Portekizli Joao Sousa büyük sürprize imza attı ve Kuala Lumpur'da kariyerinin ilk finalinde ilk şampiyonluğuna uzandı. Finalde mağlup ettiği rakibi Benneteau idi. Dün burada Benneteau bir aksilik olmazsa artık kazanır dedik ama daha önce oynadığı 8 finali kaybetmiş birinin aksilik yaşamaması biraz zor bir ihtimalmiş, onu anlamış olduk.
İlk seti rahatça 6-2 aldıktan sonra lanet kırılıyor mu dedik... İkinci sette de 5-4 öndeyken Sousa servisinde maç puanı buldu Fransız. Çok güzel bir vuruşla filenin önüne geldi ama Sousa'nın forehand passing shot'u çivi gibi çizgiye oturunca Benneteau kaderine güldü. Arkadan servise tutunup hemen servis kıran Sousa, Benneteau'nun 10-15 dakikalık o sersemliğini hiç affetmedi, ki son sete de hemen servis kırarak girdi. Daha sonra yaptığı tek şey kendi servisine tutunmak oldu ve 6-4 ile seti alarak maçı bitirdi.
Bu sene zaten Ağustos ayında yükselişe geçti Sousa. Ülkesinde bir challenger aldı, sonra US Open'da 3. tur gördü. Geçen hafta Rusya'da yarı final derken burada da şampiyonluk geldi. İşin ilginç yanı hiç potansiyelli gözükmezken ve 24 yaşına geldikten sonra ATP'ye böylesine sert ve hızlı bir şekilde girmiş olması bence. Bu sonuçla Sousa ilk 60'a girmeyi garantiledi. İlk 50 ihtimali de var.
Benneteau ise ATP tarihinde en çok maç kazanıp da turnuva kazanamayan oyuncu klasmanında 2. sıradaki yerini, zirveye taşımak için kararlı bir adım daha atmış oldu.
29 Eylül 2013 Pazar
28 Eylül 2013 Cumartesi
Siz olsanız.....?
Her sene bu dönemlerde ortaya çıkan muhabbettir... "Asya sezonu çekilmiyor, canım, izlenmiyor.", "Saat farkı var bir kere.", "Oyuncular da yorgun oluyor pek sallamıyor.", "Bu Paris turnuvasında yine mi Nadal yokmuş, Djokovic 2. turda mı elenmiş, Federer yine kazanacak desene..." gibi klasik klişeleri dinler dururuz...
Genel olarak sorun aslında bana kalırsa ne saat sorunudur ne de yorgunluktur... Avustralya Açık'ın saatleri daha ters? Senenin eeeen sonunda olan Davis Kupası'nda oyuncular kendilerini yırtıyorlar? Yani bunlardan çok US Open sonrası top oyuncuların bence motivasyonunu kaybetmesidir esas olan... Ama yine de bu konuda çeşitli önlemler alınıp, çeşitl düzenlemeler de yapılabilir. Takvim zaten her sene bu aralar tartışma konusu olur. 2 sene önceye kadar Aralık'ta biten sezon mesela, Kasım'a çekildi artık.
Şimdi başlıktaki soruya gelelim... Siz olsanız nasıl bir takvim yapardınız? Sezonun kilit noktaları olan grand slam ve masters'ları nasıl düzenlerdiniz? Eylül'den sonra ortaya çıkan "sezon sonu sendromunu" engellemenin bir yolu var mıdır az da olsa? Fikirlerini bekliyoruz yorum bölümüne efendim. :)
Genel olarak sorun aslında bana kalırsa ne saat sorunudur ne de yorgunluktur... Avustralya Açık'ın saatleri daha ters? Senenin eeeen sonunda olan Davis Kupası'nda oyuncular kendilerini yırtıyorlar? Yani bunlardan çok US Open sonrası top oyuncuların bence motivasyonunu kaybetmesidir esas olan... Ama yine de bu konuda çeşitli önlemler alınıp, çeşitl düzenlemeler de yapılabilir. Takvim zaten her sene bu aralar tartışma konusu olur. 2 sene önceye kadar Aralık'ta biten sezon mesela, Kasım'a çekildi artık.
Şimdi başlıktaki soruya gelelim... Siz olsanız nasıl bir takvim yapardınız? Sezonun kilit noktaları olan grand slam ve masters'ları nasıl düzenlerdiniz? Eylül'den sonra ortaya çıkan "sezon sonu sendromunu" engellemenin bir yolu var mıdır az da olsa? Fikirlerini bekliyoruz yorum bölümüne efendim. :)
Bangkok ve Kuala Lumpur'da Final Zamanı
Bangkok ve Kuala Lumpur'da bu hafta 2 tane ATP 250 turnuvası oynanıyor. Asya sezonunun açılışını yapmış olduk bu turnuvalarla.
Bangkok'da aslında Andy Murray oynayacaktı ama ameliyattan sonra çekildi. Hatta sezon sonu finallerinden de çekilmesi söz konusu. Bu zaten bir süredir dillendirilen bir ihtimal... Onun yerine Berdych, Tayland'da turnuvanın başını çeken isim oldu.
