2 Mart 2014 Pazar

Indian Wells Öncesi Son Şampiyonlar

Önümüzdeki hafta Indian Wells haftası. O nedenle bu hafta turnuvalar Cumartesi günü bitirildi. Seri başı olmayan isimler için kupanın 7 maç ile verileceği, "yarım grand slam" tabir edilen Indina Wells, önümüzdeki hafta ortasında başlıyor çünkü.

Erkeklerde Nadal hariç önemli isimlerin büyük çoğunluğu korttaydı. Haftanın 250'lik kupasını, bir zamanlar blogda dikkat çektiğimiz isimlerden olan Del Bonis veya Lorenzi alacak. Sao Paolo'daki turnuvada Almagro ve Haas iki önemli seri başıydı. Almagro ikinci maçında elendi, Haas ise yarı finalde Lorenzi ile oynadığı maçı sakatlanarak bıraktı. Hal böyle olunca biraz challenger tadında geçen bir turnuva oldu.

Dubai, Federer ve Djokovic'in hemen her yıl olduğu gibi bu yıl da katıldığı haftanın en dikkat çeken turnuvası oldu. Sol bileğinden sakatlanıp çekilmek zorunda kalan Del Potro hariç önemli isimler bekleneni verdiler diyebiliriz. Federer çetrefilli sayılabilecek yoldan kupaya ulaşan isim oldu. Djokovic yerı final maçında yağmur arasından sonra felaket bir performansla 13 oyunun 10'unu vererek Federer'i finale gönderdi. 2006'dan beri ilk defa Mart ayına kupasız giriyormuş sanırım; kupayı geçtim finali de yok daha. Gerçi bu yıl topu topu iki turnuvaya katıldı şu ana dek ama insan yine de hayret ediyor. Federer finalde ise Berdych'i mağlup etti. Final maçı da yarı final maçı gibi 2 sete gitti; ilk servislerdeki sıkıntısı haricinde göze batan bir sorunu yokmuş ama.

Erkeklerde beni en çok kahreden turnuva ise Acapulco, yani armut kupası oldu. Genelde sevdiğim isimlerin kazandığı bu turnuvada minik kuşum Anderson üst üste ikinci finaline çıktı ama mental nedenlerden kaybetti finali. Çiftlerde şampiyon olması ne kadar teselli olur bilemeyeceğim. Ferrer'in sakatlanıp çekildiği turnuvada geçen haftanın finalisti Dolgopolov da yarı final gördü. Anderson ile birlikte kırmızı kurdeleyi hakeden isim oldu benim için bu hafta. Rafael Nadal'a olan hayranlığı taklitçilik boyutuna geçen Murray, nedenini anlamadığımız bir şekilde Acapulco'daydı. Yolunu kaybetmiş olmalı diyoruz; Dimitrov'a elendi yarı finalde. Dimitrov şampiyon oldu; olmasaydı buraya Anderson'ın şapkalı-armutlu fotoğrafını koyacaktım ama Dimitrov söz konusu olunca benden fotoğraf beklemeyin.... Bloğun yeni yazayı Daniels Süha Bey'in büyük aşkı Gulbis de Goffin'i zorlanarak geçtikten sonra çeyrek finalde Dimitrov'u yakın geçen maçta yenmeyi becerememiş. Zaten Dimitrov adına en büyük artı puan arka arkaya yakın geçen maçları bu sefer alabilmiş olması. Gerçi final Anderson'un armağanıydı; aklı başında biri son sette break, hadi olmadı tie-break'te öndeyken salak gibi çift hata yapıp maçı vermezdi.

Kadınlarda Florianopolis'teki turnuvada Muguruza'yı yenen Zakopalova şampiyon oldu. Ne olursa olsun Muguruza son dönemde İspanyolların en istikrarlı kadın tenisçisi; Roland Garros için de hatırlamaya değer bir isim olabilir. Brezilya'nın ana tablosu toprak oyuncuları ağırlıklı ve görece zayıf olmuş. Haftanın görece önemli turnuvası, armut kupası yine; bu sefer Avustralya Açık finalisti Cibulkova kupaya ulaşmış burada. Finalde yendiği isim ise genç oyunculardan McHale. Kadınlarda ilk 10'un önemli bir bölümü bu haftayı pas geçmiş. Indian Wells kadınlar için iyice slam tadında geçiyor, erkeklerde beş set yerine üç set üzerinden oynama durumu var en azından, kadınlarda o da yok. Haftaya kozlar paylaşılacak gibi.


