7 Ocak 2016 Perşembe
Haase'nin Rafa Sevgisi
Nadal, Doha'da ilk turu set vererek geçtikten sonra dün oynadığı 2. tur maçında Robin Haase'ye karşı daha ikna edici performans ortaya koydu ve korttan 6-3/6-2'lik galibiyetle ayrıldı.
Sıradan bir maçı komik kılan eylem ise Haase'den geldi. Görüntünün başında da görebildiğiniz gibi Nadal maç puanında servis atarken seyirciler tezahürat işini abartıyor. 35. saniyede "Vamos Rafa" diye işin suyunu çıkaran ise rakibi Haase'den başkası değil! Ama seyircinin tepkisine gülen Nadal, Haase'nin sözünden sonra mimik oynatmadan servisini atıyor ve çok şık bir vuruşla maça noktayı koyuyor.
Avenger lakabını taktığım Djokovic ise seriye bağladı. 6-2, 6-2, 6-2, 6-2 ile çeyrek finale geldi. O cephede değişen bir şey yok. Yalnız Ferrer'in elenmesiyle Nadal'ın final yolu kolayladı. İstese bile kaçamaz gibi artık Djokovic'ten.
Avenger lakabını yeni taktım, şimdi düşündüm. Bence çok da güzel oldu. Ne dersiniz? :(
4 Ocak 2016 Pazartesi
Başlıyor
Teniste sezon arası sadece bir ay olabilir ama Amerika Açık sonrası Asya turnuvalarının biraz angarya hissettirmesi, genel olarak sezon sonu turnuvasının istisnalar hariç beklentiyi karşılamaması o ara daha uzunmuş gibi hissettiriyor. Tarihin en iyi 7-8 oyuncusundan 3'ü aynı dönemde oynayınca onların yarışını en büyük arena olan slam turnuvalarında görmek istiyoruz. Çünkü orası masaya koyacakları şeyleri sakladıkları alan oluyor.
Avustralya Açık öncesi hazırlık turnuvaları arasında bir Masters turnuvası yok belki ama muhtemelen verilen aranın da etkisiyle, slam öncesi oynanan hazırlık turnuvaları niteliğindeki turnuvalar arasında en zevk aldığım bunlar oluyor. Belki biz burada donup eve tıkışmışken bilgisayar ve televizyon ekranında o Avustralya'nın sıcağı bize hoş geliyordur, kim bilir?
Sezon öncesi oynanan Abu Dhabi'deki Mubadala turnuvası resmi bir turnuva olmasa da her zaman iyi bir veri olmuştur oynanan tenis seviyesi açısından. Geçen sene orada Murray'e 0-6 2-6 ile kaybeden Nadal, gerçekten berbat bir Avustralya Açık geçirmişti. Bu sene ise daha zayıf rakipler vardı. Ferrer ve Raonic'i mağlup ederek kupaya uzandı. Dramatik bir değişim yoktu elbette ama geçen senenin sonunda yakaladığı mini ritmi devam ettirdi diyebiliriz özetle.
Asıl sınav ise Doha'da olacak onun için. Kuralar çekildi ve burada 1 numaralı seribaşı Novak Djokovic. Şöyle bir karar aldım ki, bu insan görünümlü canavar, herhangi bir turnuvada finalden önce kaybedene kadar (gözümle görmem lazım) onun kurasını yorumlamayacağım. Sonuçta burada amme hizmeti yapıyoruz, elimizi daha değerli şeylere yoralım, değil mi?
Nadal ise yarı finale kadar rahat gelir gibi. (sezonun ilk jinx'i hayırlı uğurlu olsuuuun) Yarı finalde olası bir Ferrer eşleşmesi gözüküyor. Ferrer küçük turnuvaları sever. Olur da oynarlarsa gününde götürebilir burada Rafa'yı. Rafa da finalde Djokovic ile karşılaşmamak için çok sıkmayabilir kendisini. (Nadal fanı olduğumuz bilinmese bu postun altına oluk oluk "Rafa haterı!!" yorumları akardı, neyse ki o açıdan sıkıntımız yok)
Brisbane'de daha iyi bir kura var. Federer, Nishikori, Cilic ve Raonic ilk 4 seribaşı arasında yer alıyor. İlk turda Simon-Dimitrov eşleşmesi var diyeyim, oradan hesap edin. Federer favori ama yabana atılmayacak çok isim var denk getirdiğinde onu yenebilecek.
Chennai'da klasik bir şekilde Wawrinka turnuvaya liderlik ediyor. Paire, Bautista, Anderson gibi nispeten düşük profilli isimler var. Zaten Chennai'deki turnuva her zaman Brisbane ve Doha'ya göre sönük kalmıştır. Wawrinka'nın ilk turda elenebileceği gibi rahatça şampiyon da olabileceği bir tablo. Anderson ve Bautista istikrarlı isimler olduğu için burada en kötü yarı finale kadar gelirler tahminimce.
Kadınlarda Auckland'de Venus Williams ve Ivanovic var. Chennai için dediğimiz burada geçerli. Bu aslında çok sevimli bir turnuva ama Brisbane'a göre düşük puanlı olduğu için hep yetim kalıyor. Brisbane'de bütün ağır toplar var neredeyse. Sharapova, Muguruza, Halep, Kerber, Vinci vs... Serena Williams yok bir tek, ki o da Hopman Kupası oynuyor Jack Sock ile birlikte.
Shenzen'de ise 1 numaralı seribaşı Agnieszka Radwanska. 2 numarada da Kvitova var. Onun dışında bu da Auckland gibi düşük profilli.
TÜRK OYUNCULAR NEREDE?
Çağla bu hafta Shenzen'de eleme oynadı. İlk turu rahat geçse de ikinci turda 1 numaralı seribaşı Shvedova'ya takıldı. Sezonu Dubai'de şampiyon olarak kapatmıştı. 2 hafta önce de Ankara'daki 50 binlik turnuvada final oynadı. Avustralya Açık'ta eleme tablosunda yüksek sıralardan seribaşı olacak ve iyi bir kura çekmesi olası. İlk slam ana tablosu gelsin artık da, o da biz de rahatlayalım.
İpek ise Auckland'de eleme oynadı. O da Çağla gibi ilk turu geçip ikinci turda elendi. Seribaşı olmama ihtimali yüksek onun Avustralya Açık'ta. Ama zaten yeni eleme oynamaya başlıyor, çok da baskıya gerek yok henüz.
Marsel ise bu akşam Doha'da ana tablo maçına çıkacak. Sıralaması ana tabloya yetmiyordu ama wild-card aldı. Katarlılar her sene burada saçma sapan oyuncularına wild-card veriyorlardı ve onlar da 30 dakika civarında 0-6 0-6 kaybediyorlardı. (abartmıyorum, açın bakın) Bu sene o gereksiz wild-card'ı bir kişiye vermişler. Diğerleri Jaziri ve Marsel'e gitmiş. İşte Ortadoğu'nun aradığı Büyük İslam Birliği.
Marsel'in maçı merkez kortun son maçı. Eurosport 2'de canlı olacak. Andrey Kuznetsov'a karşı oynuyor ki, geçen sene yenmişti onu. Ortada maç. Eğer bir şekilde 2 maç kazanırsa çeyrek finalde Nadal ile oynayabilir.
Şimdilik bu kadar. Bu sene güncellemeler çok sık gelecek. Şimdi kıçıkırık bir blog için yemin edip günaha girmek istemiyorum ama vallahi sık gelecek bak!
Görüşmek üzere, tenisle kalın!
(Yazıda kullanan şarkı Nadal hayranlarına özel sezon öncesi gazı depolamak için. Başka türlü bitmez bu sezon.)
25 Aralık 2015 Cuma
Video: Babalar, Geyikler...
Merry Christmas from @tennis_jarkag, @NickKyrgios, @RafaelNadal, @cilic_marin, @MirzaSania and @Charlymoya!
https://t.co/hY2kDu1i88
— IPTL (@iptl) December 25, 2015
23 Aralık 2015 Çarşamba
(Dönemedi)
Söderling ile ilgili geçen hafta "Bu sezon dönüyormuş" lafları çıkmıştı... bugün emeklilik açıklaması geldi.
Zaten dönse de "Nadal'ı Roland Garros'ta yenmek"in üzerine bir şey koyamayacağı gibi, soğuk nevale kişiliğine uymayacak şekilde madara da olurdu diye tahmin ediyorum.
Ayrıca kendisi top işine girmişti en son. Tenis dünyasına en büyük katkısı da topların logosudur bence. Her kim tasarlamışsa, bu şahsın yanında Federer'in logosunu tasarlayan diz çöküp tövbe eder diyorum.
Zaten dönse de "Nadal'ı Roland Garros'ta yenmek"in üzerine bir şey koyamayacağı gibi, soğuk nevale kişiliğine uymayacak şekilde madara da olurdu diye tahmin ediyorum.