Yarı final karşılaşmalarında top 4 seribaşı karşılaştı. Sürprizsiz bir turnuvaydı Malezya'nın aksine. Yarı finaller ise epey çekişmeli geçti. Berdych, geçen hafta Metz'i Tsonga'yı yenerek kazanan Simon'a karşı ilk seti tiebreak'te kaybettikten sonra, kendini toparladı ve maçı son sette 7-5 ile aldı. Diğer yarı final maçında Raonic de aynı şekilde Gasquet'e karşı ilk seti verdikten sonra geri döndü. Raonic maçında ilginç olan olay Gasquet'nin ikinci ve üçüncü set toplamında 10'dan fazla servisinde puan kaybetmemesine rağmen, sette kalma servislerinde aniden 0-40'a düşmesi oldu. İki sette de 2 kere arka arkaya lovegame yaptığı servis oyunlarının ardından servisini patır patır kırdırdı. Tecrübesiz de değil ki, neyin heyecanıysa artık... Final yarın Berdych ile Raonic arasında olacak. Berdych bir aksilik olmazsa kazanacaktır.
Malezya'da ise daha zayıf bir turnuva ve sürprizler vardı bolca. Bu yazın sürpriz Portekizli Joao Sousa, bayrağı Federico Gil ve Rui Machado'dan almış gibi görünüyor. Amerika Açık'ta elemelerden gelip 3. tura kadar yükseldikten sonra geçen hafta da St. Petersburg'da yarı final oynamıştı. Bu hafta da turnuvanın belki de tek dikkat çeken ismi David Ferrer'i, ki kendisi şu aralar çok formsuz, çeyrek finalde 6-2/7-6 ile geçti. Bugün de yarı finalde Jürgen Melzer'i 3 sette geçerek kariyerinin ilk ATP finaline ulaştı. Rakibi, daha önce oynadığı 7 finalin hepsini kaybeden Julien Benneteau olacak. Benneteau da Wawrinka gibi kaliteli bir ismi set vermeden eledi yarı finalde. Final için tecrübeli ve oyun olarak üstün olan Benny bence favori olan taraf. 32 yaşında artık bu fırsatı bir daha kolay kolay da bulamayabilir, o yüzden yarın desteğim de onundur. Ama eğer korta çıkınca aklına kaybettiği o finaller gelirse Sousa tecrübesiz mecrübesiz affetmeyip, o fırsatı değerlendirir ve üzer bizim Fransız'ı.
Bangkok'da aslında Andy Murray oynayacaktı ama ameliyattan sonra çekildi. Hatta sezon sonu finallerinden de çekilmesi söz konusu. Bu zaten bir süredir dillendirilen bir ihtimal... Onun yerine Berdych, Tayland'da turnuvanın başını çeken isim oldu.
Yarı final karşılaşmalarında top 4 seribaşı karşılaştı. Sürprizsiz bir turnuvaydı Malezya'nın aksine. Yarı finaller ise epey çekişmeli geçti. Berdych, geçen hafta Metz'i Tsonga'yı yenerek kazanan Simon'a karşı ilk seti tiebreak'te kaybettikten sonra, kendini toparladı ve maçı son sette 7-5 ile aldı. Diğer yarı final maçında Raonic de aynı şekilde Gasquet'e karşı ilk seti verdikten sonra geri döndü. Raonic maçında ilginç olan olay Gasquet'nin ikinci ve üçüncü set toplamında 10'dan fazla servisinde puan kaybetmemesine rağmen, sette kalma servislerinde aniden 0-40'a düşmesi oldu. İki sette de 2 kere arka arkaya lovegame yaptığı servis oyunlarının ardından servisini patır patır kırdırdı. Tecrübesiz de değil ki, neyin heyecanıysa artık... Final yarın Berdych ile Raonic arasında olacak. Berdych bir aksilik olmazsa kazanacaktır.
Malezya'da ise daha zayıf bir turnuva ve sürprizler vardı bolca. Bu yazın sürpriz Portekizli Joao Sousa, bayrağı Federico Gil ve Rui Machado'dan almış gibi görünüyor. Amerika Açık'ta elemelerden gelip 3. tura kadar yükseldikten sonra geçen hafta da St. Petersburg'da yarı final oynamıştı. Bu hafta da turnuvanın belki de tek dikkat çeken ismi David Ferrer'i, ki kendisi şu aralar çok formsuz, çeyrek finalde 6-2/7-6 ile geçti. Bugün de yarı finalde Jürgen Melzer'i 3 sette geçerek kariyerinin ilk ATP finaline ulaştı. Rakibi, daha önce oynadığı 7 finalin hepsini kaybeden Julien Benneteau olacak. Benneteau da Wawrinka gibi kaliteli bir ismi set vermeden eledi yarı finalde. Final için tecrübeli ve oyun olarak üstün olan Benny bence favori olan taraf. 32 yaşında artık bu fırsatı bir daha kolay kolay da bulamayabilir, o yüzden yarın desteğim de onundur. Ama eğer korta çıkınca aklına kaybettiği o finaller gelirse Sousa tecrübesiz mecrübesiz affetmeyip, o fırsatı değerlendirir ve üzer bizim Fransız'ı.