1 Mart 2014 Cumartesi

ERNESTS GULBİS LOBİSİ NEDİR? NASIL VE NEDEN OLUŞTU?

Letonya’nın spor tarihine bakılacak olursa ilk olarak göze çarpan sporlar buz hokeyi ve basketbol olacaktır. Özellikle basketbolun baskın olması Letonya spor tarihinin ilk yıllarında göze çarpan en önemli özellik. Özellikle 1935’teki Avrupa Şampiyonluğu’nun bunda payı oldukça fazla. Ardından1940’ta yaşanan siyasi gelişmeler Letonya için karanlık bir dönemin başlangıcı olsa da bu karanlık yıllarda spor her zaman bir tünelin sonundaki ışık olarak kendisini gösterdi. Uzun yıllar boyunca süren basketbol hâkimiyeti gücünü korumasına rağmen zamanla basketbolun yanına buz hokeyi de eklendi. Halkın spor kültürü ve ilgisi bu iki spor üzerine yoğunlaştı. Bu sporların halkın kendisini simgeleme aracı vazifesi gördüler ve halka bir ifade sahası yarattılar. 1980’lerin sonuna gelindiğinde tüm dünyadaki özgürlük hareketleri sporda da kendisini göstermeye başlıyordu. Bu tarihler aynı zamanda Letonya’da tenis kültürünün tam anlamıyla oturmaya başladığı yıllar olarak göze çarpıyor.

Yazının buraya kadarki bölümü tenisle alakasız gözükse de aslında başarılan hikâye tam da bu noktada başlıyor. Çünkü yıllardır oluşan halkın kendisini ifade etme isteği aslında şu anda tenis sayesinde vücut buluyor. Bu durumu daha iyi anlamak için tenisin tarihsel sürecine bakmak gerekirse özellikle 1970’lerden itibaren tenis üzerindeki ‘’zengin sporu’’ yaftasının yavaş yavaş kalktığını görmek mümkün. Bu durum tenisin dünyada daha da güçlenmesini sağlarken sporu bireylerin değil ülkelerin yarıştığı bir spor dalı haline getirdi. Letonya özelinde bakmak gerekirse bu durumu şu an gerçekleştiren isim Ernests Gulbis. Pek çokları tarafından istikrarsız, açıklamaları sebebiyle ukala ya da şımarık olarak nitelendirilse de aslında başardığı iş gerçekten tenis oynamaktan çok daha farklı bir temsil görevi. Bunu anlamak için Letonya’nın tenis geçmişine bakmak yeterli. Letonya’nın Gulbis öncesine kadar dünyadaki tenis varlığı sadece Ukrayna asıllı Letonyalı kadın tenisçi Larisa Neiland’dan ibaret. Özellikle çiftlerdeki performansıyla hatırlanan Neiland 2 grand slam kazanmayı başarmıştı. Fakat bu başarıların o dönemde tenise bir yansıması olmamıştı çünkü halkın devşirme birisini benimsemesi oldukça güçtü. 2006 yılına kadar tenis adına kayda değer bir ilerleme olmadı(medya tarafından yer verilecek kadar).