Ayrıca kendisi top işine girmişti en son. Tenis dünyasına en büyük katkısı da topların logosudur bence. Her kim tasarlamışsa, bu şahsın yanında Federer'in logosunu tasarlayan diz çöküp tövbe eder diyorum.
17 Aralık 2015 Perşembe
Roger Federer ve Çılgın Takvimi
Roger Federer, bugün resmi sitesinden 2016 takvimini yayınladı.
Normalde pek haber ehemmiyeti olan bir şey değil ama bu epey ilginç bir takvim gördüğünüz gibi. Sezonu zaten kendisine göre yoğun bir takvimle açan Federer, araya bir de Rotterdam eklemiş. Ancak asıl sürpriz Indian Wells'ten sonra Roland Garros'a kadar 2 ay boyunca tek bir turnuvaya dahi katılmayacak olması.
Miami ve Monte Carlo'yu pas geçmesi sürpriz değil ama Roland Garros öncesi Madrid ve Roma'da oynaması beklenirdi. Sürpriz olsa olsa bunların da birinden vazgeçmesi olurdu ama öyle bir program yapmış ki, off-season'dan daha uzun bir off-season yaratmış kendisine orada Federer. Elbette bir amacı var bunun: Wimbledon ve Olimpiyatlar.
Bilhassa 30 yaşından sonra takvim konusunda özel ayarlamalar yapan Federer, son birkaç senedir rekabetçi olamadığı Roland Garros'u bu kararıyla artık neredeyse tamamen gözden çıkardığını en azılı hayranlarına bile gösteriyor. Ama bunu yaparak hedeflediği şey elbette Wimbledon ve Olimpiyatlar'da şansını artırmak.
Verdiği uzun aradan sonra ritim bulabilmeyi kolaylaştırmak adına da çim sezonuna Stuttgart'ı da eklemiş, ki bu da hedefi doğrultusunda epey mantıklı bir hareket. Zaten çim sezonundan sonra yoğun bir takvimi olan Federer için burada bir de Olimpiyatlar ekleniyor.
Sonrasında ise programında bir değişiklik yok ama genele bakıldığında tarihsel anlamda da başarısız olduğu turnuvaları elerken, bolca kupa kaldırdığı yerleri tercih etmiş. Rotterdam ve Stuttgart'ta eğer Djokovic olmazsa - ki olmayacak %99 - favori olacak ve 750 puan toplama fırsatı demek. Miami'yi pas geçerek Indian Wells'e enerjisini akıtabilir vereceği 2 aylık arayı da göz önünde bulundurarak. Sezon başında oynadığı Brisbane yine küçük turnuvalar arasında şampiyonluk kazandığı yerlerden birisi. Yani Federer, Roma ve Madrid gibi toprak masters'larını pas geçerken puan olarak bunları kazanma ihtimali çok yüksek olan 250 ve 500 puanlık turnuvalarla telafi etme yoluna gidecek ki, bence çok akıllıca adımlar.
Buradaki tek soru işareti, daha önce hiç vermediği kadar uzun bir ara - 2 ay - vermesinin onu nasıl etkileyeceği...
Normalde pek haber ehemmiyeti olan bir şey değil ama bu epey ilginç bir takvim gördüğünüz gibi. Sezonu zaten kendisine göre yoğun bir takvimle açan Federer, araya bir de Rotterdam eklemiş. Ancak asıl sürpriz Indian Wells'ten sonra Roland Garros'a kadar 2 ay boyunca tek bir turnuvaya dahi katılmayacak olması.
Miami ve Monte Carlo'yu pas geçmesi sürpriz değil ama Roland Garros öncesi Madrid ve Roma'da oynaması beklenirdi. Sürpriz olsa olsa bunların da birinden vazgeçmesi olurdu ama öyle bir program yapmış ki, off-season'dan daha uzun bir off-season yaratmış kendisine orada Federer. Elbette bir amacı var bunun: Wimbledon ve Olimpiyatlar.
Bilhassa 30 yaşından sonra takvim konusunda özel ayarlamalar yapan Federer, son birkaç senedir rekabetçi olamadığı Roland Garros'u bu kararıyla artık neredeyse tamamen gözden çıkardığını en azılı hayranlarına bile gösteriyor. Ama bunu yaparak hedeflediği şey elbette Wimbledon ve Olimpiyatlar'da şansını artırmak.
Verdiği uzun aradan sonra ritim bulabilmeyi kolaylaştırmak adına da çim sezonuna Stuttgart'ı da eklemiş, ki bu da hedefi doğrultusunda epey mantıklı bir hareket. Zaten çim sezonundan sonra yoğun bir takvimi olan Federer için burada bir de Olimpiyatlar ekleniyor.
Sonrasında ise programında bir değişiklik yok ama genele bakıldığında tarihsel anlamda da başarısız olduğu turnuvaları elerken, bolca kupa kaldırdığı yerleri tercih etmiş. Rotterdam ve Stuttgart'ta eğer Djokovic olmazsa - ki olmayacak %99 - favori olacak ve 750 puan toplama fırsatı demek. Miami'yi pas geçerek Indian Wells'e enerjisini akıtabilir vereceği 2 aylık arayı da göz önünde bulundurarak. Sezon başında oynadığı Brisbane yine küçük turnuvalar arasında şampiyonluk kazandığı yerlerden birisi. Yani Federer, Roma ve Madrid gibi toprak masters'larını pas geçerken puan olarak bunları kazanma ihtimali çok yüksek olan 250 ve 500 puanlık turnuvalarla telafi etme yoluna gidecek ki, bence çok akıllıca adımlar.
Buradaki tek soru işareti, daha önce hiç vermediği kadar uzun bir ara - 2 ay - vermesinin onu nasıl etkileyeceği...
16 Aralık 2015 Çarşamba
Off-Season'da Oyunculardan Kısa Kısa
- Andy Murray'nin ilk çocuğu yolda, biliyorsunuz. Çocuğun şubat ayında dünyaya gelmesi bekleniyor ama Murray, eğer Ocak ayında düzenlenen Avustralya Açık sırasında doğum gerçekleşirse turnuvayı bırakıp döneceğini söylemiş. Gerçi bence sezeryandır o doğum, öyle bir şey olmaz...
- Bu sene iyi bir çıkış gerçekleştiren David Goffin, 2016'da da daha iyi olmak istiyormuş. Davis Kupası'ndan takım arkadaşı Steve Darcis de elinden ameliyat geçirmiş.
- Roger Federer'den klasik bir "emekliliği düşünmüyorum, öyle bir net tarih yok" açıklaması daha gelmiş. Allah aşkına rahat bırakın artık adamı. "Grand slam kazanamıyor, bıraksın" zırvaları da inanılmaz saçma. 35 yaşında dünya 2 numarası adam, niye bıraksın oyundan da zevk alıyorsa? Keep going Roger!
- Nadal, en kötü sezonunu geçirdikten sonra bu sene kendisine tatili yasakladığını söylemişti. Lafını da yutmadan devam ediyor. Joao Sousa ile şu aralar Mallorca'da antrenman yapıyorlar ve günde ortalama 4 saat çalışıyorlarmış. Sousa'nın pestili falan çıkmış. Rafa'yı artık tanıdığımız için garip değil tabii. Bundan önce de Asya'da IPTL oynamıştı. Sadece Christmas'ta birkaç günü ailesiyle geçirmek için ara verip ondan sonra da zaten sezonu açmaya Abu Dhabi'ye gidecek. Hadi bakalım.
- İsviçre'de yılın sporcusu Wawrinka seçilmiş. Federer genelde daha istikrarlı bir yıl geçirip 2 numarada bitirse de Wawrinka hak etti bunu.
- Sports Illustrated'in her sene seçtiği yılın sporcusu ödülüne bu sene Serena Williams layık görüldü. Ödülü 1992 yılından sonra ilk kez bir tenisçi kazanıyor. Dolayısıyla "büyük" haber bu. Serena ile bu vesileyle röportaj gerçekleştirilmiş. Orada kariyerinin en iyi anı olarak Indian Wells'te bu sene oynamasını göstermiş. Biliyorsunuz, 2001'de ırkçılık olduğunu gerekçe göstererek ablasıyla birlikte 13 sene oraya katılmamıştı. Oraya geri dönmesi, aldığı destek vs. hoşuna gitmiş. Serena, hala ırkçılık sorunlarının olduğunu belirtse de kutuplaşma yerine birlikte olmak adına bir şeyler yaparak işlerin düzeltilmesini mümkün gördüğünü de eklemiş. Smart woman.
- Richard Gasquet, sakatlığının ciddi olmadığını söyleyip 2016 yılında slam finali oynamak istediğini söylemiş. Peki.
- Tenisin haşarı çocuğu Tomic de ilk 10'a giricem ben demiş. Bak bu daha mantıklı.