Djokovic-Wawrinka?
Pekin'in çiftler ana tablosu. Tablonun en alt tarafında sürpriz iki isim bizi bekliyor: Wawrinka ve Djokovic. Bu sene büyük rekabet içine giren bu ikilinin çiftler oynama kararını tam çözemedim. Yakın arkadaş desen değil, aynı ülke vatandaşı desen değil. Geçen sene sponsorluk dalgası sebebiyle Çin'de Federer, Zhang ile oynamıştı çiftlerde birlikte. Öyle bir şey de demek zor bence. İstek kimden kime gitti merak etmiyor değilim vallahi.
Yalnız kurada baya şanssızlarmış ayrıca, o da dikkatten kaçmasın. Bhupathi-Lindstedt 2 numaralı seribaşı ve Djokovic ile Wawrinka (özellikle Djokovic) iyi bir çiftler oyuncusu olmadığı için bu turu geçmeleri pek kolay olmayacak. Neyse belki smaç vurmayı öğrenir Djoker. (fanları kızmasın ama bu espriyi yapmak için daha uygun bir haber olamazdı eheh)
Yalnız kurada baya şanssızlarmış ayrıca, o da dikkatten kaçmasın. Bhupathi-Lindstedt 2 numaralı seribaşı ve Djokovic ile Wawrinka (özellikle Djokovic) iyi bir çiftler oyuncusu olmadığı için bu turu geçmeleri pek kolay olmayacak. Neyse belki smaç vurmayı öğrenir Djoker. (fanları kızmasın ama bu espriyi yapmak için daha uygun bir haber olamazdı eheh)
Tokyo: Şampiyon Kivi!
http://www.youtube.com/watch?v=rcszlH56J2A
Maçın geniş özeti burada. Dengesizlik de son nokta olmuş maç. İlk seti rahat alan Kvitova, sonra bagel yapan Kerber, sonra son sette 4-0 öne geçen Kvitova falan derken maçı zar zor bitirebilmiş Kivican.
Bu sonuçla sene sonunda İstanbul'a gelmek için baya önemli bir avantaj yakaladı Kvitova. Zaten 2011 şampiyonu olarak da İstanbul'un son senesinde olmasa bence olmazdı. Ve Stephens falan filan yerine en azından Azarenka, Serena gibi isimlere karşı biraz olsun karşı koyma şansının her zaman daha fazla olduğunu düşünüyorum olağanüstü dengesizliğine rağmen. 2012'nin başında kariyer zirvesi yaptıktan sonra bu yılı böyle geçirmesi üzdü ama bu yıl böyle eriyip gitti. Umarım seneye o 2011 formuna geri döner de seneye çılgın bir yıl izleyebiliriz kadınlarda. Umut fakirin ekmeği...
Maçın geniş özeti burada. Dengesizlik de son nokta olmuş maç. İlk seti rahat alan Kvitova, sonra bagel yapan Kerber, sonra son sette 4-0 öne geçen Kvitova falan derken maçı zar zor bitirebilmiş Kivican.
Bu sonuçla sene sonunda İstanbul'a gelmek için baya önemli bir avantaj yakaladı Kvitova. Zaten 2011 şampiyonu olarak da İstanbul'un son senesinde olmasa bence olmazdı. Ve Stephens falan filan yerine en azından Azarenka, Serena gibi isimlere karşı biraz olsun karşı koyma şansının her zaman daha fazla olduğunu düşünüyorum olağanüstü dengesizliğine rağmen. 2012'nin başında kariyer zirvesi yaptıktan sonra bu yılı böyle geçirmesi üzdü ama bu yıl böyle eriyip gitti. Umarım seneye o 2011 formuna geri döner de seneye çılgın bir yıl izleyebiliriz kadınlarda. Umut fakirin ekmeği...
Marsel, Nadal ile oynayabilir!
Marsel, bugün Pekin elemelerinde Kubot'u 3-6/6-3/7-6(4) ile geçmiş. Maçı takip edemedim ama söylenene göre son set tiebreak'inde mini-break dezavantajıyla 3-4 gerideyken üst üste 4 puan almayı başarmış. Geçen sene de Marsel aynı turda Kubot'u aynı turnuvada yenmeyi başarmıştı. Güzel bir tesadüf oldu.
Yarın Marsel, ana tablo için elemelerin 1 numarası Yen Hsun Lu ile oynayacak. Rakip oldukça zorlu ve formda. Turnuva Asya'da olduğu için bir nevi evinde de sayılabilir Tayvanlı oyuncu ama yine de Marsel'in şansı yok değil.
