağlaya... Son olarak, çoğu kişinin es geçtiğini gördüğüm-düşündüğüm bir gariplik daha; kaybettiği her maçta, bırakın maçı, kaybettiği her sette, oyunda ve puanda çığlıklar atan, oyun aralarında havlusunu başına örtüp ağlayan, raket parçalayan Zvonareva, böylesine dramatik ve heyecan verici bir maçı kaybetmesi sonrasında, çok sakin kalmayı başarabiliyor. Üstelik, ilk 2 sette sürekli ağlarken ve ayak bileğindeki sakatlıktan dolayı yakınırken. Peki, ya sonuç? Maçı kaybeden Vera, gün sonunda ayak bileğindeki sakatlığı bahane göstererek turnuvadan çekildiğini açıklıyor. Oyuna(!) bu kez, dünya 10 numarası Agnieszka Radwanska dahil oluyor.

Grupların son gününde, Victoria Azarenka ile mücadele eden Radwanska, ilk seti 6-4 kaybediyor ve ikinci sette 5-3 geriye düşüyor. 5-4'te maç puanı çevirip, seti 7-5 kazanmayı başarıyor. Üçüncü sette, Radwanska 4-1 üstünlüğü yakalıyor ve sandalye hakemine doğru bir havlu daha atılıyor. Bu kez Beyaz Rusya'dan...

3 mü etti..? Bacağında kocaman bir bandajla maçlara çıkan Serena Williams ve ağrılarla maçlarını oynayan ablası Venus'u saymadım. Saymayacağım da. Zira, bütün tenisçilerin telef olduğu er meydanında, son güne kadar ayakta kalabilmiş olmaları, onlara bir torpil şansı yaratıyor(!).

Wozniacki'nin sakatlığından bahsetmeye gerek var mı, açıkçası pek emin değilim. Daha doğrusu şöyle demeliyim: Wozniacki'nin burada yaşadıkları üzerine söylenecek o kadar çok şey var ki, bunların toplamı ayrı bir yazının konusu bile olabilir başlı başına ve bu konudan upuzun bir yazı çıkabilir. Bütün sezon izlediği strateji, katıldığı turnuva sayısı, Lüksemburg'a gidişi, Lüksemburg'da maçı bırakışı, Doha'ya sakat gelmesi, ikinci maçında Zvonareva'ya karşı mücadele ederken sakatlığının daha da ağırlaşması, bacağına giren kramplar, Jankovic maçında attığı ilk servislerin hızına en son 13-14 yaşındayken sahip olması, Serena'ya karşı oynadığı yarı final maçında Jankovic'e karşı oynadığı oyunun sadece biraz fazlasını oynayabilmesi vs vs... Ha, tabii, bir de unutmadan, maçı ikinci setin başında bırakması... Kesinlikle, vakit bulduğumda üzerine ayrıca düşmeye çalışacağım bunların. Nasıl olsa, önümüzde boş 2 ay var, elbet yazacak bir boşluk yaratılır.

Kısaca(!) özetlemek gerekirse, durumlar böyle. Açacak, girecek, karıştırılacak, irdelenecek çok yanı var bu olayların. Ama, Wozniacki'ninki başta olmak üzere, hepsi ayrı ayrı incelenebilecek hikayelere sahip. Tabii, oyuncularının sakatlıklarının hikayeleri bir yana, bir de bu durumun baş müessibi olan WTA Tour organizasyonu var ki, onların yaptığı hatalar bambaşka. Biraz da onlardan bahsetmek gerek.