- 12 yıldır Serena'yı yenemeyen Sharapova, en büyük kabusunu övmekten geri durmamış. Gençlik yıllarında şu an olduğu 28 yaşında hala tenis oynayabileceğini hayal dahi etmeyen Sharapova, şu an Serena'nın bu yaşta turu domine etmesini ve hırsını çok takdire şayan buluyormuş. Stockholm sendromu.
- Laura Robson iyi bir geri dönüş gerçekleştirmek istediğini söylemiş. Gerçekleştirse iyi olur çünkü onu artık bir tenisçiden çok BBC ekibinin parçası olarak görmeye başladı tenis camiası. Daha 21 yaşında...
- Bu sene iyi bir çıkış gerçekleştiren David Goffin, 2016'da da daha iyi olmak istiyormuş. Davis Kupası'ndan takım arkadaşı Steve Darcis de elinden ameliyat geçirmiş.
- Roger Federer'den klasik bir "emekliliği düşünmüyorum, öyle bir net tarih yok" açıklaması daha gelmiş. Allah aşkına rahat bırakın artık adamı. "Grand slam kazanamıyor, bıraksın" zırvaları da inanılmaz saçma. 35 yaşında dünya 2 numarası adam, niye bıraksın oyundan da zevk alıyorsa? Keep going Roger!
- Nadal, en kötü sezonunu geçirdikten sonra bu sene kendisine tatili yasakladığını söylemişti. Lafını da yutmadan devam ediyor. Joao Sousa ile şu aralar Mallorca'da antrenman yapıyorlar ve günde ortalama 4 saat çalışıyorlarmış. Sousa'nın pestili falan çıkmış. Rafa'yı artık tanıdığımız için garip değil tabii. Bundan önce de Asya'da IPTL oynamıştı. Sadece Christmas'ta birkaç günü ailesiyle geçirmek için ara verip ondan sonra da zaten sezonu açmaya Abu Dhabi'ye gidecek. Hadi bakalım.
- İsviçre'de yılın sporcusu Wawrinka seçilmiş. Federer genelde daha istikrarlı bir yıl geçirip 2 numarada bitirse de Wawrinka hak etti bunu.
- Sports Illustrated'in her sene seçtiği yılın sporcusu ödülüne bu sene Serena Williams layık görüldü. Ödülü 1992 yılından sonra ilk kez bir tenisçi kazanıyor. Dolayısıyla "büyük" haber bu. Serena ile bu vesileyle röportaj gerçekleştirilmiş. Orada kariyerinin en iyi anı olarak Indian Wells'te bu sene oynamasını göstermiş. Biliyorsunuz, 2001'de ırkçılık olduğunu gerekçe göstererek ablasıyla birlikte 13 sene oraya katılmamıştı. Oraya geri dönmesi, aldığı destek vs. hoşuna gitmiş. Serena, hala ırkçılık sorunlarının olduğunu belirtse de kutuplaşma yerine birlikte olmak adına bir şeyler yaparak işlerin düzeltilmesini mümkün gördüğünü de eklemiş. Smart woman.
- Richard Gasquet, sakatlığının ciddi olmadığını söyleyip 2016 yılında slam finali oynamak istediğini söylemiş. Peki.
- Tenisin haşarı çocuğu Tomic de ilk 10'a giricem ben demiş. Bak bu daha mantıklı.
- 12 yıldır Serena'yı yenemeyen Sharapova, en büyük kabusunu övmekten geri durmamış. Gençlik yıllarında şu an olduğu 28 yaşında hala tenis oynayabileceğini hayal dahi etmeyen Sharapova, şu an Serena'nın bu yaşta turu domine etmesini ve hırsını çok takdire şayan buluyormuş. Stockholm sendromu.
- Laura Robson iyi bir geri dönüş gerçekleştirmek istediğini söylemiş. Gerçekleştirse iyi olur çünkü onu artık bir tenisçiden çok BBC ekibinin parçası olarak görmeye başladı tenis camiası. Daha 21 yaşında...
10 Aralık 2015 Perşembe
2015 Sezon Sonu True Grand Slam Ödülleri
Geleneksel "True Grand Slam Ödül Töreni" şölenine hoşgeldiniz sevgili okurlar!
Hem erkekler hem de kadınlar tarafında 1 numaraların çok ağır dominasyonuyla geçen bir yıl olsa da, sezon sonu ödüllerinde yine de bazı kategorilerde çekişmeler vardı. Ayrıca, sadece 2015 ödüllerini dağıtmakla kalmayacağız, ödüllerin sonunda 2016 için sizin de katılımını beklediğimiz anketimizi sunacağız.
Yılın en iyi erkek oyuncusu: Novak Djokovic
Şüphesiz yılın kralı Novak Djokovic, sadece 2015'i domine etmekle kalmadı; aynı zamanda tarihin en iyi sezonlarından birini tamamladı. En son bu çizgide bir sezonu 2011 yılında yine kendisi geçirmişti, ki oyun anlamında iki yıl arasında karşılaştırmalar belki büyük tartışmalara yol açabilecek olsa da, sonuç anlamında Djokovic'in 2015 yılı daha etkileyici bir yıl olarak kayıtlara geçti.
2011 yılındaki gibi sezona tarihi bir galibiyet serisiyle başlayamasa da, Avustralya Açık başta olmak üzere Indian Wells, Miami, Monte Carlo ve Roma gibi bütün önemli turnuvaları kazandı. Madrid'i pas geçti ve Roland Garros'a favori olarak geldi. Buradaki 'nemesis'i Rafael Nadal'ı çeyrek finalde ezici bir oyunla 3 sette geçtikten sonra ya fazla rahatlaması ya da daha büyük bir stres altına girmesi sonucu finalde Stan Wawrinka'ya şok bir şekilde mağlup oldu. Tabii, bu sadece Djokovic ile alakalı değildi. Wawrinka da kariyer tenisini oynayarak Sırp raketin yoluna taş koydu.
Roland Garros finalinden sonra psikolojik olarak dağılacağı, Wimbledon'da çim sezonunu iyi geçiren Federer'in kazanacağı düşünülse de, finalde İsviçreli'ye karşı mental ve fiziksel anlamda büyük bir savaş verdi ve üstün çıkan taraf oldu.
Üst üste kaybedilen Cincinnati ve Toronto finalleri (en büyük rakipleri Federer ve Murray'e karşı) Amerika Açık'ı kazanmasına yine engel olmadı. İşin 2011'den farklı olmasını sağlayan taraf ise, bundan sonrası oldu. O yıl Amerika Açık sonrası düşüşe geçen Djokovic, bu sene Pekin, Şangay, Paris ve Londra'da şampiyon olarak 'kusursuz' rekora ulaştı. Tek mağlubiyeti Federer'e karşı gelse de, gruplarda aldığı bu yenilgi şampiyonluğuna engel olmadı.
Yılın en iyi kadın oyuncusu: Serena Williams
Tamam, Serena Williams'ın 34 yaşında turu elinde oynatması artık alıştığımız için çok şaşırtmıyor ama Amerika Açık'a gelindiğinde masanın üzerinde takvim slam ihtimalinin olması işin saçmalık boyutuna geldiğinin bir kanıtı gibiydi. Turnuva boyunca çok iyi oynamayan Serena, kendi kendisini bitirince bu tarihi sezonu taçlandıramamış oldu.
Serena, Amerika Açık'tan sonra bilhassa zihinsel olarak dinlenmek istediğini belirterek tek bir maça çıkmamasına rağmen bu onun sezonu 1 numarada ve yılın oyuncusu olarak -hem de açık ara- bitirmesine hiçbir şekilde engel olmadı.
Yılın en çok geliştirme gösteren erkek oyuncusu: Benoit Paire
Çıkışını yaptığı 2011 yılından bu yana, inişli çıkışlı bir grafik sergileyen Benoit Paire, mental olarak da turun en sıkıntılı oyuncularından biri olarak kötü bir şöhrete kavuşmuştu. Geçirdiği sakatlık sonrası sıralamada da yerini kaybetti ve bırakın challenger'ları, kendine güveninin gelmesi için futures turnuvaları oynayarak dönmeyi tercih etti. Ama ne dönmek! Yine bilindik iniş çıkışları olsa da, çok daha stabil kaldı ve göze hoş gelen atak oyununu büyük galibiyetlerle de süsledi. Özellikle Amerika Açık ilk turunda son finalist Kei Nishikori'yi maç puanından dönerek yenmesi özgüveni açısından ona büyük bir artı yazdı. 26 yaşındaki Fransız, yılı da kariyerinin en yüksek noktası olan 19 numarada kapattı. Oyununa birkaç ufak ekleme ve istikrarını devam ettirmesi, onu ilk 10'a yaklaştıracaktır.