İşin en alengirli tarafı ise, Marsel'in kazanması halinde Nadal ile karşılaşmak için %25 şansının olması! Ana tabloya 4 tane elemelerden gelen oyuncu kalacak ve ilk turda Nadal, elemelerden gelen biriyle karşılaşıyor. Yarın Marsel kazanırsa, Türk tenisi için tarihi bir maça tanıklık etme şansımız matematiksel olarak %25. Tabii Marsel'in yarınki maçı kazanma ihtimalini de hesaba katarsak o ihtimal %10'lara falan da düşüyor. Ama şimdilik orasını karıştırmayın. :)
Yarın Marsel, ana tablo için elemelerin 1 numarası Yen Hsun Lu ile oynayacak. Rakip oldukça zorlu ve formda. Turnuva Asya'da olduğu için bir nevi evinde de sayılabilir Tayvanlı oyuncu ama yine de Marsel'in şansı yok değil.
İşin en alengirli tarafı ise, Marsel'in kazanması halinde Nadal ile karşılaşmak için %25 şansının olması! Ana tabloya 4 tane elemelerden gelen oyuncu kalacak ve ilk turda Nadal, elemelerden gelen biriyle karşılaşıyor. Yarın Marsel kazanırsa, Türk tenisi için tarihi bir maça tanıklık etme şansımız matematiksel olarak %25. Tabii Marsel'in yarınki maçı kazanma ihtimalini de hesaba katarsak o ihtimal %10'lara falan da düşüyor. Ama şimdilik orasını karıştırmayın. :)
22 Eylül 2013 Pazar
Hafta Şampiyonları
Bu haftanın şampiyonları Simon, Zhang, Radwanska vee Gulbis!
Zhang görece zayıf tablolu Guangzhou turnuvasını kazandı. Burada Cirstea bir, Cornet iki nolu seri başı isimlerdi. Haftanın sürprizi elemelerden finale kadar gelen, çiftlerde eski dünya bir numaralarından Vania King oldu.
Seul ise Radwanska ve Kirilenko'lu kadrosuyla daha göz doldurucuydu. Burada dikkat çekenler Us Oepn'da feleğin sillesini ilk turda yeyip burada yarı final gören Schiavone, çeyreğe giden Kimiko ve 92'li İspanyol Arruabarrena oldu. Arruabarrena'nın şu anki sıralaması düşük ama ileride ilk 50'de salınan bir oyuncu olabilir gibi.
Fransa'da US Open'ı pas geçen Tsonga ve Gilles Simon ağır konuklardı. Bu iki isme rağmen sönük ve Fransız ağırlıklı tablodan sürpriz çıkmadı ve ağır konukların finalinden Simon galibiyetle ayrıldı. bir parlayıp çabuk sönen Kamke de burada çeyrek gördü bu arada. Tsonga'yı da çeyrekte epeyce zorlamış.
Haftanın en şenlikli turnuvası St Petersburg'daydı. Gulbis'in viykleyen ayakkabıalrı ve Fognini'nin tripleri haftaya damga vurdu. Fognini'nin maç oyununda maçı bırakması, Gulbis'in Agut maçında ayakkabılarının sesi ile zaman zaman kasten rakibi sinir etmesi falan derken bu rengarenk turnuvanın galibi finalde Garcia-Lopez'i yenen Gulbis oldu. GGL geçen hafta İstanbul'daydı ama istediğini alamadı, Kukushkin şampiyon oldu hatırlarsanız.
Zhang görece zayıf tablolu Guangzhou turnuvasını kazandı. Burada Cirstea bir, Cornet iki nolu seri başı isimlerdi. Haftanın sürprizi elemelerden finale kadar gelen, çiftlerde eski dünya bir numaralarından Vania King oldu.
Seul ise Radwanska ve Kirilenko'lu kadrosuyla daha göz doldurucuydu. Burada dikkat çekenler Us Oepn'da feleğin sillesini ilk turda yeyip burada yarı final gören Schiavone, çeyreğe giden Kimiko ve 92'li İspanyol Arruabarrena oldu. Arruabarrena'nın şu anki sıralaması düşük ama ileride ilk 50'de salınan bir oyuncu olabilir gibi.
Fransa'da US Open'ı pas geçen Tsonga ve Gilles Simon ağır konuklardı. Bu iki isme rağmen sönük ve Fransız ağırlıklı tablodan sürpriz çıkmadı ve ağır konukların finalinden Simon galibiyetle ayrıldı. bir parlayıp çabuk sönen Kamke de burada çeyrek gördü bu arada. Tsonga'yı da çeyrekte epeyce zorlamış.
Haftanın en şenlikli turnuvası St Petersburg'daydı. Gulbis'in viykleyen ayakkabıalrı ve Fognini'nin tripleri haftaya damga vurdu. Fognini'nin maç oyununda maçı bırakması, Gulbis'in Agut maçında ayakkabılarının sesi ile zaman zaman kasten rakibi sinir etmesi falan derken bu rengarenk turnuvanın galibi finalde Garcia-Lopez'i yenen Gulbis oldu. GGL geçen hafta İstanbul'daydı ama istediğini alamadı, Kukushkin şampiyon oldu hatırlarsanız.