2005 yılında medyanın birden tenise yönelmesini sağlayan isim Ernests Gulbis oldu. Oynadığı turnuvalarda gösterdiği performans daha da önemlisi yetenekli olması medyanın tenise yönelmesini ona ilgi göstermesini sağladı. Bu ilgi halk tarafından da karşılık gördü çünkü halk yıllardır aradığı/istediği ‘’temsil gücünü’’ onda bulmuştu. 2007’de Us Open’da gelen dördüncü tur başarısı umutların boşuna olmadığını gösterdi. 2008 yılında gelen RG Çeyrek Finali Gulbis’i dünyaca tanınan bir sporcu haline getirirken tenise karşı ilginin artmasına ve yeni birçok sporcunun yetişmesine aracılık etti. 2009 yılı Gulbis için pek başarılı geçmedi. Bu durum medya baskısını da beraberinde getirirken saha dışı olayların kariyerinin önüne geçtiği ilk yıl oluyordu.2010 yılında kariyerinin ilk ATP turnuvasını kazanarak bu baskıları biraz da olsa azalttı. 2011 yılı başarılı ve nispeten huzurlu geçirdiği son sene oldu. Ardından ‘’zeki ama çalışmıyor’’ yorumlarının kendisini esir aldığı günler başladı, bu durumun oluşmasında saha dışındaki olayların payı da oldukça fazlaydı. Letonya medyası haber boşluğunu kendisinin gece âlemleriyle doldururken tenis medyası da bu durumdan pek geri kalmadı. Psikolojik olarak pek iyi olmadığını kendisinin de ifade ettiği bu dönemde ilk 100’ün dışında kalmış ve her şeye yeniden başlamak zorunda kalmıştı.

2013 yılı bu başlangıcın ilk yılı oldu, coach değişikliği etkisini gösterirken mental anlamda da epey bir yol kaydetmişti. Zeki ama çalışmıyor imajı hala üzerinde durmasına rağmen röportajlarında sıra dışı cevaplar bulunsa da uzun süreli mülakatlarında mental anlamda gösterdiği bu ilerleme görülebiliyordu. 2013 yılının Gulbis adına tek eksiği Grand Slamlerdeki yetersiz performansı oldu. 2014 yılına bakmak gerekirse şu ana kadar korkulan olmadı ve Gulbis istikrarını sürdürdü, kariyerinde ilk kez Atp’de Top 20’de yer alması bunun bir göstergesi. Marsilya’da kazandığı zafer onun artık istikrarlı bir Top 10 oyuncusu olabileceğini bizlere müjdelerken kendisi hedefini dünyanın en iyisi olmak olarak tanımladı. Bu amacına ulaşır mı bilinmez ama ne olursa olsun kendisi saha içinde şu ana kadar kazanamadığı Grand Slami saha dışında kazanmayı başardı. 2008 sonrasında pek çok çocuğa ilham kaynağı olurken Letonya’da bir tenis kültürü oluşmasını ve yeni yeteneklerin çıkmasını sağladı.

Grand Slam kazanamayan birisini bu kadar uzun yazma sebeplerini sahaiçi nedenlerle açıklamak çok güç olsa da önemli olan kortta kazanmak değil, kort dışında kazanmaktır. Tenis kültürü oluştuktan sonra saha içindeki zaferler mutlaka gelecektir. Yıllar önce İspanya’nın yaptığı atılım bu durumun önemli bir örneği. Tenisin temsil gücü ve sporun(tenisin) artık bireyler arasında değil ülkeler arasında oynanması Gulbis’in bütün bu yaptıklarını daha da değerli kılıyor. Umarım kendisine nazar değdirdirmeyiz.

26 Şubat 2014 Çarşamba

Geçen Haftanın Şampiyonları

Avustralya Açık biteli bir kaç hafta oldu ve yıldızlar yavaş yavaş korta dönüyor.

Dünya 1 numaraları Serena ve Rafa geçen hafta korttaydı. Serena iyi oynayamadığı Dubai'deki turnuvada Cornet'e yarı finalde kaybetti. Fakat Williams ailesinde Venus büyük sürprizi yaptı ve oldukça rahat göründüğü turnuvada finalde Cornet'e de net üstünlük kurarak şampiyon oldu. Kadınlarda daha küçük çaplı olan Rio'daki toprak turnuvasını (zaten toprak sezonunda değilseniz toprak turnuvalarının hepsi daha küçük çaplıdır) Japon Kurumi Nara kazandı.

Erkeklerde ise Rafa sırtı bandajlı olarak katıldığı Rio turnuvasını şampiyon tamamladı. Görece güçsüz isimlerle oynamasına rağmen epeyce de zorlandı. Bunu hem ara vermesine hem de sakatlığının tam geçmemesine bağlayabiliriz. Takvim değişiklikleri olduğundan bu hafta oynanacak olan ve geçen yıl kazandığı iki turnuvaya (Brezilya ve Meksika, yani "armut kupası") katılamayacak. Kendisini tekrar Indian Wells'de göreceğiz. Böyle bir "toprak arası" vermiş olması şu şartlarda mantıksız oldu biraz. Eğer Miami'de oynayacaksa Monte Carlo'yu mutlaka pas geçmeli diyorum ben.