İnsanların Grand Slam turnuvalarından sonra, - belki de Grand Slam turnuvalarıyla birlikte - en merakla, en heyecanla bekledikleri bu organizasyon, bu sene tam anlamıyla fiyaskoya dönüşmüş durumda. Kadın tenisçiler 10, erkek tenisçiler 11 aylık sezon takvimiyle boğuşuyorlar bir yılda. Her iki taraf da en azından sezonun 1 ay kısaltılmasına dair istekler de bulunuyor. Ama, kadınlar turu 9, erkekler turu 10 aylık bir takvime sahip olsa dahi, bunun bile yetersiz olduğu anlaşılacak kısa bir süre sonra. Yani, tek problem sezonun uzunluğu veya kısalığı değil. Sezon sonu turnuvası, ufak bir isim değişikliğine gidilerek, sezon başı turnuvası olarak, sezonun başında Avustralya Açık'ın oynandığı tarihlerde oynanabilir, pekala. Sıcaklardan dolayı oyuncuların sürekli şikayetçi olduğu Avustralya Açık da, daha ileri bir tarihe atılabilir. Sonra. Amerika Açık ile Avustralya Açık'ın arasının daha fazla açılmaması için, Amerika Açık, biraz daha ileri bir tarihe alınıp, sezon kapanışının yapıldığı turnuva olarak oynanabilir. Amerika Açık sonrasına 2-3 hafta, 250 ve 500'lük, daha çok isteğe bağlı katılımın olacağı turnuvalar koyulabilir belki. Bunun dışında... Sezonun çok büyük bir bölümünü sert kort turnuvaları oluşturmakta ve biliniyor ki, sakatlığa en çok sebebiyet veren kort türü, sert kort. Üstelik, bu sert kort sezonu Ağustos ile Kasım arasını kapsıyor. Yani, sezonun ikinci yarısını. Yani, oyuncuların zaten yavaş yavaş vücutlarının yorulmaya başladığı ayları. Sezonun başında da, nisan ayında başlayan toprak kort sezonuna kadar bir sert kort periyodu mevcut, ama asıl sorun yaratanı ikinci bölümdeki sert kort sezonu, bence.

Kısa keselim; sezonun ikinci yarısındaki sert kort baskınlığını kırmak kilit nokta fikrimce. Mesela, koskoca 10-11 aylık takvimlerde çim kort, yalnızca 5'er turnuva ile geçiştiriliyor erkekler ve kadınlarda. Toprak korttaki turnuva sayısı çok daha fazla, ama sert kortun yanında, o da biraz ezik kalıyor doğrusu. Yukarıda dediklerimize ek olarak, sezonun süresi biraz daha kısaltılabilir, sert kort turnuvalarının dominasyonu kırılabilir, Amerika Açık'ın ileri bir tarihe kaydırılması halinde, ağustos ayı içerisine 3-4 çim kort turnuvası daha eklenebilir, toprak kort sezonu biraz daha erken açılabilir vs vs... Bir de, sezon sonu şampiyonaları, inanılmaz nemli havası dolayısıyla kramp ve sakatlığa davetiye çıkaran yerlere değil de, daha sağlıklı yerlere verilebilir...

Tüm bunlar bir yana, yarın turnuvanın finali oynanacak Serena ve Venus Williams arasında. Benim, yarınki final için favorim, postun başındaki resimde. İlk 5 günde en iyi performansı gösteren oyuncu oydu, ama favorim olmasının bununla bir alakası yok. Sadece, sakatlık sebebiyle maçı bırakma şansının Venus'e göre daha az olduğunu düşünüyorum. 20 yılda birbirleriyle 382 defa oynamış kardeşleri yarın sezon sonu şampiyonası finalinde izleyeceğim için çok heyecanlıyım. Tabii, yerseniz...