16 Eylül 2013 Pazartesi
14 Eylül 2013 Cumartesi
12 Eylül 2013 Perşembe
US Open: Rafa & Serena Reloaded
En çok kazanmasını istediğim iki kişinin kazandığı bir başka slam oldu...
Serena-Azarenka finali de, Rafa-Novak finali de önce beni mutlu etti, sonra saç baş yoldurdu, sonra tekrar mutlu etti.
Serena aslında zaten çok rahat başlamamıştı. Rüzgar servis oyunlarını epeyce bozdu, break alsa bile hemen geri veriyordu. İlk seti zor da olsa kapattıktan sonra ikinci sette iki kez maç için servis atarken servis kırdırınca bir "Eeh" dedim, sonra seti de verince isyan edip uyumaya gittim. Ama uyuyamadım tabi. İkinci sete hiçbir şey olmamış gibi başladı Serena ve break break üstüne derken 6-1 ile şampiyon oldu. Şampiyon olduktan sonra bile hemen gerginliğini atamadı, maç boyunca rüzgara söylendi zaten. Turnuva performansının altında kaldı finale, Azarenka ise beklenenden iyi oynadı. Güzel maç oldu.
Erkekler finalinin seyri de neredeyse aynı gelişti. Tek fark Rafa'nın rahat başlamasıydı. İlk seti rahat rahat aldı 6-2 ile. Maçta Novak aynen 2010 finalindeki "Ya hep ya hiç" taktiği ile oynadı. Bu taktiğin getirisi götürüsü belli; tuttuğunda kortta efsaneye dönüşüp rakibe nefes aldırmıyorsunuz. Tutmadığında da abuk subuk hatalarla rezil oluyorsunuz. Maçı kazanmak için taktiğin setlerin hangi anlarında tuttuğu çok önemli; bir de rakibin moralinin çöküp çökmeyeceği. Rafa bu tarz rüzgarların dinmesini bekleyecek kadar sabırlı olduğundan maçı koparttı. İkinci sette hem Novak daha az hata yaptı, hem de Nadal biraz düştü. Üçüncü set hemen break ile başlayınca ben yine uyumaya gittim ve yine uyuyamadım. Nadal bu sette yılın muammasına imza atarak seti çevirdikten sonra son set de aynen Serena'nın maçındaki gibi 6-1 bitti.
Erkekler finali ile ilgili bir not: Nadal fiziksel olarak iyi değildi. Hatta resmen acı çekiyordu. Bunu topa vururkenki bağırmalarından anlayabilirsiniz; iyi olduğunda sesi fazla çıkmıyor, kötü olduğunda kolu-bacağı kopuyor gibi bağırıyor. Madrid'de yine Djokovic ile oynadığı yarı finaldeki gibi yani. Djokovic bunu farketse ve sadece biraz dirense maçın gidişi değişebilirdi bence.
Serena-Azarenka finali de, Rafa-Novak finali de önce beni mutlu etti, sonra saç baş yoldurdu, sonra tekrar mutlu etti.
Serena aslında zaten çok rahat başlamamıştı. Rüzgar servis oyunlarını epeyce bozdu, break alsa bile hemen geri veriyordu. İlk seti zor da olsa kapattıktan sonra ikinci sette iki kez maç için servis atarken servis kırdırınca bir "Eeh" dedim, sonra seti de verince isyan edip uyumaya gittim. Ama uyuyamadım tabi. İkinci sete hiçbir şey olmamış gibi başladı Serena ve break break üstüne derken 6-1 ile şampiyon oldu. Şampiyon olduktan sonra bile hemen gerginliğini atamadı, maç boyunca rüzgara söylendi zaten. Turnuva performansının altında kaldı finale, Azarenka ise beklenenden iyi oynadı. Güzel maç oldu.
Erkekler finalinin seyri de neredeyse aynı gelişti. Tek fark Rafa'nın rahat başlamasıydı. İlk seti rahat rahat aldı 6-2 ile. Maçta Novak aynen 2010 finalindeki "Ya hep ya hiç" taktiği ile oynadı. Bu taktiğin getirisi götürüsü belli; tuttuğunda kortta efsaneye dönüşüp rakibe nefes aldırmıyorsunuz. Tutmadığında da abuk subuk hatalarla rezil oluyorsunuz. Maçı kazanmak için taktiğin setlerin hangi anlarında tuttuğu çok önemli; bir de rakibin moralinin çöküp çökmeyeceği. Rafa bu tarz rüzgarların dinmesini bekleyecek kadar sabırlı olduğundan maçı koparttı. İkinci sette hem Novak daha az hata yaptı, hem de Nadal biraz düştü. Üçüncü set hemen break ile başlayınca ben yine uyumaya gittim ve yine uyuyamadım. Nadal bu sette yılın muammasına imza atarak seti çevirdikten sonra son set de aynen Serena'nın maçındaki gibi 6-1 bitti.