Yılın en çok geliştirme gösteren kadın oyuncusu: Timea Bacsinszky
Bu alanda Garbine Muguruza ve Belinda Bencic de seçilebilirdi ama onlar zaten 1 numara potansiyellerini junior kariyerlerinden bu yana gösterdikleri için "gelişme gösterdiklerini" değil de, potansiyellerini yansıttıklarını söyleyebiliriz. Bacsinszky, bu ödülün anlamı açısından çok daha iyi oturan bir isim.
2009 yılında 20 yaşındayken geldiği İstanbul Cup'tan hatırlıyorum. Gayet iyi tenis oynuyordu ve bir slam kazanma potansiyeline sahip gözükmese de, yıllar boyunca turdan ekmek yiyecek bir oyuncu olduğunu belli ediyordu. Ama yaşadığı sakatlıklar, verdiği ara derken tenisten uzun süre koptu. Geri dönüşünü yaptığı geçen seneden sonra bu sene inanılmaz işler çıkardı. Sezona çok iyi girdikten sonra ufak bir düşüş yaşasa da çıkışının tesadüfi ya da küçük oyunculara karşı olmadığını Roland Garros yarı finali ve Wimbledon çeyrek finaliyle gösterdi. Kariyerinde ilk kez ilk 10'a girdiği sezonu ise 12 numarada tamamladı.
Yılın en iyi grand slam turnuvası: Wimbledon
Kadınlar tarafında belki büyük bir çekişmeye ve efsane maçlara sahne olmadı ama erkekler tarafında özellikle iyi bir turnuvaydı. Erken turlarda çekişmeli maçlar ve sonda da gayet iyi bir finiş oldu. Ama bu sene genel olarak çok öne çıkan bir slam olmadığını söylemek lazım.
Yılın en iyi erkekler maçı: Wimbledon Finali
Sezona zaten Federer-Djokovic finalleri damga vurdu. Tenis açısından en kalitelisi, 4.setteki düşüşe rağmen Wimbledon'daki maç oldu.
Yılın en iyi kadınlar maçı: US Open 2.tur Wozniacki-Cetkovska
Baya skandal bir karar olarak görebilirsiniz ama bu sene slam yarı finalleri ve finalleri hiç beklediğimi veremedi kadınlarda. Evet, Vinci-Serena yarı finali sansasyoneldi ama tenis açısından en keyif aldığım maç 2.turdaki sıradan olarak görülebilecek bu maç oldu. Petra Cetkovska'nın maçın sonundaki oyunu erkekler tarafı da dahil olmak üzere, bu sene gördüğüm en iyi clutch performanstı.
Yılın en iyi erkek çiftler takımı: Jean-Julien Roger/Horia Tecau
Bryan kardeşleri tahtlarından edip sezonu 1 numarada bitirmeleri bu ödülü almaları için yeterli.
Yılın en iyi kadın çiftler takımı: Sania Mirza/Martina Hingis
Girdikleri hemen hemen her turnuvayı neredeyse hiç zorlanmadan kazandılar. Kadın çiftlerde Williams kardeşlerden sonra bu kadar istediği zaman rahat kazanan bir çifti hatırlamıyorum. İşin etkileyici tarafı bunu Williams kardeşler gibi servislerde çok etkili olmadan "soft" oyunlarıyla başarmaları. Zaten bu kadar açık ara yapmasalar bile, Hingis'in dönüşü hatrına bu ödül bu çifte giderdi.
Yılın en centilmen erkekler oyuncusu: Tim Smyczek
Avustralya Açık 2.tur maçında Nadal'a karşı maçı kazanabilecek noktada yaptığı hareketle bu ödülü hak etti. Şöyle buyrun: https://www.youtube.com/watch?v=ahrOBadEYcY
Yılın en centilmen kadınlar oyuncusu: Petra Kvitova
Bu kategorinin daimi kazananı. Özel bir hareketi yok ama zirvede bu kadar rekabetçi olup herhangi bir çirkeflik yapmadan, maç bittiği anda maçın bittiğini bilip "devam eden" Kvitova, bu ödülü WTA'nın dağıttığı resmi ödüllerde de 3.kez üst üste olmak üzere 4.kez kazandı zaten.
Yılın olayı: Vinci'nin Serena'yı yenip takvim slam'i engellemesi.
Yılın coach'u: Magnus Norman
Wawrinka, ilk slam finalinde Nadal'ı yendikten sonra 2. slam finalinde de (üstelik bu sefer sakatlık vs. durumunun da olmadığı bir finalde) yılın oyuncusu Djokovic'i ezerek yeniyorsa, mental anlamda burada bir artı da Norman'a yazılır.
Yılın Davis Cup oyuncusu: Andy Murray
Sir Andrew Murray. Nokta.
Yılın Fed Cup oyuncusu: Maria Sharapova
Çeyrek finalde Polonya'da Radwanska kardeşleri yenmesi normal sayılabilir ama uzun sakatlık sonrası dönüşünde Çek Cumhuriyeti karşısında finalde, üstelik deplasmanda, Kvitova ve Pliskova'yı yenmesi müthiş işti. Rusya diğer 3 maçı kaybedince şampiyon Çekler olsa da, bu ödülü hak eden Sharapova'ydı.
------------------------------------------------------------------------------------
2016 YILI ÖN ANKETİ:
Avustralya Açık şampiyonluğunu erkekler ve kadınlarda kim alır?
Erkekler ve kadınlarda 2016'yı kim 1 numarada bitirir?
Rafael Nadal ve Roger Federer, bu yılı boş geçtikten sonra 2016'da slam kazanır mı?
Serena Williams seneye yine 3+ slam kazanarak turu domine eder mi?
Erkekler ve kadınlarda sürpriz slam finalist/kazanan adaylarınız?
Erkekler ve kadınlarda ilk 10'daki yerini kaybedeceğini düşündükleriniz?
Hem erkekler hem de kadınlar tarafında 1 numaraların çok ağır dominasyonuyla geçen bir yıl olsa da, sezon sonu ödüllerinde yine de bazı kategorilerde çekişmeler vardı. Ayrıca, sadece 2015 ödüllerini dağıtmakla kalmayacağız, ödüllerin sonunda 2016 için sizin de katılımını beklediğimiz anketimizi sunacağız.
Yılın en iyi erkek oyuncusu: Novak Djokovic
Şüphesiz yılın kralı Novak Djokovic, sadece 2015'i domine etmekle kalmadı; aynı zamanda tarihin en iyi sezonlarından birini tamamladı. En son bu çizgide bir sezonu 2011 yılında yine kendisi geçirmişti, ki oyun anlamında iki yıl arasında karşılaştırmalar belki büyük tartışmalara yol açabilecek olsa da, sonuç anlamında Djokovic'in 2015 yılı daha etkileyici bir yıl olarak kayıtlara geçti.
2011 yılındaki gibi sezona tarihi bir galibiyet serisiyle başlayamasa da, Avustralya Açık başta olmak üzere Indian Wells, Miami, Monte Carlo ve Roma gibi bütün önemli turnuvaları kazandı. Madrid'i pas geçti ve Roland Garros'a favori olarak geldi. Buradaki 'nemesis'i Rafael Nadal'ı çeyrek finalde ezici bir oyunla 3 sette geçtikten sonra ya fazla rahatlaması ya da daha büyük bir stres altına girmesi sonucu finalde Stan Wawrinka'ya şok bir şekilde mağlup oldu. Tabii, bu sadece Djokovic ile alakalı değildi. Wawrinka da kariyer tenisini oynayarak Sırp raketin yoluna taş koydu.
Roland Garros finalinden sonra psikolojik olarak dağılacağı, Wimbledon'da çim sezonunu iyi geçiren Federer'in kazanacağı düşünülse de, finalde İsviçreli'ye karşı mental ve fiziksel anlamda büyük bir savaş verdi ve üstün çıkan taraf oldu.
Üst üste kaybedilen Cincinnati ve Toronto finalleri (en büyük rakipleri Federer ve Murray'e karşı) Amerika Açık'ı kazanmasına yine engel olmadı. İşin 2011'den farklı olmasını sağlayan taraf ise, bundan sonrası oldu. O yıl Amerika Açık sonrası düşüşe geçen Djokovic, bu sene Pekin, Şangay, Paris ve Londra'da şampiyon olarak 'kusursuz' rekora ulaştı. Tek mağlubiyeti Federer'e karşı gelse de, gruplarda aldığı bu yenilgi şampiyonluğuna engel olmadı.
Yılın en iyi kadın oyuncusu: Serena Williams
Tamam, Serena Williams'ın 34 yaşında turu elinde oynatması artık alıştığımız için çok şaşırtmıyor ama Amerika Açık'a gelindiğinde masanın üzerinde takvim slam ihtimalinin olması işin saçmalık boyutuna geldiğinin bir kanıtı gibiydi. Turnuva boyunca çok iyi oynamayan Serena, kendi kendisini bitirince bu tarihi sezonu taçlandıramamış oldu.