4 Eylül 2009 Cuma

Teşekkürler Marsel

sol tarafımda gicquel-roddick maçı açık ama pek keyif vermiyor. roddick, gulbis karşısında olduğundan bile daha rahat götürüyor maçı. ben de fırsattan istifade, hazır blog'un da kepenklerini yeniden açmışken marsel'le ilgili bir post gireyim dedim.

marsel, daha önce bütün grand slamleri dolaşmış, hepsinde ilk eleme turunda kaybetmişti. 4 grand slam'e katılıp turunu tamamladıktan sonra tekrar us open'a, en sevdiği grand slam'e geri döndü. önce ilk maçında 17'lik ryan harrison'u üç sette; sonrasında tecrübeli fransız de chaunac'ı 2 tie-break sonrasında eledi. son eleme turunda da favori gösterilmediği maçta, brezilyalı raket ricardo mello'yu 6-4 ve 6-2 gibi net setler sonucunda mağlup etti.

ilk turda belçikalı christophe rochus ile eşleştiğinde iyi kura çektiğini ve eleyebileceğini düşünmüştüm, yanılmadığım için çok mutlu oldum. daha iyi kuralar olabilirdi, daha makul seçenekler vardı ama verdasco gibi bir ihtimal de vardı misal. rochus'un diğer grand slam'lere göre us open'da daha kötü olduğu gerçeği de ortadaydı. özellikle son 2 sette 5-3'ten geri dönüp müthiş bir işe imza attı, 2. turda amerikalı john isner'ın rakibi oldu.

maç günü geldiğinde eurosport 2'de yayın olacak mı, olmayacak mı; olacak mı, olmayacak mı diye tartışır iken, maçın yayınlanmayacağını öğrendik önce. sonra söderling-granollers maçında granollers sakatlanınca, marsel-isner maçının yayını başladı, sevindirik olduk.

açıkçası isner karşısında marsel'e çok şans vermiyordum ama içimde bir "neden olmasın?" da yerini koruyordu. özellikle ilk seti kaybetmesine pek takmadım. hayatında 10 bin kişilik bir kortta oynamamış marsel için sıradışı bir tecrübeydi ve karşısında muazzam bir servis atan devin olduğu gerçeği de öylece duruyordu. ilk başta heyecan, maça girme derken, bir servis kırdırır arada, seti verir diyordum ki; öyle de oldu. ama oynadığı tenis ümit veriyordu. ikinci setin başlangıcıyla birlikte düşüş baş gösterdi marsel'de. özellikle ilk servisini oyuna sokmakta çok büyük sıkıntı çekti, ki bu ona servis kırdırma olarak geri yansıdı. isner'ın servislerinde ara ara iyi return'ler çıkarıp, oyunu yavaşlatmasına ve isner'a hata yaptırmasına rağmen o servis kırma eşiğini bir türlü aşamadı. isner'ın servisinde 2 puan alıp çok oyun kaybetti marsel. tam aksine isner ise, marsel'in servisinde love-game ile çok oyun kaybetti ama her sette bir oyuna iyi konsantre olarak servis kırmayı başardı. üçüncü setin başında isner yine servis kırmasına rağmen bırakmadı marsel, hemen karşılık verdi ve maçta ilk kez isner'ın servisini kırmayı başardı. üstelik, maçta en iyi tenisini ortaya koyduğu setti üçüncü set. gerçekten kazanmayı hak etmişti üçüncü seti. kendi servislerini çok zorlanmadan alıyordu ve return'leri de gayet sağlam iş görüyordu. 5-4 ve 6-5 öndeyken bir kez servis kırabilse bırakın set almayı, maça bile geri dönebilirdi ama hep kritik yerlerde çok iyi servis geldi isner'dan...

tie-break ise başlı başına talihsizlikti. ilk puanda marsel'in servisinde şans çok büyük yardım etti isner'a diye düşünüyorum, sadece karşılamak amacıyla raketi yere koydu ve top gidebilecek en iyi yere gitti, puanı aldı. ikinci puanda file önüne çok acemice geldi yine isner, çok müsait pozisyonda passing shot'u dışarı yolladı marsel. 3-0 olduğunda bile ümidimi korudum. 3-1 oldu ve 5. puanda marsel çok iyi kurguladı oyunu ve isner'ı kortun dışına itti, lakin isner bile puanı bırakmışken bomboş forehand'i dışarı gönderdi marsel ve sonrasında da iyice demoralize olup 7-1 ile verdi tie-break'i...