Erkekler finali ile ilgili bir not: Nadal fiziksel olarak iyi değildi. Hatta resmen acı çekiyordu. Bunu topa vururkenki bağırmalarından anlayabilirsiniz; iyi olduğunda sesi fazla çıkmıyor, kötü olduğunda kolu-bacağı kopuyor gibi bağırıyor. Madrid'de yine Djokovic ile oynadığı yarı finaldeki gibi yani. Djokovic bunu farketse ve sadece biraz dirense maçın gidişi değişebilirdi bence.
8 Eylül 2013 Pazar
"Finallere Bir İki!"
O kadar sürprizdi, şoktu derken yine finallere 1 ve 2 numaralar geldi.
Tahmin yapmadan analiz yapmaya çalışayım.
Serena daha bir maçta beşten fazla oyun kaybetmedi. Yani en çok zorlandığı maçta kaybettiği oyun sayısı, set kaybetmesine yetmiyor. Son yıllarda en az zorlandığı turnuva olabilir bu. Azarenka ise aynı ivmeyle gitmese de görece kolay bir yarı final geçirdi.
Rafael Nadal'ın tarafındaki önemli seri başları kendi kendini imha edince yolu görece kolaylaştı, en azından oluşan intiba bu yönde. Robredo hariç gelen isimler bence potansiyel diğer isimlerden daha kolay değillerdi ama. Kohli zaten set aldı, Gasquet de Ferrer'den daha fazla direnç gösterdi; hatta servis bile kırdı.
Djokovic aynen Azarenka gibi aşırı rahat olamadan ilerledi. Murray'i eleyen Wawrinka ile oynadı yarı finali. Murray de ayrı bir cins demek istiyorum; ama o tarafta ne Djokovic'in ne de Murray'in formu, rakipler arasındaki orantısız seviye farkı nedeniyle anlaşılamıyordu.
Çiftlerde Bryan'ların takvim slami yapamaması heyecanı bitirdi gibi. Finale Stepanek uyuzu ve Paes gıcığından oluşan çiftle, son yıllardaki partner hareketliliğini iyi değerlendirip aradan sıyrılan Peya/Soares çifti oynayacak.
Kadınlarda da Williams çifti elendi malesef. Onları eleyen Hradecka/Hlavackova çifti şampiyon oldu.
Tahminim yok. İyi oynayan kazansın.
Tahmin yapmadan analiz yapmaya çalışayım.
Serena daha bir maçta beşten fazla oyun kaybetmedi. Yani en çok zorlandığı maçta kaybettiği oyun sayısı, set kaybetmesine yetmiyor. Son yıllarda en az zorlandığı turnuva olabilir bu. Azarenka ise aynı ivmeyle gitmese de görece kolay bir yarı final geçirdi.
Rafael Nadal'ın tarafındaki önemli seri başları kendi kendini imha edince yolu görece kolaylaştı, en azından oluşan intiba bu yönde. Robredo hariç gelen isimler bence potansiyel diğer isimlerden daha kolay değillerdi ama. Kohli zaten set aldı, Gasquet de Ferrer'den daha fazla direnç gösterdi; hatta servis bile kırdı.
Djokovic aynen Azarenka gibi aşırı rahat olamadan ilerledi. Murray'i eleyen Wawrinka ile oynadı yarı finali. Murray de ayrı bir cins demek istiyorum; ama o tarafta ne Djokovic'in ne de Murray'in formu, rakipler arasındaki orantısız seviye farkı nedeniyle anlaşılamıyordu.
Çiftlerde Bryan'ların takvim slami yapamaması heyecanı bitirdi gibi. Finale Stepanek uyuzu ve Paes gıcığından oluşan çiftle, son yıllardaki partner hareketliliğini iyi değerlendirip aradan sıyrılan Peya/Soares çifti oynayacak.
Kadınlarda da Williams çifti elendi malesef. Onları eleyen Hradecka/Hlavackova çifti şampiyon oldu.
Tahminim yok. İyi oynayan kazansın.
6 Eylül 2013 Cuma
4 Eylül 2013 Çarşamba
3 Eylül 2013 Salı
US Open: "Vay Arkadaş..."
Ne tahminde bulunduysam tersi çıktı. Tutan tek tahminim Federer'in çeyrek finale doğru dökülmeye başılıyor oluşu ile ilgililiydi ki kendisi dördüncü turda patladı. Bakalım neleri tutturmadım...
-Yarıya gidebilir dediğim Halep elendi.
-Serena tarafı Radwanska ve Kerber'in patlamasıyla az da olsa açıldı.
-Robredo Federer'i yendi. Ona da aynen Navarro örneğindeki gibi şans vermiyordum, fena yanılttı.
-Nadal'ın kurası açılmış oldu. Ama en azından Kohli beni yanıltmayıp parazitini yaptı.