Serena, Amerika Açık'tan sonra bilhassa zihinsel olarak dinlenmek istediğini belirterek tek bir maça çıkmamasına rağmen bu onun sezonu 1 numarada ve yılın oyuncusu olarak -hem de açık ara- bitirmesine hiçbir şekilde engel olmadı.
Yılın en çok geliştirme gösteren erkek oyuncusu: Benoit Paire
Çıkışını yaptığı 2011 yılından bu yana, inişli çıkışlı bir grafik sergileyen Benoit Paire, mental olarak da turun en sıkıntılı oyuncularından biri olarak kötü bir şöhrete kavuşmuştu. Geçirdiği sakatlık sonrası sıralamada da yerini kaybetti ve bırakın challenger'ları, kendine güveninin gelmesi için futures turnuvaları oynayarak dönmeyi tercih etti. Ama ne dönmek! Yine bilindik iniş çıkışları olsa da, çok daha stabil kaldı ve göze hoş gelen atak oyununu büyük galibiyetlerle de süsledi. Özellikle Amerika Açık ilk turunda son finalist Kei Nishikori'yi maç puanından dönerek yenmesi özgüveni açısından ona büyük bir artı yazdı. 26 yaşındaki Fransız, yılı da kariyerinin en yüksek noktası olan 19 numarada kapattı. Oyununa birkaç ufak ekleme ve istikrarını devam ettirmesi, onu ilk 10'a yaklaştıracaktır.
Yılın en çok geliştirme gösteren kadın oyuncusu: Timea Bacsinszky
Bu alanda Garbine Muguruza ve Belinda Bencic de seçilebilirdi ama onlar zaten 1 numara potansiyellerini junior kariyerlerinden bu yana gösterdikleri için "gelişme gösterdiklerini" değil de, potansiyellerini yansıttıklarını söyleyebiliriz. Bacsinszky, bu ödülün anlamı açısından çok daha iyi oturan bir isim.
2009 yılında 20 yaşındayken geldiği İstanbul Cup'tan hatırlıyorum. Gayet iyi tenis oynuyordu ve bir slam kazanma potansiyeline sahip gözükmese de, yıllar boyunca turdan ekmek yiyecek bir oyuncu olduğunu belli ediyordu. Ama yaşadığı sakatlıklar, verdiği ara derken tenisten uzun süre koptu. Geri dönüşünü yaptığı geçen seneden sonra bu sene inanılmaz işler çıkardı. Sezona çok iyi girdikten sonra ufak bir düşüş yaşasa da çıkışının tesadüfi ya da küçük oyunculara karşı olmadığını Roland Garros yarı finali ve Wimbledon çeyrek finaliyle gösterdi. Kariyerinde ilk kez ilk 10'a girdiği sezonu ise 12 numarada tamamladı.
Yılın en iyi grand slam turnuvası: Wimbledon
Kadınlar tarafında belki büyük bir çekişmeye ve efsane maçlara sahne olmadı ama erkekler tarafında özellikle iyi bir turnuvaydı. Erken turlarda çekişmeli maçlar ve sonda da gayet iyi bir finiş oldu. Ama bu sene genel olarak çok öne çıkan bir slam olmadığını söylemek lazım.
Yılın en iyi erkekler maçı: Wimbledon Finali
Sezona zaten Federer-Djokovic finalleri damga vurdu. Tenis açısından en kalitelisi, 4.setteki düşüşe rağmen Wimbledon'daki maç oldu.
Yılın en iyi kadınlar maçı: US Open 2.tur Wozniacki-Cetkovska
Baya skandal bir karar olarak görebilirsiniz ama bu sene slam yarı finalleri ve finalleri hiç beklediğimi veremedi kadınlarda. Evet, Vinci-Serena yarı finali sansasyoneldi ama tenis açısından en keyif aldığım maç 2.turdaki sıradan olarak görülebilecek bu maç oldu. Petra Cetkovska'nın maçın sonundaki oyunu erkekler tarafı da dahil olmak üzere, bu sene gördüğüm en iyi clutch performanstı.
Yılın en iyi erkek çiftler takımı: Jean-Julien Roger/Horia Tecau
Bryan kardeşleri tahtlarından edip sezonu 1 numarada bitirmeleri bu ödülü almaları için yeterli.
Yılın en iyi kadın çiftler takımı: Sania Mirza/Martina Hingis
Girdikleri hemen hemen her turnuvayı neredeyse hiç zorlanmadan kazandılar. Kadın çiftlerde Williams kardeşlerden sonra bu kadar istediği zaman rahat kazanan bir çifti hatırlamıyorum. İşin etkileyici tarafı bunu Williams kardeşler gibi servislerde çok etkili olmadan "soft" oyunlarıyla başarmaları. Zaten bu kadar açık ara yapmasalar bile, Hingis'in dönüşü hatrına bu ödül bu çifte giderdi.
Yılın en centilmen erkekler oyuncusu: Tim Smyczek
Avustralya Açık 2.tur maçında Nadal'a karşı maçı kazanabilecek noktada yaptığı hareketle bu ödülü hak etti. Şöyle buyrun: https://www.youtube.com/watch?v=ahrOBadEYcY
Yılın en centilmen kadınlar oyuncusu: Petra Kvitova
Bu kategorinin daimi kazananı. Özel bir hareketi yok ama zirvede bu kadar rekabetçi olup herhangi bir çirkeflik yapmadan, maç bittiği anda maçın bittiğini bilip "devam eden" Kvitova, bu ödülü WTA'nın dağıttığı resmi ödüllerde de 3.kez üst üste olmak üzere 4.kez kazandı zaten.
Yılın olayı: Vinci'nin Serena'yı yenip takvim slam'i engellemesi.
Yılın coach'u: Magnus Norman
Wawrinka, ilk slam finalinde Nadal'ı yendikten sonra 2. slam finalinde de (üstelik bu sefer sakatlık vs. durumunun da olmadığı bir finalde) yılın oyuncusu Djokovic'i ezerek yeniyorsa, mental anlamda burada bir artı da Norman'a yazılır.
Yılın Davis Cup oyuncusu: Andy Murray
Sir Andrew Murray. Nokta.
Yılın Fed Cup oyuncusu: Maria Sharapova
Çeyrek finalde Polonya'da Radwanska kardeşleri yenmesi normal sayılabilir ama uzun sakatlık sonrası dönüşünde Çek Cumhuriyeti karşısında finalde, üstelik deplasmanda, Kvitova ve Pliskova'yı yenmesi müthiş işti. Rusya diğer 3 maçı kaybedince şampiyon Çekler olsa da, bu ödülü hak eden Sharapova'ydı.
------------------------------------------------------------------------------------
2016 YILI ÖN ANKETİ:
Avustralya Açık şampiyonluğunu erkekler ve kadınlarda kim alır?
Erkekler ve kadınlarda 2016'yı kim 1 numarada bitirir?
Rafael Nadal ve Roger Federer, bu yılı boş geçtikten sonra 2016'da slam kazanır mı?
Serena Williams seneye yine 3+ slam kazanarak turu domine eder mi?
Erkekler ve kadınlarda sürpriz slam finalist/kazanan adaylarınız?
Erkekler ve kadınlarda ilk 10'daki yerini kaybedeceğini düşündükleriniz?
7 Aralık 2015 Pazartesi
Haber Turu #3
- WTA'da kafasını kıran kırana... Bu yıl çiftlerde oldukça başarılı olan Casey Dellacqua, kendi ülkesinde oynanacak Avustralya Açık'ı Pekin turnuvasında düşmesinden sonra oluşan kafa travması nedeni ile kaçıracakmış.
-Storsur başka bir slam kazanma ihtimalinin hala olduğunu söylemiş. Başarılar diliyoruz.
-Philippoussis, Kokkinasis'in üstünde baskı olmadığını söylemiş. Konuşmasının içine "Nasıl istiyorsa öyle yapar" gibi bir mesaj sıkıştırmış ki Avustralya erkek tenisi zaten bu mentaliteden zarar görüyor bu aralar.
-Federer ve Hingis'in olimpiyatlarda karışık çiftler oynayacağına dair dedikodular yoğunlaşmış. Bence oynarlarsa alırlar.
-Storsur başka bir slam kazanma ihtimalinin hala olduğunu söylemiş. Başarılar diliyoruz.
-Philippoussis, Kokkinasis'in üstünde baskı olmadığını söylemiş. Konuşmasının içine "Nasıl istiyorsa öyle yapar" gibi bir mesaj sıkıştırmış ki Avustralya erkek tenisi zaten bu mentaliteden zarar görüyor bu aralar.
-Federer ve Hingis'in olimpiyatlarda karışık çiftler oynayacağına dair dedikodular yoğunlaşmış. Bence oynarlarsa alırlar.