önemli değil, hiç önemli değil... grand slam'lere onlarca kez katılıp 3. tur göremeyen o kadar çok raket var ki... dolayısıyla marsel'in ilk grand slam'inde, üstelik bir challanger oyuncusu iken, hayatında hiç atp tour turnuvası bile oynamamışken tur atlamayı başarması ve bana göre ikinci turda da fena bir oyun oynamaması, gerçekten çok sevindirici... ekim-kasım-aralık ayları ölü sezon teniste. turnuva sayıları azalıyor, tatildir, odur, şudur vs... marsel, çok büyük bir iş başardı. en azından türkiye ölçeklerinde, bu böyle. ve yurda döndüğünde muhtemelen fazlasıyla hak ettiği ilgiyi görecek. sponsor bulmakta sıkıntı çekerken, yine kanaatimce bu ay içerisinde kendisine ciddi şekilde yardımcı olabilecek bir sponsor bulabilecek. ocak ayında avustralya açık var ve sert kortta... marsel'in en iyi olduğu kort yani. marsel'in elinde çok büyük bir fırsat var ve eğer "challanger oyuncusu" sıfatından çıkıp, bir seviye üste çıkmak istiyorsa, bu fırsatı çok iyi değerlendirmeli. önümüzdeki birkaç ayda tatilinden, dinlenmesinden kısıp mümkün olduğunca fazla çalışmalı ve yeni sezona büyük hedeflerle girmeli. ne olabilir bu büyük hedefler? 4 grand slam'in en azından 2'sinde ana tabloya yükselmek mesela. avustralya ve amerika açık'ta bunu yapmalı. belki bir de wimbledon'da... en azından 1 veya 2 challanger turnuvası kazanmalı. 2008'de kazandığı challanger turnuvası ona 110 puan getirmişti mesela, çok önemli bu sıralaması açısından. ve önüne koyduğu top 50 hedefine biraz olsun yaklaşmalı, 150 civarı sıralara kadar ilerleyerek...

yükselişini devam ettirmesi umuduyla; her şey için teşekkürler, tebrikler marsel... bundan sonrası için de başarılar, önünde daha çok uzun yıllar var...

Geri Dönüş

bazı sebeplerden dolayı ara vermiştim yazmaya, us open'ın başlamasıyla birlikte tekrar geri döndüm. turnuva başlayalı 4-5 gün oldu gerçi ama olsun olsun, toparlarız bir şekilde. merhaba yeniden...

6 Ağustos 2009 Perşembe

Richard Gasquet Zorda

richard gasquet, kokain kullandığı gerekçesiyle itf tarafından 2 yıl tenisten uzaklaştırılmıştı. gelişen süreçte, gasquet savunmasında kokain kullanmadığını söylemiş, bir gece kulübünde pamela adında bir kadınla öpüştüğünü ve pamela adlı kadının kokain kullanması sebebiyle böyle bir sonuç ortaya çıktığını belirtmişti. itf de gasquet'ye inanıp, cezasını 2 aya indirmişti. "iyi hal ve durum" gibi bir şey olsa gerek herhalde, çok net detaylarını bilmiyorum. gelgelelim, bu pamela adındaki kadın asla kokain kullanmadığını söylemiş ve bir dna testi yapılmış kendisine. sonuçlar henüz belli değil ama kokain kullandığını bu kadar net bir şekilde reddeden ve test yaptırmaktan da çekinmeyen biri haklıdır diye düşünüyor insan. lafın kısası, gasquet'nin iddialarından çok daha inandırıcı duruyor pamela'nın söyledikleri. eğer ki, testlerde kokain kullanmadığı anlaşılırsa o zaman ortalık ne hal alır, düşünemiyorum.