Haftanın diğer iki şampiyonu Delray Beach'de son haftalardaki formunu sürdüren Cilic ve "Bu sefer adam olur mu ki?" dediğimiz Gulbis. Fransa'daki turnuva Delray Beach'e göre daha zordu, zaten bütün üst seviye Fransız oyuncular oradaydı. O nedenle bu şampiyonluk Gulbis için önemli. Diğer turnuvada ise Finalist Anderson oldu ve 3 saat 8 dakika süren ve turnuva rekorunu kıran bir maç oynandı. Bunlar bir Andersonsever olan benim için hep güzel şeyler...


30 Ocak 2014 Perşembe

28 Ocak 2014 Salı

26 Ocak 2014 Pazar

26 Ocak...

Öncelikle kadınlar sonuçları; Rolex'in verdiği spoiler tuttu ve Li 2 yıl finalden boynu bükük ayrıldıktan sonra nihayet şampiyon oldu.

Bu taraftaki acaiplik Radwanska'nın Azarenka'yı yendikten sonra artık duygusal olarak mı, fiziksel olarak mı ne bitap düşüp Cibulkova karşısında silinmesiydi. Cibulkova ise finalin ikini setinde biraz etkisizleşse bile maçın genelinde "oynayamıyor" dedirtmedi. Özellikle ilk sette müthişti. Ama finalde Li, bildiğimiz Li idi, iyi oynadı ve iki sette kazandı. Yarı finalistlerden en mutlusu ise bana göre ilk kez katıldığı AO'da yarı final gören Bouchard'dı..

Gelelim erkekler finaline.. İzleyebildiğim bölümde Stan çok net ve çok iyi oynadı 1-2 miss hit dışında. Fakat Nadal'da bir haller vardı, maçın başından beri herkes "Neden bu böyle gergin??" diyordu. Anladık neden gergin olduğunu sonradan..

Öncelikle şunu yazalım; Stan tam bir şampiyon. Şampiyon olmak için hatalardan ders alacaksınız, kendinize iyi bakacaksınız, gününüzün her saniyesini, antrenmanlarınızın her vuruşunu iyi programlayacaksınız. Kısaca; hazır olacaksınız.

Nadal hazır olamadı.

İki haftadır zaten elinde bir yara vardı. Artık nasıl insanlarla çalışıyorsa becerip kapatamadılar. Hep söylediği şey servis atarken huzursuz olduğu ve raketin elinden fırlayacak gibi olduğuydu; ki bir tanesi fırlayıp kırılmış da zaten. Bugün servis antrenmanında sırtında birşey hissetmiş ve maç devam ettikçe de durumu kötüleşmiş. Zaten maçından beri bir gariplik hissediliyordu. İkinci setin başlarındaki bir servisinde de ters bir harekette iyice kötüleşince mola almış. Buradan o mola dönüşü çocuğu yuhalayalanlara selam ediyorum; sakatlığı netleşince ayrıca görüşeceğiz sizinle...

26 Ocak dedim, bu bizim çocuğun 26 Ocak'ta yaşadığı 3. sakatlık. E yeter artık. Zaten Serena'da antrenmanda sırtını sakatlamıştı. Bunların ikisi de Avustralya'yı pas geçsin artık. İyice zarar ziyan bir turnuva oldu...

Wawrinka 5 adet ATP 250 turnuvası kazandıktan sonra bombayı burada patlattı. Bu turnuva genel anlamda son yılların en tuhaf Avustralya Açık'ı oldu. Ama dediğim gibi; hazır olanlar kazandı.

Ekleme: Ayrıca....

22 Ocak 2014 Çarşamba

21 Ocak 2014 Salı

AO: Bir Kısım Tahminler

Öncelikle Wawrinka'ya alkış.. Geçen sene slamlerde Djokovic'i boşuna zorlamadığını kanıtladı. Fakat hem Djokovic hem de Murray için söz konusu Wawarinka olunca garip bir ters gelme durumu oluyor. Ben Murray ve Djokovic'in tarzlarını zaten benzetiyorum, geri çizgiden kontraatak odaklı bir oyun anlayışları var sadece Murray yakın geçmişe dek silik oynuyordu bu oyunu. İkisinin birbirleri ile yaptığı maçların son zamanarda hem sıkıcı hem de ortada olmasının sebebi de bu..