6 Aralık 2015 Pazar
Elfergonzo

Gonzalez Tim Henman'ı yenip Champions Tennis
turnuvasında kupayı kapmış. Tombalaklaştığından mı
olmuş yoksa saçını mı boyatmış bilmem ama gençleşmiş gibi.
olmuş yoksa saçını mı boyatmış bilmem ama gençleşmiş gibi.
4 Aralık 2015 Cuma
Haber Turu #2
- Bu seneyi beklentiler altında geçiren ve bir kez daha hayal kırıklığı yaratan Grigor Dimitrov, 2016 için del Potro'nun eski antrenörü Franco Davin ile çalışıyor. Dimitrov aynı zamanda verdiği röportajda yeni sezon için motive olduğunu ve tekrar kendini bulduğunu belirtmiş. Biz bu hikayeyi çok duyduk ama yine de hayırlısı olsun diyelim.
- Eski dünya 9 numarası Nicolas Massu, Djokovic'in gelmiş geçmiş en iyi sezonu geçirdiğini belirtmiş. Massu aynı zamanda seneye Djokovic'in Roland Garros ve Olimpiyatları kazanmasını bekliyormuş. Hatta Olimpiyatları çiftlerde de kazanır demiş. Tamam şimdi Djokovic'e hakkını herkes veriyor da, Massu sanki biraz fazla uçmuş.
- Rafael Nadal, 5. sene üst üste İspanya'da en çok tanınan sporcu olma özelliğini elde etmiş. Anketlere göre İspanya'da yaşayanların %98'i Rafael Nadal deyince kim olduğunu biliyor. Bu alanda Gasol biraderleri, Marc Marquez'i, Andres Iniesta'yı geride bırakmış.
- Emekli WTA oyuncusu Anne Keothovang, Britanyalı gençlere yardımcı olma isteğinin LTA (Britanya Tenis Federasyonu) tarafından reddedilmesini ilginç bulmuş.
- 2015'i berbat geçiren ve Amerika Açık'ta toparlayan Bouchard, buz banyosunda düşüp kafayı kırınca turnuvadan çekilmiş, seneyi de kapatmak zorunda kalmıştı. Bouchard, olay sonrası işi biraz da şaklabanlığa vurup çekilmek zorunda kaldığı turnuvaların zararını tanzim etmek için avukatı aracılığıyla Amerika Açık'a dava açmıştı. Bu hareketiyle baya bir antipati toplayan Kanadalı, 2016 sezonuna Hobart'ta oynayacağı turnuvayla başlayacağını açıklamış.
Haber Turu
- Andy Murray Davis Cup'ın formatında sorun olmadığını ama maçların slamlerden hemen sonra yapılmasının sorun olduğunu söylemiş.
- İspanyol David Ferrer ve Marc Lopez evlenmişler (Birbirleriyle değil tabi :))
- Raonic çalıştırıcısı Ljubicic'den ayrılmış. Gençlerden Borna Coric de çalıştırıcı değişikliğine gidenlerden.
- Djokovic International Premier Tennis League organizasyonundan çekilirken Murray ve Wawrinka dahil olmuş. Djokovic için doğru karar.
- İspanyol David Ferrer ve Marc Lopez evlenmişler (Birbirleriyle değil tabi :))
- Raonic çalıştırıcısı Ljubicic'den ayrılmış. Gençlerden Borna Coric de çalıştırıcı değişikliğine gidenlerden.
- Djokovic International Premier Tennis League organizasyonundan çekilirken Murray ve Wawrinka dahil olmuş. Djokovic için doğru karar.
29 Kasım 2015 Pazar
Podcast #1: 2015 Sezonu Genel Değerlendirmesi
Sonunda geldi!
30 dakikalık bir kayıt oldu toplamda. Aslında bölüp koyacaktık ama teknik sıkıntı oldu, bekletmek de istemedik. Eğer 30 dakika uzun, çok konuşmuşsunuz diyorsanız yorum kısımlarında belirtebilirsiniz. Ayrıca yazı-podcast ikilemindeyiz. Podcast güzel devam etsin (yazı hiç olmayacak demek değil tabii bu) diyorsanız ona göre dikkate almaya çalışacağız.
30 dakikalık bir kayıt oldu toplamda. Aslında bölüp koyacaktık ama teknik sıkıntı oldu, bekletmek de istemedik. Eğer 30 dakika uzun, çok konuşmuşsunuz diyorsanız yorum kısımlarında belirtebilirsiniz. Ayrıca yazı-podcast ikilemindeyiz. Podcast güzel devam etsin (yazı hiç olmayacak demek değil tabii bu) diyorsanız ona göre dikkate almaya çalışacağız.
19 Kasım 2015 Perşembe
Londra 2015: Sorun yavaş kortlar mı?
Londra'da düzenlenen ATP 2015 Finalleri'nde 4. gün geride kaldı ve az çok grupların tablosu çizildi. Roger Federer ve Rafael Nadal gruplardan çıkmayı garantileyerek, bir anlığına da olsa "yıl 2008 mi?" dedirtti. Andy Murray zaten büyük şüphelerle buraya gelirken, asıl sürpriz Djokovic'in Federer'e karşı pek varlık gösteremeden kaybetmesi oldu.
Kuralar çekildiğinde "Yine 0-3 çekerler mi?" diye bakılan David Ferrer ile Tomas Berdych, tahminleri boşa çıkarmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Berdych dün Nishikori karşısında zaman zaman iyi oynadığı maçta, fırsatları tepen taraf oldu ve buraya sağlıklı geldiği bile şüpheli olan Nishikori karşısında muhtemelen tek galibiyet fırsatını kaçırdı. Bu akşam Novak Djokovic ile bir anlamda gruptan çıkma maçı oynayacak ve ne kadar şansı olduğunu siz de gayet iyi biliyorsunuz.
Ferrer aslında galibiyet alabilmek için ideal bir gruba düşmüştü. Murray'nin aklı Davis Kupası'ndaydı. Wawrinka'nın istikrarsızlığı malumdu. Ancak ilk maçında Murray'e karşı iki sette de son oyunda servis kırdırarak 4-6, 4-6'lık setlerle kaybetti. İkinci maçında da Wawrinka'ya karşı ilk seti 5-2'den vererek ikinci sette helva gibi dağıldı. Elit seviyede bir silahı olmadığı için elit oyunculara karşı kritik anlarda bir şey üretememesi yeni bir şey değil ve bu artık 33 yaşından sonra değişecek bir şey de değil. Son maçında grubu lider bitirmeyi garantilemiş Nadal'a karşı 200 puan ve güzel bir para ödülü için yine motive olacaktır ama artık bir anlamı yok.
Londra'da sonuçlar bir yana, oynanan tenisten yana büyük bir yakınma söz konusu. Londra'daki kortların yavaş olduğu ve bu yüzden maçların zevksiz geçtiği iddia ediliyor. Kapalı sert kortların doğasına uygun olacak şekilde bundan daha hızlı olması gerektiğine katılmakla birlikte, gerçekten tenisin ve çekişmenin kalitesinin aşağıda olmasını buna bağlamayı en hafif tabirle düz mantıkçılık olarak yorumluyorum.
Hızlı bir zemin olarak bilinen Paris Masters'ta 2 hafta önce değişen kortların yavaşladığını görmüştük. O kadar bariz bir yavaşlama oldu ki, Londra'ya gelen oyuncular buradaki kortun Paris'ten bir tık daha hızlı olduğunu söylediler. Asıl sorun kort hızı falan değil, alakası yok. Kendimce sadece bu sene değil, geçtiğimiz senelerin çoğunda da sezon sonu turnuvasında çok fazla kalitesiz, çekişmesiz maçların neden oynandığını (bilhassa grup aşamasında) maddelerle açıklayayım:
1- Biraz önceki cümlenin sonunda parantez içine aldığım yer aslında bu maddenin ta kendisi. Tenisin giderek inanılmaz fiziksel hal alması, takvimin yoğunluğu, en iyi oyuncular arasında sezon içinde çok çok çok yıpratıcı maçların oynanması... Bunların hepsinin etkilerini aslında Amerika Açık sonrası görüyoruz. Oyunu daha hızlı oynayabilen ve kapalı sert kortu çok seven Federer'in, fiziksel olarak tenis tarihinin gelmiş geçmiş en iyisi olan Djokovic'in buna karşı bir nebze karşı koyabildiğini görüyoruz ama onun dışında Nadal ve Murray de dahil olmak üzere, ilk 20'deki oyuncular istikrarsız sonuçlar alıyorlar. Bunun üzerine, bütün yılın maç yükünü, sezonun son turnuvasında grup sistemiyle iyice artırmak artık pek mantıklı değil. Ferrer ve Berdych gibi yıllardır bu seviyede olup zirve dörtlüye karşı neredeyse hiç varlık gösteremeyen oyuncular zaten grubun genel olarak dibini boylayıp olayın çekişme boyutunun önünü tıkıyorlar. Bunun yanı sıra, bu sene örneğinde Murray'i söyleyebileceğimiz "odaklanma, ciddiye alma" meselesi var. 1 ay kadar önce Davis Kupası için Sezon Sonu Finalleri'ni pas geçebileceğini söyleyen dünya 2 numarası, ATP tarafından ceza almakla tehdit edilmişti. Burada çok gönüllü oynamadığı aşikar. Yoksa Nadal'a karşı sadece 5 oyun alabilmesi, Nadal'ın iyi oyununa rağmen açıklanamaz. Kendimizi kandırmayalım. Nadal, çokça sakat ya da yorgun gelip kötü maçlar çıkartmıştı keza büyük dörtlüden. Hepsini geçtim, "biyonik adam" Djokovic bile kariyerinin en iyi tenisini oynadığı 2011'de felaketti bu turnuvada. Tek istisna Federer olabilir.