iki şey... birincisi, profesyonel olarak spor yapan ve hayatını spordan kazanan, yaptığı sporda da gayet tanınan biri olan bir insan neden bu kadar dikkatsiz davranır? kimsenin eğlencesine karışmaya hakkımız yok tabii, herkes istediği gibi yaşar ama bu kadar da vurdumduymaz olunmamalı kanımca. fakir edebiyatına gelecek belki biraz olay ama, söylemeden de duramıyorum. onun konumunda olmak isteyecek kaç insan var kim bilir..? ikincisi ve bence daha da önemlisi, tenis federasyonu'nun böyle bir savunmaya gözü kapalı nasıl inanabildiği. belki gerçekten haklıdır gasquet ve sonuçlar pozitif çıkabilir. ama her ne olursa olsun, bu kadar kolay olmamalı bu işler. zaten olur da, testler pozitif çıkmazsa en az gasquet kadar başı yanacaktır bu kararı veren federasyonun...

Amerika'da Bir Şilili

fernando gonzalez, washington'da düzenlenen turnuvada seyirci desteğinden mağrum kalmamış görüldüğü üzere. fotoğraf, gonzalez'in ikinci tur maçından. 7-5, 7-5'lik setlerle kazandı maçı şilili raket. eğer yarı final, final gibi üst noktalara gelirse, tribün bile yapabilirler, sam querrey'in samurai grubu misali...

Washington'da Sona Doğru

washington'da düzenlenen turnuvada son 16'ya kalan tenisçiler belli oldu. herhangi bir şekilde maçların yayını olmadığı için izleyemiyoruz. livescore'la bir yere kadar oluyor, mazur görün artık...

1 numaralı seribaşı andy roddick, ilk turu bye geçmesinin ardından ikinci turda benjamin becker'i 6-3 ve 6-2'lik setlerle mağlup etti. çeyrek finale yükselmek için sam querrey ile mücadele edecek. oldukça zorlu bir maç olacağa benzer, ikisi de çok formda. roddick, eğer querrey'i geçerse çeyrek finaldeki rakibi de zorlu: ivo karlovic. tabloda roddick'in bulunduğu tarafın alt kısmı çok güçsüz gözüküyor. seribaşları olan jo-wilfried tsonga, dmitry tursunov ve mardy fish gibi raketlerin ilk iki tur sonunda elenmesi, underdog'lara umut ışığı oldu. john isner ve tomas berdych rakipleri karşısında favori gibi gözüküyor, ama ne olursa olsun oradaki 4 tenisçiden herhangi birinin finale yükselmesi çok uzak ihtimal.

geçen haftanın umag finalisti juan carlos ferrero, bu turnuvaya da hızlı giriş yaptı. 7 numaralı seribaşı tommy robredo'yu mağlup ederek son 16'da tommy haas'ın rakibi oldu. o maçın galibi, odesnik-gonzalez'in galibiyle oynayacak. buradan tommy haas gelir diye düşünüyorum. alt tarafa bakalım. robin söderling'in rakibi marc gicquel. bir sürprize mahal vereceğini sanmıyorum formda söderling'in. söderling de belli bir zamandan sonra bu formunu kaybetmeye başlayacak bence, ama henüz o zaman daha gelmedi gibi duruyor. geçen senenin şampiyonu ve bu senenin de 2 numarası olan juan martin del potro tayvanlı lu'yu 3 sette geçerek, lleyton hewitt'in rakibi oldu. del potro'nun pek formunda olduğu söylenemez, hewitt de sürprizleri seven bir tenisçi. buradan da değişik bir sonuç çıkabilir. ama eğer hewitt'i geçerse söderling'e pabuç bırakmaz del potro çeyrek finalde.

"şu isim favorim" diye net bir şey söyleyemiyorum tabloya baktığımda. aslında favorim var olmasına var da, onun da kurası çok zorlu, emin olamıyorum o yüzden. andy roddick'ten bahsediyorum... yukarıda da yazmıştık, sam querrey'le eşleştiğini, bu turu geçerse çeyrekte de yüksek olasılıkla karlovic ile karşılaşacağını. eğer bu iki rakibi aşmayı başarırsa yarı final ve finalde, karşısına querrey-karlovic'ten daha kolay rakipler gelebilir...