Şu dakikadan sonra "Bekleyelim görelim" moduna geçiyorum. Anlaşılıyor ki teniste bir geçiş evresindeyiz, jenerasyonlar arası kayma var ve dengeler değişiyor.
Bu arada Ferrer bu yıl slamlerde Federer'den çok daha iyi performans gösterdi. İkisi de Avustralya Açık'ı yarı finalde tamamlarken, RG'da Ferrer final, Federer çeyrek, Wimbledon'da Ferrer çeyrek Federer ikinci tur, burada ise Ferrer en az çeyrek ve Federer dördüncü tur yaptı.
Hayır tamam kare astan Federer'i çıkarıp yerine Ferrer'i koyalım demiyorum ama bu adamcağız niye hala yan kortta oynuyor???
-Yarıya gidebilir dediğim Halep elendi.
-Serena tarafı Radwanska ve Kerber'in patlamasıyla az da olsa açıldı.
-Robredo Federer'i yendi. Ona da aynen Navarro örneğindeki gibi şans vermiyordum, fena yanılttı.
-Nadal'ın kurası açılmış oldu. Ama en azından Kohli beni yanıltmayıp parazitini yaptı.
Şu dakikadan sonra "Bekleyelim görelim" moduna geçiyorum. Anlaşılıyor ki teniste bir geçiş evresindeyiz, jenerasyonlar arası kayma var ve dengeler değişiyor.
Bu arada Ferrer bu yıl slamlerde Federer'den çok daha iyi performans gösterdi. İkisi de Avustralya Açık'ı yarı finalde tamamlarken, RG'da Ferrer final, Federer çeyrek, Wimbledon'da Ferrer çeyrek Federer ikinci tur, burada ise Ferrer en az çeyrek ve Federer dördüncü tur yaptı.
Hayır tamam kare astan Federer'i çıkarıp yerine Ferrer'i koyalım demiyorum ama bu adamcağız niye hala yan kortta oynuyor???
1 Eylül 2013 Pazar
US Open: İkinci Haftaya Doğru
Hemen duruma bir bakalım...
Çokoprensese nazar değdirdim. Baskıyı kaldıramadı ve ikinci turda elendi. Bir daha üzerinde baskı kurmayacağıma dair kendisine söz veriyorum. Aslında bakıyorum da çiftlerde dünya bir numarası, top oyuncu olmaya alışması lazım artık.
Kvitova'da mikroplandığı için elendi ve dördüncu turu göremedi. Roland Garros'tan sonra ivme bulan Halep, Kirilenko'yu dağıtmak suretiyle Venus ve Kuznetsova'yı eleyen Pennetta'nın rakibi oldu. Halep'in RG sonrası 4 mağlubiyeti var ancak hepsi de önemli turnuvalarda. En büyük sıkıntısı da bu. Çeyreğindeki tüm önemli seri başlarının elenmesi yarı final yolunu epeyce açtı.
Azarenka'nın çeyreği zaten zayıftı, iyice boşaldı. Ancak Azarenka'da bir ivme kaybı görünüyor, yine de buradan finale gelemezse yazıklar olsun. Önündeki en tehlikeli isim Halep olarak görünüyor. Serena'da ise bir sarsıntı yok şimdilik ama yoluna önce Stephens, sonra muhtemelen Kerber ve sonra Li-Radwanska galibi çıkacak finalden önce. Hepsi zor rakipler. İlk 3 turun içinde de Schiavone ve Shvedova ile karşılaştı, düşünün kuranın zorluğunu. Bulunduğu dilimdeki seri başları tam gaz gidiyor, hiç önemli fire yok desek abartmış olmayız.
Erkeklerde kare as formalite maçlarına devam ediyor. Zorlanan yok içlerinde. Nadal'ın kurası Isner'in dün elenmesiyle biraz hafifledi; ancak Verdasco yerine gelen Dodig ve Isner yerine gelen Kohlschreiber sürprizli isimler. Dikkat etmezse sorun çıkabilir. Federer de üçüncü turda Mannarino ile oynadıktan sonra 4. turda çabasına saygı ve hayranlık duyduğum ancak hiç şans vermediğim Robredo ile oynayacak. Bu çeyrek Fedal çeyrek finali için geri sayıyor.
Ferrer'in çeyreği ise kolaydı; son durumda olabilecek en zor şekilde devam ediyor. Sırasıyla Tipsarevic ve sonrasında Raonic-Gasquet galibi ile oynayacak. Şu an bana buradaki en tehlikeli isim Raonic gibi görünüyor açıkçası. Ferrer bu sefer yarıya iyice zorlanarak gelebilir, belki gelemeyedebilir.
Murray için de çeyrek finale kadar hava açık görünüyor. Berdych şu ana dek 5 numaranın hakkını veriyor, çeyreğe de gelmesi için önündeki en büyük engel Wawrinka.