Tablonun kolay tarafında Berdych-Wawrinka eşlemesi çıktı. Hem Ferrer hem Djokovic önlerindeki ilk ve tek zor engelde patladılar. Yukarıda ise Nadal'ın tarafı Hewitt ve Del Potro'nun erken elenmesiyle biraz çözüldü. Monfils bekleneni veremedi ama Nishikori kendini aşarak Nadal'ı epeyce zorladı. Nadal ilk gündüz maçında bu engeli set vermeden aşarak önemli bir psikolojik eşiği geçti. Maç 3 saati geçtiğinden kendini yormadı diyemiyoruz ama. Çeyrek final rakibi Dimitrov. Bu maça dikkat. Bugüne dek bu ikilinin yaptığı üç maç da yakın geçti. Dimitorv 5 yıl önceki ilk maçlarından beri Nadal'a karşı kuyruğunu dik tutarak oynuyor. Bu maç zor geçer. Nadal'ın ilk iki setten birini mutlaka alması lazım, çünkü maç uzadıkça Nadal'ın şansı artar. Dimitrov'un kondisyon sorununu ne kadar çözebildiği de önemli. Öte yandan Murray-Federer maçı için yorum yapamıyorum. Her ikisi de görece rahat geldiler. Murray daha sallantılı görünen taraf ama direnci Federer'den yüksek olacaktır. Yarı finalisti kestirmek zor.

Kadınlarda "kolay" taraftan Li-Bouchard yarı finali çıktı. Ivanovic Serena'yı eleyince yine insanlarda ani bir coşma oldu ama twitter'da belirttiğim gibi ikinci bir Stephens vakası gördük. Li yine çaktırmadan finale gidecek gibi duruyor. Gitmese de kendisi Avustralya'nın bir diğer kraliçesi bana göre, son üç yıldaki istikrarı muazzam. Diğer tarafta ise Azarenka-Radwanska gibi kazık bir çeyrek final ve Sharapova'nın elenmesiyle meydana gelen bir Halep-Cibulkova çeyrek finali var. Sharapova elenmese kadınların bu yarısı erkeklerdeki Nadal tarafı gibi olabilirmiş; final gibi bir çeyrek final ve önemli bir diğer isim.

20 Ocak 2014 Pazartesi

14 Ocak 2014 Salı

AO: İkinci Gün Sonrası

İlk günde kadınlarda zayıf olan tarafın iyice zayıf olan halkaları Errani ve Kvitova ilk turda elendi. Kivi'nin zaten kondisyon sıkıntısı var, Errani de en azından bu zeminin oyuncusu değil. O taraf iyice rahatladı; Li-Serena yarı finaline gidiliyor.

Djokovic set vermeden ilerlediyse de Lacko'nun bir sette onu sıkıştırması bana garip geldi. Ferrer set vermeden başladı; bir hafta önce Sydney'de erken elenmesi taktiksel mi ona bakacağım ben. Yalnız hem erkeklerde hem de kadınlarda kolay olan tarafın aynı gün oynaması da ne sıkıcı olmuş, hiç heyecan verici maçlar olmuyor. Yarınki program da şöyle zaten..

  1. *looks at the Australian Open Day 3 schedule* *yawns* *isn't excited at all*

Bugün sıcağın da tavan yapmasıyla daha dramatik bir güne şahit olduk. Kortta bayılma, kusma gibi faaliyetlerin yanında maçtan çekilme ve maraton maçlara da şahit olduk. Nadal'ın tarafındaki iki aussie bugün Nadal'ın yolundan çekildi. Bu Tomic gerçekten enteresan bir vaka; en son "Bazen maçlarda ivmeyi sonradan lehime çevirip moral bozmak için bilerek oyun veriyorum" demişti. Bugünkü Nadal maçının başında sağlık molası alınca insanlar "Ehühühe, yedik biz de" dedi. Derken uzun bir mola geldi. Uzun mola gelince havaifişek gösterisi arası sonrası sakatlanan Nadal canlandı gözümde. Sonra set bitti ve Tomic çekildi. Çekilirken yuhalandı, bizler kızdık seyirciye ama sonra "Bacağım sakat" diyen adamı soyunma odası yöresinde koştururken görmüşler. Yorum sizin. Hewitt ise Seppi karşısında 2-0 geriden gelse de maçı bitiremedi. Bir kaç gün önce ayağı atelde olan Simon da bugün 5 sette kazandı. Böyle de acaip olaylar.