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Genç Tenisçiler Rahatsız (!)

washington ve los angeles'ta düzenlenen turnuvaların genç yıldızları ilk turdan dökülmeye başladılar. eğer 2-3 yıl daha böyle istikrarsız bir biçimde devam ederse tenisin sabri sarıoğlu'su olmaya en büyük aday olan ernests gulbis, elemelerde kevin kim'i mağlup ettikten sonra ilk turda tomas berdych'e 2 sette kaybetti. 88 doğumlu gulbis ve artık çanlar onun için daha da hızlı çalıyor. bir an önce patlamasını gerçekleştirmesi gerekiyor artık. los angeles'taki wta turnuvasında, ilk turda geleceğin iki yıldızı sorana cirstea ve michelle larcher de brito karşı karşıya geldi. kazanan 6-4 ve 7-5'lik setlerle romen cirstea oldu. bir diğer genç romen monica niculescu'yu ise, samantha stosur fena çarpmış 6-1 ve 6-2'lik setlerle...

erkeklerde ilk sürpriz marin cilic'in elenmesi. hindistan'dan devvarman'a iki sette boyun eğmiş. favorilerden juan martin del potro ve tommy haas da 3 set oynayarak 2. tura yükselenler. benjamin becker ve robby ginepri gibi iki tecrübeli raketin karşılaşmasında servis kırma yaşanmamış ve tüm setler tie-break'le sona ermiş. ilk tie-break becker'in, ikincisi ginepri'nin, üçüncüsü de becker'in olmuş. wimbledon'ın yıldızı andy roddick de yarın korta çıkıyor ilk turu bye geçmesinin ardından. rakibi benjamin becker...

bayanlarda formsuz zvonareva ve ivanovic 3 set oynayarak ikinci tura yükselmeyi başardılar. 17 yaşındaki melanie oudin, hantuchova karşısında ilk seti tie-break'te kazandıktan sonra diğer iki seti 6-2, 6-2'yle verdi. genç alman sabine lisicki de 38'lik date krumm karşısında zor anlar yaşamış ama final setinin son oyununda servis kırarak maçı kazanmayı başarmış...

şimdilik bu kadar...

Son Karar Belli

nadal, haftalar öncesinden 8 ağustos'ta başlayacak montreal'deki turnuvayla birlikte geri döneceğini açıklamıştı. zaman ilerledikçe, sakatlığın nadal'ı zorladığı, nadal'ın dönüşünün ertelenebileceğine dair haberler çıkmıştı çeşitli kaynaklarda. bu sabah radio marca'ya konuşan toni nadal, son kararı bildirmiş. nadal, montreal'da kesinlikle kortta olacak.

sevindirici bir haber. en son 31 mayıs'ta robin söderling karşısına çıkmıştı ve geçen yıl şampiyon olduğu montreal'de puanlarını korumak isteyecek. heyecanla ve merakla bekliyoruz efendim. amerika açık'a kadar hazır olması dileğiyle...

4 Ağustos 2009 Salı

Safina Konuştu

dinara safina ile serena williams arasında bir gerginlik mevcut, biliyorsunuz. aslında ikili arasında bir gerginlik olduğunu söylemek pek doğru bir yaklaşım değil, serena car car konuşuyordu sadece. sonunda safina'dan da bir açıklama gelmiş. safina-serena tartışmalarında safina tarafında olanlardan pek de farklı bir şey söylememiş aslında kendisi...

"dünya sıralamasını ben yapmıyorum. serena'nın bir problemi varsa, bana değil wta yönetimine başvursun. bütün bir yıl boyunca topladığım puanlarla buradayım. sadece grand slamler için çalışmıyorum, ayrıca büyük turnuvalarda da iyi sonuçlar aldığıma inanıyorum."

3 Ağustos 2009 Pazartesi