Djokovic ise tablonun en kolay çeyreğinde sefa sürüyor. Del Potro da elendi ve bu çeyrekte adam kalmadı. Haas var bir tek ama onu da yarı finalist olarak hayal edemiyorum artık. Murray ve Djokovic'in kurası gerçekten kolay. Şu ana dek rahat ilerliyorlar ama ben yine de bu ikisinin tutukluk yapma olasılığını yüksek görüyorum.
Sanırım turnuvanın en izlemeye değmez yarı finali Murray-Djokovic olacak. Zaten ikisinin sert zemin maçları bayık geçiyor; bir de bunlar yarı finale kadar vites artırmaya da gerek görmeyecekler, artık yarı finalde ikisi de kontra atak oyununa yatar, 150 vuruşluk ralli izleriz. Ya da izlemeyiz, şahsen benim zamanım kıymetli. 5 sete mi gider, 7 saatte mi biter bilemem. Tablonun altından gelecek olan isim iyi ritm tutturur, fazla da yıpranmazsa finalde buradan gelecek olanı silindir gibi ezebilir. Gerçi turnuvanın ne getireceği belli olmaz ama şu anki manzara böyle gibi.
Çokoprensese nazar değdirdim. Baskıyı kaldıramadı ve ikinci turda elendi. Bir daha üzerinde baskı kurmayacağıma dair kendisine söz veriyorum. Aslında bakıyorum da çiftlerde dünya bir numarası, top oyuncu olmaya alışması lazım artık.
Kvitova'da mikroplandığı için elendi ve dördüncu turu göremedi. Roland Garros'tan sonra ivme bulan Halep, Kirilenko'yu dağıtmak suretiyle Venus ve Kuznetsova'yı eleyen Pennetta'nın rakibi oldu. Halep'in RG sonrası 4 mağlubiyeti var ancak hepsi de önemli turnuvalarda. En büyük sıkıntısı da bu. Çeyreğindeki tüm önemli seri başlarının elenmesi yarı final yolunu epeyce açtı.
Azarenka'nın çeyreği zaten zayıftı, iyice boşaldı. Ancak Azarenka'da bir ivme kaybı görünüyor, yine de buradan finale gelemezse yazıklar olsun. Önündeki en tehlikeli isim Halep olarak görünüyor. Serena'da ise bir sarsıntı yok şimdilik ama yoluna önce Stephens, sonra muhtemelen Kerber ve sonra Li-Radwanska galibi çıkacak finalden önce. Hepsi zor rakipler. İlk 3 turun içinde de Schiavone ve Shvedova ile karşılaştı, düşünün kuranın zorluğunu. Bulunduğu dilimdeki seri başları tam gaz gidiyor, hiç önemli fire yok desek abartmış olmayız.
Erkeklerde kare as formalite maçlarına devam ediyor. Zorlanan yok içlerinde. Nadal'ın kurası Isner'in dün elenmesiyle biraz hafifledi; ancak Verdasco yerine gelen Dodig ve Isner yerine gelen Kohlschreiber sürprizli isimler. Dikkat etmezse sorun çıkabilir. Federer de üçüncü turda Mannarino ile oynadıktan sonra 4. turda çabasına saygı ve hayranlık duyduğum ancak hiç şans vermediğim Robredo ile oynayacak. Bu çeyrek Fedal çeyrek finali için geri sayıyor.
Ferrer'in çeyreği ise kolaydı; son durumda olabilecek en zor şekilde devam ediyor. Sırasıyla Tipsarevic ve sonrasında Raonic-Gasquet galibi ile oynayacak. Şu an bana buradaki en tehlikeli isim Raonic gibi görünüyor açıkçası. Ferrer bu sefer yarıya iyice zorlanarak gelebilir, belki gelemeyedebilir.
Murray için de çeyrek finale kadar hava açık görünüyor. Berdych şu ana dek 5 numaranın hakkını veriyor, çeyreğe de gelmesi için önündeki en büyük engel Wawrinka.
Djokovic ise tablonun en kolay çeyreğinde sefa sürüyor. Del Potro da elendi ve bu çeyrekte adam kalmadı. Haas var bir tek ama onu da yarı finalist olarak hayal edemiyorum artık. Murray ve Djokovic'in kurası gerçekten kolay. Şu ana dek rahat ilerliyorlar ama ben yine de bu ikisinin tutukluk yapma olasılığını yüksek görüyorum.
Sanırım turnuvanın en izlemeye değmez yarı finali Murray-Djokovic olacak. Zaten ikisinin sert zemin maçları bayık geçiyor; bir de bunlar yarı finale kadar vites artırmaya da gerek görmeyecekler, artık yarı finalde ikisi de kontra atak oyununa yatar, 150 vuruşluk ralli izleriz. Ya da izlemeyiz, şahsen benim zamanım kıymetli. 5 sete mi gider, 7 saatte mi biter bilemem. Tablonun altından gelecek olan isim iyi ritm tutturur, fazla da yıpranmazsa finalde buradan gelecek olanı silindir gibi ezebilir. Gerçi turnuvanın ne getireceği belli olmaz ama şu anki manzara böyle gibi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