Zayıf rakibine set vererek turnuvaya başlayan Del Potro bugün iki kez yerde seken topa vurdu ve bunu hakeme söylemedi. İzleyenlere göre çok rahat bir şekilde bunu görmesi gereken hakem bilin bakalım kim?? Bernardes. Bu adam niye hala hakemse artık... Murray de rahat başladı, Doha'da fırsatını bulamadığı ısınmayı yapabilecek gibi görünüyor ilk 2 turda. Federer de kolay rakibini rahatça geçti.

Kadınlarda bugün önemli isimlerden Kuznetsova, Kanepi ve Schiavone'ye veda ettik. Kanepi'yi eleyen Muguruza buraya gelmeden önce de kupa almıştı. Sezon başlarında özellikler iyi sonuçlar alabiliyor; bir İspanyol olarak toprak zeminde dikkati çekmişti daha önce. Önemli bir kayıp yok kadınlarda; Radwanska set verse de devam etti, Azarenka ve Sharapova da rahat turladılar.

İlk iki gün sonunda bana göre büyük sürpriz çıkmadı. Kvitova ve Errani zaten bu zemin ve şartlarda çok şanslı değillerdi bana göre..


Foto: İlk İzlenimler

Embedded image permalink

Hangi astigmat hazırladı o arkadaki pankartı?


Roger-Federer-11

Oyunculara şort yerine pijama veren adam geri gelmiş.



"Alalım Frank Bey'i korttan..." (Gerçekten alalım yani.)


Tişörte baksanız maç bir sette bitti demezsiniz...

12 Ocak 2014 Pazar

Avustralya Açık Başlıyor!

En son kupa kuralarında bırakmıştık. Yılın ilk turnuvalarında Nadal ve Serena beklentileri karşılarken, Murray ve Ferrer hayal kırıklığı yaşattı. Kadınlarda Azarenka ve Sharapova Serena engeline takıldı. Federer iyi başladığı turnuvayı finalde Hewitt'e takılarak noktaladı. Wawrinka, Li ve Del Potro hafif turnuvalardan istifade ettiler. Ivanovic'in kupa kazanması olay olurken bana göre asıl olay rakibi Venus'un finale gelmesiydi.

Avustralya kuralarına bakacak olursak ilk söylenecek şey Nadal'ın kabir azabından beter bir kura çekmesi olur. Zaten bir yıl ara vermiş, "Başlarım böyle kuradan, sanki kaybedecek puan var" diyerek erkenden ayrıladabilir. Olası rotası Tomic-kolay bir ikinci tur- Monfils-Hewitt-Del Potro-Murray-Djokovic şeklinde. Her ne kadar kendisi kupa kazanarak da başlasa bu isimler içerisinde geçtiğimiz iki haftada kupa kazanan iki kişi ve final gören iki kişi var. Murray Doha'da erken elendikten sonra oynamadı, Djokovic zaten gösteri turnuvalarında takılıyor, onları sayamıyoruz... Federer Murray çeyreğine düşmüş. Kendisi artık ilk 4'e giremediğinden Ferrer haricinde kimle eşleşse tuhaf gibi görünüyor; ama bana göre Federer artık bir ilk 4 oyuncusu değil. Ancak Murray'in çizdiği zayıf görüntüye bakarak bu çeyrekten çıkmasına şans veriyorum. Çeyrekten çıkabilecek üçüncü isim ise Tsonga, o da olmazsa spotlar üzerinde değilken sanki daha bir iyi oynayan Verdasco.