Kısacası, eğer rekabet görmek istiyorsak, kalitesiz maç sayısı bu turnuvada azalsın istiyorsak, 8 oyuncunun elemeli bir turnuva oynaması en ideali olacaktır. Ancak ticari açıdan tabii bu da ATP'nin hiç işine gelmeyecektir maç sayısı azalacağından. 16 oyuncunun katıldığı elemeli bir turnuva maç sayısını artırıp turnuvaya çeşitli renkleri de getirebilir. Aynı zamanda sürpriz ihtimali de artabilir. Ancak onda da şöyle bir sorun var ki, ATP bu turnuvayı en iyilerin bir araya geldiği bir turnuva olarak pazarlıyor. Orada gidip Raonic-Simon ilk tur maçı izletmek bu amacın ruhuna fazlasıylaaaa aykırı kaçar.
2- Turnuvanın alınan bütün önlemlere ve titizlikle hazırlanan takvime rağmen oyuncuları çok zorlaması. Bazen oyuncular elinden geleni yapmak istese de fiziksel durumları, bütün yılın yorgunluğu sebebiyle buna müsaade etmiyor. Ya da, ilk 8'e ucundan kendini atan ama hazır olmayan oyuncular, orada oynamanın onurunu yaşamak için turnuvadan çekilmiyorlar. Burada oyuncuya da kızmaya pek hakkınız yok doğrusu. Mesela Ferrer buraya %100 gelmedi. Keza Nishikori de. Özellikle Ferrer'in son şansı olabilir bu. Gidip 33 yaşında, ilk 8'e girecek puanı toplamış adama "sen hazır değilsen gelemezsin kardeşim, bırak 9. olan Gasquet gelsin" diyemezsin. Yerine gelecek olan oyuncu da Gasquet. Dikkat çekiyorum.
3- BÜYÜK DÖRTLÜNÜN 2015 YILINDA HALA BÜYÜK DÖRTLÜ OLMASI. Caps lock açık yazdım çünkü bu o kadar inanılmaz bir şey ama biz bunu genel olarak o kadar normal görüyoruz ki... Aslında hiç normal değil. Farkında mısınız bilmiyorum ama 2008 yılından beri bu tablo neredeyse hiç değişmedi. Bir sene Federer, bir sene Murray, bir sene Nadal (bu sene) ilk 4'ten düştü ama hiçbiri temelli bir düşüş değildi. Gördüğümüz gibi, turnuvaya 5 numaradan giren Nadal, Wawrinka ve Murray karşısında toplamda 10 oyun kaybederek grubunu son maçlar öncesinde lider bitirmeyi garantiledi.
Şöyle bir istatistik var: 1990 yılında ATP Finalleri'nde oynayan oyunculardan sadece 2 tanesi 1995 yılındaki finallerde kendine yer bulabilmiş. 2000 yılında ATP Finalleri'nde oynayan oyunculardan sadece 1 tanesi 2005 yılındaki finallerde kendine yer bulabilmiş. 2010 yılında bu turnuvayı oynayan kadroyu sayıyorum: Nadal, Federer, Djokovic, Soderling (Allah rahmet eylesin), Murray, Berdych, Ferrer, Roddick (Allah analı babalı büyütsün). Tam 6 oyuncu bu sene de burada. Tarihte görülmeyen bir istatistik. Roddick değil de eğer ciddi sakatlıklar yüzünden tenisi bırakmak zorunda kalmasaydı muhtemelen Soderling de bu yıl burada olurdu. Yerlerini alan oyuncular da Wawrinka ve Nishikori oldu. Wawrinka 30 yaşında zaten. Turda yeni bir oyuncu değil. Yeni bir yüz olarak sadece Nishikori var diyebiliriz. O da 26 yaşında. 1990'lı yıllarda doğan hiçbir oyuncu yok. Çoğu büyük turnuvada çeyrek finalden sonra tabloda gelen en genç oyuncu 28 yaşındaki Novak Djokovic oluyor. Bu da tarihte yanına dahi yaklaşılamamış absürt bir istatistik.
Kabul edelim ki, futbol ve basketbol gibi diğer mainstream sporlarda oyun giderek hızlanırken, çabuklaşırken, atletizmin ve yırtıcılığın önemi artarken, hücum daha çok ödüllendirilirken, teniste süreç tam tersine işliyor. Yavaşlayan kortların buna yardım ettiği şüphesiz ve turda çok fazla yavaş kort olması bir dengesizlik de yaratıyor. Ama her sporun kendi içinde farklı dinamikleri var. Günümüzde gelişen raket teknolojisi ve güçlenen sporcularla hızlı kortların sayısı 90'lardaki gibi olsa, bu sefer muhtemelen çok fazla servise dayalı oyun, tenisi daha büyük bir çıkmaza götürürdü. Raonic, Isner ve Karlovic şu an turda ilk 20'de çok rahat barınabilen oyuncular. Lopez ve Anderson'u da bunlara ekleyebiliriz. Bu yavaş kortlara rağmen burada barınıyorlarsa, 80'li 90'lı yıllardaki kortlarla ne kadar büyük başarılara imza atabileceklerini düşünün. Evet; bilhassa Djokovic, Nadal ve Murray önderliğinde gelişen ve büyüyen "topu efektif karşılamanın ve savunmadan hücuma iyi şekilde geçebilmenin önemi" diye kısaca özetleyebileceğimiz tenis felsefesi, yer yer sinir bozucu derecede etkili olabiliyor. Ama bunun bir servis festivali izlemekten daha dayanılmaz olmadığını da söyleyebiliriz. Dolayısıyla burada yavaş kortlardan çok kendisini Djokovic, Federer, Murray ve Nadal seviyesine çıkaramayan, yanına bile yaklaşamayan yeni jenerasyonları suçlasak? Hatta bunları geçelim, yeni jenerasyon daha Ferrer ile Berdych gibi sınırlı oyunculara bile yaklaşamıyor.
Nokta.
Kuralar çekildiğinde "Yine 0-3 çekerler mi?" diye bakılan David Ferrer ile Tomas Berdych, tahminleri boşa çıkarmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Berdych dün Nishikori karşısında zaman zaman iyi oynadığı maçta, fırsatları tepen taraf oldu ve buraya sağlıklı geldiği bile şüpheli olan Nishikori karşısında muhtemelen tek galibiyet fırsatını kaçırdı. Bu akşam Novak Djokovic ile bir anlamda gruptan çıkma maçı oynayacak ve ne kadar şansı olduğunu siz de gayet iyi biliyorsunuz.
Ferrer aslında galibiyet alabilmek için ideal bir gruba düşmüştü. Murray'nin aklı Davis Kupası'ndaydı. Wawrinka'nın istikrarsızlığı malumdu. Ancak ilk maçında Murray'e karşı iki sette de son oyunda servis kırdırarak 4-6, 4-6'lık setlerle kaybetti. İkinci maçında da Wawrinka'ya karşı ilk seti 5-2'den vererek ikinci sette helva gibi dağıldı. Elit seviyede bir silahı olmadığı için elit oyunculara karşı kritik anlarda bir şey üretememesi yeni bir şey değil ve bu artık 33 yaşından sonra değişecek bir şey de değil. Son maçında grubu lider bitirmeyi garantilemiş Nadal'a karşı 200 puan ve güzel bir para ödülü için yine motive olacaktır ama artık bir anlamı yok.
Londra'da sonuçlar bir yana, oynanan tenisten yana büyük bir yakınma söz konusu. Londra'daki kortların yavaş olduğu ve bu yüzden maçların zevksiz geçtiği iddia ediliyor. Kapalı sert kortların doğasına uygun olacak şekilde bundan daha hızlı olması gerektiğine katılmakla birlikte, gerçekten tenisin ve çekişmenin kalitesinin aşağıda olmasını buna bağlamayı en hafif tabirle düz mantıkçılık olarak yorumluyorum.