Ferrer lay lay bir kura çekmiş ama kendisi de iyi başlamadı. En büyük rakibinin Berdych gibi göründüğü bu çeyrekten çıkabilecek bir diğer isim Janowicz olabilir. Djokovic ise kolay kura çekme serisini sürdürüyor. Çeyreğinin en güçlü ismi Wawrinka, çeyreğe kadarki en "potansiyelli" isim ise Gulbis. Kendi ayağına takılıp düşmezse rahat rahat finale yürür.

Kadınlarda ise dengeli bir dağılım var. Avustralya'nın gedikli istikrarlısı Li Serena yarısına düşmüş. O yarıdaki diğer en güçlü isim Li tarafındaki Kvitova. Serena çeyreğine Errani düşmüş, bu Serena için en kolay çeyrek final rakibi olur. Bu yarıda yer alan Kerber ve Lisicki'nin sıcakta iyi performans gösteremeyeceklerini ve hızlı zeminden faydalanamayacaklarını söylüyor içimden bir ses. Geçen haftanın şampiyonu Pironkova'da burada ama elemeler dahil sekiz maçlık seriden sonra "dark horse" olamaz diyorum.

Diğer yanda desibeli yüksek bir yarı var. Sharapova-Azarenka-Radwanska gibi yakın jenerasyonun benzer tarzlı oyuncuları burada. Stephens, Kuznetsova, Kanepi ve Suarez-Navarro da burada. Biraz daha renkli bir yarı olmuş. Buradan Azarenka gelir diyorum ben. Her ne kadar Sharapova epeyce toparlanmış görünse de Azarenka "down under" istikrarı ile götürür.

31 Aralık 2013 Salı

Video: Dev Hizmet


Teşekkür seslerini duyar gibiyim :)

29 Aralık 2013 Pazar

Sezon Başlıyor!

Erkeklerde sezonun başlama alameti olan Mubadala turnuvası yapıldı ve kazanan Djokovic oldu.

Djokovic Tasonga'yı, Ferrer de Nadal'ı yenerek finale çıktı. Üçüncülük maçını Nadal aldı.

Federer daha büyük kafalı raketle ve Brisbane'de başlıyor sezona. Şartlat kupa kazanmaya oldukça uygun, en büyük ikinci seribaşı Nishikori. Ben raket değişikliğine rağmen iyi sonuç alır diyorum. Zemin sevdiği zemin, hazırlanma zamanı da buldu. Yazın bile sevmediği toprak zeminde hazırlanamamasına ve yorgun olmasına rağmen aşırı kötü sonuçlar almamıştı. Federer'in vatandaşı Wawrinka da Hindistan'a gitmiş. En önemli ikinci seribaşı Youzhny. Bu iki turnuva görece rahat turnuvalar, İsviçrelilerin şansı yüksek.

Asıl kıyamet yine Doha'da kopuyor. İlk 10'dan beş isim var burada, ilk 4'ten bir tek Djokovic gelmemiş. Ben burayı Murray alır diyorum; Pat Cash Nadal'ın sağlık durumunun çok da iyi olmadığını yazmış zaten. Ama Nadal'ın finale kadar önü de açık gibi. Hem teklerde hem çiftlerde ilk turda Rosol ile eşleşmesi komik bir tesadüf olmuş. Ben Nadal bu yıl Doha'yı atlatacak zannedip sevinmiştim, bence sezona turnuva oynayarak başlaması büyük hata. Bir iki gösteri maçından sonra ilk turda ritm yakalamayı denemeli bence. Ama sanırım Avustralya Açık'tan çok da beklentisi yok.

Bayanlarda Brisbane ve Shenzhen turnuvaları var. Birsbane'de 1-2 gün önce gösteri maçı yapan Serena ve Azarenka var. Kadınlarda Doha'nın muadili görevi gören bu turnuvaya iyileşmiş olan Sharapova da katılmış. İlk 10'dan beş isim var yine, Wozniacki omuz sakatlığı nedeni ile çekilmese altı olacaktı bu rakam. Shenzhen kurasında dikkatimi çeken tek şey Li-Zvonareva ilk tur eşleşmesi. Yapılır mı bu sakatlıktan dönen insana? Burada diğer ilk ondan olan isim Errani, sonra hop diye 35. sıradaki Zakopalova'ya atlıyor seribaşı listesi. Bir Brisbane değil yani...