Hızlı bir zemin olarak bilinen Paris Masters'ta 2 hafta önce değişen kortların yavaşladığını görmüştük. O kadar bariz bir yavaşlama oldu ki, Londra'ya gelen oyuncular buradaki kortun Paris'ten bir tık daha hızlı olduğunu söylediler. Asıl sorun kort hızı falan değil, alakası yok. Kendimce sadece bu sene değil, geçtiğimiz senelerin çoğunda da sezon sonu turnuvasında çok fazla kalitesiz, çekişmesiz maçların neden oynandığını (bilhassa grup aşamasında) maddelerle açıklayayım:
1- Biraz önceki cümlenin sonunda parantez içine aldığım yer aslında bu maddenin ta kendisi. Tenisin giderek inanılmaz fiziksel hal alması, takvimin yoğunluğu, en iyi oyuncular arasında sezon içinde çok çok çok yıpratıcı maçların oynanması... Bunların hepsinin etkilerini aslında Amerika Açık sonrası görüyoruz. Oyunu daha hızlı oynayabilen ve kapalı sert kortu çok seven Federer'in, fiziksel olarak tenis tarihinin gelmiş geçmiş en iyisi olan Djokovic'in buna karşı bir nebze karşı koyabildiğini görüyoruz ama onun dışında Nadal ve Murray de dahil olmak üzere, ilk 20'deki oyuncular istikrarsız sonuçlar alıyorlar. Bunun üzerine, bütün yılın maç yükünü, sezonun son turnuvasında grup sistemiyle iyice artırmak artık pek mantıklı değil. Ferrer ve Berdych gibi yıllardır bu seviyede olup zirve dörtlüye karşı neredeyse hiç varlık gösteremeyen oyuncular zaten grubun genel olarak dibini boylayıp olayın çekişme boyutunun önünü tıkıyorlar. Bunun yanı sıra, bu sene örneğinde Murray'i söyleyebileceğimiz "odaklanma, ciddiye alma" meselesi var. 1 ay kadar önce Davis Kupası için Sezon Sonu Finalleri'ni pas geçebileceğini söyleyen dünya 2 numarası, ATP tarafından ceza almakla tehdit edilmişti. Burada çok gönüllü oynamadığı aşikar. Yoksa Nadal'a karşı sadece 5 oyun alabilmesi, Nadal'ın iyi oyununa rağmen açıklanamaz. Kendimizi kandırmayalım. Nadal, çokça sakat ya da yorgun gelip kötü maçlar çıkartmıştı keza büyük dörtlüden. Hepsini geçtim, "biyonik adam" Djokovic bile kariyerinin en iyi tenisini oynadığı 2011'de felaketti bu turnuvada. Tek istisna Federer olabilir.
Kısacası, eğer rekabet görmek istiyorsak, kalitesiz maç sayısı bu turnuvada azalsın istiyorsak, 8 oyuncunun elemeli bir turnuva oynaması en ideali olacaktır. Ancak ticari açıdan tabii bu da ATP'nin hiç işine gelmeyecektir maç sayısı azalacağından. 16 oyuncunun katıldığı elemeli bir turnuva maç sayısını artırıp turnuvaya çeşitli renkleri de getirebilir. Aynı zamanda sürpriz ihtimali de artabilir. Ancak onda da şöyle bir sorun var ki, ATP bu turnuvayı en iyilerin bir araya geldiği bir turnuva olarak pazarlıyor. Orada gidip Raonic-Simon ilk tur maçı izletmek bu amacın ruhuna fazlasıylaaaa aykırı kaçar.
2- Turnuvanın alınan bütün önlemlere ve titizlikle hazırlanan takvime rağmen oyuncuları çok zorlaması. Bazen oyuncular elinden geleni yapmak istese de fiziksel durumları, bütün yılın yorgunluğu sebebiyle buna müsaade etmiyor. Ya da, ilk 8'e ucundan kendini atan ama hazır olmayan oyuncular, orada oynamanın onurunu yaşamak için turnuvadan çekilmiyorlar. Burada oyuncuya da kızmaya pek hakkınız yok doğrusu. Mesela Ferrer buraya %100 gelmedi. Keza Nishikori de. Özellikle Ferrer'in son şansı olabilir bu. Gidip 33 yaşında, ilk 8'e girecek puanı toplamış adama "sen hazır değilsen gelemezsin kardeşim, bırak 9. olan Gasquet gelsin" diyemezsin. Yerine gelecek olan oyuncu da Gasquet. Dikkat çekiyorum.
3- BÜYÜK DÖRTLÜNÜN 2015 YILINDA HALA BÜYÜK DÖRTLÜ OLMASI. Caps lock açık yazdım çünkü bu o kadar inanılmaz bir şey ama biz bunu genel olarak o kadar normal görüyoruz ki... Aslında hiç normal değil. Farkında mısınız bilmiyorum ama 2008 yılından beri bu tablo neredeyse hiç değişmedi. Bir sene Federer, bir sene Murray, bir sene Nadal (bu sene) ilk 4'ten düştü ama hiçbiri temelli bir düşüş değildi. Gördüğümüz gibi, turnuvaya 5 numaradan giren Nadal, Wawrinka ve Murray karşısında toplamda 10 oyun kaybederek grubunu son maçlar öncesinde lider bitirmeyi garantiledi.
Şöyle bir istatistik var: 1990 yılında ATP Finalleri'nde oynayan oyunculardan sadece 2 tanesi 1995 yılındaki finallerde kendine yer bulabilmiş. 2000 yılında ATP Finalleri'nde oynayan oyunculardan sadece 1 tanesi 2005 yılındaki finallerde kendine yer bulabilmiş. 2010 yılında bu turnuvayı oynayan kadroyu sayıyorum: Nadal, Federer, Djokovic, Soderling (Allah rahmet eylesin), Murray, Berdych, Ferrer, Roddick (Allah analı babalı büyütsün). Tam 6 oyuncu bu sene de burada. Tarihte görülmeyen bir istatistik. Roddick değil de eğer ciddi sakatlıklar yüzünden tenisi bırakmak zorunda kalmasaydı muhtemelen Soderling de bu yıl burada olurdu. Yerlerini alan oyuncular da Wawrinka ve Nishikori oldu. Wawrinka 30 yaşında zaten. Turda yeni bir oyuncu değil. Yeni bir yüz olarak sadece Nishikori var diyebiliriz. O da 26 yaşında. 1990'lı yıllarda doğan hiçbir oyuncu yok. Çoğu büyük turnuvada çeyrek finalden sonra tabloda gelen en genç oyuncu 28 yaşındaki Novak Djokovic oluyor. Bu da tarihte yanına dahi yaklaşılamamış absürt bir istatistik.
Kabul edelim ki, futbol ve basketbol gibi diğer mainstream sporlarda oyun giderek hızlanırken, çabuklaşırken, atletizmin ve yırtıcılığın önemi artarken, hücum daha çok ödüllendirilirken, teniste süreç tam tersine işliyor. Yavaşlayan kortların buna yardım ettiği şüphesiz ve turda çok fazla yavaş kort olması bir dengesizlik de yaratıyor. Ama her sporun kendi içinde farklı dinamikleri var. Günümüzde gelişen raket teknolojisi ve güçlenen sporcularla hızlı kortların sayısı 90'lardaki gibi olsa, bu sefer muhtemelen çok fazla servise dayalı oyun, tenisi daha büyük bir çıkmaza götürürdü. Raonic, Isner ve Karlovic şu an turda ilk 20'de çok rahat barınabilen oyuncular. Lopez ve Anderson'u da bunlara ekleyebiliriz. Bu yavaş kortlara rağmen burada barınıyorlarsa, 80'li 90'lı yıllardaki kortlarla ne kadar büyük başarılara imza atabileceklerini düşünün. Evet; bilhassa Djokovic, Nadal ve Murray önderliğinde gelişen ve büyüyen "topu efektif karşılamanın ve savunmadan hücuma iyi şekilde geçebilmenin önemi" diye kısaca özetleyebileceğimiz tenis felsefesi, yer yer sinir bozucu derecede etkili olabiliyor. Ama bunun bir servis festivali izlemekten daha dayanılmaz olmadığını da söyleyebiliriz. Dolayısıyla burada yavaş kortlardan çok kendisini Djokovic, Federer, Murray ve Nadal seviyesine çıkaramayan, yanına bile yaklaşamayan yeni jenerasyonları suçlasak? Hatta bunları geçelim, yeni jenerasyon daha Ferrer ile Berdych gibi sınırlı oyunculara bile yaklaşamıyor.
Nokta.
19 Ekim 2015 Pazartesi
Podcast İçin Soru
Merhabalar yine uzun bir aranın ardından... Salı akşamı podcast yapmayı planlıyoruz. Sorularınız varsa bu postun altına bırakın lütfen. :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

